15 Haziran 2009

Hazımsızlar!



Türk Basketbol Tarihi'nin en kara günlerinden biriydi dün.

TBL Final Serisi 5. maçından bahsediyorum, öncesinde, Abdi İpekçi'de yaşanan rezaletlerin, verilmeyen cezaların bilindiğini varsayarak.

Fenerbahçe'nin anlayışıdır, sporu algı biçimidir dün gece oynanan maç.

Yöneticisinden basketbol oyuncusuna, teknik heyetinden taraftarına kadar içine düştükleri dehlizin resmidir yaşananlar.

En pahalı, e haliyle en kalite oyuncular, en çok para, tesis, stad bizde, Federasyonlar bizde, nasıl olur da biz yeniliriz algısı yaratıyor yalanlarla kandırılmış bünyelerinde.

En çok formayı biz sattık, Fenerium, Fenercell, Ülker ortaklıkları var, Başbakan bizden, Cihan Kamer'i aldık yönetime, Topbaş'ın oğlunu da, 3 yılda 3 defa şampiyon da olacağız, söz veriyorum diyebilenlerin yarattığı bir algıdır bu.

Sezonun bütün başarısızlığını bir Mehmet Topuz transferiyle halının altına süpürenlerin, Fenerbahçe bir Cumhuriyettir -demokrasinin olmadığı- diyenlerin, adı konamaz büyüklüklere inandırılanların oluşturduğu bir yanılsamadır bu.

Fenerbahçe yenilemez, yenilmemeli algısını oluşturduysan, her yenilgiye bahane bulur, başını bir kere de eğip salondan, sahadan ayrılamazsın, bünye kabul etmez çünkü kaybetmeyi, zehirlenmiştir.

Oyun 68 - 68, faul var veya yok, kanımca var da, top kenardan oyuna dahil olduğu için sportmenlik dışı faul çalınır ve olaylar gelişir.

Rasim Başak, kameralara ağzından salyalar saçarak küfrederken yakalanır, hakem duyduğu ve gördüğü halde, oyundan da atılmaz. O kadar karaktersiz bir adamdır ki bu, hızını alamaz, skorboard bilgilerinin tutulduğu masaya saldırır, muhtemelen bilgilerin tekrar girilmesinin de sorumlusudur, sanırım oradaki alet erdevat da tahrip oldu. Masa civarında bir kadın, masada oturanlardan olmalı, duruma isyan etti, haklıydı da. Kadınların bulunduğu bir masaya da saldırdılar, yaptılar bunu. Mirsad'dan bahsetmeye gerek var mı, sahte ben ne yaptım bakışları, taraftarı galeyana getiren eylemleri ve küfürleriyle yine ön plandaydı. Sahaya atılanlar var bir de. Federasyon ceza vermez ne kulübe ne de oyunculara, böyle de bir tiyatrodur Fenerbahçe'nin maçları.

Haislip boşuna atmamıştı o yumruğu, bu coğrafyadan olmayan birinin isyanıydı yapılan haksızlıklara!



Maç sonunda, bu hakemlerin kapasitesi yetersiz diyen Fenerbahçeli yöneticiler vardı ayrıca. Özaydınlı, Aziz Yıldırım'ın kurduğu düzeni açıkça ortaya koyuyordu:

"O zaman biz hep beraber Federasyonu görücez. Ciddi bir şekilde görücez. Nasıl seçimleri kazanıyolarsa, onlar anlıyolardır, biz de bazı şeyleri görmeye başlicaz."

Onlar anlıyorlardır diyor, aba altından sopa gösteriyor, sizi biz oraya getirdik, indirmesini de biliriz, ne zaman diyor bunu, Efes'e karşı 3 yıldır oynanılan serilerde ilk defa geriye düştüğünde.

Nerdeydin 2 yıldır demezler mi adama, aynı hakemlerdi, 4 - 0 biterken seriler.

Adalet varsa, seri Abdi İpekçi'de, hazımsızların gözlerinin önünde biter, eğer yoksa da Aziz Yıldırım'ın her spor dalında kurduğu bu sahte düzen böyle devam eder.

Türk Sporu, Aziz Yıldırım'ın oyuncağı Fenerbahçe irininden kurtulmadıkça, bir adım öte gitmez, gidemez.

Tv kumandasına yazık oldu ama olsun, sinirimi aldı en azından.

15 Haziran 2009

A. Eren Loğoğlu

2 yorum:

Ömer Cankat Yüce dedi ki...

tebrikler tamamına katılıyorum.

fenerbahçe büyüklüğünün adı konamazmış.konamaz tabi öyle bir büyüklük yok çünkü.

finrod dedi ki...

bazen inanmakta zorlansak ta adalet var(76-79) (4-2)...