TT Arena yapısı yükseliyor.
Meraklandığım konu şu, Alex bu stadda korner atabilir mi, sanmıyorum, gelmez bile madde atılıyor baksanıza der, nasıl gideyim korneri kullanmaya.
Peki gelirse? Hasan Şaş sana sözümdür, ben indireceğim yere.
17 Mart 2010
A. Eren Loğoğlu
17 Mart 2010
27 Haziran 2009
Yaşayan En Büyük 5 Türk Futbolcusu

Fotoğraf 2001 yılından, Bülent, Suat ve sırtına su şisesi isabet eden Hasan, korkmadan, sinmeden, futbol oynamaya çalışmak uğruna Saraçoğlu'nun çimlerine çıkıyorlar. Su fırlatmanın Kadıköy'de yeni bir akım olduğu, Mecidiyeköy'de ise daha bilinmediği dönemlerden kalma bir kare, aynı zamanda. 2006 yılında 3 - 2 kazanılan Kupa maçıyla, Ali Sami Yen'e de taşınan bir gelenek su şisesi fırlatma eylemi.
Çekilen acıların, eziyetlerin, stad hoparlöründen yenilen küfürlerin, lağım sularının, çim ve yumurtaların, sidik torbalarının, medyanın komik bulduğu cinsel karikatürlerin, Telsim Tribününden şimdinin Fenerium Tribününe akreditasyon kartlı kişilerce sahanın içinden geçerek taşınan ve kafaları yaran seramiklerin, yaralanmaların, devre aralarında ve maç sonunda biber gazı yemelerin, maçtan sonra bıçaklanmaların, coplanmaların 5 yıl boyunca yaşanmasından sonra başlayan ilk dışavurumlarından biridir o kupa maçı, sonrası biliniyor, 2007, 19 Mayıs'ında tepkiler doruk noktasına ulaşır, Ali Sami Yen Sokak'ta kıvılcımı atılan bir isyan ateşiyle.
Fotoğrafta yer almayan, 2001 yılının kadrosunda da olmayan diğer 2 Galatasaray Efsanesi ise Hakan Şükür ve Tugay'dır. Bu isimlerden konu başlığına şöyle bir geçiş yapıyorum;
Yaşayan En Büyük tanımı daha çok sportif başarı, kariyer olarak tanımlanır. Bu süreçte oyuncunun karakteri de, yetenekleri de etkendir, büyüklük tanımını karşılaması açısından.
Kişisel düşüncem;
Bülent Korkmaz
Hakan Şükür
Hasan Şaş
Tugay Kerimoğlu
Suat Kaya
şeklinde olması gerektiğidir.
Futbol bireysel değil de takım sporu olduğu için bu tür tanımlamalar yapmak daha da zorlaşıyor. Yaşayan En Büyük Futbolcu denildiğinde Pele ve Maradona arasında gidip gelinir, Yaşayan En Büyük Basketbolcu denildiğinde, tartışmasız bir uzlaşı vardır Michael Jordan isminde.
Tartışılmayan MJ üzerinden tanımlamayı biraz daha açmaya çalışalım, NBA resmi sitesindeki biyografisi şöyle başlar;
By acclamation, Michael Jordan is the greatest basketball player of all time. Although, a summary of his basketball career and influence on the game inevitably fails to do it justice, as a phenomenal athlete with a unique combination of fundamental soundness, grace, speed, power, artistry, improvisational ability and an unquenchable competitive desire, Jordan single-handedly redefined the NBA superstar.En büyük tanımı, kariyer özeti, liderlik gibi karakter, hız, güç, estetik, atlet olma gibi oyunculuk özellikleri çerçevesinde oluşturulmuştur. Tam çeviri yapılırsa daha da sağlıklı bir tanımlama üzerinden konuşulabilir. Tabi NBA'in büyüklük tanımı doğrudur diye bir şey iddia etmiyorum, referans olarak sundum bu bilgiyi.
Bu eksende zihnime takılan ilk oyuncu Yıldıray Baştürk'tür, CL Finali oynamasından ötürü.
27 Haziran 2009
A. Eren Loğoğlu
Florya, Gururla Sunar
Türk Futbolu'na 3 olağanüstü futbolcu daha takdim etmeye çok az kaldı. Fotoğrafta görüldüğü gibi soldan sağa şekliyle, Serdar Eylik, Emre Çolak ve Cem Sultan'dan bahsediyorum elbette.
Cem Sultan ve Emre Çolak hakkında çok şey söylendi bu zamana kadar. Bu anlamda biraz da hakkı yenen Serdar ile ilgili yazacağım.
Serdar Eylik'i izlediğimde zihnimde Hasan Şaş beliriyor birden. Futbol tarzı çok benziyor. Topla fazla oynaması ama zor kaybetmesi, ilerleyişi, oyunun her bölgesinde hücuma katılması gibi özellikleri var. Hasan Şaş kadar olabilirse Galatasaray'a çok fayda sağlar.
Cem Sultan, Emre Çolak ile birlikte en çok gelecek vaad eden 3 oyuncudan biri kanımca. Diğer 2 oyuncunun ismi daha çok ön plana çıksa da, Serdar'ın, özelliklerini biraz da oyun disipliniyle birleştirirse, Emre ve Cem'den daha iyi bir konuma gelebileceğini düşünüyorum. Orta Sahanın ortasında ve kanatlarda oynayabilmesi, evrilebilmesi açısından çok önemli.
27 Haziran 2009
A. Eren Loğoğlu
02 Haziran 2009
Son Bayrak Adam, Hasan Şaş

Kahn - Bayern Munich
Carragher - Liverpool
Terry - Chelsea
Puyol - FC Barcelona
Maldini - AC Milan
Zanetti - Internaziole
Ryan Giggs - Man Utd
Totti - AS Roma
Hasan Şaş - Galatasaray
Raul - Real Madrid
Del Piero - Juventus
2000'li yılları görebilen son bayrak adamlardan oluşuyor bu kadro, zihnime gelmeyen daha pek çok isim de vardır, her takımdan bir oyuncu bulunsun mantığıyla eleminasyona uğrayan da.
Listedeki 10 büyük adam, isimlerine yakışır şekliyle terletti formasını. Kimisi veda etti, kimisi yakında edecek. Ayrılışlarının, formayı bırakışlarının şekli hiç tartışılmayacak, çoğu zaman bıraktıkları kalıcı ve güzel izlerle anılacaklar. Curva Sud'un Maldini'yi yuhalamasından daha ağır bir olay da yaşanmamıştır, yaşanmaz.
Kadronun son adamına, Galatasaray'ın son bayrak adamına bakalım bir de;
Hasan Şaş, bir zamanlar 23 sonra 11 numaralı formasıyla, Galatasaray Spor Kulübü Tarihi'nin en özel anlarının her karesinde yer alan adam, adam gibi adam, Adanalı, Demirsporlu, kel imajlı, delikanlı, kanı deli akan, deli.
1998 yılında Ankaragücü'nden Galatasaray'a transfer edilmişti Terim tarafından. İlk 2 sene çok forma bulduğu söylenemez, 3 gol attığı bir İstanbulspor maçı, 11 Türk ile Kadıköy'de Fenerbahçe'ye karşı 4 - 1 kazanılan TSYD Kupası maçındaki muazzam oyunu ve 2 golü, Bologna maçında attığı gol zihnime gelenler, umarım yanılmıyorum. Bir de hatırlanmak istenmeyen, saçma sapan bir ceza almıştı, 6 ay.
UEFA Kupası ve Süper Kupa fotoğraflarında yer almak ile başladı Galatasaray Tarihi Kare Koleksiyonu'na.
Terim'in orta sahada kanat oyuncuları yerine iç bölgeye kat edebilen -Okan, Emre- oyunculara dayalı sisteminde yer bulması ne kadar zor olsa da, 2 yıl onun yeteneklerini seyretmek adına kayıp zamanlar olarak hatırlanacaktı.
Tugay'ın takımdan ayrılmak zorunda kalması da, Terim'in sisteminin bazı özelliklerine dayanıyordu. Yan pas yapması, ön alanda basmaması, uzaktan şut denemesi, Terim'in sistemini sekteye uğratıyordu. Tugay'dan yararlanmak, Okan, Suat ve Emre üçlüsünden birinin oynamaması anlamına geliyordu. Terim de bu riske girmedi, doğru da yapmış olmalı ki, UEFA Kupası kazanıldı. Tugay yine de ayrılmayabilir, Suat'ın forvet arkası orta saha oyuncusundan savunma önü orta saha oyuncusuna evrilmesi gibi bir süreci, sonraki sezonlarda yaşayabilirdi. 2002 Dünya Kupası'nda Şenol Güneş'in Tugay'ı savunmanın önünde oynatarak, çok akılcı bir hamle yaptığını da unutmadan eklemeliyim.
Tugay'ın Sivas maçındaki Ali Sami Yen çimleri üzerine geri dönüş hikayesinden, tekrar Hasan Şaş'a geçiş yapalım;
İlginç olaylar zinciri devam ediyordu, Terim'in ayrılışı ve Lucescu'nun gelişi, bambaşka bir Hasan Şaş'ın doğmasına sebep oluyordu 2000 yazından itibaren. CL'de Çeyrek Final'e çıkan takımın en önemli oyuncusuydu Hasan Şaş, Hagi'den sonra. Performansı öyle bir üst noktaya gelmişti ki, Avrupa'da o yılın en iyi sol açıkları arasında yerini alıyordu. Lucescu'nun kanat oyunlarına dayanan sisteminin ve yaratıcı oyunculara sağladığı serbestliğin Hasan'ın performansındaki payı çok büyüktü. O artık önemli, yıldız bir oyuncuydu. Milan, PSG, Deportivo maçlarındaki muazzam oyunu, Real Madrid maçındaki büyüleyici performansı unutulmayacaktı. AC Milan maçında attığı akıl dolu kafa golü hala hafızalarımızdaki yerini koruyor.
Aynı sezon, Türkiye Kupası'ndaki Fenerbahçe eşleşmesinde de tarihe geçen bir fotoğraf bırakacaktı arkasında. Maç öncesi futbolculara koridorlarda saldırılmasına kadar uzanan, terör kapsamlı futbol dışı olaylar, onu öylesine çileden çıkarmıştı ki, bütün savunmayı çalımlayarak attığı gol sonrası, el, kol ve ağız hareketleriyle derdini çok iyi anlatıyordu, anlamak isteyene. Kaçırdığı penaltı da aynı hırsın ürünüydü. Maç 4 - 4 bitiyor, Galatasaray eleniyordu.
2001 - 2002 sezonu Galatasaray için yeniden yapılanma dönemiydi. Pek çok oyuncu ayrılmış, elde kalanlara, Lucescu'nun özel transfer çalışması ekseninde dahil edilen kimisi kiralık, adı sanı duyulmamış yabancılar eklenmişti. Lucescu Hasan Şaş'a yine çok güveniyordu, o da bu güveni boşa çıkarmadı. CL'de ilk gruptan çıkılmış, 2.nin de eşiğinden dönüp Çeyrek Final kaçırılmıştı. Başrolde bu kez Ümit Karan olsa da, Hasan Şaş ve Sergen, en önemli yardımcılardı.
Aynı sezon, Şubat ayında, yine Kadıköy'de, terör ortamında, Hasan Şaş kırmızı kartla oyundan atılıyor daha sonrasında takım 7 kişi kalıyordu Fenerbahçe karşısında, maç yine de zor bela 1 - 0 bitmişti. Hasan'ın ruh hali, seramik atılan, kafası yarılan taraftardan farksızdı. Sahaya o ruhu yansıtan, kora kor mücadele eden, savaşan adamdı, Kaptan'ıyla beraber.
3 Mart günü İzmir'de Göztepe'ye kaybeden ve zirveden inen takım, Diyarbakır'da berabere kalsa da, son 6 maçı, Hasan Şaş'ın önderliğinde kazanarak, 1 yıl aradan sonra tekrar şampiyon oluyordu. Bursa, Trabzon, İstanbulspor, Ankaragücü, Kocaelispor serisinde her maçın ayrı bir kahramanı olsa da en sıradışı performansı gösteren yine Hasan Şaş'tı.
Şampiyonluğun fotoğrafı, O'nun zafer sonrası ellerini havaya açtığı, Kocaeli deplasmanında çekilmişti. 3 yıldıza ulaşan ilk Türk Takımı Galatasaray, yeni tişörtleriyle mesajı veriyordu. Gönüller sarhoştu yıldızların altında.
Sezon sonu, Türkiye 2002 Dünya Kupası'nda tarihinin en büyük başarısını elde ediyordu. Ayaklanmayı başlatan Brezilya'ya attığı ve o şaşkınlıkla sevinmediği gol ile yine Hasan'dı. Bu kare, unutulmazlar arasındaki en özel yerini alacaktı, Hasan'ın saç stiliyle beraber. Şenol Güneş'e, önce Tugay şimdi de Hasan Şaş'tan nasıl verim alınması gerektiğini Türk Futbolu'na gösterebildiği için bile teşekkür edilmeliydi. Hasan'ı ve Tugay'ı doğru kullanan Güneş, Terim'in, Denizli'nin mirasını yemeyip, iyi bir yatırıma dönüştürüyor ve karşılığını alıyordu.
Hasan Şaş, artık bir Dünya Yıldızı idi. Transfer tekliflerinden bahsediliyor, Avrupa'nın en yarışmacı takımlarının onu istediğinden konuşuluyordu. FIFA ve France Football değerlendirmelerinde en ön sıralarda yer alıyordu. Hasan yine de gitmedi, Çukurova'nın bağrından kopup gelen ve bazı değerlere körü körüne bağlı bu adam, formayı bırakmadı.
Lucescu ayrılmış, Terim gelmişti. Hasan yine duraklama sürecine girecekti. Terim ondan bir türlü yararlanamıyordu. Hasan'ın da performansında düşmeler başlamıştı, Hagi de çare bulamayacaktı. Sakatlıklar da yakasını bırakmıyordu bu dönemde.
29 Ekim 2002'de Lokomotif Moskova'ya attığı gol sonrası, reklam panolarını tekmeliyordu.
2002 - 2003 sezonunda 6 Kasım günü, yine yeniden Kadıköy'de, 6 - 0'lık mağlubiyetin temelinde Hasan'ın korner atmak için gittiği köşeden kafasına atılan ve isabet eden yumurtayla başlayan sindirme politikası vardı.
Ne var ki Gerets ile küllerinden doğacaktı Hasan, 2005 - 2006 sezonunda. Yaptığı asistleri, ara pasları, topla ilerleyişi, mükemmel ortaları, akıl almaz golleri ile tarihin en iyi bireysel performanslarından biriydi bu ve Galatasaray Spor Kulübü Tarihi'nin en değerli şampiyonluklarından birinde, en uzun imza O'na aitti.
Necati ile saha içinde kavga etmesi de, Gerets döneminde olmuştu Hasan'ın.
Denizli'den şampiyonluk için haber beklenen, son maçta, Ali Sami Yen'de, Galatasaray Taraftarı Hasan Şaş olarak sahadaydı. Mustafa Keçeli'nin gol haberi stada dalga dalga yayıldığında Hasan, maçı bırakıyordu, tarif edilmez duygular içinde, oradan oraya koşturuyor, ne yaptığını bilmiyordu.
Geçmek bilmeyen 16 dakika boyunca, ağlıyor, sahada geziniyor, Özhan Canaydın'a sarılıyor, bekleyemiyordu.

Denizli'den 1 - 1 bitti haberi geldiğinde, dünyanın en mutlu insanıydı Hasan, şükrediyordu. Ve kanımca Galatasaray Tarihi'nin en özel fotoğraf karesini bırakıyordu müzeye asılmak üzere. Yarı çıplak, Kapalı'nın önünde, kollarını V şeklinde havaya kaldırıyor, ellerini yumruk gibi sıkıyordu. Sıkılmış bir yumruk gibi giriyordu hayatımıza o kare. Hasan Şaş'ın yaşadıkları, hissettikleri, senin, benim, Kapalı'dakilerin duygularıyla bire bir aynıydı. O'nun bunu ifade ediş biçimi biraz daha abartılı olsa da, o kadar samimiydi ki!
2007 - 2008'de göreve gelen Kalli dönemine iyi bir başlangıç yapıyordu, sonrasında ise yine sakatlıklarla uğraşacaktı. 2 Aralık 2007'de oynanan İBB maçında Hasan kırmızı kart görüyordu ve maçtan sonra, hakemlere ve taraftara kızarak, Galatasaray'dan ayrılmak istiyorum diyordu. İsyan dolu karakterinin en açık dışavurumuydu bu, haksızlığa tahammülü olmayan Çukurovalı, alevler saçıyordu sıcak Adana'dan. Takımda yine de kaldı.
Sivas deplasmanına hasta hasta gidişi, şampiyonluğun en dramatik ve efsanevi anlarından biriydi. 5 - 3 kazanılan maç sonrası çocuk gibi sahaya dalışı hala gözlerimizin önünde, çok geçmedi. Saha dışından da olsa payı vardı bu şampiyonlukta.
Ve bu sezon, talihsiz, unutulmak istenen yıl. Hasan'ın ıslıklandığı, yuhalandığı, kötü oynadığı, kendine bakmadığı sezon. Kaptan'ın onu kazanmak adına sahaya çıkarması, onu kaybetmemiz noktasına getiriyordu. Daha önce de tepki gösterilmişti ama bu başkaydı, kariyerinin sonundaki Hasan için. 
Hasan'ın geride bıraktığı 10 yılı dikkate almayıp, sadece bu son sezonuyla O'nu değerlendirip, O'na, Galatasaray'ın son bayrak adamına haksızlık etmek, hoş bir davranış olmaz.
Galatasaraylı Hasan Şaş, geride bıraktığı güzel fotoğraflarla hatırlanmalı, kötü anılarla değil.
O, Galatasaray'ın belki de, iyisiyle ve kötüsüyle, son bayrak adamı, sahip çıkalım değerlerimize.
2 Haziran 2009
A. Eren Loğoğlu