23 Mayıs 2010

Cinayet Saati



Fenerbahçe şampiyon olamayınca, ortaya atılan tezlerin sahteliği gün yüzüne çıkmış gibi bir algı yaratılmak isteniyor. Fenerbahçe maçlarında kaleci ve hakem hataları olmamış, Ankaragücü maçı tezgahlanmamış, Emre ısrarla kartlardan sakındırılmamış da...

Kusursuz bir cinayet planı yapıp, öldürmek istediğin kişinin nerede, ne durumda olacağını belirleyip, bazı aksilikler ve belki de becerisizlikler sonucu cinayeti işleyemeyip, öldüremeyip, ben zaten cinayet planı yapmamıştım, o an orada elimde cinayet silahıyla bulunuyordum demeye benziyor ve komik kaçıyor bu algı.

Adalet öyle bir şey ki, kaleci hatalarıyla maç kazanıp, son maçınızda devleşen bir kaleci çıkarıyor karşınıza. Öyle bir şey ki adalet, kuyu kazılan penaltı noktasını keşke daha derin kazsaydın da anons sonrası kutlamayla rezil olup utancımızdan oraya girebilseydik dedirtiyor. Adalet öyle bir şey ki, kıçıyla top durduranların elini ayağını son 30 saniye bağlayıp hücum yapmasını engelliyor. Öyle bir şey ki adalet, yengeç dansından ağlama gol sonrası sevincine kadar, acısını bir yerden, bir şekilde ve daha yoğun olarak çıkarıyor. Adalet öyle bir şey ki, şampiyonluğun kaybedildiği gol, bir itiraz sonrası konsantrasyon kaybından gelebiliyor. Öyle bir şey ki adalet, 2 maç ceza ile kurtulduğunu zannedip aslında bir koca sezonun yine Aziz Yıldırım'a emanet edilmesini ödül olarak gösteriyor. Adalet öyle bir şey ki, ülkenin en modern stadı diye tanıtılan Saraçoğlu'nu, başkanından habersiz kuş uçmaz denileni, yangın yerine çeviriyor. Bu liste uzar gider.

Attila İlhan'la bitireyim;

Cinayeti kör bir balıkçı gördü
Ben gördüm, kulaklarım gördü...

Hiçbiriniz orada yoktunuz!

23 Mayıs 2010

A. Eren Loğoğlu

1 yorum:

slimblue dedi ki...

Eline saglik muhtesem olmus. Hele cinayet benzetmen cuk oturmus ve gerekli cevabi vermis.