
Wimbledon Tek Bayanlar 4. Tur maçında Ivanovic ve Venus karşı karşıya geldiler.
İlk seti 6 - 1 ile kazandı Venus. 2. sette ilk servis 40 - 40 iken Ana sakatlandı, yüzünden acı çektiği okunuyordu ve oyun bir süre durdu, antrenör çağrılarak. Tekrar oyuna dönüp 1 - 0 öne geçtiyse de, Williams'ın servisi sırasında ağlamaya başladı, dramatik bir andı, gözyaşlarına hakim olamıyordu, oyunu bıraktığını bildirdi.
Oysa maçtan önce kendisini çok iyi hissettiğini ve 1 numara olduğu günden daha iyi durumda olduğundan dem vurmuştu. İlk sette kötü oynamamasına rağmen 2 defa servis kırdırmış, 2. sete ise daha iyi başlamıştı.
Bu sefer de olmadı ama sana söz yine baharlar gelecek.
Ajde! 
Tek Erkekler'de Federer, Soderling'i 3 - 0 ile geçti, sadece 1 defa servis kırdı, o da ilk sette, son 2 seti Tie Break ile kazandı. Tie Break setleri bile 7 - 5 bitebildi.
Soderling, elinden gelen her şeyi yapmasına rağmen, nete vole vurmaya bile gelmeyen, 23 sayıyı ace ile kazanan Federer karşısında, yenilmekten kurtulamadı.
Zorlu kuranın ilk engelini geçerek Çeyrek Final'e yükseldi Federer. Bu turda Verdasco - Karlovic, Yarı Finalde Haas - Djokovic galibiyle ve Finalde muhtemelen evsahibi Murray ile karşılaşacak.
29 Haziran 2009
A. Eren Loğoğlu
29 Haziran 2009
Ana'nın Gözyaşları & Federer Çeyrek Finalde
09 Haziran 2009
Taraf Olunmadan, Seyir Zevki Olur mu?

Olmuyor, taraf olunmadan seyir zevki alınmıyor oyunlardan. Elbette bunun tersini düşünenler, sadece oyunu sevenler vardır, onların görüşüne de saygılıyım ancak Iniesta Chelsea'ye son dakika golünü attığında, oyunu sevip sevinmek ile Barça'yı tuttuğunuz için sevinmek arasında alınan haz açısından bir fark yok mu, kanımca var. Örnekler çoğaltılabilir, Federer'in FH'inden alınan haz, eğer onu tutuyorsanız başka, tenisi seviyorsanız başkadır ki bu o sayıya verdiğiniz tepkiden ölçülebilir.
Bir bakalım nerede, nasıl, hangi sebepten taraf olmuşum;
Bir kere Galatasaray, her şeyin üstündedir. Dayım kaynaklıdır ki O'nun da Galatasaraylı oluşu, abilerinden dolayı yani diğer dayımlardan gelir. Onlar da Metin Oktay'dan etkilenmişlerdir, dedem iyi bir Beşiktaş'lı olduğu halde. Babam futboldan hiç anlamazdı, annem de öyle, zira ailem, kız kardeşlerim de dahil ben üzülmeyeyim diye çocukluğumdan itibaren futbola ilgi duydular, her biri benim kadar olmasa da, iyi Galatasaraylılardır, annem benden daha çok heyecanlanır, birlikte maç izleme fırsatım olduğunda. Babam da bu uzun süreçte futboldan anlamaya başlamış ve her maçı takip eder bir konuma yükselmiştir. Ailemin büyük çoğunluğundaki ilginç Galatasaray tutkusu -amcamlar da Galatasaraylıdır, haliyle kuzenlerimin büyük kısmı da- belki de bende bu sevginin fanatizm boyutuna erişmesine olanak sağlamıştır. Sporun her alanında Galatasaraylıyımdır, futbol A ve altyapı, basketbol, voleybol, su sporları, her türlü karşılaşmasına gidip desteklemişliğim, tribünde ultrAslan - Üni kurucularından biri ve taraftar olarak da yer almışlığım vardır.
Adana Demirspor sevdası, memleket ayağına. Terim ve Şaş, yoğunluğu artıran unsurlardır.
İspanya: FC Barcelona (90 - 94 Rüya Takım kaynaklı başlayan bir ilgi, Katalan halkından biri gibi hissettiğimi söyleyebilirim)
İtalya: AC Milan (88 - 94 Efsane Takım, Kızıl Kara Tugaylar eksenli bir başlangıcı var, Berlusconi'den nefret etsem de)
NBA: Detroit Pistons (Bad Boys kaynaklı), Chicago Bulls (Michael Jordan)
F1: Ferrari, Michael Schumacher, Nico Rosberg (Benetton döneminden bu yana MS, Ferrari ise hem İtalyan oluşu, hem de kırmızı renginden ötürü, Akdeniz kültürüne sonuna kadar bağlıyım)
Arjantin: Boca Juniors (Diego'dan dolayı, River taraftarına göre Di Stefano daha büyük oyuncudur)
Tenis: Roger Federer, Novak Djokovic, Ana Ivanovic (Roger tek idi ama yarattığı dominasyonun getirdiği heyecansızlık başka alternatifleri de bünyeye kattı)
Snooker: Ronnie O'Sullivan (Oyun tarzını, hızlı oluşunu sevmem sebebiyle)
Beyzbol: Boston Red Sox (Jack Shepherd'dan ve Yankees rakibi olmasından dolayı)
Anti olunanlar: Fenerbahçe'nin hiçbir şeyinden haz etmem, Kadıköy'de oturuyorum, yaptıkları her şey daha çok gözüme batıyor. Anti tez olayının da bunda etkisi var. Yaptıkları hiçbir şeyin doğru olduğunu düşünmem, hep bir açıklamam olur.
Real Madrid ve Inter 2. sırada gelirler. Franco'dan girmiyorum, beni bilen biliyor zaten. Nadal'dan ve Alonso'dan da nefret ederim yine. Nicole'den ve son sene hileli 1. liğinden ötürü Hamilton'ı da sevmem, zaten İngilizlere her alanda -müzik, sinema, tv dizileri, spor gibi- çok büyük saygı duysam da kalitelerinden dolayı, Akdeniz kültürüyle hiç bağdaşmayan ve beni yansıtmayan yapıları sebebiyle sıcak bakmam. McLaren'ı da sevmem bu sebepten.
Düzen takımları Chelsea ve ManUtd'den haz etmem. New York'un hiçbir takımını tutmam Amerikan Sporları'nda, hele de Yankees, uzak olsun. Elbette düzenin karşısında biri olarak, nasıl ki Franco'nun Madrid'ini sevmiyorsam, Hollywood'un Lakers'ından da nefret ederim. Beat L.A. her zaman ve her yerde.
Brezilya'yı sevmem, Katalan oluşumdan ötürü Milli Takım tutma gibi bir ihtiyaç hissetmem zaten, Türk Milli Takımı için çoğunlukla heyecanlanmam, milliyetçi değilimdir. Diego kaynaklı bir Arjantin ilgisi vardır.
9 Haziran 2009
A. Eren Loğoğlu
24 Mayıs 2009
2009 Roland Garros, Ajde!

Roland Garros 2007 Finalisti, 2008 Şampiyonu Ana Ivanovic, ilk turda İtalyan oyuncu Sara Errani'yle karşı karşıya geldi. Oldukça zorlandı, ilk set 72 dakika sürdü ve tie break sonucunda Ana'nın oldu. İlk setin Ana için şöyle bir katkısı vardı, iyi bir hazırlık evresi olarak görmek mümkündü. 2. sete bu hazırlanma hali, olumlu yansıdı ve 2. seti daha rahat bir oyunla 6 - 3 kazandı Ana, böylelikle maçı da 2 - 0'a getirip bitirdi.
Sağ dizinde siyah "knee strap" denilen bir destek vardı, sorun var sanırım.
Çok fazla basit hata yaptı Ana, 2. sette return vuruşlarda çok başarılıydı, pek çok winner vuruş vardı kortta.
Ivanovic bu yılın favorisi gözükmüyor. 2008'de Final oynayan ve o dönem de geleceğin oyuncusu şeklinde bahsettiğim Dinara Safina, kanımca şampiyonluğun en önemli adayı, Madrid'i de kazandı, yanılmıyorsam. Ana ve Safina, Çeyrek Final'de karşılaşacaklar, eğer o noktaya kadar gelirlerse.
Ana'nın güzelliği yine göz kamaştırıyor, mavi rengini çalmış gökyüzünün.
Ajde Ana!
24 Mayıs 2009
A. Eren Loğoğlu
28 Ocak 2009
Verdasco'nun Yükselişi

Yaklaşık 3-4 aydır devam eden Ivanovic - Verdasco birlikteliğinin sona erdiğine dair magazinel haberler düşmeye başlamıştı bir haftadır. Bu süreç Verdasco'ya yaramış olmalı ki, Avustralya Açık 2009'da Tek Erkekler Yarı Finali'ne yükselmeyi başardı.
Eurythmics, "Sisters are doin' it for themselves" isimli şarkısında bu durumu şöyle anlatır ;
Now there was a time when they used to say
That behind every - "great man."
There had to be a - "great woman."
Ana'nın Wimbledon 2008'den bu yana süregelen düşüşü durmadı, yine erken elendi, Djokovic de sıcakları bahane edip elenince pek izleyemez oldum Avustralya Açık'ı. Roddick - Federer maçı var, Federer eler umarım, karşı eşleşmeden de Nadal gelirse, yüzyılın en heyecan dolu rekabetine dair bir final maçı daha izleme şansına sahip olacağız.
28 Ocak 2009
A. Eren Loğoğlu
08 Haziran 2008
Ana Ivanovic ilk Grand Slam'ini kazandı

Ana Ivanovic 2008 Roland Garros Tek Bayanlar Şampiyonu...
2007 yılında Roland Garros Finali, Wimbledon Yarı Finali, US Open 4. tur, 2008 yılında Avustralya Açık Finali ve Roland Garros Şampiyonluğu. Bu süreç Ana'yı 9 Haziran 2008 WTA listesinde 1. sıraya yükseltecek.
3. Grand Slam Finali'nde duygularına hakim olmayı başardı Ana Ivanovic ve ilk Grand Slam zaferine uzandı. Tutkulu davranışlarıyla bütünleştirdiği tenis oynama yetisi, Ana'yı diğer oyunculardan farklı kılıyor. Soğukkanlı değil, olaylara anında tepki veriyor, hakemle tartışıyor, her kazandığı sayı sonrası Ajde diye bağırarak seviniyor, kimi zaman üzülüyor, oyundan düşüyor, üst üste basit hatalar yapabiliyor, kısaca oyunun psikolojik yönünde hala eksiklikleri var ancak yetenek ve güç kombinasyounda tartışmasız en iyi şu an. Forehand vuruşları Steffi Graf gibi olağanüstü, slice ve drop vuruşlar çok teknik ve etkili, ilk servislerini oyuna sokma yüzdesi ne zaman yüksek, o zaman hep rahat, return vuruşlarında inanılmaz yerlere topu gönderebiliyor. Tüm bunları yaparken çok da tecrübeli olmadığını, sadece 20 yaşında olduğunu hatırlatayım.
Ana Ivanovic kariyerine yeni başlıyor, üstelik Justin Henin gibi bir efsanenin bıraktığı yerden devam ederek.
Final maçından bahsetmeyeceğim, Safina iyi ve gelecek vadeden bir oyuncu, çok açık bu, güçlü, tekniğini daha da geliştirir ve buraları daha çok görerek tecrübe kazanırsa Ana'nın karşısındaki en önemli rakiplerden biri olur.
Ana'nın kariyerini 2005 Roland Garros'tan itibaren takip eden biri olarak, bu şampiyonluğa çok sevindiğimi belirtmeliyim. O kadar çok haketti ki buralarda olmayı, çok çalıştı, kendini çok geliştirdi bu 3 yılda ve Ana artık bir şampiyon, dünyanın 1 numarası.
Teşekkürler Ana.
Bundan sonrası için de Ajde Ana!
8 Haziran 2008
A. Eren Loğoğlu
04 Haziran 2008
Roland Garros 2008, Ajde Ana!

Nadal'ı hayretler içerisinde izliyorum, set vermeden ilerliyor. Nadal, gelmiş geçmiş en iyi toprak kort oyuncusu, tartışmasız, bu turnuvaya gelirken 110 toprak kort maçında 108 galibiyet almış, inanılmaz. Stockton to Malone konseptli Utah Jazz'ın Michael Jordan sebebiyle, gelmiş geçmiş en başarılı NBA takımlarından biri olmasına rağmen şampiyonluk görememesi ve hep 2. sırada kalması, Nadal'ın hep Federer'in arkasında 2. kalmasına benziyor çünkü Federer gelmiş geçmiş en iyi tenis oyuncusu, Sampras'ı çok seyretmiş biri olarak söylüyorum bunu, bir de asıl kriter olan başarıları var tabi ki. En iyi tenis oyuncusunun bir Grand Slam'inin eksik olması ve bunun için büyük çaba göstermesi gerekliliği ise çok etkileyici, heyecanlı. Hep Nadal kazansın, Federer çabalasın ve belki de kariyerinin sonlarında Jordan'ın Utah'taki big shot gösterimi gibi bir mükemmel son olsun istiyorum. Şimdilik erken Federer için.
Tek Erkekler'de Nadal-Djokovic karşılaşması var, süpriz olmaz sanırım. Djokovic en sevdiğim erkek tenis oyuncusu olsa da Roland Garros'da hep Nadal Federer'in karşısına çıksın isterim. Dün Djokovic'in maçı vardı, sadece ilk sete baktım biraz Ivanovic maçına denk geldiği için ve Novak çok zorlanıyordu. Gulbis'in sert ve etkili servis, ardından file önüne geldiği yalın oyun planı ilerleyen setlerde de etkili olmuş. Djokovic'in hala backhand drop ve backhand slice vuruşlarında zorlandığını gözlemledim.
Tek Bayanlar'da Ana Ivanovic, her ne kadar oyununu ve motivasyonunu önceki performanslarına göre beğenmesem de Yarı Final'e yükseldi, Jankovic'le karşılaşacak. Asıl sevindirici gelişmeyse Maria Sharapova'nın Marat Safin'in kız kardeşi Dinara Safina'ya yenilmesiydi. Safina çok etkili bir oyun ortaya koydu özellikle 2. sette. İlk sette inanılmaz dirençli olmasının karşılığını da almış oldu. Maria'nın elenmesiyle Ana'nın önü de açıldı kariyerinin ilk Grand Slam'ini alabilmesi için. Yine de Jankovic kolay kolay pes etmeyecektir ki Safina'nın da bu oyunuyla ciddi olarak Final için düşünülmesi gerektiğine inanıyorum, onun da karşısına Kuznetsova gelecek muhtemelen.
Umarım güzel, yetenekli ve genç Ana Ivanovic ilk Grand Slam'ini kazanır.
Ajde Ana!
Dipnot : Aklına Marat ve Dinara'nın soyadlarında neden bir A harfi farklı gibi bir soru takılanlar olabilir benim gibi, anladığım kadarıyla Slav dilleriyle ilgili bir kural sanırım A harfi eklenmesi.
Dipnot 2 : Ajde, Ana'nın sayı kazandıktan sonra sol elini yumruk yapıp çığlık atarken söylediği sözcük ve Haydi anlamına gelmekte. Bi nevi imza hareketi ve söylemi. Bu imza hareketinin bir de resmi logosu var, daha önce tenis oyuncularında logo kullanan var mıydı, bilmiyorum. Logo fotoğrafın sol alt kısmında görülebilir.
4 Haziran 2008
A. Eren Loğoğlu
27 Ocak 2008
Ana Ivanovic Avustralya Açık 2008 Tek Bayanlar Finali'nde

Yaklaşık 2 saat süren heyecan fırtınası sona erdi ve Ana Ivanovic Avustralya Açık 2008 Tek Bayanlar'ın 2. Finalisti oldu.
İlk servisleri oyuna sokma oranı düşük olan, ace yapamayan, winner yapmakta çok zorlanan Ana, Hantuchova'nın her vurduğunun da köşeleri bulmasından ötürü, ilk seti 6-0 kaybetti.
2. set de pek farklı başlamadı ve 2-0'a geldi. Ne olduysa ondan sonra oldu zaten. Seyircinin özel desteğiyle Ana her anlamda oyuna geri döndü. Servis attığı oyunu kazandı, ardından servis kırdı, sonrasında servis attığı oyunu yeniden kazanarak durumu 2-3'e getirdi. Sonrasında oyun 3-3 olsa da, artık özgüveni yerine gelmiş olan Ana, ilk servisleri daha etkili kullanarak ve Hantuchova'nın hem basit hem de çift hatalarının artmasının da etkisiyle, 2. seti 3-6 kazanarak setlerde durumu 1-1'e getirdi.
3. set ise çok çekişmeliydi. Yeninden konsatrasyon sağlayan Hantuchova, zaman geçtikçe daha etkili oynayan Ana'ya karşı iyi bir direniş gösterdi ve servis attığı oyunları kazanarak 3. sette durumu 3-2'ye getirdi. Ana'nın servis attığı 3. set 6. oyunda 7 deuce olmasına rağmen, Hantuchova hiç break point şansı yakalayamadı, bunda Ana'nın 3 defa ace atmasının payı vardı ve durum 3-3'e geldi. Set 4-4 ve oyun 30-40 Ana lehine iken, Ana çizgi dışına düşen topa itiraz etti, görüntüden sonra itirazında haksız olduğu anlaşıldı ve yeniden oynanan 30-40'ı Ana kazanarak servis kırdı, durumu 4-5'e getirdi. Kendi attığı servisi de rahat kazanarak 3. seti 4-6, maçı da 1-2 kazandı.
Heyecan seviyesi çok yüksek ancak oyun kalitesi düşük olan bir maçtı. 3. set içerisinde güzel birkaç rally izleyebildik. Hantuchova'nın file önünde kaybettiği bir rally vardı ki, hem olağanüstüydü Ana'nın çabasından ötürü, hem de sayı çok kritik bir yerde geldi. 2. ve 3. sette Hantuchova çok basit hatalar yaptı, buna karşın Ana'nın servisini düzeltmesi ve winner sayısını artırması -özellikle sert return, passing shot, baseline üzerine vuruşlar ve down the line ile- sonucu muhteşem bir comeback'e tanıklık ettik.
Geri dönüş pastasının en büyük dilimi sanırım seyircinindi. Daha önce de belirttiğim gibi, Ana ilk 8 oyunu kaybettikten sonra büyük bir seyirci desteği ile oyuna yeniden bir başlangıç yaptı. Oyunun kırılma noktalarında da bu destek devam etti, zaman zaman futbol maçı gibi tezahurat da yapıldı Ana için. Kazandığı her sayıya aşırı sevinen, -Hantuchova'nın basit hataları da dahil- soğukkanlı olamayan, hak verilse her pozisyona itiraz edebilecek potansiyelde, -birkaç defa challenge hakkı 1 olmasından dolayı hakeme söylendi ama itiraz edemedi- oyunu yaşayan ve seyirciye yaşatan, duygusal, sempatik, sıcakkanlı ve güzel, çok güzel olan -her türlü norma göre- 20 yaşındaki Ana Ivanovic, belki de bu karakter özelliklerinden ötürü potansiyeli olmasına rağmen çok büyük bir oyuncu, bir Stefi Graf olamayacak.
Son olarak, Final'de Maria favori. Onun da maçını izledim, muhteşem oynadı, 30 winner yaptı, çok formda ki Henin ve Jankovic'i elemesi de bunun bir göstergesi. Rus, sarışın olması ve fiziğinden dolayı güzel zannedilen - Moskova'da yürürken her sokakta bir Maria görebilirsiniz sanırım- antipatik, sevimsiz, soğuk, kazanmak adına her yolu deneyen örneğin kasıtlı high desibel çığlık atması -bir nevi Fenerbahçe ruhlu- Maria, popüler olarak hep kalacaktır ama hiç bir zaman en sevilen bayan tenis oyuncusu olamayacaktır. Ana Finali kazanır ve bir Grand Slam şampiyonluğu eklerse kariyerine, oyunculuk kariyeri olarak Maria seviyesine gelir. Popülerlik konusunda ise Maria'yı geçmesi pek yakındır, en çok ziyaret edilen bayan sporcu sitesi Ana'nınki. (bu sıralamaya Kasia Skowronska -voleybolcu- da girer sanırım)
Umarım Ana kazanır, bir Grand Slam haketti artık.
24 Ocak 2008
A. Eren Loğoğlu