25 Eylül 2010

Yeni Anayasa Seçimden Sonra!



AKP, seçim önceleri aynı stratejiyi uyguluyor ve bunu öyle başarılı bir şekilde gerçekleştiriyor ki, hayran olmamak mümkün değil!

Stratejinin iki ana kısmı var, mazlum psikolojisi, ajitasyon ve seçim sonrası, kazanılması halinde söz verilen bir eylem.

2007 Genel Seçimleri'nde 27 Nisan e-muhtırası ve Abdullah Gül'ün haksız bir biçimde Cumhurbaşkanı seçilememesiydi, seçim meydanlarında halka söylenenler.

Referandumu 12 Eylül'e denk getirip, geçici 15. maddeyi de süs niteliğinde pakete koyup, bir başka yöntem kullandılar, stratejik biçimde. Halk oylamasıyla partinin alabileceği en yüksek oy oranını öğrenmiş oldular, dev bir anket yapıldı aslında. MHP'den koparabildikleriyle, parçalanmasını uzaktan kıs kıs gülerek izledikleri -en tehlikeli rakipleri ve partilerine davet etme gereksinimi hissettikleri Numan Kurtulmuş'tu- SP ve BBP'ni de yanlarına alıp % 58 bir oy topladılar, muhafazakar çatı altında. Ayrıca Genel Başkanı yenilenen ancak zihniyeti eskimeye devam eden CHP'nin potansiyelinin ne olabileceğine dair de bir ipucu edindiler ve korkulacak bir şey olmadığını şimdiden düşünmeye başlayıp, makro plana devam kararı aldılar. Doğu ve Güneydoğu'daki BDP etkinliğini her yönüyle tahlil edip, yeni Anayasa adına ilk görüşmeyi de onlarla yaptılar, çünkü çoğunluk diktasına giden yolda muhafazakar tabana katılması gereken en yoğun kesim de, referandumda % 58'e katamadıkları Kürtlerdi. Üstelik tüm bu verileri elde ederken sürekli meşgul oldukları, önlerini tıkayan iki mekanizmayı da -HSYK ve Anayasa Mahkemesi- paketin omurgasının oluşturan iki maddeyle değiştirdiler. Bunu da öyle bir matematik ile yaptılar ki, durum karşısında takınılacak tavrın şaşkınlık olması bile hafif kalır;

Meclis'te Anayasa Değişikliği 367 / 550 = % 67 ile gerçekleşiyor, 330 - 367 = min. % 60 ile referanduma gidilebiliyor, öyle de oldu. Halktansa % 58 ile geçti paket, yani Mecliste temsil edildiği oranın altında bir değerle. Meclis % 60 bana yetmedi, halka gidiyorum diyor, halk % 58 ile pakedi geçiriyor, bence bu işte bir terslik var, sorumlusunun kim olduğunu bilmediğim.

Şimdi 2011 seçimlerine gidilecek yaz aylarında. Başbakan ve iktidar partisinin takvimi ortaya çıkmaya başladı, referandum zaferinin olduğu gece ağzından kaçırmıştı zaten, seçimden sonra yeni bir Anayasa diye. Seçim propagandası yeni bir Anayasa üzerinden yapılacak ve bu tanıtımın içersinde Kürtlere yönelik maddeler olacak, ilk gün toplantısından anlaşılan da bu. Hayır, şuna da anlam veremiyorum, iktidar partisi elinde meclis gücü var iken, mini paket hazırlamak yerine tamamen sivil bir anayasa değişikliğine hangi amaçla gitmez de, sırayla, zamanı gelince yapmayı tercih eder? Sırayla ve az az olmasının iktidarda kalmasına olanak sağlayabilmesinden başka bir şey gelmiyor aklıma. Anayasa Mahkemesi iptal ediyor örtüsü de geçersizliğini yitiriyorsa bu paketle, ileri demokrasi ve özgürlükler adı altında her yerde dile getirdiğiniz değişimleri de ekleyeverseydiniz ya! Parça parça olmalı, Tayyip Erdoğan'ın Devlet Başkanı olacağı Başkanlık Sistemi'ne geçişin başka yolu yok çünkü, sırayla ve sabrederek bugünlere gelindi.

Bir de işin ironi boyutu var. 12 Eylül ile hesaplaşma adı altında dev puntolarla manşetler atılacak, pakedin devrim niteliğinde olduğuna inandıracaksın pek çok kesmi ve referandumdan kısa bir süre sonra, yeni Anayasa değişikliği gerektiğini de söyleme acziyetinde bulunacaksın. E daha dün değiştirdik ya, yetmedi mi!

Yetmez ama evet diyenlerin referandum sonrası hemen yeni Anayasa istekleri güme gidecekmiş gibi duruyor bu söylemlerin ışığında, ortada bir iktidarda kalma planlaması var ve bunun Amerika eksenli olmadığına inanmak saflık olur kanısındayım, AKP'nin geldiği nokta göz önüne alındığında.

Ergenekon'un Kontrgerilla'nın kendisi değil, Kontrgerilla'nın sözünden çıkıp duruma müdahale etmeye çalışanlar olduğu iyice su yüzüne çıkmaya başladı, bu planlamanın ortasında. Ve 12 Eylül 1980 sonrasında sağ ve sol grupları, yönetime talip olanları, hapislere, sürgünlere, işkencelere gönderip orta yolun yolcularına, sokağa çıkmayan dindarlara, cemaatlere ülkeyi yönetme fırsatı sunan, bu evreyi özellikle Laiklik söylemiyle yükselten, 28 Şubat ile doruğa çıkartan ve AKP'yle resmileştiren bir olaylar silsilesi var, inkar edilmesi mümkün olmayan. Irak Savaşı'ndaki tezkere olayıyla başlayan, şu günlerde İran meselesinde aracılık yoluyla Ahmedinejad'ı kandırma göreviyle devam eden bir süreç, arada pek çok olay da gerçekleşti mutlaka. Görünen o ki, adına ne denirse densin, ılımlı İslam modeli, Büyük Ortadoğu Projesi'nin sac ayaklığı vs. plan kusursuz bir biçimde işlemeye devam ediyor -ne de olsa istikrar ve büyüme var, borsa rekor üstüne rekor kırıyor, özelleştirmelerin önü açıldı- ve uzun bir süre daha devam edecek, bozacak birileri çıkmadığı sürece.

25 Eylül 2010

A. Eren Loğoğlu

Hiç yorum yok: