Tenis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tenis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

09 Temmuz 2012

D a h a 1 7 !




Teoman'ın şarkısında söylediği gibi, bir o kadar genç gözüküyor çimlerin üzerinde ve daha 17. Grand Slam diyor kupayı eline aldığında Ekselansları. 


Fedex yeniden zirvede. Evinde, en çok şampiyonluk kazandığı yerde. Dünyanın neresinde olursa olsun, hangi turnuvaya çıkarsa çıksın her zaman en fazla destek alan İsviçreli oyuncu için belki de ilk kez durum farklı. Bütün Büyük Britanya, İskoç Andy Murray'nin hasrete son vermesini bekliyor. Prenses Kate Middleton ve kardeşi orada, İngiltere Başbakanı David Cameron orada, Sir Alex Ferguson, David Beckham ve moda ikonu eşi Posh orada, üstad Rod Laver ve daha birçok isim. Bir de Federer'in babalarını kupa kazanırken görmesini istediği ikiz kızları orada, motivasyonu en yoğun sağlayan sanırım onlar, bir ülkenin özleminden çok daha öte masumiyetleri (Cameron'ın jest ve mimiklerini hatırlayın Murray sayı aldığında) saf bir alkış, hatta el çırpma daha çok ne olduğunu çözemeden, az biraz ortamdan sıkılmış bir halleri de yok değil.

Roger başardı, üç yaşına girecek iki kızı olan bir baba Wimbledon Şampiyonu. 31 yaşına bir ay kaldı. ATP sıralamasında 1 numaraya yükseldi. Hayranı olduğu Pete Sampras'ın kırılamaz denilen 286 haftalık birinci sırada kalma rekorunu tarihe gömüyor. (285 hafta) 33 yaşında bir numaraya yükselen A. Agassi'den sonra bunu başaran en yaşlı isim aynı zamanda. 17. Grand Slam'ini kazandı. Tenis tarihinin en çok GS kazanan oyuncusu hala. Sampras 14  idi, Nadal 11 şu an. 26 yaşında olan ve dayanıklılık temelli oyunuyla Rafa'nın bu sayısı geçeceğini öngörmek kehanet. Federer erişilmez bir seviyede. Spor tarihinin en önemli isimlerinden biri artık, sayılardan bağımsız. Michael Jordan, Michael Schumacher ne ise, Roger Federer de o, saygın.

Rekabetin bu denli yoğun olduğu ve tarihe şimdiden yazılan isimlerin çıktığı (Rafa & Novak) bir dönemde üstelik de 30 yaş sonrasında Grand Slam kazanmak & 1 numara olmak sadece Federer'e yakışırdı. Roger Wimbledon tarihinde sekizinci kez final (7/8) oynayan ilk isim olup yedinci şampiyonluğuna erişti. (Sampras 7/7 ve Becker 3/7) Sampras 2000 Wimbledon şampiyonluğu ardı 9. Grand Slam mücadelesinde yeni bir zafere -son- erişmişti, yaşı 31 idi. (2002 US Open) Ve Federer 2010 Avustralya Açık ardı 10. GS olan Wimbledon'da zafere ulaştı & yaş 31 sayılır. Ustasına saygı kuşağı. 2001 Wimbledon'da efsane şampiyon Sampras'ı elediği gün başladı zaten her şey.

Roland Garros'a dönelim süreci daha iyi anlamak adına. Djokovic vs Nadal rekabeti 353 dk. süren ve tarihin en uzun finali unvanını elde eden 2012 Avustralya Açık ile taçlanmıştı, yorulmazlar. Bir başka halka daha eklendi bu kapışmaya. Nadal, Djokovic'e karşı kariyerinin en uzun Roland Garros finalini (artı maçını) oynadı, 229 dakika ile. (2011, vs Fedex, 220 dk.) Nadal'ın önceki altı final maçı ort. 174 dk. sürüyordu. 05-204 dk. & 06-182 dk. & 07-190 dk. & 08-108 dk. & 10-138 dk. & 11-220 dk.şeklindeydi. Nadal önünde Fransa Açık'ta yedi kez servis kırmak, sekiz oyun üst üste kazanmak imkansız ötesi işlerdi, Djokovic başardı, maçı alamasa da. Djokovic'in son iki senede (2011 YF & 2012 F) Fransa Açık zirvesine çıktığı düşünülürse performansı gelecek adına umut vericiydi. 2013'te Djokovic Nadal'ı daha çok zorlayacak ve şampiyonluğa bir adım daha yaklaşacak tahminimce. (Birkaç sene sonra da kazanır, Kariyer GS için) Nadal ise 7. Fransa Açık & 11. GS'ini kazanıp duraklama dönemini sonlandırmıştı. Paris'te sekiz yapıp tarihe geçecektir. (Sampras & Fedex 7 Wimbledon) Bunun yanı sıra Nadal, GS finallerinde üst üste üç kez kaybettiği Djokovic karşısında psikolojik olarak yeniden doğrulmuştu.  Nadal'ın tribüne çıkıp ağlayarak ailesine sarılması "devrinin sona ermediği" mesajıydı. (2008 Wimbledon aynı reaksiyonu vermişti, orası devrin başlangıcıydı) Nadal'ın 2 ya da 3 Fransa Açık ve bunun yanına birkaç Wimbledon ekleme şansı bulunuyor. (Sert zemin zor, Djokovic var ve Murray geliyor sonunda) Rafa Nadal'ın karşısındaki en büyük engel yine Nole Djokovic olacak, Wimbledon, Amerika & Avustralya Açık Finalleri'nde. Nadal, Fedex'ten altı şampiyonluk çalmıştı (4 Fransa Açık) ve şimdiden Djokovic, Rafa'dan üç şampiyonluk çalmış durumda. (17-11) Nadal, savunma stratejili oyun & toprak kortta (12-2) daha çok oynayıp Fedex'e üstünlük kurunca (18-10) rekabetin değeri azaldı. Savunmayı ön plana alan, tarzları birbirine benzeyen Djokovic ve Nadal mücadelesinin çok daha çetin (dengeli) geçmesini bekleyebiliriz. Muhtemelen üç dört sene boyunca Rafa ve Novak arasında, Sırp raketin bir adım önde olduğu şekilde şampiyonluk dağılımı görülebilir. Murray de birkaç şampiyonluk elde edecek gibi duruyor. Fiziksel gücü, dayanıklılık seviyesini en üst sınırda kullanan Novak & Rafa için sakatlıklar da belirleyici olur süreçte. (Fedex bu yönden de farklıydı) Son iki sezon fırtına gibi esip 4/7 GS kazanan ve yenilmez görünen Djokovic, bu sürede Fedex'e iki kez kaybedip bir kez kıl payı kazandı (iki galibiyeti daha var elbette) aslında bu da Federer'in kendisine ters gelen Nadal dışında hiçbir oyuncu tarafından en iyi zamanlarında bile zorlanamayacağının göstergesi. Nadal eğer Wimbledon'ı da kazanıp psikolojik üstünlüğü tamamen ele geçirseydi işte o zaman apayrı bir tenis tarihi senaryosundan bahsedebilirdik. (varsayım 16-12) Her şey değişti. Rafa fırsatı tepti. Fedex eğer 2012 yazı çifte zafer (2 X Wimbledon) gerçekleştirirse tarihin en iyi oyuncusu olduğuna dair şüphesi olanlar da susacak. Federer için kanımca son hedef çim kortta (Wimbledon) oynanacak 2012 Londra Olimpiyatları'nı kazanmak, tek eksik ödül altın madalya ve yapabilir. Mutlaka US Open (ona uygun) ve 2013 Wimbledon (8. kez, rekor) için motivasyon sebepleri bulacak ancak mental olarak bu saatten sonra buna ne kadar hazır olabilir, belirsiz.

Fedex'in kariyerinde en can yakan üç yenilgi 2008 Wimbledon ve 2009 Avustralya & Amerika Açık olmalı bu açıdan. İlki Nadal'ın yükselişiydi, Roger'ın tek Wimbledon yenilgisiydi finalde. Diğeri Nadal'a kariyer Grand Slam şansı sağladı. Üçüncüsü Rafa dışında birine kaybetmesiydi, Del Potro'ya. Şu an 20 GS kazanmış olabilirdi, imkansızlık gibi bir şey.

2012 Wimbledon'a bakalım. Maça dair detaylar çok ama en can alıcı olan Fedex'in ilk set dışında servisine hep tutunması ve kırdırmamasıydı. Birçok kez servis kırma şansı da yakaladı ki bu durum zaten onun ne kadar oyunun içinde olduğunu anlatıyordu. Murray çok iyi direndi tenis tarihinin en iyi oyuncusuna. Bir tarafta kariyerinin ilk GS'ini kovalayan ve bütün kalabalığı arkasına almış bir adam, diğer tarafta eşi ve iki çocuğu önünde 17. zaferini kovalayan yaşlanmış ama "onun devri kapandı" yorumlarına aldırış etmemiş bir efsane. İkinci setin son sayısını alırken vuruşundaki o asaleti başka hiçbir oyuncuda göremezsiniz. Federer'in sui generis bir tekniği oldu her zaman. Kitaba uygun oynadı, kitap gibi oynadı, kitapta yazdığı gibi oynadı. Servis atarken topu havaya attığı andan düşüşe geçen sürede rakip yarı sahanın neresine vuracağı hiç tahmin edilemedi. En kritik noktada bile o zerafet kokan estetik dokunuşlarından vazgeçmedi, boyun eğmedi stratejilere. İşin sanat kısmını atlamadı, biraz tembeldi, yeteneğine güvendi ve koşmadı topun arkasından fazlaca. Servis & vole Sampras'tan yadigardı, 90'ları hatırlattı her fileye gelişinde, her smacında, volesinde. Kimsenin aklına gelmeyen vuruşlar ondan çıkardı, çoğunlukla kısa keserdi. Barça'ya benzer bir oyunu vardı, çizgi gerisinde savunmak yerine öne çıkmak, hücum etmek, riske girmek, topu forehand tarafına alıp bitirici vuruşu yapmak gibi tercihleri vardı. Buz gibi görünürdü belki ama içinde fırtınalar kopardı. Ağlardı çekinmeden, "Tanrım bu beni mahvediyor" demişti Nadal'a kaybettiğinde, sözünü sakınmazdı. Rakipleri sürekli onun karşısında sakatlanıyor ya da öyle gözüküyordu fiziksel sınırlarını zorlayarak oynamalarından ötürü. Fedex bu işlere girmezdi. Gözü pek şahin gibi değildi, gerek duymazdı fazla.

24 kez finale çıktı, 17'sini kazandı. 7 Wimbledon, 5 Amerika Açık, 4 Avustralya Açık ve 1 Roland Garros şeklindeydi dağılım. Fransa'da beş final oynadı ama tarihin en iyi toprak kort oyuncusuyla aynı döneme rast gelince daha fazla sevinç yaşayamadı. En yakın rakibi Nadal 16 kez final oynayıp 11'ini kazandı. 7 Roland Garros, 2 Wimbledon, 1 Avustralya Açık ve 1 Amerika Açık şeklinde. Nadal'ın toprak kort (ve ona yakın Wimbledon) dışında dönemsel ve dominasyon içermeyen başarılar yakaladığı çok net görülüyor yayılıma bakınca. Fedex'in yüzlerce rekoruna değinmeye bile gerek yok böyle bir karşılaştırmada dengeleri bozma adına.


İki buçuk sene geçmişti aradan, artık bitti söylemlerine inat yeniden varoldu, ilk doğduğu yerde. Babaydı, büyüyen ikizleri izledi onu, anne Mirka yanlarında, kazandı. Gönülleri ve bolca saygıyı. Roger Federer, gelmiş geçmiş en büyük tenis oyuncusu olarak ayrıldı merkez korttan, üzdüğü insanların gözü yaşlı, hayranlık dolu bakışları önünde. Çok güzel durdu Wimbledon şampiyonluğu üstünde, bir ceketi vardı bir zamanlar, ona asardı apolet gibi.



C'mon Fedex! seslerinin yankılandığı kulaklarımızla, alkışlayan ellerimizle, estetik kusursuzluğunu seyreden gözlerimizle, seni yaşayabildiğimiz için çok şanslıyız...

9 Temmuz 2012

A. Eren Loğoğlu

19 Eylül 2011

Zihinden Geçen Ne Varsa 9!



Yoğun bir yazı olacak, birden çok konu, birikmiş döküntüler köşebaşlarında.

Fatih Terim'in 2. maçıyla başlayalım.

4-1-4-1 formasyon

-----------------Muslera--------------
Sabri-----Ujfa--------G Zan---H Balta
------------------Melo----------------
Kazım---Eboue---------Selçuk---Riera
------------------Baros---------------

Takım topu üçüncü bölgeye taşıyabiliyor artık, son yıllarda yaşanan bu sıkıntı tamamen ortadan kalkmış Melo ve Selçuk sonrası. Yeni sorun üçüncü bölgede golü üretecek hamlenin olmayışı.

Selçuk Burak'ını arıyor, takım sürekli sağdan bindirme yapan Sabri'ye endeksli bir hücum planıyla davranıyor, ara pası kavramı tamamen literatürden silinmiş, Baros güçsüz, özgüveni azalmış. Terim santrfor ısrarında haklıymış.

Sercan & Elmander iyi bir ikili gibi durdu, biri çok hareketli, diğeri bitirici, dengeli bir tamamlama var. 4-2-3-1 veya 4-4-2 denenebilir.

Selçuk iyi oynadı yorumu için, savunma arkasına doğru koşular yapan biri şart, Baros olmuyor, golde Sercan topu koşu yoluna aldı Selçuk'tan.

Riera, Melo, Selçuk ve Kazım, iyi top saklıyor, kaybetmiyor, oyun temposu düşse de, top bizde kalınca rakip sahaya yerleşim kolaylaşıyor.

Melo ve savunma önü kesici / süpürücü kavramının ne denli önemli olduğu her maç daha net anlaşılıyor, taç çizgisine geliyor top kazanmaya.

Eboue yerini yadırgadı, sağ iç. Bir sonraki maç; Muslera, Eboue Ujfa Servet Balta, Kazım Melo Selçuk Riera, Sercan Elmander görebiliriz.

İBB maçı sonrasında takım iyi oynuyor veya eskiye nazaran daha bir oturaklı gözükse de rakibi çözecek o ilk golü, mucizevi bir şekilde filelere gönderecek oyuncu bulunmadığından dert yanmıştım, adres Forlan'dı. Aslında ilk 20 dakika farklı gelişmedi Olimpiyat'tan, Melo'nun harika vuruşuyla takımı öne geçirmesi dışında Arena'da.

İBB maçında kalede Muslera, Ujfa sağ bek, Zan & Servet tandem, sol bek Çağlar, savunma önünde Melo, merkez orta saha Sabri & Selçuk, sağ / sol kenar Kazım / Eboue ve en uçta Baros şeklindeydi görev dağılımı.

Plan sağ koridor Ujfa ve merkezden oraya kayacak Sabri ile kuvvetlenir, bolca bindirme, bu durum Kazım'ı ceza sahasına 2. forvet gibi iter üzerineydi. Sağ taraf Ujfa, Sabri, Kazım destekli olunca Selçuk mecburen sol iç bölgesinden merkeze kaydı. Eboue de sol açık/bek gibi davrandı. Merkez orta saha Sabri & Selçuk arkalarındaki Melo'yla birlikte üçlü gibi gözüktü, yanıltıcı olmasın, önemli kısım bloklar ve kaymalar! Hasan Şaş'ın 2-3-5'inde kasıt beklerin merkez orta sahayla (1-2, Melo + Sabri & Selçuk) bütünleşmesi ve kenarların -Kazım & Eboue- merkeze kayması olarak açıklanabilir. Eboue Arsenal oyuncusu, pası verdikten sonra hemen boşa kaçıp pas açısı yaratıyor, dinamik, artı topu ayağında az tutuyor, Barça DNA taşıyor yani. Ancak her nedense Samsun maçı ya yerini yadırgadı ya da isteksiz idi, Selçuk ve Melo'ya göre.

Tutmadı bir kısım hesaplar. Zan, Çağlar, Sabri ve Baros takımın en zayıf halkalarıydı Olimpiyatta ve Sabri & Eboue yer değişimi + Riera gerekiyordu. (Samsun maçında uygulandı hemen ve teyit edildi düşüncem) Terim, ön alanda baskı yerine topun arkasında kalmayı tercih edince, top kaybı sonrası çok efor -blok arası mesafeler uzun- sarfedildi. Oyunu kanatlara yayarak oynamak istediğimizden top kazanmamız zorlaştı ve rakip yarı alanda baskı kurulamadı, merkez + koşu, ara pası şart. Galatasaray savunması kendisine inanmadığından ön alana çıkamıyor ve orta sahaya yaklaşmayınca da hücumda süreklilik sağlanamıyordu. Bazı riskleri göze alıp merkezde kompakt kalabilmek ve topa anında basmak çözüm belki, tandem kurgulama sezon öncesi işiydi.

İBB maçı 2. yarı Sabri sağ bek, tandem Ujfa & Servet, merkez Melo, Yekta Selçuk. Aksaklık stoper + bek + sağ iç + santfror omurgasının zayıflığı. Omurganın sağlam olabilecek parçaları; Muslera, Ujfa, Melo, Selçuk ve Kazım, belki Elmander, Riera eklenir ve potansiyel Yekta, Engin ve Sercan gibiydi.

Samsun maçı, Olimpiyat denemesinin dersleriyle doluydu kısaca.

***

Eurobasket 2011 sona erdi, İspanya'nın şampiyonluğuyla, beklenen oldu. 2006 Dünya, 2007 Avrupa ikincisi ve 2009 Avrupa Şampiyonu'ydu onlar. Hatta 2008 Olimpiyatlarında Amerika'yı yenebilirlerdi finalde, gerçekleşmemişti.

Avrupa basketbolunda Yugoslavlar sonrası İspanya dominasyonundan artık kesinlikle bahsedilmesi gerekiyor.

İspanya'da hakkı edilmesi gereken bir isim vardı, son üç maçta 26, 35 ve 27 sayı attı, turnuvanın MVP'si Juan Carlos Navarro. Boğazdan aktığında doyumsuz tatlar bırakan yıllanmış şarap yudumları gibi etkileyici onu izlemek.

Gelelim hiç gelinmek istenmeyen Türkiye'ye. Hatalar silsilesi, cesaret yoksunluğu, ev sahibi olmadığı organizasyonlarda başarısız olan ülke imajını silemeyen bir topluluk. Orhun Ene'yi çok severim ama iyi antrenör Hedo/Tunçeri/Onan döneminin kapandığını fark eder, akılcı davranıp onları turnuvaya götürmeme kararını verirdi. İzzet / Furkan, Tutku tercihleri de sorgulanmalı. Daha da önemlisi saha içi, Emir, Enes, Ömer Aşık -potansiyelli üç oyuncu- çok motive yanına iki isim -Ender, belki Sinan, post-up için Oğuz, artı Ersan- eklenmeliydi oyun şablonu yaratırken. Israrla eski silahlar, yetmedi.

Hiç sevmem ama sevimsiz şahıslar da doğru söyleyebilir, İbrahim Kutluay Hedo üzerinden aslında arka odalarda neler yaşandığını ve 12 Dev Adam denilen zorlama takımdaşlığın maddi manevi değerler karşısındaki yenilgisini gözler önüne serdi. Biz beceremiyoruz.

***

Heyecan fırtınasının zirvesi US Open'da yaşandı.

Şu form durumundaki Djokovic'i yenebilecek tek oyuncu Federer idi, iki şampiyonluk puanı kaçırdı ve kaybetti Sırp raketin azmi karşısında. (RG'ta Djokovic'i yenmesi başlı başına büyük olaydı, fark edilmedi.)

Nadal'ın yenemeyeceği tek oyuncu Novak idi ve tahminler yine yanıltıcı olmadı.

Federer Nadal'ı nasıl yeneceğini bulamamıştı, şimdi Nadal altıncı maçında da Djokovic'i ne şekilde yenerim sorusunu cevaplayamayıp sınıfta kaldı.

Rafa Fedex'ten 6 GS (4 RG) çaldı, benzerini Novak Rafa'ya yapıyor. Panzehir savunma, Fedex'in kaybettiklerinin intikamı belki de. Vaktiyle Rafa, Fedex'i yendiğinde -ki bunların çoğu topraktaydı- bu istatistiğin -H2H- daha iyi olarak anılmak için bir argüman olamayacağını defaatle vurguladım. Çünkü Nadal, Fedex'e özel bir stratejiyle oynuyor ve biraz da ters geliyordu, tarz olarak. Federer daha büyük oyuncuydu, estetik kusursuzluğun timsaliydi ama Nadal onu daha fazla yenmişti, mesele değildi ancak anlayamadı Nadal hayranları.

Şimdi aynı durum başlarına geldi. Nadal Djokovic'i yenemiyor, 2 GS finali kaybetti bile, devamı da gelecektir. Novak Rafa'dan daha büyük oyuncu mu, değil işte, sadece şu an daha iyi oynuyor ama tarih Rafa'yı onun önünde yazacak, Federer'iyse en üstte, gelmiş geçmiş en büyük oyuncu diye.

***

Trabzon'un Inter zaferi büyüleyiciydi. Fenerbahçe'nin CL'ye gitmemesi ülkenin hayrına oldu. Bu maçın yol gösterici tarafı; ülke futbolunun Avrupa'yla makası daraltabileceği tek (kurtuluş) yol yabancı sınırının kaldırılmasıydı.

Cech, Glowacki, Zokora, Colman, Celutska, Alanzinho, Henrique ve sonradan oyuna dahil olan Sapara, Vittek. Oyuncu kalitesini artırdılar, bir arada takım olgusu yarattılar.

Manisa ve İBB maçı, kısıtlama geldiği anda yerli oyuncu bulma zorunluluğundan ötürü, buna yakın bir futbol oynanamayacağının ispatıydı.

***

Arda Turan'ın ayrılması söz konusu olduğunda La Liga'nın ona en uygun yer olduğunu dile getirmiştim, çabuk adaptasyon sağladı bizim çocuk. Şimdiden üç asist ile Mesut Özil etkisi bırakabileceğini gösterdi, en az onun kadar yetenekliydi zaten.

Reyes Diego Arda, Falcao dörtlüsü öngörüsü de erken devreye sokuldu Atletico Madrid'te, çok yaratıcı bir hücum hattı oldu ancak Barça ve Real onlara ne kadar top gösterir, orası muamma.

Falcao için 40 milyon Euro çok, o para Hulk'un değeri demiştim, mahçup ediyor. Müthiş bir ceza sahası golcüsü ve modern oyuna çok yatkın hareketli tarzıyla.

Mata sonrası Valencia'nın düşüş yaşacağını tahmin ediyordum, Soldado ayakta tutuyor gibi, 1 Eylül'de yazmıştım, hala geçerli;

3 Atletico Madrid 4 Villarreal 5 Valencia 6 Bilbao 7 Malaga 8 Betis 9 Sevilla 10 Sociedad.

Gökhan Gönül'ü Barça'ya uygun gören ve oyuncuyu da buna inandıran -Alves'in yedeği olmam dedi bir de, garip- kitle ne düşünüyor acaba Arda'yı izlerken?

Küçük bir karşılaştırma:

Arda Turan maç sayıları, Türkiye 06-11 26/33 (%79) Galatasaray 06-07 36/48 + 07-08 44/52 + 08-09 46/53 + 09-10 47/55 + 10-11 19/44 = 192/252 (%76)

Gökhan Gönül maç sayıları, Türkiye 07-11 14/29 (%48), Fenerbahçe 07-08 36/53 + 08-09 46/53 + 09-10 45/56 + 10-11 35/42 = 162/204 (%79)

Arda ile Gökhan aynı potada erimez, biri özveriyle oynar, diğeri milli maç dönemi sakatlanır, birinin mesleğine saygısı vardır, diğeri için Fener'in menfaatleri her şeyin üzerindedir, tavsiye alır yüzde yüz on futbol yorumcusundan.

***

Şenol Güneş'e Samsun maçı öncesi TT Arena'da Metin Oktay kitabı hediye edilmiş.

Bu adama sahip çıkın, bu ülkenin Guardiolası'dır, anti-Mourinho'sudur, mütevaziliğiyle kazanır gönülleri, hiç çıkmaz oradan, her sözü bir öncekinden daha vurucudur ama anlayana, alay etmez, karizmayla alıp veremdiği olmaz, önemsizdir, adalet peşindedir, daha çok da "güzel oyun" ve emek tarafında işin.

Şunları söyler:

"Babam ve annem okuma yazma bilmiyordu. Benim üniversite okumam için çok çalıştılar. 15 yaşında hayata başladım. 5 kardeştik. 15 yaşında aileme bakan bir kişiydim. Ortaokulda mahalle arasında oynarken , büyüklerin baskısıyla kaleye geçtim. 24 yıl kaleciliği sevmeyerek yaptım.

Ben o zaman fakir bir ailenin çocuğu olarak, denizde yüzüyordum, kumsalda geziyordum, özgürdüm, organik meyve yiyordum. Bugün ekonomik durumu iyi olan bir baba olarak çocuğumu yüzmeye götüremiyorum, organik meyve yediremiyorum.

Ben hiç kaleci eldiveni giymedim. Zonguldak maden işçilerinin eldivenleriyle toprak sahada antrenman yapıyordum. Eskiden fakirler oynuyordu, zenginler seyrediyordu. Yani açlar oynarken, toklar seyrediyordu. Şimdi ise toklar ve zenginler oynuyor, fakirler seyrediyor.

Sadece sonuçsal kaygı ve ekonomik beklenti var. O zaman olmaz. Eskiden yokluktan çıkarırken, şimdi eskisi gibi başarılı sporcular çıkaramıyoruz."


Başka Şenol Güneş yok!

19 Eylül 2011

A. Eren Loğoğlu

04 Haziran 2011

23. Kez Finalde, Roger Yeniden Sahnede



Roland Garros Tek Erkekler'de Yarı Final maçları tamamlandı ve tarihin en iyi tenis oyuncusu Roger Federer ve tarihin en iyi toprak kort oyuncusu Nadal finale yükseldiler.

Son 6 yılda 5 Fransa Açık şampiyonluğu görüp sadece Soderling'e yenilen Rafa için bu durum olağandı.

Rafa'nın elendiği yıl Roland Garros'u kazanan ve kariyerinde eksik bırakmayan Fedex içinse muazzam bir iş Djokovic'i eleyip bir defa daha finale gelmek.

Çünkü Roger Ağustos ayında 30 yaşına girecek olan ve son 4 GS'de final görememiş, kariyeri düşüşe geçmiş bir tenis oyuncusuydu.

Kariyerinin 5. Fransa Açık Finali, oraya gelme konusunda Nadal'dan aşağı kalır yani yok.

Avustralya Açık'ta 5, Wimbledon'da 7, Amerika Açık'ta da 6 kez finale çıktı.

Dört farklı GS'de bunu başarabilecek, belki de yanına yaklaşabilecek tek isim Nadal ama hala çok çok zayıf ve bu istatistikler Federer'in ne kadar komple bir oyuncu olduğunu da açıkça gösteriyor.

Avustralya Açık'ta 1, Wimbledon'da 4, Amerika Açık'ta 1 kez finale çıktı. Nadal'ın performansları dönemsel 2008 ve 2010 gibi, süreklilik içermiyor.

Toplam finale çıkma sayılarında Federer'in 23'e 13 gibi müthiş bir üstünlüğü var.

Nadal 25 yaşına girdi ve karşısında Djokovic gibi stratejik oynayabilen bir rakip bulacak, arayı kapatabilir mi, hep birlikte izleyeceğiz.

Ne ironi ama! Aynı çorabı Rafa Fedex'in başına örmüş ve pek çok defa şampiyon olmasını engellemişti, ona özel taktiğiyle. Bir benzerini Novak yapıyor şimdi Rafa'ya.

Bir başka ilginç nokta üst üste 4 kez Nadal'ı yenme başarısı gösteren Djokovic'in Federer'le eşleşmese Roland Garros finaline geleceğiydi. Muhtemelen de Nadal'ı yenecekti, ona ters geldiği için.

Federer'in zaferini büyüten asıl unsur da Novak'ın 43 maç üst üste kaybetmeden bu noktaya erişmesiydi. Vilas'ın üst üste 46 maç yenilmeme rekorunu kıramadığı gibi, McEnroe'nın sezon başlangıcı olarak üst üste 42 maç yenilmeme rekorunu da yakalayamadı, 41'de kaldı.

Bunu ancak Federer başarabilirdi işte, keza Madrid ve Roma'da Nadal iki kez bu fırsatı, hem de toprak kortta değerlendirememişti. Tek detay o maçların 3 set üzerinden oynanmasıydı.

Tarihin en iyisi sıfatıyla, hafife alınan şampiyon yüreğini birleştirip alt etti yenilmez denilen Djokovic'i Fedex. Bunu en iyi olduğu kortta değil, en kötü olduğu yerde başardı üstelik.

Yarın Nadal'a kaybedebilir, bu hiçbir şeyi değiştirmeyecek ama ya kazanırsa ona dair şüphesi olanların zihninde zerre kadar bile olsa soru işareti kalır mı? Kalmamak zorunda.

Federer 30 yaşına doğru tenis tarihini yazmaya devam ediyor, Roger dönemi bitmedi daha diyor. Önünde Wimbledon var, evi. Hala 17, hatta 18, 19 GS'i kovalıyor ve biraz da 2012 Olimpiyatlarını.

O başarmayacak da kim başaracak!

Tarihin en iyisi, majesteleri yeniden döndü aramıza, geçiçi olmamasını dileyelim.

4 Haziran 2011

A. Eren Loğoğlu

16 Mayıs 2011

Bir Pazar Yazısı, Her Telden



Nasıl bir gündü öyle!

Ajax - Twente şampiyonluk maçıyla başladı pazar, kupanın rövanşıydı. De Jong kardeşlerden büyük olan kazanıyordu, evinde.

***

Premier Lig vardı yine, Chelsea - Newcastle maçında son dakika golü, Liverpool'un Anfield Road'da Tottenham'a boyun eğmesi ve Avrupa yolunda büyük yara alması dikkat çekiciydi.

***

Keza Beşiktaş - Galatasaray basketbol maçını da izledim. Bizimkiler seriyi 3 - 0 ile bitirdiler, tebrikler her birine.

Gelecek sene şampiyon olmak istiyorsak mutlaka ikili oyunu Tutku'dan çok daha iyi yapan -ki o da harika- bir Avrupalı PG, Amerikalılar savruk oluyor, kendi şutunu yaratabilen bir SG ve pota altına, hem dışardan şut tehdidi olan, hem de pivot hareketi yapabilen bir isim, Rancik + Andric türünde birisi şart. Darius, Jasaitis, Wilkinson'dan biraz daha iyi üç adam bulursak Euroleague seviyesi bir takıma dönüşebiliriz. Tutku, Ermal, Evren, Shumpert, Haluk + gençler, belki Andric ve yeni yabancılar şeklinde bir strateji.

Ataman'ın Mahmudi'den daha başarılı bir coach olduğunu düşünüyordum, sanırım bu algımı değiştirmem gerekecek. Ataman daha pragmatik, Mahmudi sistem adamı belki de.

***

Fenerbahçe ve Trabzonspor yarışının giderek kızışmasına tanıklık ettik ardından. 8 dakikada 2 gol atan Karadenizliler ve 4 dakikada 2 penaltı, bir de kırmızı kart ile avantaj yakalayan Kadıköylüler.

***

Diego Forlan'ın Beşiktaş'a transfer haberi geçti kanallarda, ne kadar doğru bekleyip göreceğiz, bence gelebilir pozisyonda konum olarak, müthiş transfer olur.

***

Bu esnada Djokovic - Nadal Roma Masters Finali'nde toprak kortta karşı karşıyaydı. Bu sezon üst üste dördüncü defa Novak mağlup etti solak raketi. Dünyanın bir numarasını ard arda yenmek büyük bir iş elbette. Daha da önemlisi tarihin en iyi toprak kort oyuncusunu iki defa üst üste alt etmeyi başardı Sırp raket. Üst üste 39 maç kazandı, 2011'de 37 bu sayı, olağandışı bir seri. Bunu tarihin en iyi oyuncusu hala kortlardayken ve tarihin en iyi toprak kort oyuncusunu, dünyanın bir numarasını yenerek yapıyor. Nadal karşısında son 9 maçın 7'sini kazandı, inanılmaz.

H2H istatistiğinde 16 - 11 geride hala ancak böyle giderse Nadal'ı geçebilir ve o zaman, Federer'i sırf bu karşılaştırmada Nadal'ın gerisinde olduğu için -sebep toprak kortta fazla oynamak- tarihin en iyisi ilan edemeyenler, Nadal için ne diyecekler acaba? Kaderin garip cilvesi işte, Federer'in karşısına nasıl Nadal çıkıp onu yavaşlatmayı ve GS sayısının 16'nın üzerine geçmemesini sağladıysa, Djokovic de aynısını Nadal'a yapacak gibi duruyor böyle oynamaya devam ederse.

Novak'ın son galibiyetleri hep 3 set üzerinden oynanan turnuvalardı, bunu da değerlendirmek gerekir. Roland Garros 5 set ve Nadal daha dirençli olacaktır ancak Djokovic finalden 17 saat önce çok zorlu bir yarı final maçını bitirmesine karşın ayakta kalan taraf oldu, bu da çarpıcı.

***

La Liga'ya geçildi sonra. Barça - Deportivo, Villarreal - Madrid ve küme düşmeyi ilgilendiren kritik bazı maçlar.

Guardiola, tahmin edildiği üzre oyuncularını dinlenme moduna aldı, özellikle en çok süre alandan en aza doğru bir liste ekseninde.

Alves'in alternatifi olmadığından -Montoya sakat, Puyol riske edilmiyor- sağ bek sorunsalını çözmek adına üçlü savunmaya yöneldi yine Pep. Bu tercih daha çok kontratak arayan takımlara karşı kullandığından takımın hücum akışkanlığına işlerlik kazandırmadı.

Üçlü savunmada üç merkez savunmacı, sağ Bartra, orta Fontas, sol Abidal şeklinde bir yerleşimleri vardı. Önlerinde Javier oynadı ve kalede de Valdes. Pinto ŞL Finali'nde cezalı olduğundan, oynamasına gerek görülmedi.

Javier'in önünde bir üçlü yer aldı, sağda Jonathan Dos Santos, orta Thiago, sol Keita şeklinde. Kenarlar Jeffren ve Bojan'ın idi, en uçta da Afellay oynadı.

Pep'in sezon içinde de Messi'ye alternatif denediğini biliyoruz, takım içinde başka kim sahte 9 numara oynayabilir yönünden. Bu kez cevabı buldu, Afellay. Iniesta ve Messi'den sonra takımda dikine en rahat gidebilen oyuncu o çünkü, hızlı, seri ve topu kaybetmiyor. Gelecek sezon çok daha fazla forma şansı bulacaktır.

53. dakikaya kadar üçlü savunmanın yarattığı sayısal azlığın etkisiyle hücum üretkenliği sağlamadı. Ne zaman ki Alves ve Maxwell girdi, Javier ve Abidal yerine, oyuna biraz hareket geldi ancak bu da yeterli olmadı.

Bunun temelde iki sebebi bulunuyor. Birincisi Barça'nın kusursuzluğunu belirleyen sistem değil oyuncular, Xavi & Iniesta ve Messi sahada yoksa gol bulmak çok zor. Buna karşın takımın topa hükmetme, yerden kısa pas yapma felsefesinde zerre zayıflama olmuyor. Altyapı o denli de doğru eğitim veriyor. Ballon D'or adayı üç oyuncunun her jenerasyondan çıkmasını beklemek abartı olur.

Bir sürü yeni ve genç ismin yan yana oynamasından ziyade, kusursuz yapının içine tek tek monte edilmesiyse her zaman olumlu sonuç veriyor, Pedro ve Sergio emsalinde olduğu gibi. Bu açıdan bakıldığında sorun gözükmüyor, Thiago da, Bartra da -Fontas'dan daha iyi kanımca- zamanla daha çok kendilerini gösterecekler.

Maç başladığı gibi bitti ve her iki taraf da mutsuz değildi bundan. Kupa töreni yapıldı, çocuklar gibi şendi oyuncular. Puyol kupa kaldırmaktan yorgun düşmüş sanırım, Xavi'yle birlikte uzandı bu sefer ve kolunda senyera da yoktu, özensizdi biraz. Oyunculuk dönemi Puyol 14, Xavi 15 ve Guardiola'nın 16 kupası var, çok yaklaştılar teknik direktörlerine. Ancak Pep'in onların başındayken kazandığı 9 kupası daha bulunuyor.

Sürekli fotoğraf çektirdiler ve en son bu sezonun ritüeli haline gelen orta yuvarlağı tam ortalarına alan bir halka oluşturdu tüm oyuncular ve ekip, saat yönünde salınıp bir süre sonra saat yönünün tersine salınma tarzı bir oyun çıkardılar ordan da, az da olsa eğleniyordu. Çarşamba'dan bu yana futbolla ilgileri kalmamıştı, haklı olarak. Taraftarlara kırmızı biber fırlattılar bir de.

Beraberlik ve puan kaybı, sezon sonu için bir Guardiola Barça'sı klasiğiydi. Eylül, Şubat ve Mayıs ayları. Ligde son 4 maçta 7 puan kaybettiler, bir şeyin kesinleşmesi Barça bile olsanız konsantrasyonu öldürüyor ve kazanmanızı engelliyor. Teknik taktik yanında bu yüzden oyuncuları moral motivasyon yönünden her maça ayrı hazılayabillmek de bir teknik direktör meziyeti. Guardiola da bu özellik fazlasıyla var, sadece bu maçlarda gerek duyulmuyor, rotasyona gidiliyor genellikle.

Ronaldo 38 gole ulaştı, nerdeyse tam kadro sahadaydılar, maçı ciddiye almıştı Mourinho. Seneye basın toplantılarında puan farkı sadece 4 idi veya onlardan daha çok gol attı takımım gibi argümanlar üretmenin yolunu yapıyor şimdiden, fırsat bu fırsat ya. Ne zaman bu maçı açsam hakemlerle sarı denizaltıların tartışmaları vardı, maç sonunda da benzer görüntüler devam etti, ligin ilk maçında da büyük bir hakem fiyaskosu yaşanmıştı hatırlanırsa. Villarreal'den Cani hakemi itmiş sanırım sebebini bilmiyorum. Maça da iyi başlamışlardı, Rossi'yle pozisyona giriyorlardı, kontratakta az adamla yakalanıp Marcelo'dan golü yediler, rutin Jose takımı golü, üç pas ile gol nasıl atılır dersi. Ronaldo'nun duran toplarına da şapka çıkartılır.

Avrupa'nın saygın liglerinde geçen sene şampiyon olup bu sene başarısını tekrarlayan tek takım FC Barcelona. Kaybedenler kulübü Inter, Chelsea ve Bayern Münih. Bu sebeple de önemliydi şampiyonluk.

***

Behzat Ç. kaçırıldı haliyle. Amirim Bahar'la da vedalaştı, savcı Esra'ya kaldı. Harun da öğrenseydi Selim'in pisliğini, Eda'yla birlikte olma şansı doğardı.

***

OKC - Memphis Konferans Yarı Finali, 7. maç seride, kazanan tur atlıyor. Daha güzel ne olabilir! 8. sıradan play off yapıp bu noktaya gelen Memphis'i kutlamak gerekir, Rudy Gay olsa belki eleyebilirlerdi. Zach Randolph yıldız sayılırsa, o vardı sadece ellerinde. Gerisi takım işte, başlı başına, mücadele, birlik olma, birbirinin açığını kapatma, iyi taraflarını gösterme, takım oyununa dair ne varsa. Oklahoma'ysa genç, kanı kaynayan, hırsı dağları delen süper star adaylarının takımı. Westbrook triple double ve Kevin Durant 39 sayı. Dirk Nowitzki'den bu yana bileği bu kadar yumuşak birisi olmamıştı. Bakalım Dallas'a bir süpriz yapıp Chicago - Miami galibinin karşısına, NBA Finals arenasına gelebilecekler mi?

***

Peter Kenyon ve Drogba haberleri de varken, ismen ve transfer formatı olarak bu seviyeye uygun, top klas takımlardan makul transfer önerileri -scout tarzı değil, pozisyona dayalı ve salt yarar bazlı kısa vadeli çözüm- yapayım;

Manchester United

- Antonio Valencia, sağ kanat, 25 yaşında, 7 milyon Euro civarı alınabilir, gelecek sezon Sir Alex Ferguson bırakmazsa paraya kıyıp Rooney ve Hernandez'in yanına bir süper star daha getirecektir, haliyle bu oyuncu gözden düşer.

Chelsea

- Alex, merkez savunma, 28 yaşında, David Luiz gelince pabucu dama atıldı, 5 milyon Euro civarına alınabilir.

- Yossi Benayoun, sağ ve sol kanat, 31 yaşında, nerdeyse hiç oynatılmadı, çok ucuza transfer edilebilir.

- Salomon Kalou, sağ ve sol kanat, 25 yaşında, çok fazla forma şansı bulamıyor, sürekli onbir oynamak isteyeceği bir takıma gidebilir, 7 - 10 milyon Euro arası bir bedele alınır.

- Didier Drogba, santrfor, 33 yaşında, Torres'in gelmesiyle ve yaşının da etkisiyle önümüzdeki sezon ikinci plana düşeceği bir gerçek, ayrılmayı düşünebilir.

Arsenal

- Abou Diaby, merkez orta saha, 25 yaşında, Wilshere ve Ramsey artık forma şansı buluyor, ona fazla ihtiyaçları kalmadı. Zaten elde Song, Nasri ve Cesc de var. 5 milyon Euro civarına alınabilir.

Liverpool

- Christian Poulsen, ön kesici orta saha, 31 yaşında, forma şansı bulamadı, kadroda düşünülmüyor sanırım. 3 milyon Euro civarına alınabilir.

- Milan Jovanovic, santrfor, 30 yaşında, nerdeyse hiç oynamadı, ayrılmak isteyebilir, 3 milyon Euro civarına alınabilir.

Atletico Madrid

- Jose Antonio Reyes, sağ ve sol kanat, 27 yaşında, Atletico Madrid yeniden yapılanacak gibi, Arda'yı istemeleri, Simao'yu göndermeleri hep buna işaret, challenge arayabilir oyuncu, transfermarkt sitesine göre menajerinin ismi Türkçe, kontak kurmak zor değil. Aynı menajerin oyuncuları arasında Lassana Diarra, Raul Albiol, Granero ve Daniel Guiza da var, dikkate değer. 7 - 10 milyon Euro civarına alınabilir.

- Diego Forlan, santrfor, hücumun her bölgesi, 31 yaşında, benzer sebepler, değişimin parçası olabilir, 5 milyon Euro civarı alınabilir BJK'ye gitmediyse.

Inter

- Lucio, merkez savunmacı, 33 yaşında, Inter de kaçan şampiyonluk sonrası ayrılmalar yaşanacaktır, Ranocchia gibi yeni isimler forma şansı bulmaya başladı, devamı gelir kanımca, 2 milyon Euro civarına alınır.

- Walter Samuel, merkez savunmacı, 33 yaşında, benzer sebepler, 2 milyon Euro civarına alınır.

- Diego Milito, santfror, 31 yaşında, bu sezon çok az forma şansı buldu, ayrılmayı düşünebilir Pazzini'nin de gelmesiyle. 3 - 5 milyon Euro bir bedele transfer edilebilir.

Bayern Munich

- Hamit Altıntop, merkez orta saha, 28 yaşında, sezon sonunda ayrılması kesin, bonservisi yok.

- Ivica Olic, santrfor veya hücumun her bölgesi, 31 yaşında, bu sezon hiç şans bulamadı, çok ucuza alınabilir.

Yerlileri ayrıca değerlendirmek gerekir, yabancı kontenjanından ötürü onlar daha önemli aslında ve son dakika haberi Selçuk İnan Galatasaray'da, umarım yanlış çıkmaz.

16 Mayıs 2011

A. Eren Loğoğlu

13 Mayıs 2011

Zihinden Geçen Ne Varsa 5!



Biraz NBA

"Nerde ve nasıl, kim olursak -Boston, Chicago, Miami- olalım, beat LA" sloganını gerçeğe dönüştüren Texas oldu, bravo captain Dirk'e. Kobe ve özellikle son serisinde süpürülen, yüzük koleksiyoncusu Phil Jackson adına üzüldüm. Kobe'yi majesteleriyle karşılaştırma gafletinden vazgeçilmesi gerekliliği bir kez daha gözler önüne serildi.

Durant'in play off sayı ortalaması 30+ ve onu takip eden Rose sanırım, yeni bir jenerasyon daha geliyor, Spurs, Celtics, Lakers devri kapanıyor gibi bir süreliğine, draft sebebiyle geçici oluyor bu tür duraklamalar ya.

Üç uzatmaya giden Oklahoma - Memphis maçında olağanüstü bir heyecan yaşandı. İkisinde Westbrook aldı götürdü ve sonunda noktayı Durant koydu, 2 - 2'ye getirdi seriyi önce. Takımların play off acemisi olduklarıysa her hallerinden belliydi, saf bir mücadele vardı sahada, son top ellerindeyken alınamayan time out falan, tecrübe eksikliğiydi. Sonra Durant & Westbrook 30'ar sayı atınca serinin 6. maçında, 3 - 2'ye geldi durum.

Miami doludizgin gidiyor, ilk sezon şampiyon olamazlar dedi pek çoğumuz ama LeBron & Wade ve onlara müthiş katkı veren Bosh, özel bir kimya yakaladılar kanımca.

Boston geçtiğimiz sezon hem Wade'in Miami'sini hem de LeBron'un Cleveland'ını elemişti, keza 2008'de de James, Celtics duvarına toslamıştı. Kıyaslanmaz ama Jordan'ın Bad Boys dönemine benzerdi rekabet, üç yıl üst üste Jordan eleyememişti Detroit Pistons'ı ve dördüncü sefer de seriyi kazanıp kişisel tarihinin başlangıcını oluşturmuştu. "Jordan Rules" meselesi vardı ayrıca, Laimbeer, Thomas, Rodman, Dumars, Johnson, Salley, Aguirre ile muazzam bir takımdı Detroit. Bu dönem takımları, dominasyon yaratan ekipler büyük saygı görüyorlar, Celtics'in son demleri, bir ara yine Pistons, sürekli konferans finaline kalıyordu Billups, Hamilton, Prince, Sheed ve Big Ben ile, Duncan'lı San Antonio, elbette LA Lakers'ın ard arda şampiyon olduğu zamanlar gibi.Bulls & Pistons Rivalry

1988 Eastern Conference Semifinals Pistons won, 4–1
1989 Eastern Conference Finals Pistons won, 4–2
1990 Eastern Conference Finals Pistons won, 4–3
1991 Eastern Conference Finals Bulls won, 4–0


Maç sonundaki konsantrasyonun yarattığı hırsın gözyaşına dönüşmesi güzeldi kanımca ve kral James Celtics'e ne kadar çok saygı duyduğunu defaatle dile getirdi, bir dönemi bitirip yenisini başlatıyorlar belki de ve o da bunun farkında. Karşılarına şimdi Wade & James jenerasyonundan sonra NBA hanedanlığı kurabilecek bir Rose çıkacak, çok heyecanlı olur umarım.

Jordan sonrası üç oyuncu merkezinde süregelen play off final serileri;

99 Duncan
00 Shaq & Kobe
01 Shaq & Kobe
02 Shaq & Kobe
03 Duncan
04 Kobe & Shaq
05 Duncan
06 Shaq
07 Duncan
08 Kobe
09 Kobe
10 Kobe
11 ?

2011 finallerinde üç oyuncudan hiçbiri parkeye çıkmayacak, bir devrin bittiğini anlatan en akıcı tablo.

NBA Finali Miami - Dallas olursa da ayrı bir hikaye barındıracak, 2006'da 0 - 2'den gelen şampiyonluktan dolayı.

Dün gece bütün maçı Wade getirdi ve LeBron son 10 sayıyı atarak bitirdi seriyi. Wade gözümde hala daha büyük ve kazanan bir oyuncu, LeBron'u büyüten de onun savunma & hücum performansı.

***

Başkan adayı Turgay Kıran'ı izledim televizyonda, zaytung haberi gibi, transfer politikasını birebir deşifre etti, o kadar şeffaf, basın emekçileri ne yazacak düşünmedi ya! Adam bilinen yönetici / başkan tabusunu yıkıyor, taraftarı uykusuz bırakan alfa nöbetlerine gerek kalmadan isimleri açıklıyor, kimse onu beğenmiyor, kaale almıyor nedense!

Teknik Direktör adayları: Abdullah Avcı, Ottmar Hitzfeld, Pablo Correa

Oyuncu adayları: Kevin Gameiro, Morgan Amalfitano, Kevin Theophile-Catherine (23 yaşında orta saha dedi, transfermarkt sitesine göre 21 yaşında ve savunma oyuncusu) Stanislav Manolev, Sinan Bolat, Serdar Gürler, iki de Brezilyalı, ben bulamadım elemanları kumsaldan çıkma olunca.

Ön görüşme yapılmış, sempatileri toplanmış gibi bir şey geveledi. Atıp tutmayı gerektirecek kadar büyük isimler değil, yalan söylüyor bile denmez. Hayal satmak bedava nasılsa!

Hitzfeld gelsin, dertler bitsin.

***

Liste kabarık, uzun ve okuması zor olsa da, mutlaka göze takılanlar oluyor;

Ahmet Şık, Pınar Selek gibi, şair Ahmet Telli, Şükrü Erbaş, Murathan Mungan gibi, Dink ailesi, Ahmet Kaya'nın eşi Gülten Kaya, Türkali ve Alabora soyadları, kameranın önündeki ustalar Erkan Can, Haluk Bilginer, Settar Tanrıöğen gibi, kameranın arkasında sonbaharlar yaratan Özcan Alper gibi. Ve daha pek çok sevilen, bilinen akademisyen, gazeteci, sanatçı, siyaset sahnesinde yer almış insan.

http://www.birgun.net/actuels_index.php?news_code=1305120030&year=2011&month=05&day=11

***

Doktorların açık ve sert mesajı;

http://www.ttb.org.tr/index.php/Haberler/basinaciklamasi-2630.html

***

Djokovic 2011'de yenilgisiz devam ediyor. Nadal'ı Madrid'de, kendi evinde ve toprak kortta yenmeyi başararak büyük bir işin üstesinden geldi. Roland Garros'da ne yapacağı elbette daha önemli ve can alıcı.

Mats Wilander, Nadal'ın Federer'in şampiyonluk sayısını geçeceğini iddia etti, karşısına Djokovic gibi bir rakip çıkması bu yönden de enteresan oldu, Federer'in yıllarca Nadal'la çarpışması gibi bir rekabete hazırlanabiliriz, bir yaş fark var aralarında ve Nadal'ın Federer'e uyguladığı maç stratejisi Djokovic'e kesinlikle sökmüyor. Nadal çok daha iyi bir oyuncu ancak Novak da sürekli kendini geliştiriyor.

29 yaşındaki Federer'e değinirsek, artık 1 ya da 2 Grand Slam kovalamaktan öteye gitmesi zor. Nadal'dan toprak kortta 1 set alması diri kalabildiğini gösteriyor ama yeterli değil. 3 sezon boyunca oynayacak 6 Wimbledon + US Open dışında şansı yok gibi, bence mutlaka burdan bir şeyler çıkarıp, bir şampiyon gibi bırakacak tenisi. umarım tarihin en iyi F1 pilotu Michael Schumacher'ın düştüğü durumlara benzemez.

***

Kenny Dalglish sözleşmesini 3 yıl uzatmış, futbol adına harika bir haber. Takımın başında kaldığı kısa sürede kanımca iyi bir iş çıkardı zaten, adı sanı bilinmeyen gençlere forma verdi, devre arası transferiyle takımın çehresini değiştirdi. Kuyt, Maxi ve Meireles müthiş bir form grafiği yakaladılar. Seneye Suarez ve Carroll da devreye girecektir, hatta bu sezon hiç esamesi okunmayan Steven Gerrard'dan da katkı alabilirse şampiyonluk adayı olabilirler yeniden. Birkaç transfer daha yapılacaktır, Ashley Young ismi geçiyor, biçilmiş kaftan, savunma ve orta sahaya birkaç takviyeyle eski günlerine dönebilir Anfield Road.

12 Mayıs 2011

A. Eren Loğoğlu

22 Aralık 2010

Hayır Maçı: Federer vs Nadal | Bilbao Savunması



Roger ve Rafa, Afrikalı çocuklar için oynadılar bu defa. İki maç üzerinden planlanan bu organizasyonun ilki Zürih'te, Federer'in evsahipliğinde gerçekleştirildi ve kazanan Roger oldu.

4 - 6, 6 - 3 ve 6 - 3 ile setler 2 - 1 tamamlandı. Federer 2 maç üst üste galibiyetle ayrıldı Nadal karşısında. Rövanş yarın, Madrid'de hem de.

Nadal'ın maç bitimindeki konuşmasında Madrid'de 1 - 1 berabere olduklarını belirtmesi, rekabeti istatistik tutacak kadar ciddiye aldığının işaretiydi.

Herhangi bir hazırlık, antreman, korta alışma gibi bir evre olmadan çıktılar maça ve gayet çekişmeliydi sanki bir turnuva oynanıyormuşçasına.

Grand Slam sayılarında 16 - 9 Roger önde, aralarındaki maçlardaysa 14 - 8 ile Rafa.

Fedex, 6 Wimbledon, 5 Amerika Açık, 4 Avustralya Açık ve 1 Roland Garros, Nadal'sa 5 Roland Garros, 2 Wimbledon, 1 Avustralya Açık ve 1 Amerika Açık kazandı.

Aralarındaki maçlarda tablo, toprak kort Nadal 10 - 2, sert zemin Federer 4 - 3, çim kort Federer 2 - 1 şeklinde.

2 de hazırlık maçı yapmışlardı daha önce, biri sert, diğeriyse fantastik olan yarı çim, yarı toprak zemin idi. Zürih'teki maç da sert zeminde oynandı. Bir de ek bilgi, salonda oynanan maçlarda Federer 3 - 0 öndeydi, durumu 4 - 0'a getirdi Nadal karşısında.

Toplamda 25 maç sonunda, 15 - 10 Nadal üstünlüğü var.

***

Barça, Kral Kupası maçına rotasyon ile çıktı. Pinto, Maxwell, Mascherano, Keita ve Bojan sahadaydı bu sebepten.

İçlerinde görevini en iyi getiren Javier idi, muazzam oynadı. İlginç olan, rotasyona giren 5 oyuncundan üçünün değiştirilmesiydi, Pep yanlış yaptığının farkındaydı.

Maçtan önce Guardiola'nın her maçı aynı onbirle oynayamayız, diğer oyuncuların da oynamaya ve kazanmaya ihtiyacı var söylemi doğruydu. Ancak uygulama alanı, 12 gün sonra maç yapacağı bir zaman mıydı, tartışılır.

Kupa sistemi belli, iki maçlı eleminasyon, ilk maç, kendi sahanda avantajlı bir skor elde edip deplasmana çok rahat çıkılabilirdi, bu şansı kaçırdı Barcelona.

Pep, oyuncu tercihleri dışında ilginç bir denemeye gitti bu maçta da. Santrforsuz oynanan ya da Messi'nin merkezde yer aldığı düzende, Messi olmadığında, onun görevini kim devralabilir sorusuna cevap aradı ve oraya Iniesta'yı yerleştirdi.

Orta üçlü, Masch ve önünde Keita & Xavi'ydi, kanatlarda Pedro ve Bojan, uçta da Iniesta.

Aksaklık, daha önce de vuku bulan Xavi'nin Iniesta'dan ayrılmasının bedeliydi. Bu ikilinin arası, mesafe olarak, açıldıkça, takımın üretkenliği de azalıyor. Top yine Barça'da, sürekli sağdan ve soldan geliyorlar, deniyorlar ama pozisyon bulmakta zorlanıyorlar bu durumda. Bir başka etken de Messi'nin 50 dakika sahada olmamasıydı. Barça, İspanya'ya dönüşüverdi bir anda, gol kısırlığına bürünüverdi.

Bilbao'nun bir avantajı var Barça'ya karşı, yapılı oyunculardan oluşuyor kadroları, özellikle merkez savunma ve önündeki orta sahalar. Bu adamlara çalım atmak zor, geçerken temasta da bulunuyorlar. Chelsea'nın robot görünümlü orta sahasının -Mikel, Essien, Lampard, Ballack- bir alt versiyonu gibiydiler, Javi Martinez ve türevleriyle. Iniesta'nın içerde kaldığı bu yapı Barça'nın ritmini tamamen bozdu. Etkisiz eleman Keita'yla -Inter maçında da aynı sıkıntıyı yaşatmıştı- Xavi'nin terse dönme şansı da ortadan kalktı.

Zaman geçtikçe direnci yükseldi Bilbao savunmasının. Barcelona kalesine geldikleri pek görülmedi zaten, niyetleri de yoktu kupa maçı olmasından ötürü. İyi bir alan savunmasıyla maçı 0 - 0'a bağladılar.

Pep, 1 - 0 ve 0 - 0 arasındaki farkı önemsediğinden Messi ve Villa'yı oyuna aldı, Barça kendine has hücumlarına geri döndü son 30 dakika ancak yetmedi.

Bu arada Sevilla'dan gelen Adriano'nun kredisini tüketmeye başladığını ve Bojan'ın hayal kırıklığı yaratmaya devam ettiğini de belirtmeliyim.

Tur 2. maça kaldı, çok zor olacak ama Barça yolunu bulacaktır.

22 Aralık 2010

A. Eren Loğoğlu

28 Kasım 2010

Federer Yeniden Sahnede



Grand Slam'lerden sonra en önemli turnuvadır ATP World Tour Finals. Tenis tarihinin en iyisi ve günümüzün en formda oyuncusu karşı karşıya geldi turnuvanın son maçında.

Aralarında yapılan maç istatistiğine, genç olmasına ve gelecek vaad eden potansiyeline atıf yapılarak daha iyi olduğu söyleniyordu Nadal'ın Federer'den. Haliyle Roger da tenis tarihinin en iyisi olarak anılamazdı bu durumda, kazandığı Grand Slam sayısı ve çeşitliliği öyle demese de.

22. defa karşı karşıya gelmiş oldular bu maç ile. 12'si toprak kortta ve Nadal'ın 10 - 2 üstünlüğü var. Federer sert zeminde 4 - 3, çim kortta da 2 - 1 önde. Aslında bariz bir dominasyon yok, Nadal, Federer'e ters gelen bir oyun tarzına sahip, bunun yanında taktiksel olarak da Federer'in zaaflarına göre oynuyor sürekli, kendi oyunundan daha çok buna kafa yoruyor ve en önemlisi tarihin en iyi toprak kort oyuncusu.

İlk ve son set gösterdi ki oyun tekniğinin ulaştığı son nokta Federer'dir. Winner sayısında Nadal'ı üçe katlamasının altında yatan da bu. Oyun olarak Federer, Pep'in FC Barcelona'sıysa, Nadal Mourinho'nun Internaziole'dir, Roger kusursuz ve estetik oynun doruklarında gezer her daim. Her vuruşu sanat içerir.

Maçın detaylı analizine girmeye gerek yok. Nadal'ın oturduğu koltukta bile FedEx yazıyordu, salon çılgınca bir heyecanla doluydu, pek çok meşhur insan da tarihe tanıklık etmek adına oradaydı.

ATP World Tour Finals tarihine göz atıldığında bir başka istatistikle karşılaşılır. Tenis tarihinin en büyük oyuncuları, Sampras, McEnroe, Lendl, Borg gibi isimler birden çok kazanmışlardır bu turnuvayı. Roger Federer'in 5. şampiyonluğuydu bu gece yaşanan ve Sampras, Lendl'ı yakaladı böylelikle. Bu rekoru da eline almak isteyecektir, yaşı izin verdiği sürece. Nadal'ın bu listede yer alamayışı, tam da bu isimlerden dolayı, kariyeri boyunca büyük bir eksiklik olarak algılanacaktır. Kazandığında da Federer'den az olmasına vurgu yapılacaktır. Ya da açığı Olimpiyat Altın Madalyası'yla kapatmayı düşünecektir Nadal hayranları ancak o listede de Agassi dışında kendisine eşlik eden olmayacaktır, bu elbette madalyanın değerini düşürmez ancak çok da önemsenmediğin bir göstergesi olabilir. Nadal'ın, tarzına hiç uygun olmayan bu zeminde kazanması da kolay değil!

2011 Federer'in yılı olabilir, önce Avustralya, sonra Wimbledon ve en son Amerika Açık şeklinde. Nadal'ın Roland Garros'u bırakacağını sanmıyorum, Roger dışında onu zorlayanlar çıkabilir elbette.

Nadal'ın zirveye çıkıp 3 Grand Slam kazandığı bir sezonun son turnuvasında eze eze kazanabilmek tarihin en iyi oyuncusuna yakışırdı zaten.

Tarihin en iyisi, Roger Federer kazandı, anın en iyisi, Rafa Nadal'a karşı. Tarih yeniden yazıldı, Federer'in kameralara bıraktığı imzayla.

28 Kasım 2010

A. Eren Loğoğlu

14 Eylül 2010

Nadal Dönemi Başlıyor mu?



Daha 9. Grand Slam'ini kazanmış -Federer'in yarısını yeni geçmiş- ve Career Grand Slam yapan 7. kişi -Federer de 6. idi ve bunu yaparken Sampras'ı yakalamıştı, fark vardı- olabilmiş biri için kopartılan yaygarayı anlamakta güçlük çekiyorum. Bunun iki temel sebebi var kanımca, ilki Nadal'ın yaşının genç olması ve Federer'i geçme şansının hala bulunması, ikincisi tenis tarihinin en büyük oyuncusu olduğu pek çok tenis oyuncusu tarafından bile kabul edilen Federer'e karşı olan maçlarında üstünlük sağlamasıdır. Birinci düşünceye büyük saygı duymakla birlikte, ikincisine zerre önem vermiyorum, bu maçların çoğunun toprakta oynanmasının da bilincinde olarak. Rekabet kavramının sürekli ısıtılıp önünmüze konulmasında Nadal'ın farklı oyun tarzı, Federer'e ters gelmesi, Federer'in kariyerinin hala devam ediyor oluşunun da etkisi bulunuyor.

Futbol alanında Türkiye'nin en başarılı spor kulübü Galatasaray'dır, su götürmez bir gerçek bu ve Fenerbahçe'nin varlık sebeplerinden biridir Galatasaray'ı daha çok yenmesi ancak bu durum, onları tarihin en başarılısı yapmıyor, Galatasaray'ı en çok yenen olarak kalacaklar, daha çok kupa kazanmadıkları sürece.

Career Grand Slam çok önemli ve zor bir iştir tenis tekniği açısından bakıldığında. Farklı zeminlerde başarılı olabilmek, zeminlere uyum sağlamak, o zeminin en iyi oyuncularını yenebilmek, bunları hiç kimse göz ardı edemez ve Nadal'ın başardığı olayı küçümseyemez.

Küçümsememekle birlikte onun başardıklarını Federer'le karşılaştırırken de dikkatli olmak gerekir. Nadal'ın performansa dayalı bir dominasyonu var, başarı bazlı değil ve her seferinde bunu gözlerden kaçırmak istiyor Nadal hayranları. Federer'in herşeyi başarıp düşüşe geçtiği ve sahneyi Nadal'a bıraktığı 2010 yılında, Nadal unutulmaz bir performans sergileyip 4 -5 ay içersinde 3 Grand Slam birden kazanıyor, farklı zeminlerde, çok önemli ama asla yeterli değil!

Başarı dominasyonu şudur açıkça;

7 yıl üst üste Wimbledon Finali, 6 şampiyonluk -5 üst üste-
6 yıl üst üste Amerika Açık Finali, 5 Şampiyonluk -5 üst üste-
7 yılda 5 Avustralya Açık Finali, 4 şampiyonluk -2 üst üste-
6 yılda 4 Fransa Açık Finali, Tek şampiyonluk

El insaf yahu, böyle bir etki yok herhangi bir sporda. Federer, Career Grand Slam'i Roland Garros ile tamamlıyorken, diğer bütün turnuvalarda ezici bir üstünlük sahibiydi. Fırtınalar koparılan Nadal'ın, Tek Avustralya Açık ve Tek Amerika Açık Finali var, başarısı ikisini de kazanmış olmasında ancak bu asla sporda büyük bir etki değil, süreklilik için daha önünde yol var, bunu söyleyeni matematik bilimi reddeder önce.

Nadal, Fransa Açık'ta 5 şampiyonluk ve Wimbledon'da 4 Final, 2 Şampiyonluk gibi bir dominasyona sahip ve bu durum bile Federer'in çok çok gerisinde hala.

Nadal daha önce de pek kere dile getirdiği Federer en büyük söylemini yinelemiş;

"I think talk about if I am better or worse than Roger is stupid, because the titles say he's much better than me, so that's true at that moment. I think will be the true all my life," he said.

"For me, always, always Roger was an example, especially because he improved his tennis I think during all his career, and that's a good thing that you can copy, no?

"So I try to copy this, and I know Roger and me are different, much different styles. Being better than Roger I don't think it is the right moment to talk about that, because I don't think that."
http://www.smh.com.au/sport/tennis/roger-federer-or-rafael-nadal--the-best-ever-debate-is-back-on-20100914-15aew.html

Nadal bunları söylüyorken, hayranlarının durumu abartarak önümüze sunması çok sağlıklı değil, karşılaştırma açısından. Mesele Amerika Açık turnuvasını set vermeden sadece bir defa kazanmak değil, sürekli bu noktada olabilmek, Nadal daha ilk defa finalde, keza Avustralya'da da durum aynı. Nadal doğru olanı yapıyor, beklemede, eğer bir gün Federer'den daha iyi yani en iyi olarak anılacaksa, bunun zamanı şu an değil, gelecekte bir gün ve bu yüzden karşılaştırılmak istenmiyor. Keza Federer'in açıklamaları da Nadal'ın söylemlerine paralel. Gerek koşul olarak Nadal'ın Amerika Açık kazanmasını gösterdi, doğruydu ancak yeter koşul değildi. 16 şampiyonluğa ulaşmasa bile Federer tarzı bir dominasyon yakalaması da gerekecek Nadal'ın bundan sonra, kendini kabul ettirebilmesi için. 4 Grand Slam'ın 2'sinde sadece 2 Final oynayabilmiş bir oyuncuyu tarihin en iyisi yapmaya hiçbir sihirbazın gücü yetmez.

Nadal'ın dönemi şimdi başlıyor diyenlere saygım sonsuz, bekleyip göreceğiz, ben de Nadal gibi düşünüyorum, Federer hayatı boyunca ondan daha iyi olarak anılacak. Ve rekabetin kitabını yazan Federer tarihin en iyisiyse -ki öyle- 2 yıl içinde Wimbledon ve Amerika Açık'lardan en az birini hatta dört turnuvadan ikisini Nadal'a bırakmayacaktır, antrenör değişikliğinin sebebi de kanımca budur.

Nadal'ın fiziksel güce dayanan oyunuyla her seneyi 2010 gibi bir performans dominasyonuyla geçirebileceğine ben inanmıyorum, bu da başarı olarak Federer'in arkasında kalması anlamına gelir. Nadal'ın alamet-i farikası Federer'i yenmek zaten diyenlereyse, Fenerbahçe - Galatasaray örneğini yineliyorum.

14 Eylül 2010

A. Eren Loğoğlu

10 Eylül 2010

Roger @ US Open 2010



Geçenlerde Roger, Rafa hakkında bazı açıklamalarda bulunmuş;

http://www.ntvspor.net/haber/tenis/22786/%E2%80%9Cnadal-en-iyisi-degil%E2%80%9D

Rafael Nadal, henüz 24 yaşında 8 Grand Slam turnuvası şampiyonluğu yaşadı. Roger Federer'in ise rekor kitaplarına geçen 16 Grand Slam zaferi bulunuyor. Ancak bazıları, İspanyol raketi Federer'den daha büyük bir tenisçi olarak görüyor. Bu konu Amerika Açık mücadelesi sürerken Federer'e soruldu. İsviçreli raket, Nadal'ın kendisinden daha iyi bir tenisçi olarak nitelendirilebilmesi için, en az 1 kez Amerika Açık'ı kazanması gerektiğini savundu.

Tüm Grand Slam turnuvalarında mutlu sona ulaşmayı başarabilen 5 tenisçiden biri olan Federer; "Nadal ile mücadele beni daha iyi bir tenisçi yaptı. Ancak Nadal'ın "En iyi etiketini" alabilmesi için, Amerika Açık'ta da zafer yaşaması şart. Ben de uzun süre Fransa Açık'ı kazanmayı başaramamıştım. Ancak aramızdaki fark, ben Fransa'da zafere ulaşmadan önce 2 kez final oynadım, Nadal ise henüz Amerika Açık'ta yarı finalin ötesini göremedi" diye konuştu. Federer bununla birlikte, Nadal'ın henüz çok genç olduğunu vurguladı ve kariyeri sona erdiğinde, kendisinden daha büyük bir tenisçi olarak anılabileceğini kabul etti. Rafael Nadal'ın, 5 Fransa Açık, 2 Wimbledon ve 1 de Avustralya Açık'ta şampiyonluğu bulunuyor.
Yanlış bir şey göremiyorum düşüncelerinde. Kendisini geçebileceğini, yaşının genç olduğunu ancak şu an gerisinde yer aldığının kabul edilmesi gerektiğini söylüyor, % 100 katılıyorum.

Öyle ya da böyle, formunda ya da formsuz, zamanı geçti ya da geri döndü ne derseniz deyin Federer Amerika Açık Yarı Finali'nde ve rakibi Djokovic. Karşı taraftan Nadal bekleniyor, umarım gelir de finalde, sert zeminde dersini alır Fedex'den ve bu karşılaştırma mevzusu yeniden ve farklı bir sürece doğru ilerler.

10 Eylül 2010

A. Eren Loğoğlu

22 Haziran 2010

Kolay Olmadı!



Federer daha 1. turda eleniyordu. Yanlış okumadınız, Wimbledon tarihinin en büyük sürprizlerinden biri yaşanmak üzereydi. Federer'in form durumunu göz önüne alınca zorlanması beklenebilirdi ancak bu kadarı çok fazlaydı. Çok yoğun bir heyecan fırtınası esti denilebilir.

İlk sette oyun 5 - 5 iken servis kıran Falla, seti 5 - 7 kazanıp durumu 1 - 0'a getirdi. Bu bile anormaldi, çim kortta Federer'in set vermesi, hem de ilk turda.

İkinci sette bu defa oyun 3 - 3 iken servis kırdı Falla ve sonuna kadar götürüp bu avantajı, seti 4 - 6 kazandı.

Federer 0 - 2 geriye düşmüştü setlerde. Bilinen bir şey varsa o da şuydu, 5 setlik bir oyunda 3 set kazanmadan Federer'i yendiğinize inanmamak. Öyle de oldu.

Üçüncü set oyun 4 - 4, Federer servis atıyor ve durum 0 - 40'a geliyor, tam da buradan maçı döndürmeyi başardı Fedex, tam dört servis kırma şansını karşılayarak. Sonraki oyunda da servis kırıp oyunu 4 - 6'ya setleri de 1 - 2'ye getirdi.

Tamam her şey Federer lehine döndü derken, Falla servis kırdı ve 0 - 2 öne geçti dördüncü sette. Oyun 3 - 5'e kadar geldi, maçı kazanmak için sadece bir oyun uzaklıktaydı Falla. Fedex önce servisini aldı, sonra servis kırdı, birer oyun daha kazanıldı ve tie break setinde olması gereken gerçekleşti ve Federer 7 - 6 ile setlerde durumu 2 - 2'ye getirdi.

Beşinci setteyse oyundan düşen rakibi karşısında zorlamadan 6 - 0 ile maçı 3 - 2'ye getirip tur atladı.

Federer kesinlikle iyi değildi, acaba Sampras - Federer maçının gelecekteki halini mi izliyoruz sanrısına kapıldı pek çoğumuz ama Falla'nın da servisi kötüydü zaten. Biraz daha becerebilseydi servis işini maçı da kazanır ve Federer'i ilk turda evine gönderip tv karşısında İsviçre'yi izlemesine aracı olabilirdi.

Kanımca Federer için iyi oldu böyle bir mücadele, silkelenme adına ihtiyacı vardı, bu saatten sonra ne kadar form tutabilir ve karşısına biraz daha form seviyesi yüksek ve gerçek bir çim kort oyuncusu çıkarsa ne yapar gibi akıllarda soru işareti bırakmadı değil. Yine de her haliyle Yarı Final'e geleceğini düşünüyorum.

22 Haziran 2010

A. Eren Loğoğlu

20 Haziran 2010

Wimbledon Başlasın!



Wimbledon başlıyor ve ayrı bir heyecanı var bu yılın, Marsel İlhan.

Ana tabloya kalan ilk Türk oyuncu, Federer'in de olduğu kura tarafından katılıyor Wimbledon'a. Kura incelendiğinde Marsel eğer ilerleyebilirse Çeyrek Final'de Roger'in rakibi olabilir, bunları söyleyebilmek bile olağanüstü. Süpriz olmazsa Davydenko gelecektir ve Federer'in önü açık duruyor buraya kadar. Yarı Finaldeyse Djokovic, Roddick, Hewitt'in olduğu taraftan birisiyle eşleşecek.

Nadal'a bakınca, önce Soderling, sonra da Verdasco & Murray galibiyle oynayacak. Bir nebze daha kolay gibi Federer'e göre. Tabi bu isimleri daha çok sıralamadaki yerlerine ve kariyerlerine göre belirledim asıl önemli olanın performanslar olduğunu unutmayıp mutlaka farklı isimlerin de Federer ve Nadal'ın karşısına çıkabileceğini düşünüyorum.

Cilic, Berdych, Gulbis ilk akla gelenler.

Federer, olması gerektiği gibi, Wimbledon'ı kazanacak ve eğer Nadal karşısına gelebilirse 2008'in de intikamını alacaktır.

Come on Fedex, sahne senin beyazlar içinde!

20 Haziran 2010

A. Eren Loğoğlu

11 Şubat 2010

Oynayan Efsane



16. Grand Slam zaferini Avustralya Açık'ta kazandı Federer. Murray'le olan H2H istatistikleri konuşuluyordu finalden önce, yenileceğini düşünen, O'nun hala tarihin en iyisi olduğuna inanmak istemeyenler vardı, Roger acımadı, hiçbirine.

Tüm zamanların en iyisi, Roger Federer, büyük ve yetenekli oyuncu kavramanın neresinde durduğunu bir kez daha gösterdi. Tarih, bu denli bir sürekliliği çok az yaşadı, pek çok farklı spor dalında.

6 Wimbledon, 5 Amerika Açık, 4 Avustralya Açık, 1 Fransa Açık, sayısız ve erişilmez olan rekorları, ağlayışları!

http://www.atpworldtour.com/News/DEUCE-Tennis/DEUCE-Australian-Open-2010/Roger-Federer.aspx

Bu adam, yaşayan efsane denir ya işte sadece bununla sınırlı değil, oynayan efsane tanımının karşılığı, hala kortlarda, 28 yaşında, yeni Grand Slam'ler peşinde!

Roger, oyun varolduğu sürece, Laver ve diğerleri tarafından alkışlanmaya devam edecek, yorulmaksızın.

11 Şubat 2010

A. Eren Loğoğlu

27 Ocak 2010

23



Roger, üst üste 23 Grand Slam Yarı Final seviyesine erişme başarısına da ulaşmış oldu Avustralya Açık 2010'da. Nadal, Amerika Açık 2009'ta olduğu gibi yine gelemedi Fedex'in karşısına. Formunun zirvesinde olmadığı zamanlar Federer'e denk gelmeyince, H2H istatistikleri de olumsuz yönde bir değişiklik göstermiyor Rafa açısından. Rafa, Roger'i yenebilmek adına kazandığı fiziksel gücün getirdiği sakatlıklarla uğraşıyor son 1 yıldır. Oyun yapısını ya da Fedex'i yenme stratejisini fiziksel güç üzerine kuran bir sporcunun dramı da denilebilir buna. Federer'in sağlık ve başarı anlamında yakaladığı sürekliliğin ne kadar değerli olduğu anlaşılıyor, zaman sonsuz akışı boyu yol alınca Nadal'ın öyküsünde.

Federer, daha ne kadar ve nereye kadar gider bilinmez, motivasyon ve konsantrasyonun çok önemli olduğu tenis sporunda. Birkaç Grand Slam daha kazanmak isteyecektir elbette, Wimbledon özellikle.

C'mon Fedex.

27 Ocak 2010

A. Eren Loğoğlu

06 Temmuz 2009

Tarih Yazarı Roger Federer, 15



Bir devrin kapanışı ne 2008 Wimbledon ne de 2009 Avustralya Açık olabilirdi. Tarihin En İyi Tenis Oyuncusu'na olan güvenim beni yanıltmadı, önce Nadal'ı yenip Madrid'i, sonra Roland Garros'u ve 14. Grand Slam'i, en sonunda da Wimbledon'ı ve 15. Grand Slam'i kazandı Roger.

Federer, Wimbledon ile 15. Grand Slam'ini kazanıp, Sampras'ı geçti ve tarihin en çok Grand Slam kazanan oyuncusu oldu 27 yaşında.

Avustralya Açık, Roland Garros, Wimbledon ve Amerika Açık'ın tamamını kazanan nadir isimlerden biri Fedex. Her üç zeminde de GS elde edip, ne kadar yönlü ve gelişime açık bir oyuncu olduğunu kanıtladı. Sampras'ın 14 GS'i olmasına rağmen Roland Garros'u yoktu. Kusursuz ve estetiğe dayanan muhteşem tekniğini, 2008 yılında zayıflayan fiziksel gücü ile tekrar birleştirdi.

Bugün Roddick karşısında Nadal'ı bulsa muhtemelen kazanacaktı, o derece inanılmaz bir performans sergiledi ancak yorgunluğun etkisiyle son servislerinde sürekli basit hatalar yaparak kaybetti Final'i.

7 yıl üst üste Wimbledon Finali'ne yükselen Federer, 6. defa kazanmış oldu bu turnuvayı. 20. Grand Slam Finali'nde 15. zaferiydi Fedex'in. Her iki istatistikte de rekor artık Federer'in ellerinde, daha geliştirecek, önce bir baba olsun, Nadal'a Amerika Açık kazanma şansı da tanımayacaktır.

2005 Wimbledon - 2007 Amerika Açık arasında 10 GS üst üste Final'e kaldı. Djokovic'e 2008 Avustralya Açık Yarı Finali'nde kaybetmese, üst üste Final'e çıkma rekoru sayısı 17'ye yükselecekti bugün oynanan Wimbledon ile. 2004 Wimbledon - 2009 Wimbledon -hala devam ediyor yani- arasında 21 GS üst üste Yarı Final'e kaldı.

Bu istatistikler, bırakın başarmayı, tenise başlayan, profesyonel oynayan, yakından takip edenler için hayal bile edilemez ama Federer bunların hepsini gerçekleştirdi. Çünkü o Tarihin En İyi Tenis Oyuncusu, tartışmasız.



Kimler gelmişti O'nu, Tarihin En İyisi'ni izlemeye;

Tenisin En Büyükleri, Rod Laver, John McEnroe, Pete Sampras, Björn Borg oradaydı, O'nu alkışlamak için. Büyük bir şölendi bu, bir saygı duruşu. Federer'in tarihi yazdığı yerde, tarihe tanıklık etmek isteyenler, tenisi sevenler oradaydı, O'nu elleri kabarırcasına alkışlamak için. O'nu bir kez daha, en iyi olduğu yerde, 15. GS'i kazanırken, en iyi olduğunu kanıtlarken izlemek, yıllar boyu gerçekleştirilemeyecek bu başarıları gelecek nesillere anlatmak adına oradaydı seyirciler ve ekranı başında olanlar.

Woody Allen, Russell Crowe, Sir Alex Ferguson, Michael Ballack, Andy Roddick'in eşi Brooklyn Decker da oradaydı tarihe tanıklık etmek için.

Mirka Vavrinec, Federer'in eşi, hamile olduğu halde oradaydı, O'nu desteklemek için. Fedex'in yakın arkadaşı Bush grubunun eski solisti Gavin Rossdale da oradaydı, haykırışlarıyla.

Oyunun kırılma anları vardı. 2. sette tie break oynanırken Roddick 2 - 6 öne geçmesine rağmen, Fedex'e 6 sayı üst üste vererek oyunu kaybetti ve setler 1 - 1'e geldi. 5. sette oyun 8 - 8 iken Federer'in servisinde 15 -40'a gelmişti, Fedex buradan da oyunu döndürmeyi başardı bir Şampiyon'a yakışır şekilde.

Maç istatistiklerine biraz değinecek olursam;

50 Ace attı Federer, oyunda tutunmasını sağlayan da daha çok buydu. Servisi nereye atacağının son anda belli oluşunu gösteren çizimler çok şey anlatıyordu O'nun oyununu tanımlamak için. 107 Winner ile bitirdi maçı. Andy'nin ilk servisleri oyuna sokma oranı % 70 idi, bu da O'nun maça tutunma noktasıydı. Federer ilk sette 4, diğer setlerde 3 defa yakaladığı servis kırma şanslarından sadece birini, sonuncusunu kazanıp maçı bitirebildi. Aslında oyun içerisinde rakibinden daha çok sayı alan Fedex'ti ve servis kırması daha çok beklenebilirdi, öyle de oldu ama sonunu bir türlü getiremedi, son sette bile sanırım 3 defa Deuce durumundan oyunu döndürmeyi başardı Andy.

Tam 4 saat 16 dakika sürdü mücadele. Epik bir Final oldu.

237 hafta üst üste sıralamada 1. olarak bulunmuştu, 18 Ağustos 2008'de Nadal'a devretmişti ilk sırayı, aradan 1 yıl geçmeden tahtını geri aldı Nadal'dan. Kariyeri bitti, geri dönmesi zor diyenlere inat yeniden ve küllerinden doğdu Şampiyon, Tarihin En İyisi.

Ceketine 15 işlenmişti bile.

Bu sefer ağlamadı ama güzel adam, gurur doluydu Laver'ın, Sampras'ın, Borg'un, McEnroe'nun önünde.

Tarihi yeniden yazan adama, Roger’a, binlerce kez teşekkürler, bu güzel anıları yaşattığı ve bizlere tarihe tanıklık etme fırsatını verdiği için.

Okunmalı;

http://www.atpworldtour.com/News/DEUCE-Tennis/Federer-15-Quest/Road-To-15-Slams.aspx

http://www.atpworldtour.com/News/DEUCE-Tennis/Federer-15-Quest/Slams-Stats.aspx

http://www.atpworldtour.com/News/DEUCE-Tennis/Federer-15-Quest/By-The-Numbers.aspx

http://www.atpworldtour.com/News/DEUCE-Tennis/Federer-15-Quest/Federer-Genius.aspx

6 Temmuz 2009

A. Eren Loğoğlu

01 Temmuz 2009

21



Atlanta Hawks'da oynadığı dönemde Michael Jordan'ı tutma görevi hep onundu, SG olmasından ötürü. Steve Smith'ten bahsediyorum. MJ'in performansını yavaşlatmayı başardığı bir maç sonrasında -sanırım MJ o maçta da 30 küsür sayı atmıştı- bunu nasıl başardığı soruldu gazeteciler tarafından.

Steve Smith şöyle demişti: "O'nu tutmak imkansız değil ama emin olun imkansıza çok yakın."

Roger Federer için de geçerli bu. O'nun başardıkları imkansız değil belki de ama buna çok yakın. Zorlu geçmesi beklenen Karlovic engelini de rahat bir şekilde aşarak Wimbledon 2009'da Yari Final'e geldi. Rekorunu geliştirmeye devam ediyor, hakikaten inanılmaz, üst üste 21 Grand Slam boyunca Yarı Final'e yükseldi Fedex. Bunu başarma ihtimali olduğunu zannetmiyorum başka bir oyuncunun.

2004 Fransa Açık'ta 3. Turda elenmesinden sonra Yarı Final'den aşağı bir turda veda etmedi turnuvaya. Bu 5 yıllık süreçte 17 defa Final oynayıp 12'sini kazandı ve sadece 3 defa Yarı Final'de elendi.

Spor tarihinde, özellikle tüketimin bu denli yoğun olduğu bir dönemde, bu kadar domine edici bir performansı sürdürebilmek, En Büyük olmanın bir ifadesi açık ve net.

Master of Skills, yoluna devam ediyor her zaman olduğu gibi.

O kadar şanslıyım ki, Federer'i seyretmiştim diyebileceğim nesiller boyu.

1 Temmuz 2009

A. Eren Loğoğlu

29 Haziran 2009

Ana'nın Gözyaşları & Federer Çeyrek Finalde



Wimbledon Tek Bayanlar 4. Tur maçında Ivanovic ve Venus karşı karşıya geldiler.

İlk seti 6 - 1 ile kazandı Venus. 2. sette ilk servis 40 - 40 iken Ana sakatlandı, yüzünden acı çektiği okunuyordu ve oyun bir süre durdu, antrenör çağrılarak. Tekrar oyuna dönüp 1 - 0 öne geçtiyse de, Williams'ın servisi sırasında ağlamaya başladı, dramatik bir andı, gözyaşlarına hakim olamıyordu, oyunu bıraktığını bildirdi.

Oysa maçtan önce kendisini çok iyi hissettiğini ve 1 numara olduğu günden daha iyi durumda olduğundan dem vurmuştu. İlk sette kötü oynamamasına rağmen 2 defa servis kırdırmış, 2. sete ise daha iyi başlamıştı.

Bu sefer de olmadı ama sana söz yine baharlar gelecek.

Ajde!



Tek Erkekler'de Federer, Soderling'i 3 - 0 ile geçti, sadece 1 defa servis kırdı, o da ilk sette, son 2 seti Tie Break ile kazandı. Tie Break setleri bile 7 - 5 bitebildi.

Soderling, elinden gelen her şeyi yapmasına rağmen, nete vole vurmaya bile gelmeyen, 23 sayıyı ace ile kazanan Federer karşısında, yenilmekten kurtulamadı.

Zorlu kuranın ilk engelini geçerek Çeyrek Final'e yükseldi Federer. Bu turda Verdasco - Karlovic, Yarı Finalde Haas - Djokovic galibiyle ve Finalde muhtemelen evsahibi Murray ile karşılaşacak.

29 Haziran 2009

A. Eren Loğoğlu

19 Haziran 2009

Nadal, Wimbledon'da Yok!



Fiziksel güce dayanan oyunu sebebiyle, tarihin hiçbir döneminde Federer gibi bir dominasyon sağlayamayacağını tekrarlayıp durmuştum önceki Nadal yazımlarımda. Çok erken başladı sakatlanmaya.

Nadal, Hewitt'le oynadığı gösteri maçında kendini test ettikten sonra, % 100 olmadığını gözlemleyip, amcası Toni'yle birlikte, Wimbledon'a katılmama kararı aldığını açıkladı;

http://www.wimbledon.org/en_GB/news/articles/2009-06-19/200906191245395523523.html

Geçmiş olsun Nadal'a ve Nadal severlere.

Yine Federer Zamanı, 15 için!

19 Haziran 2009

A. Eren Loğoğlu

09 Haziran 2009

Taraf Olunmadan, Seyir Zevki Olur mu?



Olmuyor, taraf olunmadan seyir zevki alınmıyor oyunlardan. Elbette bunun tersini düşünenler, sadece oyunu sevenler vardır, onların görüşüne de saygılıyım ancak Iniesta Chelsea'ye son dakika golünü attığında, oyunu sevip sevinmek ile Barça'yı tuttuğunuz için sevinmek arasında alınan haz açısından bir fark yok mu, kanımca var. Örnekler çoğaltılabilir, Federer'in FH'inden alınan haz, eğer onu tutuyorsanız başka, tenisi seviyorsanız başkadır ki bu o sayıya verdiğiniz tepkiden ölçülebilir.

Bir bakalım nerede, nasıl, hangi sebepten taraf olmuşum;

Bir kere Galatasaray, her şeyin üstündedir. Dayım kaynaklıdır ki O'nun da Galatasaraylı oluşu, abilerinden dolayı yani diğer dayımlardan gelir. Onlar da Metin Oktay'dan etkilenmişlerdir, dedem iyi bir Beşiktaş'lı olduğu halde. Babam futboldan hiç anlamazdı, annem de öyle, zira ailem, kız kardeşlerim de dahil ben üzülmeyeyim diye çocukluğumdan itibaren futbola ilgi duydular, her biri benim kadar olmasa da, iyi Galatasaraylılardır, annem benden daha çok heyecanlanır, birlikte maç izleme fırsatım olduğunda. Babam da bu uzun süreçte futboldan anlamaya başlamış ve her maçı takip eder bir konuma yükselmiştir. Ailemin büyük çoğunluğundaki ilginç Galatasaray tutkusu -amcamlar da Galatasaraylıdır, haliyle kuzenlerimin büyük kısmı da- belki de bende bu sevginin fanatizm boyutuna erişmesine olanak sağlamıştır. Sporun her alanında Galatasaraylıyımdır, futbol A ve altyapı, basketbol, voleybol, su sporları, her türlü karşılaşmasına gidip desteklemişliğim, tribünde ultrAslan - Üni kurucularından biri ve taraftar olarak da yer almışlığım vardır.

Adana Demirspor sevdası, memleket ayağına. Terim ve Şaş, yoğunluğu artıran unsurlardır.

İspanya: FC Barcelona (90 - 94 Rüya Takım kaynaklı başlayan bir ilgi, Katalan halkından biri gibi hissettiğimi söyleyebilirim)

İtalya: AC Milan (88 - 94 Efsane Takım, Kızıl Kara Tugaylar eksenli bir başlangıcı var, Berlusconi'den nefret etsem de)

NBA: Detroit Pistons (Bad Boys kaynaklı), Chicago Bulls (Michael Jordan)

F1: Ferrari, Michael Schumacher, Nico Rosberg (Benetton döneminden bu yana MS, Ferrari ise hem İtalyan oluşu, hem de kırmızı renginden ötürü, Akdeniz kültürüne sonuna kadar bağlıyım)

Arjantin: Boca Juniors (Diego'dan dolayı, River taraftarına göre Di Stefano daha büyük oyuncudur)

Tenis: Roger Federer, Novak Djokovic, Ana Ivanovic (Roger tek idi ama yarattığı dominasyonun getirdiği heyecansızlık başka alternatifleri de bünyeye kattı)

Snooker: Ronnie O'Sullivan (Oyun tarzını, hızlı oluşunu sevmem sebebiyle)

Beyzbol: Boston Red Sox (Jack Shepherd'dan ve Yankees rakibi olmasından dolayı)

Anti olunanlar: Fenerbahçe'nin hiçbir şeyinden haz etmem, Kadıköy'de oturuyorum, yaptıkları her şey daha çok gözüme batıyor. Anti tez olayının da bunda etkisi var. Yaptıkları hiçbir şeyin doğru olduğunu düşünmem, hep bir açıklamam olur.

Real Madrid ve Inter 2. sırada gelirler. Franco'dan girmiyorum, beni bilen biliyor zaten. Nadal'dan ve Alonso'dan da nefret ederim yine. Nicole'den ve son sene hileli 1. liğinden ötürü Hamilton'ı da sevmem, zaten İngilizlere her alanda -müzik, sinema, tv dizileri, spor gibi- çok büyük saygı duysam da kalitelerinden dolayı, Akdeniz kültürüyle hiç bağdaşmayan ve beni yansıtmayan yapıları sebebiyle sıcak bakmam. McLaren'ı da sevmem bu sebepten.

Düzen takımları Chelsea ve ManUtd'den haz etmem. New York'un hiçbir takımını tutmam Amerikan Sporları'nda, hele de Yankees, uzak olsun. Elbette düzenin karşısında biri olarak, nasıl ki Franco'nun Madrid'ini sevmiyorsam, Hollywood'un Lakers'ından da nefret ederim. Beat L.A. her zaman ve her yerde.

Brezilya'yı sevmem, Katalan oluşumdan ötürü Milli Takım tutma gibi bir ihtiyaç hissetmem zaten, Türk Milli Takımı için çoğunlukla heyecanlanmam, milliyetçi değilimdir. Diego kaynaklı bir Arjantin ilgisi vardır.

9 Haziran 2009

A. Eren Loğoğlu

08 Haziran 2009

Sampras ve Nadal'ın Federer Yorumları



Rafa Nadal'ın 2008 Wimbledon Finali sonrası Federer tanımı:

"Well, it is disappointing for me I am in the same time as the best player in history, Roger Federer. So it's very tough always to play against him, especially here. I had lots of chances to win the match [earlier] but I just congratulate Roger, because he always fights unbelievably. His attitude is always excellent when he wins, when he loses. So just thank you very much, Roger. For sure, to beat Roger here after his five years. I lost the last two finals, close finals. But he's still the number one. He's still the best. He's still five times champion here. Right now I have one, so for me it's a very, very important day."

Pete Sampras'ın, Federer'in 2009 Roland Garros Şampiyonluğu sonrası Roger tanımı:

"What he's done over the past five years has never, ever been done - and probably will never, ever happen again, Regardless if he won there or not, he goes down as the greatest ever. This just confirms it. I'm obviously happy for Roger, If there's anyone that deserves it, it's Roger. He's come so close. He just is a great, great player that is a credit to the sport and is a positive influence for young kids and just tennis in general, It looks pretty tough to beat now with 14 majors, and I'm sure he's going to go on and win a lot more. Now that he's won in Paris, I think it just more solidifies his place in history as the greatest player that played the game, in my opinion. I'm a huge Laver fan, and he had a few years in there where he didn't have an opportunity to win majors. But you can't compare the eras, and in this era, the competition is much more fierce than Rod's."

8 Haziran 2009

A. Eren Loğoğlu

07 Haziran 2009

Federer, En Büyük



Tarih 7 Haziran 2009, yazılsın bir kenara.

2008 Roland Garros ve Wimbledon'ı kaybettiğinde, artık kazanamaz, kariyeri bitti, geri dönemez dediler, bilmedikleri bir şey vardı, Şampiyon Roger'in hafife alınmaması gereken yüreği.

Ve işte;

Öldürücü Forehand vuruşları, servisleri ve müthiş konsantrasyonuyla sahnedeydi bugün.

Tarihin en iyi tenis oyuncusu Roger Federer, 3 yıl üst üste Finali'nde kaybettiği Roland Garros'u, Nadal'ın da elenmesini iyi değerlendirerek, kazanmayı başardı. 2009 Roland Garros Şampiyonu Fedex. Nadal'a selam olsun.

Yıllarca, Federer'in akıl almaz rekorlarını geçmeye çalışacak Rafa, işi çok zor. Üstelik, Federer hala karşısında olacak En Büyük olarak, önce Wimbledon, sonra da sadece 1 defa Yarı Finali'ne yükselebildiği Amerika Açık turnuvalarında.

RF'in kariyerinin 14. Grand Slam Şampiyonluğu 19. Finali'nde. Sampras'a da selam olsun.

Mats Wilander, sana da selam olsun, son soruya verdiğin cevap sebebiyle.



Kazanmadığı Grand Slam kalmadı, Avustralya Açık, Amerika Açık, Wimbledon ve Fransa Açık. Kazanmadığı zemin yok, toprak, çim, sert, farketmiyor. Kırmadığı rekor, yenmediği rakip kalmadı.

Roger, bu oyunun en iyisi, gelmiş geçmiş ve gelecek. Öyle şanslıyız ki Diego Maradona, Michael Jordan, Michael Schumacher ve Roger Federer'i izleme şansına sahip olduk diyebileceğiz.

Tenis tarihinde bir dönemdir artık Roger, 2000 yıllarla anılacak, Federer Era şeklinde.



7 Haziran 2009

A. Eren Loğoğlu