23 Aralık 2008

Kümede Kalma Ekseninde Kirli Türk Sporu



Daha öncesini pek takip etmedim ama Ali Şen ve Aziz Yıldırım'ın başkan olduğu dönemlerde, kendilerinin ve yönetim kurulu üyelerinin tavırları, taraftarlarının Kadıköy'de rakip takım taraftarlarına, teknik heyetlere ve rakip futbolculara yaptıkları hareketlerin sonucunda Fenerbahçe, Anadolu şehirlerinde nefret edilen bir kulüp, camiaya dönüşmüştür. Galatasaray'ın son 20 yılda gelişen önemli Avrupa başarılarıyla birlikte Anadolu'da ciddi sempati kazandığı gerçeği de önümüzde duruyor.

Bu gözlemin ışığında Anadolu'dan daha çok deplasmanın olduğu sezonlarda -Diyarbakır, Erzurum, Van, Malatya, Samsun vb.- bu takımlardan Fenerbahçe'nin Galatasaray'a göre hep az puan aldığı gibi bir yargı oluşmuştur zihnimde. Aslında kısa bir araştırmayla en azından genelleme yaparak bunun doğru olup olmadığı bulunabilir.

Her olaya Galatasaray'ın yararına olmalı perspektifinden baktığım için -tarafsız olmaya inanmıyorum çünkü açık bir şekilde tarafım- daha çok Anadolu deplasmanı olan bir ligi Ankara, İstanbul takımlarının olduğu bir lige tercih ederim.

Dolayısıyla Ankaraspor ve İBB'in düşmesini isterim. Hacettepe ya da G. Oftaş da bu kategoriye giriyor ama her sezon Fenerbahçe'den puan alıyorlar, kümede kalma meselesini bu açıdan da değerlendirmek gerekir. Ankaraspor'un düşmesi sadece temenni tabi ki, gerçeğe dayalı bir yorum değil.

İstanbul'a yakın olan deplasmanlara karşı da bir yargı oluşmuştur zihnimde, bu doğru olmayabilir, Fenerbahçe'nin Galatasaray'a yakın belki de daha fazla puanlar aldığını düşünürüm Marmara ve civarından. Kocaeli, Eskişehir, Bursa, Sakarya örnek olabilir bu duruma. Bunu da şöyle açıklıyorum kendime, yakın deplasmanlar olduğu için, komfora alışmış, yabancıları el üstünde tutulan, zorluğa gelemeyen kadrolar oluşturan Fenerbahçe'yi bu deplasmanların daha az etkilediğini düşünüyorum Diyarbakır, Denizli vb. şehirlere göre.

Bu tezin antitezi iki takım kurcalar hep zihnimi, birisi Gaziantepspor, bir diğeri de Gençlerbirliği. Aslında Gaziantep 2000 yılından önce Fenerbahçe'yi çok zorlayan bir deplasmandı, Gaziantep Fen Lisesi'nde okuduğum dönemdeki maçlarından birisinde 5-1 gibi bir hezimete de uğramıştı Fenerbahçe'yi. Ne olduysa o 4-3'lük maçtan sonra oldu ve bu sezona kadar, Oğuz Dağlaroğlu etkisiyle de sürekli kaybettiler.

Yine 90'lı yıllarda Fenerbahçe'nin başına bela olan Gençlerbirliği -özellikle Ümit Karan- 2000'li yıllarda bu algıyı yok etme uğraşına girdi.

Aziz Yıldırım'ın takıntılı olduğu, eziklik hissettiği, komplekse kapıldığı bazı durumlar olduğu düşüncesine girmemi sağlıyor bu tür algı değişimleri. Galatasaray'a, Efes Pilsen'e, Beşiktaş'a, İlhan Cavcav'ın da etkisiyle Gençlerbirliği'ne ve tabi ki Trabzonspor'a kaybetmemek hep nefretin, daha önceleri sürekli kaybetmenin, takıntının bir ürünü olarak karşımıza çıkıyor aslında. Bir anlamda Aziz Yıldırım bunu motivasyon olarak kullanıp Fenerbahçe'ye karşı düşmanlar yaratıyor ve bu yöntemle en azından Türkiye'de belli maçları kazanmasını sağlıyor takımının. Bu yönteme sıkı sıkıya bağlı olmasından dolayı da 4-0 kazandığı bir Galatasaray maçından sonra şampiyon olduğunu zannedebiliyor ya da Avrupa'da Yıldırım'ın kendi deyimiyle tesadüf sonucu ulaşılan bir Çeyrek Final dışında istikrarlı başarılar elde edilemiyor.

Trabzonspor örneğini de verebiliriz Gençlerbirliği ve Gaziantepspor'a ek olarak.

Tekrar konuya döneyim. Tüm bu yazdıklarımın ekseninde Kocaelispor'un da düşmesi iyi olabilir.

Bir de kesinlikle düşmemesi gereken iki takım var. Bunlardan biri, artık Fenerbahçe'ye kaybediyor olmasına rağmen Fenerbahçe'nin yarattığı ve Türk Futbolu'na egemen olmaya çalışan zihniyetin karşısında olan, her ne olursa olsun Galatasaraylıyım da diyebilen İlhan Cavcav'ın takımı Gençlerbirliği, bir diğeri de Aziz Yıldırım'ın düşmesi için özel çabalar gösterdiğini bildiğimiz Denizlispor.

Aziz Yıldırım'ın kuklası, Galatasaray camiasında büyüyüp sonradan satılığa çıkan Göksel Gümüşdağ'ın İBB'si, Galatasaray 3 vasat üzeri oyuncusunu kiralık vererek, o sezon kümede kalmasına yardımcı olmasına rağmen sezon sonunda sözünü tutmayıp Özer Hurmacı'yı Galatasaray'a vermeyen Fenerbahçe'li İ. Melih Gökçek'in Ankaraspor'u, tezimden ve futbolcularını kiralık vermesinden dolayı Aziz Yıldırım'la ilişkisi olduğunu düşündüğüm Kocaelispor'un da düşmesini isterim. Bu listeye Fenerbahçeli olduğunu her platformda dile getiren Bülent Uygun ve Mecnun Odyadmaz'ın Sivasspor'unu, Levent Kızıl'ın Bursaspor'unu da ekleyebilirim. İkisi bu sezon, diğer üçü de önümüzdeki sezon düşerler umarım.

Antalya 3 büyükler için her zaman güle oynaya gelinen bir deplasman oldu, çok sevdiğim, bağlantımın olduğu da bir şehir düşmesini istemem.

Ne isterim kısmından sonra ne olabilir, ona da değineyim.

Ankaragücü'nü düşürmezler, İBB'yi de öyle. İlhan Cavcav'dan ve oyunundan dolayı Hacettepe düşer, Kocaelispor 2. yarı bir dönem Vanspor'un yaptığı gibi destekli bir çıkış yapabilir, Denizlispor ve Gençlerbirliği'ni de düşürmek için canla başla mücadele edecektir Oğuz Sarvan'ın MHK'sı ve Mahmut Özgener'in TFF'si. Antalya aldığı puan kadar kötü oynamıyor ama etkisiz eleman konumunda şu an, Aziz Yıldırım tarafı da gözükmüyor, başka bir tarafa da yakın değil, o da düşebilir sanırım, bu oyunla düşeceğini tahmin etmiyordum aslında sezon başında.

Aziz Yıldırım'ın oluşturduğu, Fenerbahçe menfaatleri dışında hiçbir şey gözetmeyen, Anadolu kulüplerine sürekli yalan vaatler ve zararlar veren bu Federasyon'un, PFDK'ın ve MHK'nın yıpratılması adına Aziz Yıldırım'ın istediği bazı şeylerin olmaması gerekiyor. Bunlardan birisi Denizlispor ve Gençlerbirliği'nin küme düşmemesidir. Bir diğeri de Ahmet Çakar'ın ortaya attığı, Oğuz Sarvan'ın MHK Başkanlığı görevini bırakması ve yerine eski başkanlardan ve Galatasaraylı diye görevden alınan Ahmet Güvener'in getirilmesi isteğidir. Bir başka nokta Kulüpler Birliği Başkanlığı'nı da eline alan Aziz Yıldırım'a karşı, herhangi bir sebeple -yayın ihalesi, gelirler dağılımı, yabancı sınırlaması gibi- Adnan Polat ya da Sadri Şener önderliğinde Anadolu kulüplerini de yanına alan bir yapılanmaya gidilmesidir. Adnan Polat'ın ciddi atılımlarıyla güçlenen futbol takımının ve amatör branşların daha başarlı olması adına da federasyon yönetimlerinde değişikliğe gidilmesi zorunludur. Yüzme vb. sporlarda Fenerbahçe'nin adının geçtiği türlü skandalları her yıl okuyoruz ve nedense haber değeri olmadığı düşünülen bu durumların üzerine gitmeyi istemiyor taraflı Türk spor medyası. Aziz Yıldırım'la baş edebilen Haluk Ulusoy çevresinde bir federasyon bile düşünülebilir kanımca.

Şayet bunlar olmazsa, kadronuza Lincoln'den, Kewell'dan, Baros'dan daha iyi oyuncular da getirseniz, Fenerbahçe iteklenerek lige her daim ortak edilebilir, sonrasında da ivme yakalarsa şampiyon da olabilir.

Türk sporu üzerindeki kirli eller konusuna kümede kalma üzerinden yönelmiş iken, bu gece Galatasaray - Oyak Renault basketbol karşılaşmasında takıldığım noktalara da yer vereyim yazımın sonunda. Ayhan Şahenk'in Şeref Tribünü karşısı, maç kamerası karşısı, tayfanın bulunduğu tribünün ön kısmına, pembe koltuklara taraftar alınmadı. Taraftar baskısını azaltan, Galatasaray'ın hem bayan hem erkek takımının şampiyon olmasını engelleyici bir hareket olarak görüyorum bunu. Ön kısmın maça, hakeme etkisi yadsınamaz bir gerçek, oysa Abdi İpekçi'de Fenerbahçeli taraftarlar takımlarıyla iç içe oturuyorlar, mola dönüşlerinde takımlarını motive ediyorlar. Aziz Yıldırım'ın bir diğer kuklası, Galatasaray'ın eski basketbolcusu, makam kazanma hırsına yenilerek satılığa çıkan Turgay Demirel'in ön kısma taraftar alınmama konusunda etken olduğunu düşünüyorum. Ayrıca 58 - 66 kaybedilen Fenerbahçe Bayan Basketbol maçı hakemi Rüştü Nuran, Oyak maçında da görevini başarıyla yerine getirdi, Galatasaray'ın en etkili oyuncusu Hüseyin'i oyun dışı bırakmak için elinden ne geliyorsa yaptı. Bu hakem açık bir şekilde maçları Galatasaray aleyhine bitirmeye çalışıyor, bu durumun yönetim, Ahmet Dedehayır tarafından sorgulanması, hakların aranması gerekiyor.

Türk futbolu ve basketbolunun gelişimini önemsemeyen, sadece Fenerbahçe'nin koşulsuz başarısına endeksli bir Cumhuriyet kurma çabası içerisinde olanların yönetimindeki Türk sporu bu kirli yapılanmadan bir an önce temizlenmelidir.

23 Aralık 2008

A. Eren Loğoğlu

Hiç yorum yok: