Man Utd etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Man Utd etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mayıs 2011

Tarihin En İyisi | We Love Football | ”El futbol et torna el que li dónes” & ”La Gloria es Nostra"



Futbolda romantizmden avangarda geçiş yolculuğu 19 yılını aldı Barça'nın, iki Wembley arasında.

Yeryüzüne çokça mesaj verdiler futbol üzerinden ve en anlamlısı insana dair olandı.

2004 Ağustos'unda Luis Enrique'den kaptanlık bandını devralıp 13 kez ellerinde yükselen kupayla fotoğraf vermişti. Bu sezon sadece 28 maç oynadı, Kral Kupası Finali'ne çıkamadı, son 3 ayda Real Madrid maçları dışında da pek tercih edilmedi, sakatlığından dolayı. Pep, maç öncesi Puyol ile konuştuğunu ve onbir başlamamayı anlayışla karşıladığını belirtti zafer sonrası basın toplantısında. Son lig şampiyonluğunda, 14. kupayı Xavi'yle birlikte kaldırma olgunluğunu da göstermişti kaptan, Bülent Korkmaz'ın UEFA Kupası'nı Hakan Şükür ile paylaşması gibi, cesurun da son demleriydi.

Takıma ruh katma ve liderlik anlamında Puyol'un daima bir adım gerisinde duran Xavi de, gururla taşıdıkları Katalan bayrağını koluna geçirip sahaya çıkmalıydı bir gün, aydınlık gölgeden kurtulurcasına. Gelip çatmıştı o gün işte, 15. kupası için Puyol soyunma odasının ruhuydu, Xavi sahanın. Puyol ve Xavi'nin ortak kararıydı kupayı Abidal'in kaldırması, düşünceyi ortaya atan Puyol'du, olgunlukla karşılayan ve hep o anı beklese de zerre tereddüt etmeyen Xavi.

Yalnızca 72 gün geçmişti hayat kurtaran operasyonundan, Eric Abidal, Lance Armstrong gibi tarihe bambaşka bir boyut katarak yazdırdı kendisini. Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu Kupası'nı kaldırdı doyasıya ve kolunda senyera vardı.

Sergio'yu ırkçılıkla suçlayanlara, yalan yanlış konuşanlara, iftiralar savuranlara, çamur atma yoluyla tarihi bulandıranlara da verilmiş bir mesajdı, siyahi bir oyuncunun elinde yükselen kupa.

Barça'nın Madrid serisinde çirkinleştiğinden bahsedenler olmuştu ve onlara karşılık olarak bunun Mourinho ve Madrid'in nasıl olursa olsun kazanayım kaynaklı bir sorun doğurmasıyla ilgisi olduğunu izah etmiştim. Dün gece yüzünü tutup yere yatan, hakemin etrafını saran, itiraz eden, rakiple kavgaya tutuşan var mıydı, hayır. Sebep? Karşısında Real yok çünkü. Onlar savaş istediler, çirkince olsun dediler, kuralları belirlediler ve öyle oynandı. Barça da futbolun geleceğini bu karanlık zihniyete bırakmamak adına gerektiği kadar, dozajında onlara benzemeliydi, faul oluyorsa göstermeliydi, kart istemeliydi. Madrid elendi ve eleştiri okları gönderdi Barça üzerine, soruşturmalar, karşılıklı demeçler.

Sir Alex Ferguson maçtan sonra teknik direktörlük kariyerim boyunca karşıma çıkan en iyi takım dedi 2010 - 2011 Barça'sı için. Vidic, Ferdinand, Hernandez aynı şeyleri tekrarladılar, en iyi takım onlardı, hak ettiler ve kazandılar, tartışılacak bir şey yok sözleriyle.

Real Madrid ve Mourinho aynı büyüklüğü gösteremedi. Franco'nun derin izlerini ve bıraktığı kültür mirasını taşıyan bu kulüp, tarihsel yönden incelenmesine gerek kalmadan yarattığı bu algıyla da yüzleşiyor, "iyi, kötü ve çirkin" üçlüsünden iyi olmayı bir türlü beceremiyor veya kazanırken iyi olamıyor, iyi olurken de kazanamıyorlar, yakalarını bırakmıyor gelenekleri.

Hak edene hak ettiği gibi davranmasını biliyordu Barça.



Kazandıktan sonra köşesine çekilip rakibin hüznünü seyretmedi onlar, çılgın gibi sevinmediler, United seremoniye çıkarken. İspanya Ligi'nde şampiyon için gösterilen saygıyı dünyanın en üst düzey organizasyonuna taşıdılar hiç çekinmeden. Kupanın verileceği sahneye çıkılan merdivenlerin sağına ve soluna dizilip aralarından geçen Manchester oyuncularını, Sir Alex Ferguson'u alkışladılar, tebrik ettiler tek tek.

"We love football" şeklindeydi koreografi. Biz futbolu seviyoruz meali. Bir kulüp, bir kulüpten öte olmayı daha nasıl başarabilir, futbol uğruna hizmet verdiğini, güzelleşmesini elinden geleni yaptığını daha nasıl gösterebilir! Şampiyonlar Ligi Finali'nde oyuncularını motive etmek, Katalanca bir destek cümlesi yazmak varken, onlar sadece futbolu sevdiklerini anlatmayı tercih ettiler.

Kaptan Puyol kupayı Real Betis oyuncusu Miki Roque'a adadığını söyledi. Geçen hafta kanser sebebiyle ameliyat olmuştu o da.

Villa, Liverpool kalecisi ve La Masia öğrencisi, kadim dostu Pepe Reina'ya ithaf etti kupayı.

Javier, ayrılırken bir parça da olsa üzdüğüm Liverpool taraftarları için United zaferi dedi.

Kimlerin finalden önce Barça'nın kazanmasını istediğine bakıp futbolu nasıl yaydıklarına bizzat tanık olalım;

Dortmund'un lig şampiyonluğu hasretine son veren Jurgen Klopp, her şeyin harika olduğu Barcelona dışında Borussia'dan iyi kulüp yok diyor ve ekliyordu Barcelona'nın taraftarı, atmosferi, oynadığı futbol tarzı, kupalar kazanması, çok parası olması var ve elbette şehrin güzelliği.

Flippo Inzaghi, Barça'yı seviyorum, finalde onları ve güzel futbolu destekleyeceğim diyordu.

Bilbao'dan Llorente, çocukken Barça'yı çok severdim, rüya takım zamanlarıydı, Romario, Cruyff, Stoichkov, Laudrup, Ronaldo, onları izlemek olağanüstüydü diyordu.

Efsanevi Teknik Direktör Ottmar Hitzfeld de El Clasico serisi sonrası Jose'nin Madrid imajını sarstığından ve Barça'nın onu sahada cezalandırması gerektiğinden dem vurmuştu cesurca. Onu sevmediğini bile söylemişti, Barça'yı destekliyordu.

Tottenham menajeri Redknapp, son 30 yılda gördüğüm en iyi takım diyordu onlara, belki de tarihin en iyisi.

Arsenal'den Van Persie, onlara çok büyük saygı duyuyorum. Oynama şekillerinden keyif alıyorum. İspanya Milli Takımı'ndan bile iyiler demişti.

Roma'dan Pizarro, umarım Barça finale ulaşır ve kazanır çünkü güzel futbolu seviyorum diyordu.

Shakhtar teknik direktörü Lucescu, Barça eğer ŞL'ni kazanırsa çok mutlu olacağım şeklinde belirtiyordu gönlünden geçeni.

Filistin Devleti Başkanı Mahmud Abbas, torunlarım Barça'yı tutuyor, ŞL'ni kazanmaları gerekir demişti.

Ajax'ı şampiyon yapan eski Barça oyuncusu Frank De Boer, kalbim onlarla, bir gün döneceğim diyordu.

Cesc Fabregas, Barça taraftarı olan aile üyelerine, New York'ta olduğu için kendi final maçı biletlerini verdi.

Henrik Larsson, Manchester'da arkadaşlarım var ama kusura bakmasınlar, Barça'yı tutuyorum diyordu.

Jack Wilshere, Barcelona da bizim gibi oynuyor, onların futbolunu seviyorum ve kazanmayı hak eden bir takım varsa, o da Barça'dır diyordu.

Kadınlar tenisinin 1 numarası Carolina Wozniacki, iki harika takım ancak ben Barça'yı beğeniyorum, umarım kazanırlar şeklinde görüş belirtiyordu.



Futbol sevdalıları onların yanındaydı güzel oyun kazansın, güzel oynayarak da kupalar, şampiyonluklar kazanılabildiği anlatılsın diye. Yeryüzünün dört bir yanında epik hikayeler doğuyor onlardan. Fatih Terim'i maç anlatımında, Lucescu'yu ekran başında, aynı anda, farklı pencerelerden futbola baksalar da kendi çatısı altında birleştirebilecek bir etki yarattı Barça, özel olan bu.

Belki de yeryüzünde insanlığın üzerinde uzlaşabildiği ender konulardan biri FC Barcelona ve güzel oyunu, çok bozulmamış, saf, temiz bir öykü.

Onlar adalet, vicdan gibi kavramları çiğnemeden kazandılar, gönüllerden başladılar meseleye, en zor olan kısmı da buydu belki.

"Güzel oyun asla kaybetmez" mottolarıydı, kaybetmediler ve en önemlisiyse oyun güzel kaldı, kazanmaktan bağımsız. Futbolun amatör ruhunu da barındıran geleceğinin inşa edildiği yapıya bir tuğla daha koydular. 2004 Yunanistan ve 2006 İtalya'nın yıkma girişimlerinden sonra hem de.

Altyapıdan 7 oyuncuyla çıktılar finale, 2009'da 6'ydı bu sayı. Önlerinde hala UNICEF yazıyordu. Boyları kısaydı, çelimsiz sayılırlardı rakiplerine göre, mahallede olsa topları alınır, sahalarına el konulurdu burda oynayamazsınız diyerek, öyle bir imajları vardı ve böyle imaja sahip olsalar da bu çocuklar sevdalılardı ayak topuna, dışlandıkça, itildikçe, küçümsendikçe, yıllar yılı kaybettikçe büyüdüler, asla vazgeçmediler ve 2006'dan beri kazanıyorlar, adalet ve vicdan, onların lugatında yazan anlamı derin iki sözcük, yanlarından ayırmadılar. Güzel oyun, mahalledeki gibi, bayır aşağı kontrolü zorlaşan topu sürekli ayağında tutmaya çalışarak.

Cruyff Dönemi

1988 - 1989 Kupa Galipleri Kupası
1989 - 1990 Kral Kupası
1990 - 1991 Lig Şampiyonluğu, İspanya Süper Kupası, Kupa Galipleri Kupası'nda Final (Sir Alex Ferguson ve United'a karşı)
1991 - 1992 Şampiyon Kulüpler Kupası, Lig Şampiyonluğu, Süper Kupa, İspanya Süper Kupası
1992 - 1993 Lig Şampiyonluğu
1993 - 1994 Şampiyonlar Ligi Final, Lig Şampiyonluğu, İspanya Süper Kupası
1994 - 1995
1995 - 1996

Toplamda 11 kupa

Van Gaal Dönemi

1996 - 1997 Süper Kupa
1997 - 1998 Lig Şampiyonluğu, Kral Kupası
1998 - 1999 Lig Şampiyonluğu
1999 - 2000

Toplamda 4 kupa

Rijkaard Dönemi

2003 - 2004
2004 - 2005 Lig Şampiyonluğu, İspanya Süper Kupası
2005 - 2006 ŞL Şampiyonluğu, Lig Şampiyonluğu, İspanya Süper Kupası
2006 - 2007 Puan eşitliğiyle kaybedilen lig
2007 - 2008 ŞL Yarı Final

Toplamda 5 kupa

2008 İspanya Avrupa Şampiyonu oldu.

Ve Guardiola Dönemi

2007 - 2008 B Takımı'yla lig şampiyonluğu, 2. lige yükselme
2008 - 2009 ŞL Şampiyonluğu, Lig Şampiyonluğu, Kral Kupası, İspanya Süper Kupası, Süper Kupa, FIFA Kulüpler Dünya Kupası
2009 - 2010 ŞL Yarı Final, Lig Şampiyonluğu, İspanya Süper Kupası
2010 - 2011 ŞL Şampiyonluğu, Lig Şampiyonluğu, Kral Kupası Final

Toplamda 10 kupa

2010 İspanya Dünya Kupası'nı kazandı.



Bu yaz Real Madrid ile İspanya Süper Kupası için, Porto ile de Süper Kupa için karşı karşıya gelinecek, onları da hesaba katabiliriz. Pep'in sezon tamamen sona erdiğinde 12. kupaya uzanıp Cruyff'u geçme şansı var. Maç sonrası Guardiola, bir sezon daha kontratım bulunuyor, ilerisine bakarız şeklinde cevap verdi ayrılık sorularına. Alex Ferguson modelini de İspanya İngiltere'ye benzemez, o kadar uzun kalabilmek onlara özgü gibisinden değerlendirdi. Tahmin ettiğim gibi takımı 4 yıl üst üste şampiyon yaparsa önümüzdeki sezon Cruyff'un bu rekoruna eşlik edecek ve ancak o zaman ayrılmayı hesaba katacaktır. Xavi ve Puyol, bir yıl daha onunla, ardından neler olur bilinmez, yerleri dolarsa birkaç sezon daha zorlayacaktır Valdes, Alves, Pique, Sergio, Iniesta, Messi omurgasıyla. Luis Enrique Barça B'yle kontratını uzatmadı, bakarsınız Villas Boas'ın karşısına Xavi çıkar ve Mourinho & Guardiola mücadelesi ordan devam eder, gerçi Jose de sahneyi bırakmayacaktır.

Mourinho'nun adı tekrar geçmişken 2009'da ŞL'ni kazanan en genç teknik direktör ünvanını elinden almıştı Guardiola. 2011'de de ŞL'ni 2 defa kazanan en genç teknik direktör payesini söktü kopardı Jose'nin ceketinden, 40 yaşında.

Josep Guardiola 3 yılda 10 kupa kazandı. Real Madrid'in efsanevi teknik direktörü Miguel Munoz 15 yılda 15 kupa, Barça'nın yaratıcısı Johan Cruyff 8 yılda 11 kupa, Liverpool tarihi Bob Paisley 9 yılda 19 kupa, Jose Mourinho değişik takımlarla 10 yılda 17 kupa ve Sir Alex Ferguson 24 yılda 36 kupa kazandı Manchester United ile. Pep tarihin en iyileri arasına şimdiden girdi ancak bir sezon sonra başka işlerin üstesinden gelerek çok daha erişilmez bir noktaya çıkabilir;

2011 - 2012'de en önemli hedef lig şampiyonluğu olacak, şimdiden not edin bir yerlere.

Şampiyonlar Ligi'nde 2 yıl üst üste kupayı kazanan takım yok, bu da göz kırpıyor başarılması gerekenler listesinde. Eğer böyle bir şey gerçekleşirse Pep, Paisley'in 3 Avrupa Kupası rekoruna da eşlik edecek, Mourinho ve Ferguson'u geride bırakıp.



Kulübün yakın tarihçesine kronolojik olarak değinelim kısaca;

1973 Cruyff Barselona şehrine ayak basar.
1974 Lig şampiyonluğu kazanılır 14 yılın ardından. Real Madrid Bernabeu'de 5 - 0 mağlup edilir.
1975 Franco ölür.
1979 Demokrasiye geçiş ve Katalunya'nın otonom bölge ilan edilmesi, şehrin ve ülkesinin her alanda yükselişe geçme evresinin başlangıcı olur.
1979 Cruyff, Ajax altyapı modelini Barça'ya önerir, La Masia kurulur.
1984 Guardiola 13 yaşında La Masia okuluna yazılır.
1988 Cruyff Teknik Direktör olarak geri döner.
1990 Guardiola 19 yaşında ilk maçına çıkar.
1991 Xavi 11 yaşında La Masia'nın yolunu tutar.
1992 Cruyff Barça'ya ilk Şampiyon Kulüpler Kupası'nı kazandırır.
1994 Cruyff Barça'yı 4 yıl üst üste lig şampiyonu yapar.
1995 Puyol 17 yaşında La Masia'ya gelir.
1996 Iniesta 12 yaşında La Masia'ya seçilir.
1997 Guardiola kaptanlığa yükselir.
1998 Messi'nin büyüme hormonu tedavisi görmesi gerekmektedir.
1998 Xavi 18 yaşında ilk maçına çıkar.
1999 Van Gaal Barça'yı 2 yıl üst üste lig şampiyonu yapar.
1999 Guardiola Iniesta'ya bir turnuvadan dolayı ödül verir.
1999 Puyol 21 yaşında ilk maçına çkıar.
2000 Messi Barselona şehrine ayak basar, kulüp tedaviyi karşılar.
2001 Luis Enrique kaptanlığa yükselir.
2002 Iniesta 18 yaşında ilk maçına çıkar.
2003 Rijkaard, Cruyff'un tavsiyesiyle teknik direktörlüğe getirilir.
2004 Puyol kaptanlığa yükselir.
2004 Messi 17 yaşında ilk maçına çıkar.
2006 Rijkaard Barça'ya ilk Şampiyonlar Ligi'ni kazandırır.
2006 Rijkaard Barça'yı 2 yıl üst üste lig şampiyonluğuna taşır.
2007 Guardiola Barça B'nin başına geçer.
2008 Xavi, Iniesta, Puyol'un olduğu İspanya Avrupa Şampiyonu olur.
2008 Guardiola Barça B'nin şampiyon olup 2. lige yükselmesini sağlar.
2008 Rijkaard ayrılır, yerine Guardiola geçer. Tavsiyeyi veren Cruyff'tur yine.
2008 Luis Enrique Barça B'nin başına geçer.
2009 Guardiola Barça'ya ikinci Şampiyonlar Ligi'ni kazandırır. Üçleme yapılır, bir sezonda 6 kupa elde edilir.
2010 Xavi, Iniesta, Puyol'un olduğu İspanya Dünya Kupası'nı kazanır.
2010 Şampiyonlar Ligi Yarı Finali'nde Mourinho'nun Inter'i Barça'yı eler.
2011 Guardiola Barça'yı 3 yıl üst üste lig şampiyonu yapar.
2011 Guardiola Barça'ya üçüncü Şampiyonlar Ligi'ni kazandırır.

Döngü şeklinde ilerliyor. Ve bu kulübün neden başarılı olması gerektiğini anlıyorsunuz her bir satırı okuduğunuzda. Birileri "por que" diyor ya işte, cevabı bu tablo, kısır olmayan, doğurgan çember, toprağı tırnaklayarak elde edilmiş.



Pep oyunculuğu döneminde 16 kupa görmüştü. Toplam olarak 26 kupada imzası var. Johan Cruyff'sa her şeyin altına paraf atıyor.

Kulüp son 7 yılda 5 lig şampiyonluğu 3 Şampiyonlar Ligi kupası kazandı. Muazzam bir başarı. Nerdeyse aynı oyuncular 1 Avrupa Şampiyonası 1 Dünya Kupası'nı da İspanya'ya getirdiler.

Finale yeniden dönelim, ilginç, akılda kalan bilgiler aktarayım, teknik taktik analizi sıkıcı olmasın diye en sona saklayıp;

2006, 2009 ve 2011 ŞL Final maçlarının konferansına hep Puyol ve Valdes katıldı. Bunun kura sonucu tesadüfen gerçekleştiğini söylediler ancak ardından gülerek totem yapıldığını ifşa ettiler. Ulu Manitu yine onların yanındaydı.

Sir Alex Ferguson, son on yılın en iyi finali olabilir şeklinde nitelendirmişti maçı, oynanmadan önce. Sanırım bir takımın diğerine en baskın olduğu karşılaşmaydı, istatistiklere değineceğim sonra.

Guardiola'ysa, oyuncularının final maçına saygı ve biraz korkuyla çıkmalarını, ayrıca son final maçları olabilirmiş gibi düşünmelerini umduğunu belirtti. Wembley'e 7 - 8 altyapı oyuncusuyla çıkacağını ve bu yüzden Barça'nı bir parçası olmakla gurur duyduğunu da sözlerine ekledi.

1992 Şampiyon Kulüpler Finaline çıkarken Cruyff sadece bir cümle kurmuştu; "Keyif alın"

Alves ve Xavi 12 final oynadılar bugüne kadar. Alves 10, Xavi 9'undan galip ayrıldı. Çok yüksek oranlar, oyuncuların ne denli kazanma karakterine sahip olduğunu ifade ediyor aslında.

Barça Avrupa Kupaları'nda 17. finaline çıkarken Madrid'in 16 final istatistiğini de geçmiş oldu.

Xavi, bu sezon Şampiyonlar Ligi'ni faul yapmadan tamamladı. Amor'un 17 kupa rekoruna bir adım daha yaklaştı.

Aynı şehirde Avrupa Kupası kazanan kulüp sayısı dörde yükseldi;

Real Madrid (Paris, Glasgow), AC Milan (Atina), Liverpool (Roma), FC Barcelona (Londra) şeklinde.

Barça Avrupa Kupası kazandığı her sezon ligde de şampiyon oldu. (1992, 2006, 2009, 2011) Ligde bileğini hakkıyla, kollanmadan zafere ulaştığına dair bir işaret.

La Liga tarihinde ilk defa aynı iki takım ligi ilk iki sırada bitirdi, 1. Barça ve 2. Madrid olarak. Bir başka dominasyon.

Maçtan önce Barça 27 gol ile ŞL'nin en çok gol atan, Manchester United'sa 4 gol ile en az gol yiyen takımı konumundaydılar. United finalde 3 gol birden gördü kalesinde.

Messi (53), Villa (23) ve Pedro (22) gol atarak 2011'de 98'e ulaştılar. Messi ( 38) Eto'o (36) ve Henry (26) gol atıp 2009'da 100'ü yakalamışlardı.

Messi ŞL'nde bu sezon 12. golünü kaydedip 2002 - 2003'te Manchester United'dan Ruud Van Nistelrooy'un rekorunu egale etti. Maçtan önce futbolu içgüdülerimle oynuyorum tarzı bir demeci vardı Leo'nun. Uruguaylı yazar Eduardo Galeano onunla ilgili, bir çocuk gibi keyif aldığı için oynuyor, kazanmak asıl amacı değil diyor.

Yine Messi ŞL gol krallığını üç yıl üst üste kazanan ilk oyuncu oldu.

2009 ŞL Finaline dair;

http://erenlogoglu.blogspot.com/2009/05/triplete-copa-lliga-champions-visca-el.html

Süre 36.18 iken başarılı pas sayıları, Barça 140 - United 138

Süre 58.09 iken topla oynama oranları, Barça % 52 - United % 48

Maç sonunda da % 51'e 49 idi topa sahip olma. Guardiola dönemi Barça'sının 179 maç sonunda yakaladığı en düşük oran da bu, çok ciddi bir referans.

Guardiola üç yıl boyunca takımı iki alanda çok geliştirdi. İlki takımın topa sahip olma oranını artırma ve ikincisi de topu geri kazanma süresini kısaltma. Şu an Barça'nın 2009 finalinden farkı da burada yatıyor. O zaman Eto'o ve Henry vardı, takım dikine daha hızlıydı, açık ara hücum bölgesinde yetenekliydi.

Sayılar da aynı noktayı işaret ediyor;

2009'da 62 maç 158 gol atılan, yenilen gol 55. -Gol ort 2.55 civarı-
2010'da 59 maç 138 gol atılan, yenilen gol 39.
2011'da 62 maç 152 gol atılan, yenilen gol 39. -Gol ort 2.45-

Guardiola topa daha çok sahip olarak takıma daha az gol yemesini öğretip, gol atma oranını da korumaya çalışmış teorik açıdan. Sapma yok, az bir fark gözüküyor. Villa veya Pedro'dan biri biraz daha iyi performans gösterse hedefine tam olarak ulaşacakmış. Bu iki oyuncunun verdiği savunma katkısını da göz ardı edemeyiz, özellikle Pedro'nun. Baskı konusunda takımın en önemli isimlerinden biri.

2009 Finali'nde takımın topa sahip olmasını % 51'e düşüren sebeplerden en önemlisi Alves'in yokluğunda Puyol'un o bölgede oynamasıydı. Geride Pique & Toure yer alırken, sol bek Sylvinho idi. Ön kesici de Sergio ancak 2 yıl önceki hali bu kadar iyi değildi. Bu etkiler takımı otomatik olarak % 60 civarlarına çekecektir United karşısında.

Aslında Sir Alex Ferguson'un maç başlangıcına özel hazırlandığı belliydi, ilk 10 dakika abluka altına almışlardı Barça kalesini ancak golü Iniesta'nın kat etmesiyle Katalanlar buldu ve oyuna dahil oldular birdenbire. United da biraz oyundan kesildi.

Fletcher'in cezası sebebiyle olmadığı finalde Carrick, Anderson ve Park tercihleri vardı Fergie'nin. 65'ten sonra Ronaldo sol, Rooney sağ, merkez Berbatov arkalarında Tevez, geride de Giggs ve Carrick oynayacaktı, çılgıncaydı Jose Mourinho düşünüldüğünde, onu sir yapan da buydu belki. Kazanamadı ama Manchester United'ın nasıl bir takım olduğunu final maçında göstermişti.

Elinde Ronaldo ve Tevez yok artık, Hernandez geldi ve Barça için en yaralayıcı isim kanımca o olabilir. Giggs formunda zirvesinde, geri dörtlü hala aynı ve bir o kadar etkileyici. Ferguson, Mourinho'dan tavsiye almayı bekliyor, muhtemelen bu kez geride bekleyecek Barça'yı.


Ve dün gece, teknik taktik işler;

Üçlemenin (Dörtleme oluyor gerçi) son filmiydi denebilir, diğerleri 5 - 0 Madrid, 3 - 1 Arsenal ve 5 - 1 Shakhtar idi.

http://erenlogoglu.blogspot.com/2010/11/de-te-fabula-narratur-los-lunes-al-sol.html

http://erenlogoglu.blogspot.com/2011/03/g-u-z-e-l-o-y-u-n.html

http://erenlogoglu.blogspot.com/2011/04/yeryuzu-askn-yuzu-oluncaya-dek.html

İstatistikleri hemen hemen aynıydı bu üç maçın. Grafikler her şeyi açık seçik gösteriyor.





Manchester United'ın kaleyi bulan şut sayısı 1 ve gol oldu, ofsayt elbette.

Duran topları çok etkili kullanan bir takım için köşe vuruşu kazanamamak da bir başka faktör.

Kontratak ararken 5 kez ofsayt pozisyonunda yakalanmak da zaaflardan biriydi.

Van Der Sar 8 kurtarış yapmış, 12 defa gelmişler kalesine.

Topla oynama % 63 -37, isabetli pas sayıları 667 - 301, Barça bunun yanında 5 km fazla koşmuş.



Kadrolara bakıldığında Barça için Puyol & Javier değişikliği gözlemlendi. Hız istiyordu Pep geride, Rooney & Hernandez tehlikesine karşı.

Pique merkez sol savunmacı, Pedro hücum üçlüsünün solunda, David Villa sağında başladı. Aslında 4 / 11 gibi ideal yerleşimle oynama tehlikeliydi. Oyun içersinde Villa & Pedro yer değiştirdiler, nitekim ilk gol esnasında Pedro sağdan akıyordu ceza sahasına. İkisinin konumu 2 / 11'e kadar düşürüyordu denge / uyum oranını ve oyun ritminin sağlıklı kalmasını sağlıyordu.

Esas mesele kırmızı şeytanların nasıl bir formasyon ve görevlendirmeyle sahaya çıkacağıydı. Cesc Fabregas'ın maç öncesi bildirdiği kadroda Hernandez yerine Fletcher vardı;



Belki de doğrusu buydu çünkü Xavi & Iniesta ve sahte 9 numara oynayan Messi'yle sahanın orta kısmında sayısal üstünlük sağlıyordu Barça. Paslaşmalarını ve dikine ilerleyip pozisyona girmelerini kolaylaştıran bir hamleydi.

Giggs & Scholes / Anderson bile düşünülebilirdi ortada, daha dirençli, akıcı, dinamik Barça oyuncuları karşısında pozisyonunu kaybetse de takibini sürdüren bir oyuncu gerekliliğinden dolayı.

10 dakika insanüstü bir ön alan baskısı, ilk toplara hep doğru müdahale ile Barça ritmini bozdular. Blaugrana biraz da Wembley, Londra, İngiltere gibi rakibinden daha uzak olduğu kavramlara yabancılık hissiyle hafif panik havasındaydı bu süre zarfında.

10. dakikadan sonra pas şiddetini oturtmaya, doğru yerlere kayarak pas açıları ve opsiyonları yaratmayı başardılar. Gerisi rahat geldi. Carrick & Giggs gibi bir ikiliyle United'ın ortayı kapatması olası değildi, Messi sürekli oralarda dolandı ve bunun anlamı ağır bedel ödemek idi.

Bunun yanında Rooney’in Sergio’ya baskı uygulaması, Xavi’yi biraz daha inisiyatif almaya zorladı ve Messi’nin daha önde top alıp etkenliğinin artmasının da yolunu açtı.

Sir Barça'yı çözmek konusunda geriden geliyordu, daha Mourinho'nun 5 - 0'ını yorumluyordu. Özel biri de o maça Khedira & Alonso ikilisiyle çıkıp dersini almıştı oysa.

Orta yuvarlağın içinden başlayan bir hücum, Iniesta, Xavi, derin bir top Pedro'ya ve klasik bir Barça golü.

Rooney'in golünde Abidal'in taç atışını ileri doğru savurması, Sergio'nun kayıp yerde kalması ve savunmanın ön kesicisiz yakalanıp geride hamle amaçlı beklemesinden dolayı paslaşmaları engelleyememesinin etkisi vardı.



Grafik ilk yarıda formasyonların oyun akışkanlığına göre nasıl kaydığını anlatıyor.

2. yarıyla birlikte Barça kontrolü tekrar eline aldı, zaten golü yese de 10. dakikadan sonra rakibe hiç nefes aldırmadılar. Messi ve Iniesta'nın driblingleriyle sürekli rahatsız ediyorlardı rakibi. Yine bir slalomla ceza sahası dışından Leo harika bir gol atarak takımı öne geçirdi, hırsı görülmeye değerdi, onu belki de ilk defa böyle izledik.

Kaçan goller, oyunu tutma derken Villa'nın harika plasesiyle sonuç belli oldu, gerisi teferruat idi.



Guardiola, neden bir kulüpten daha öte sorusuna, çünkü yalnızca futbol değil, kültür, tarih, özgürlük ve haklar için savaşmak şeklinde cevap veriyordu.

Gary Lineker, bir İngiliz ancak yüreğinde Barça'yı hissedenlerden bir başkası. BBC'yle yaptığı bir söyleşide şöyle diyordu;

"Katalunya kimliği Barça taraftarları için çok önemlidir. Onlar bir kulüpten daha öte diyerek her şeyin, bastırılan Katalunya ve diğer bölgelerin, Franco rejimi boyunca acı çekmesine kadar gittiğini ifade ediyorlar, izin verilmeyen bir dönem, kendi dillerini konuşmalarına bile.

Bunu yapabildikleri ve birlikte olabildikleri tek yer Camp Nou'ydu. Pek çok yolla onların odak noktası Franco'nun Madrid'ine karşı olmak haline geliyordu. Real Madrid ile olan bu büyük rekabetin çıktığı yerde buydu, bir futbol maçından daha öteydi. Politik ve tarihsel bir anlam taşıyordu. Açıkçası zaman geçiyor ve hatıralar unutulup gidiyor ancak yaşananlar kalacak. Gizli bir eğilim hep olacak, neden bu büyük takımın diğerlerinden daha çok keyif verdiğiyle ilgili."

18 Mayıs 2010'da yazmıştım;

Pep, maçtan sonra yaptığı "Bir haftamız daha vardı, Madrid'te olmalıydık, hepinizden özür diliyorum, herşeyi hak etti bu takım, seneye size bir şampiyonluk borçluyuz" konuşmasıyla FC Barcelona'yla her türlü kupayı kazanmış bir teknik adam olmasına karşın doygunluk denilen kavramın rekabet unsuru içeren bir alanda yer alamayacağını anlatıyordu. Borcunu ödeyeceğinden kimsenin şüphesi yok, gereksinim hissetmeseler de önlerinde bir amaçları var artık, kazanamadıkları bir kupa, alacaklar!

Pep sözünü tutmayı başardı.



Bugün geçit töreni vardı Barselona sokaklarında. 850 bin civarı bir kalabalık eşil etti onlara. Yaklaşık 3 saat sürdü yüzbinlerce Katalan eşliğinde ve üzerinde 2 kupa bulunan otobüs Camp Nou'ya geldi. Tribünler tamamen doluydu.

Lig kupasını Valdes, Puyol, Xavi, Iniesta birlikte getirdiler, Şampiyonlar Ligi kupasını da Pep ve Tito taşıdı Camp Nou çimlerinde kurulan platforma. Diğer oyuncular onlardan önce büyükten küçüğe doğru forma numarasına göre çıktılar sahaya. Messi'ye tapınma hareketi yapıldı diğer oyuncular tarafından.

Puyol'un tişörtünde "anims Miki" yazıyordu. Diğer siyah tişörtlerdeyse ön tarafında " Champions" arka tarafında ”El futbol et torna el que li dónes” ve ”La Gloria es Nostra" yazıları vardı. "Futbola ne verirseniz futbol da size onu verir, bizim zaferimiz budur" olarak çevrilebilir kabaca.

Mikrofonu sırayla Puyol ve Pep aldı, Guardiola özellikle Messi'ye uzattı ve iki hafta önce tek o konuşmadı diyerek. (Messi Wembley'de konuşacağım demişti) Ardından Xavi, Abidal, İniesta, Valdes, Pique kısa cümleler kurdular.



Xavi, Barça taraftarı ve Katalan olmaktan gurur duyuyorum dedi. Abidal dünkü jesti için kaptanlara teşekkür etti. Iniesta Barça taraftarı olmayı bir insanın başına gelebilecek en güzel şey olarak nitelendirdi. Valdes ve Puyol, geçen yıl bir sözümüz vardı size, söz verdiğimiz gibi ŞL kupasıyla karşınızdayız diyorlardı.

Pique "por que" sorusuyla mideleri bulandırana sesleniyordu, ilaç (doping) kullanmıyoruz, sahte hareketler yapmıyoruz, sadece futbol oynuyoruz şeklinde. Hepinizi Shakira konserine bekliyorum sözleriyle bitirdi konuşmasını.

Geç saatlerde Shakira konserine gidecekler ayrıca, çok daha önceden bugünü seçmişti Latin şarkıcı.

Bu kadar mütevazi, bu kadar sahici, bu kadar samimi, kimliğine, kulübüne ve birbirlerine bu kadar bağlı bir oyuncu topluluğunun kimyası üzerinden de değerlendirmek gerekiyor başarılarını.

Olayın bir de futbol devrimi boyutu var.

Pep’in taktik yönden katkılarını da atlamayalım bu sezon. Ibra’dan vazgeçip Messi’yi sahte 9 numara gibi oynatması ve Leo’nun 50 gol barajını geçip, asist rekoru kırması onun dehasının eseriydi. Ayrıca üçlü savunma konusunda da büyük bir gelişim gösterdiler. Topu en hızlı kazanıp, topa en çok sahip oldukları ve en fazla pas yaptıkları sezondu 2010 – 2011. Bunların yanında Javier’in merkez savunma oynatılması tercihi önemli ve doğruydu. Villa hamlesinin yararları görüldü. Altyapıdan isimlere şans verildi yine. En göze batansa Mourinho’nun onun yöntemleriyle alt etmesiydi. Kaldı ki, sezonun ilk yarısında da tarihi bir 5 – 0 zaferi kazandı ona karşı.



Hentbolda da Avrupa şampiyonu oldular bu gece.

Tarihin en iyisi tanımını alabilecek bir takım izliyor, keyif alıyoruz, 3 yıldır yaşanan sürecin güzelliği taçlanmış durumda. Umarım güzel oyun birkaç sene daha devam eder çünkü çocuklara / torunlara, bizden sonraki jenerasyonlara bırakılabilecek en özel anları taşıyorlar, hayalleri yaşatıyorlar, iyiler emek verir ve örgütlenirse doğru bir kimya, organizasyonla kazanırlar inancını aşılıyorlar bünyeye, adalet ve vicdan muhakemelerine yepyeni bir boyut kazandırdılar, futbolu Gaudi'nin eserlerine dönüştürdüler, onlar sevmeyi bile öğrettiler, insan olmayı, insanca davranmayı.

Gönüllerde de, spor tarihi kitaplarında da kazandılar.

"O le le, o la la, ser del Barça és el millor que hi ha”

29 Mayıs 2011

A. Eren Loğoğlu

03 Ekim 2010

EPL Özet



Premier League'de ilk sezonunu geçiren Charlie Adam harikalar yaratmaya devam ediyor, Blackpool'dan önce Rangers'da da iyi bir sezon geçirmişti 2006 - 2007'de. Biraz yaşlı gösteriyordu, 25 imiş daha. Tam bir serbest oyuncu, klasik 10 numara, kanatlara da kaçıyor, Hagi türünün son örneklerinden, lider, sol ayağı raket, duran toplar çok etkili. Bizim ligde her takımda oynar, Cernat kontenjanından. Bir de bunun Stoke City'de Etherington ismiyle oynayanı var, gol ve asist sayılarında çok istikrarlı bir oyuncudur.

Chelsea - Arsenal maçına da göz attım, o nasıl bir tempodur öyle! Premier League diğer Avrupa liglerinden bu yönüyle kesinlikle ayrışıyor. Taktik disiplinden kopmadan, mahalle maçına dönmeden top bir o kalede, bir bu kalede olabilme şansını yakalıyor.

Birkaç yıl önceydi, en iyi santrfor tartışmaları vardı, Torres, Eto'o, Drogba, Ibra gibi isimler arasında. Tercihimi Eto'o'dan yana kullanmış ancak oyunda en çok etki bırakan ismin Drogba olduğunu belirtmiştim, eğer yaşlanmamış olsaydı onu söyleyeceğimi de. Hala inanılmaz performansını devam ettiriyor, çok özel bir oyuncu.

Ramires'i pek çözemedim, yüksek bonservis ücretiyle alındıysa paralar boşa gitmiş gibi duruyor, ekstra bir şey yapmıyor, bunun yanında fiziksel gücü de yok Mikel tarzı.

Arsenal'de Nasri büyülemeye devam ediyor, topu verdikten sonra yaptığı koşularla Barça'nın futbol felsefesini özünden hissedip uyguladığını gösteriyor. Eğer oyunu izlerken onu takip etmezseniz topsuz oyundaki inceliklerini asla göremezsiniz.

Fabregas'ın olmadığı Arsenal, Xavi'siz Barça'yla eşdeğer, etkenlik yarı yarıya düşüyor. Savunmayı tutturamadığı sürece de Chelsea ve United'ın rakibi olamayacak Wenger. Bunun farkında ve sürekli yeni isimler deniyor -Vermaelen, Koscielny, Squillaci- ama bir türlü oturtamadı geriyi.

Bu sezon şu ana kadar dikkat çeken diğer isimler, elbette Malouda, Essien, Nani, Berbatov ilk akla gelenler. Tottenham'da Galli sol bek / açık, genç Bale, Rafa Van Der Vaart, WBA'dan her zaman beğendiğim Chris Brunt, Everton'dan her daim Arteta ve Baines, Fulham'dan Dembele -çok adı geçmişti, denilen kadar varmış- City'den Tevez, Bolton'dan Elmander sezona iyi başlayanlardı.

City'nin Newcastle maçında bir oyuncu dikkatimi çekti, 24 numaralı, Tiote. Twente'den gelmiş, Fildişi Sahili'den, orta sahanın merkezinde oynuyor, dinamo gibi çalışıyor, topu ayağına yapıştırabiliyor, çok seri, çabuk, süratlı ve tatlı sert oynuyor. Bir pozisyonda Yaya Toure'yi perişan etti kısa boyuyla. Bizim ligde çok iş yapabilecek bir başka adamdır gözümde, EPL'de böyle çok oyuncu var zaten, Fulham'a giden Salcido, Wolves'daki Van Damme gibi.

Tevez'den de bahsetmeden olmaz, öyle ateşleyici bir isim ki, takıma dinamizm katmak konusunda üstüne adam tanımıyorum, oyun anlamında. United'da Ronaldo gibi çok seri dikine giden bir oyuncuyla bunu daha rahat gösteriyordu, keza geçen yıl aynı görevi Bellamy üstlenmişti, Stamford Bridge'de fethedilemeyen Chelsea kalesini ele geçirmişlerdi. Messi'nin yanına en çok yakıştırdığım oyunculardan biri, Barça'da görmek istediğim.

Liverpool'un düştüğü hal içler acısı, Steve G, savunmanın önünde, süpürücü gibi oynuyordu ilk yarı, dayanamadım Anfield'in haline ve diğer maçlara geçtim.

Bir not da bizim ligden, İBB maçından sonra takımda herhangi bir gelişme olmadığını, bunun denilebilmesi için kanat oyuncularının topu sırtı dönük ve marke vaziyette değil, yüzü kaleye dönük ve demarke vaziyette top almasını şart koşmuştum. Selçuk & Colman'ı izledikten sonra ikinci bir şartı da ekliyorum;

Ne zaman ki orta saha çizgisinin 10 metre gerisinde top alan bir merkez oyuncu, topla birlikte 20 metre ilerleyebilir, o zaman bir gelişimden bahsedilebilir. Zaten bu tanımın biraz daha açık hali, box to box oyuncuya doğru yol alır.

Trabzon'da bunun Colman yapıyor, Selçuksa ters toplar dağıtıyor kanatlara.

4 Ekim 2010

A. Eren Loğoğlu

15 Mayıs 2010

Fantasy Premier League Sezon Analizi 2



Oyun hakkında geçtiğimiz sezon açıklayıcı olduğuna inandığım bilgiler sunmuştum, özellikle oyunun -sanal futbolun- sunduğu verilerin, performans değerlendirmelerinin, reel futbola ne kadar yakın olduğunun altının çizilmesi gerekiyor. Transfer sezonu öncesi açık bir bilgi havuzu oyun.

http://erenlogoglu.blogspot.com/2009/05/fantasy-premier-league-sezon-analizi.html

Premier League, an itibariyle dünyanın en üst düzey ligi. Tempo ve sertlik açısından La Liga'nın çok ilersinde. Messi'nin İngiliz takımlarına gol atamıyor istatistiği -Arsenal'a 4 gol atarak bunu kırdı, Jose takımları karşısında hala boynu bükük- ve Ronaldo'nun La Liga'ya getirdiği etki, Ada futbolunun farklı bir yerde olduğunun yalın anlatımları gibi.

Rüya Takım ile ilgilenmek yerine, Galatasaray'a gelmesi daha muhtemel oyuncular üzerinden bir bakış sunacağım;

Öncelikle yılın takımından başlayalım;

Kaleci: Reina (Liverpool)
Savunmacılar: Dunne (A Villa), Terry (Chelsea), Evra (ManUtd)
Orta Saha Oyuncuları: Lampard (Chelsea), Fabregas (Arsenal), Milner (A Villa), Malouda (Chelsea)
Forvet: Drogba (Chelsea), Rooney (ManUtd), Tevez (ManCity)

Kaleciler:

Capello'nun Dünya Kupası kadrosuna girmeyi başaran Joe Hart, sezonun en değerli kalecilerinden biri, Birmingham City'nin başarısında en önemli rol onun. Genç ve gelecek vaad ediyor olması da bir başka avantajı ancak bu aynı zamanda bir dezavantaj, ada dışına çıkması şimdilik zor gözüküyor zaten M City'nin kiralık gönderdiği bir oyuncuydu.

Sorensen, 2 yıldır çok iyi performans koyuyor ortaya Stoke City'de. Çok tecrübeli bir isim, güven veriyor duruşuyla.

Savunmacılar;

Tottenham'dan Gareth Bale. Sol iç ve bek pozisyonlarında çok başarılı bir sezon geçirdi. 3 gol, 5 asist ve 24 bonus puanı var, muazzam. 1713 dakika gibi az bir süre almasına rağmen 100 puan barajını geçti.

Bir başka sol bek Leighton Baines, Everton'dan. Tam bir duran top ustası. Geçtiğimiz sezonun ikinci yarısından itibaren yükselen bir form grafiği var. 9 asistle oynadı bu sezon.

Merkez savunmacı olarak, her yıl üzerine koyan ve birkaç yıl sonra Terry, Ferdinand statüsüne erişmesini beklediğim Ryan Shawcross var Stoke City'den. Talihsiz bir sakatlama olayıyla bu yıl çok anılsa da, performansı da konuşulmaya değerdi.

Liverpool'dan Kyrigiakos sezonun ikinci yarısında daha çok süre almaya başlayıp gayet etkileyici bir performans sergiledi. Everton maçında kırmızı kart görüp hız kesmese çok yüksek puanlara ulaşabilirdi.

Blackburn'den Ryan Nelsen bir başka başarılı isimdi. 4 gol atmasıyla da dikkat çekiyor. Lider bir oyuncu, Şubat sonuna doğru ciddi bir sakatlık geçirmesine rağmen kısa sürede takıma dönmeyi başardı.

Orta Saha Oyuncuları;

Bu mevkide sezonun en başarılı isimleri hep bilinen oyuncular, Lampard, Fabregas gibi. Bir başka isim, James Milner -Yeni Lampard, oyun tarzıyla- müthiş bir yıl geçirdi 7 gol ve 12 asistle.

Chelsea ve orta sahasından bahsetmemek olmaz. Son haftalarda Ballack ve Lampard box to box modunda, geriden gelip atağa katılıyorlar, pas dağıtıyorlar, rakibi bozuyorlar, adam kovalıyorlar. Kenarlarda Kalou ve Malouda, driplingleriyle, sıklıkla ceza sahasında ters kademeden gol koklarken bulabileceğiniz iki isim. İleride Anelka, daha çok sağ açık mevkisine yakın pozisyonda ve en uçta yırtıcı, bitirici, santrforun tanımı Drogba. Mikel'siz -önliberosuz- bu yeni yapı çok başarılı oldu bütünden ayrılmadan hareket edebilen blokları sayesinde. Futbola farklı bir soluk getirebilir.

Oyun, Chelsea'nin hakkını her alanda vermiş. Ligin ilk ve son üçü, oyuncularının toplam puanlarıyla oluşturulan sıralamada da aynı. Chelsea'den 4 oyuncunun rüya takımda yer alması da gayet olağan bu anlamda.



Sezonun en başarılı bir diğer ismi, Everton'dan Mikel Arteta. Futbolla 23. hafta tanışıp, ilk 90 dakikasını 27. haftada oynayan bu adam, 6 gol 2 asist gibi olağanüstü işler yapıp, bu kadar kısa sürede 17 bonus puanı topladı, takımının en önemli oyuncusu olduğunu gösterdi. Kaleyi cepheden gören duran topları kullanıyor -kenarlardan Baines- penaltı kaçırması imkansıza yakın, kornerleri çok etkili, Barcelona altyapısından yetişen, ayağa pası çok iyi oynayan Arteta, Galatasaray'ın her ihtiyacına çare olabilecek bir transfer olur, Everton'ın bırakacağını sanmasam da.

Blackburn'den David Dunn, Fulham'dan Clint Dempsey, Tottenham'dan Kranjcar etkili performanslar sundular.

Forvetler;

Bu sezon forvetlerin sezonuydu adeta. Geçtiğimiz sezon rüya takım 4-5-1 -en çok puan toplamaya göre- dizilirken, bu sezon 3-4-3 şekline büründü, Drogba, Rooney ve Tevez ile.

Onların dışında Sunderland'den Darren Bent olağanüstü bir sene geçirdi. Birmingham'dan Jerome diğer başarılı bir isimdi. Pavlyuchenko'nun son 10 haftadaki performansı da etkileyiciydi.

15 Mayıs 2010

A. Eren Loğoğlu

07 Nisan 2010

looKing for Eric



- Hey up, hey up. What's the shirt, mate?
- FC United, mate. People's club.
- Wouldn't wipe my arse on that, pal.
- Oh, yeah?
- Sit down, Spleen. You're gonna have a heart attack, for God's sake. Fucking give us that pint.
- Listen, pal. You run off and left us.
- They left me.
- Who left you? United? The most famous team in history. We got over 300 million fans. And we left you?
- Yes.
- I told you this before, right? A bloke once said, "Leave your... You can change your wife, change your politics, change your religion. But never, never can you change your favourite football team."
- Yeah, all right, we may be small. We may be small. But you know what? There's no fat bastard chairman can sell us out for 30 pieces of silver.
- No, 'cause the fat bastard's sat there.
- Our club.
- And I'll tel you what, that's what they said about United. 1878, were'nt it, eh?
- Yes.
- Newton Heath they were called. Lowly railway men. Eh? What about that? You're pissing on your own history, you know that?
- No, it's still there. Still there. It's all in the heart. It's still there.
- We'll never die, pal, us.
- Yeah.
- He never fucking goes, Judge, anyway. What you talking about?
- Yeah, but I've told him there's no secret in the fact. I can't afford it. I can't afford to take the kids.
- Exactly. That's the point, innit, you daft git.
- Car parks don't lie!
- They don't.
- You have a look. Have a look now. What kind of car parks in there on a match day? Not the kind of cars we can afford. How many postmen you know go to the game?
- Yeah. We're going on bikes with fucking baskets on the front.
- Won't pay Glazer or work for Sky. Still sing "City's gonna die" Two Uniteds but the soul is one. As the Busby Babes carry on.
- Carry on.
- Oh, matron.
- Hypocrites, you are.
- You what?
- Walking adverts. Look at you. Just sponsors' names on your chests. We don't have sponsors on our chest. We're like Barcelona.
- What?
- Spanish.
- Who would sponsor you?
- You're sat there on a Tuesday night. Tuesday night. You're the fuckers who put 50, 60 million quid in Edwards' pocket.
- Yeah.
- Filling Murdoch's fucking pockets.
- What the fuck are you doing here?
- You fucking don't know what you're doing. You make me sick.
- Sit down and shut the fuck up.
- I'm going. I'm going!
- Fuck off!
- The game's just starting you fucking knob.


7 Nisan 2010

A. Eren Loğoğlu

09 Haziran 2009

Taraf Olunmadan, Seyir Zevki Olur mu?



Olmuyor, taraf olunmadan seyir zevki alınmıyor oyunlardan. Elbette bunun tersini düşünenler, sadece oyunu sevenler vardır, onların görüşüne de saygılıyım ancak Iniesta Chelsea'ye son dakika golünü attığında, oyunu sevip sevinmek ile Barça'yı tuttuğunuz için sevinmek arasında alınan haz açısından bir fark yok mu, kanımca var. Örnekler çoğaltılabilir, Federer'in FH'inden alınan haz, eğer onu tutuyorsanız başka, tenisi seviyorsanız başkadır ki bu o sayıya verdiğiniz tepkiden ölçülebilir.

Bir bakalım nerede, nasıl, hangi sebepten taraf olmuşum;

Bir kere Galatasaray, her şeyin üstündedir. Dayım kaynaklıdır ki O'nun da Galatasaraylı oluşu, abilerinden dolayı yani diğer dayımlardan gelir. Onlar da Metin Oktay'dan etkilenmişlerdir, dedem iyi bir Beşiktaş'lı olduğu halde. Babam futboldan hiç anlamazdı, annem de öyle, zira ailem, kız kardeşlerim de dahil ben üzülmeyeyim diye çocukluğumdan itibaren futbola ilgi duydular, her biri benim kadar olmasa da, iyi Galatasaraylılardır, annem benden daha çok heyecanlanır, birlikte maç izleme fırsatım olduğunda. Babam da bu uzun süreçte futboldan anlamaya başlamış ve her maçı takip eder bir konuma yükselmiştir. Ailemin büyük çoğunluğundaki ilginç Galatasaray tutkusu -amcamlar da Galatasaraylıdır, haliyle kuzenlerimin büyük kısmı da- belki de bende bu sevginin fanatizm boyutuna erişmesine olanak sağlamıştır. Sporun her alanında Galatasaraylıyımdır, futbol A ve altyapı, basketbol, voleybol, su sporları, her türlü karşılaşmasına gidip desteklemişliğim, tribünde ultrAslan - Üni kurucularından biri ve taraftar olarak da yer almışlığım vardır.

Adana Demirspor sevdası, memleket ayağına. Terim ve Şaş, yoğunluğu artıran unsurlardır.

İspanya: FC Barcelona (90 - 94 Rüya Takım kaynaklı başlayan bir ilgi, Katalan halkından biri gibi hissettiğimi söyleyebilirim)

İtalya: AC Milan (88 - 94 Efsane Takım, Kızıl Kara Tugaylar eksenli bir başlangıcı var, Berlusconi'den nefret etsem de)

NBA: Detroit Pistons (Bad Boys kaynaklı), Chicago Bulls (Michael Jordan)

F1: Ferrari, Michael Schumacher, Nico Rosberg (Benetton döneminden bu yana MS, Ferrari ise hem İtalyan oluşu, hem de kırmızı renginden ötürü, Akdeniz kültürüne sonuna kadar bağlıyım)

Arjantin: Boca Juniors (Diego'dan dolayı, River taraftarına göre Di Stefano daha büyük oyuncudur)

Tenis: Roger Federer, Novak Djokovic, Ana Ivanovic (Roger tek idi ama yarattığı dominasyonun getirdiği heyecansızlık başka alternatifleri de bünyeye kattı)

Snooker: Ronnie O'Sullivan (Oyun tarzını, hızlı oluşunu sevmem sebebiyle)

Beyzbol: Boston Red Sox (Jack Shepherd'dan ve Yankees rakibi olmasından dolayı)

Anti olunanlar: Fenerbahçe'nin hiçbir şeyinden haz etmem, Kadıköy'de oturuyorum, yaptıkları her şey daha çok gözüme batıyor. Anti tez olayının da bunda etkisi var. Yaptıkları hiçbir şeyin doğru olduğunu düşünmem, hep bir açıklamam olur.

Real Madrid ve Inter 2. sırada gelirler. Franco'dan girmiyorum, beni bilen biliyor zaten. Nadal'dan ve Alonso'dan da nefret ederim yine. Nicole'den ve son sene hileli 1. liğinden ötürü Hamilton'ı da sevmem, zaten İngilizlere her alanda -müzik, sinema, tv dizileri, spor gibi- çok büyük saygı duysam da kalitelerinden dolayı, Akdeniz kültürüyle hiç bağdaşmayan ve beni yansıtmayan yapıları sebebiyle sıcak bakmam. McLaren'ı da sevmem bu sebepten.

Düzen takımları Chelsea ve ManUtd'den haz etmem. New York'un hiçbir takımını tutmam Amerikan Sporları'nda, hele de Yankees, uzak olsun. Elbette düzenin karşısında biri olarak, nasıl ki Franco'nun Madrid'ini sevmiyorsam, Hollywood'un Lakers'ından da nefret ederim. Beat L.A. her zaman ve her yerde.

Brezilya'yı sevmem, Katalan oluşumdan ötürü Milli Takım tutma gibi bir ihtiyaç hissetmem zaten, Türk Milli Takımı için çoğunlukla heyecanlanmam, milliyetçi değilimdir. Diego kaynaklı bir Arjantin ilgisi vardır.

9 Haziran 2009

A. Eren Loğoğlu

02 Haziran 2009

Ancelotti & Chelsea



2001 yılında Terim'in yerine göreve gelen Ancelotti, AC Milan'ın başında 8 yıl kaldı. AC Milan'dan ayrılmasının sebebi İnter'in yerel dominasyonu ve 2007'den bu yana takımın irtifa kaybı yaşaması, Abramovich'in Ancelotti'yi Chelsea'nin başına getirme sebebi ise, CL kazanma arzusuyla yanıp tutuşmasıydı.

Bu 8 yıllık süreci CL özelinde incelersek, son 4 takım;

2008 - 2009 FC Barcelona, Man Utd, Chelsea, Arsenal
2007 - 2008 Man Utd, Chelsea, FC Barcelona, Liverpool
2006 - 2007 AC Milan, Liverpool, Man Utd, Chelsea
2005 - 2006 FC Barcelona, Arsenal, AC Milan, Villareal
2004 - 2005 Liverpool, AC Milan, PSV, Chelsea
2003 - 2004 Porto, Monaco, Deportivo, Chelsea
2002 - 2003 AC Milan, Juventus, Inter, Real Madrid
2001 - 2002 Real Madrid, Leverkusen, FC Barcelona, Man Utd

Görüldüğü gibi, 2 CL Şampiyonluğu -2003, 2007- 1 CL Finali, 1 de CL Yarı Finali var AC Milan'ın ve son 8 yılda sadece 1 İtalya Şampiyonluğu olmasına rağmen Ancelotti'nin uzun yıllar görevde kalmasının altında yatan temel sebep bu. Eski ve çok kariyerli bir AC Milan oyuncusu -dönemin CL'si European Cup'ı 2 defa kazanan, unutulmaz 1988 - 1994 arası AC Milan- olduğunu da unutmayalım. İnceleme çerçevesini biraz daraltırsanız -2003 ve 2007 arası- 5 yıl içinde 4 defa Yarı Final seviyesine getirdiği görülüyor AC Milan'ı, Ancelotti'nin.

Ancelotti, eleminasyon maçlarına özel oluşturduğu stratejileriyle, CL Tarihi'nin en başarılı Teknik Adam'larından biri. Chelsea'nin 4 defa CL Yarı Finali'nde elenmiş olması, Roman'ın tercihinin Carlo olmasını sağlıyor da denebilir.

AC Milan'ın Teknik Adam'lık için Leonardo tercihinin Guardiola'dan esinlendiğini söylemek anlamsız olmaz. FC Barcelona'nın da 2006 - 2009 arasında bir dominasyon yakaladığı ve bunu devam ettirmesi olasılığını düşününce, son yılların en dominant takımı olabileceği görülebiliyor tablodan. Bunun yanında 2007 - 2009 arası Man Utd'nin muazzam dominasyonu da açık bir şekilde kendini belli ediyor.

Chelsea'nin 2010 yılında Premier League Şampiyonu olabileceğini sanmıyorum Ancelotti ile, ancak bir şekilde gelinmesi yüksek olasılık CL Yarı Finali'nden Carlo'nun onlara bir seviye daha atlatması beklenebilir.

2 Haziran 2009

A. Eren Loğoğlu

29 Mayıs 2009

Triplete | Copa, LLiga, Champions | Visca el Barça, Visca Catalunya!



Teşekkürler Johan, sen, sen herşeyi yaratan.

Katalanları bir araya getiren en güzel olgu F C B a r c e l o n a, sarı & kırmızı bayraklar ve Katalanca marşlar -El Cant Del Barça- eşliğinde kazandı Roma Zaferi'ni. Daha önce de Londra ve Paris'te gerçekleşmişti hayaller, başkent büyüsü devam ediyordu. Sıra 2010 Madrid'dedir öyleyse demenin tam zamanı.

Formasında UNICEF yazanlar, çocukları sevenler, çocuk olanlar, İspanya İç Savaşı'nda faşizmin karşısında mücadele verenler, Katalunya İspanya değildir diyebilenler ve güzel oyun izlemek isteyenler, oyunu şiirleştiren Katalan çocuklarının kazanmasını istiyordu yeryüzünün her bir yanında.

Zincirlerinden başka kaybedecek şeyi olmayanlar, bir şafak vakti karanlığın kenarından toprağa basıp doğruldular. O tarih, Katil Franco'nun takımında oynamam diyen ve belki de bu söylemiyle Barça'dan zorla kopartılan Di Stefano'ya gönderme yapan 'Sarı Fare' Johan Cruijff'un FC Barcelona'ya imza attığı 1973 yazıydı. O imza sadece bir kağıt parçasına, sözleşmeye, futbol oynamaya dair atılan bir imza değildi. Belki de Real Madrid'e el koyup, kulüp başkanlığına da Santiago Bernabeu'yu getiren Franco'nun ölümüne sebep olan ve FC Barcelona'nın, onların kaderini değiştiren bir simgeydi adeta.

Barça'nın 3-0 kazandığı bir kupa maçının rövanşında Franco'nun tehdit ve emirleriyle 11-1 yenilmek zorunda kaldığı Real Madrid günleri, orta saha çizgisini geçen Barça'lı oyuncular için ofsayt bayrağı kaldırılan günler geride kalmıştı.



Geride kalan günleri unutmadan, önüne bakanların, takımı Katalanların, Katalan Takımı FC Barcelona, tarihin en güzel oyun oynayıcısı, hak ettiklerini birer birer aldı. Tarihi bir üçlemeye imza attı.

Önce Lineker'in neferi olduğu Katalan Ordusu, Madrid Kapısı'na dayandı;

Onlar, futbolu Lorca ya da Alex Susanna şiiri gibi oynayanlar, ritimsel, paylaşımcı, isyankar, sanatsal bir algıyla tekdüzeliğinden sıyrılıp düzenin farkı yaratanlar, Onlar, Madrid kapısındaydı o gece. Johan'ın öğrencisi Pep'in saha dışı, Katalan Bayrağı'nı kaptanlık bandında taşıyan ve golü attığında Barselon sokaklarından kopup gelen 18 yaşında gözü yaşlı genç coşkusuyla sarı kırmızı bayrağı, binlerce Krallık yanlısına sallayan, ismini kulübün kurucularından birinden alan Kaptan Puyol'un, Saforcada'nın saha içi önderliğinde çıkıyorlardı savaş alanına. Katalan çocukları Pique, Xavi, Iniesta, Victor da arkasında dizilmişlerdi komutanlarının. Arjantin'den, Brezilya'dan, Venezuella'dan, Bolivya'dan, Küba'dan gelen çocuklar da vardı içlerinde, Afrika'dan katılanlar da, Fransız futbol devrimcileri de.

Rekabetin tarihini yeniden yazan Katalan takımı, FC Barcelona, gelmiş geçmiş en güzel futbolu oynayan takım, Gaudi'nin eşsiz eserleriyle dolu kıyı şehri Barselon'a, evlerine dönüyorlardı. Ellerinden Franco zoruyla alınan Di Stefano'ya, şampiyonluklara, kupalara, öldürülen kurucularına, susturulan dillerine, tanınmayan özgürlüklere inat Katalan ruhunun verdiği mücadele gücüyle Hollanda tekniğini birleştiren bu Johan yapısı, en özel hediyesini demokrasi ve futbol olarak sunuyordu İspanyol halkına.

Kubala'yla, Johan'la, Pep'le büyüyen Katalan çocukları haykırıyor o güzel türküyü 74'ten beri, La Rambla'da, Cartier Gothique'da, Camp Nou'da, Barselon'da.



Sonra Londra kuşatması, Iniesta'nın zafere kaçışı;

1992 yılında FCB, o zamanki adı European Cup olan şimdinin Şampiyonlar Ligi'ni kazanmıştı, Koeman'ın uzatmalarda attığı golle. O gün Guardiola 10 numara ile sahadaydı, dün ise Teknik Direktör olarak saha kenarında. Barcelona'nın futbol kapitalizminin çarklarına çomak sokmasının en güzel örneğidir bu durum. Altyapıdan bir çok oyuncunun da A takımda yer alması bir başka geleneklerine bağlı olma getirisidir. Formasına reklam almaması, aldığında ise bunu bağışa dönüştürmesi bambaşka bir endüstriyel futbol bakışının da olabileceğinin temsilciliğidir. Bunların yanında dönemin en iyi oyuncuları hep Barcelona'yı tercih eder, tarihinin ve sağladığı aidiyetin de etkisiyle. Cruyff, Maradona, Romario, Ronaldo, Rivaldo, Ronaldinho ve Messi, son 30 yılın tartışmasız en büyük oyuncularıdır. Bu noktaya kadar anlattıklarım dışında kalan, Camp Nou'un görkemli yapısı, kulüp yapısı, sanatın şehri olması, renkleri ve forması, Katalan Milli Takımı durumu, faşizmin karşısında yer alan tarihi konumu, futbol oynayış şekli, oyuna kattığı estetik gibi pek çok farklı olay Barça'yı sevme nedenlerinin başında gelir.

Dün tüm bunların ekseninde ya da değil, kaleyi bulan şut olmadığında, FCB taktiksel olarak kilitlendiğinde dahi, çocukluğundan süregelen Barça sevgisi olmayanların bile gol atmasını istediği bir takıma dönüşüvermişti Barselon. Katalan olmuştu kitleler. La Liga'da 100 gol atmış, ezeli rakibini paramparça etmiş, Bayern ve Lyon'u da paçavraya çevirmiş olması, gelmiş geçmiş ve belki de gelecek en güzel oyun oynayıcısı olarak hak edilen bir Şampiyonlar Ligi Finali'nde yer almaları isteniyordu. Guardiola'nın gol sevincindeki haline benzer durumlar yaşattı insanlara, pek çok farklı coğrafyada.



Daha sonra Kral Kupası'na geldi sıra;

Kral'ın elinden alınıyor olması, ismi, Katalanlar için bu kupayı çok değerli kılıyordu ve Onlar, bir Kupa Takımı olan Barça'nın yine zafere uzanacağına inanıyorlardı Kral'ın önünde, seyrinde. Sallanan sarı - kırmızı Katalan bayrakları, Barcelona formasının kendisi, Onlar'ın sesi, kulağı, eli olabilmenin adı Barcelona'nın sahadaki varlığı, Puyol'un et kemik hali, mücadelesi, bu inanışı anlatıyordu İspanya'ya.

Katalanlar, bir kez daha alın teriyle, hak ederek, tırnaklarıyla toprağı kazıyarak, oyunu en güzel şekliyle oynayarak, ezeli rakibi gibi Krallık, Franco yardımına gereksinim duymadan, yeni bir kupaya, 25. Kral Kupasına uzandılar.



7 Mayıs'ta 27 Mayıs için şunları yazmıştım, çoğu öngörüm gerçekleşti;

27 Mayıs'ta Henry oynarsa FCB öndeki ve arkadaki 3'lüsünü ideale yakın şekle getirir. Sir Alex Ferguson, Arsenal maçında başarılı olan Rooney, Ronaldo, Park 3'lüsü önde Fletcher, Carrick, Anderson 3'lüsü arkasında şeklinde oynatabilir Guus'dan da esinlenerek. Tabi cezalı Fletcher yerine Scholes oynar eğer bu yapıya devam ederse.

Şöyle;

O'Shea---Ferdinand---Vidic---Evra
----Fletcher---Carrick---Anderson-
------Park------------Rooney-----
---------------Ronaldo------------

Manchester United'in sezon başından beri oluşturduğu yapıda ise, Ronaldo Park'ın yerinde, Berbatov da Ronaldo'nun yerinde oynuyor. Tevez ve Giggs sürprizlerinin olacağını sanmıyorum, daha çok Premier Lig'deki görevleri gibi ateşleyici olması amacıyla 2. yarı oyuna dahil edileceklerdir.

Barça'nın ritimsel oyununu oynamaması için Chelsea benzeri bir orta saha yapısı çok önemli. Fizik gücü çok yüksek, tempolu, baskı yapabilen, sert oynayabilen, hamlelerinde çevik davranan 4 oyuncu vardı Chelsea'de. ManUtd'de ise Scholes, Park, Carrick, Anderson, Hargreaves, Giggs arasında seçimde bulunacak Ferguson. Carrick dışında hiçbir oyuncu fizik güç olarak Chelsea'li oyuncular kadar Barça ritmini bozabilecek düzeyde değil. Mücadele gücü yüksek Anderson ve Park, Carrick'e yardımcı olabilir bu anlamda, bu yeterli olur mu, sanmıyorum.

ManUtd'nin başarısının altında yatan 3 temel sebep var, ilki savunma oyuncularının kalitesi ve uyumu, buna kalecileri dahil. 2. ise Rooney, Ronaldo ikilisinin özel becerileri ve süreklilikleri. Bir de pek çok başarılı takımın aksine Liverpool ile birlikte çok iyi uzun top oynayarak, orta sahayı hızlı geçmeleri. İlginç olan, Barça'nın ritmik oyun sistemini bozmada önemli olanın rakip savunmacılardan ziyade, savunmanın önünde oynayan orta saha oyuncularının ve beklerin performansına bağlı olması. Rio ve Vidic'in bölgesine gelene kadar zaten golü yaratmış oluyor Xavi ve Iniesta, önde onların ceza sahasına girişlerinin kesilmesi gerek Londra'da olduğu gibi ya da Messi ve Henry kanallarının Bosingwa ve Cole, Malouda gibi oyuncularla kesilmesi. Barça için maçı kolaylaştıracak olan ceza sahasına daha çok girme şansı olacak Chelsea maçına göre ama o bölgede daha sert karşılanacak, bu da çoğu zaman geç kalınmış ya da cezalandırılmış hamle demek. ManUtd dünyanın en iyi geri dörtlüsüne sahip olmasına rağmen bu Barça'nın oyun anlayışını bozmayacak, gol atmasını zorlaştıracak sadece, kaleyi bulan şut sayısı artacak, ceza sahasının içine daha çok girecektir Barça ki bu da kanımca maçı kazanması anlamına gelir.

Eğer Berbatov'suz bir kadroyla oynarsa Ferguson, Toure öne kaydırılır ve Barça, öndeki ideal 3-3'lüsüne kavuşur, Henry de düzelirse, bu maçın kağıt üzerinde bitmesi anlamına gelir. Solda Rooney, sağda Ronaldo yerine Park olması yani Berbatov'suz düzen, Barça'nın işini daha da kolaylaştırıyor. Sol Sylvinho, sağ Cacares, merkez Puyol ve Pique'den oluşma şansını yakalıyor böylelikle. Bunun sebebine gelince, Park'ın karşısında Puyol'u oynatmaktansa Caceres'i oraya alıp Puyol'u Ronaldo-Rooney işbirliği arasına daldırmak çok daha mantıklı olacaktır. Maçın ilk 11'leri belli olduğu an, belki sahaya çıkma anına göre, rakibin zaaflarından faydalanma uğruna, saha dizilişlerinin değişebileceği kadar ilginç bir maç bizi bekliyor.

Şöyle;

Caceres---Pique---Puyol---Sylvinho
---------------Toure--------------
-------Xavi-----------Iniesta------
--Messi------------------Henry----
---------------Eto'o---------------

2004'de oluşturulan Ronaldinho'lu yapının, Ronaldinho eksenli zayıflamasından sonra, Messi'ye bağlı bu yapının da kaç yıl görebileceği, aklımızı kurcalayan en geleceğe dönük soru olacaktır.

27 Mayıs, Katalan Bayramı olsun. Puyol'un ellerinde arşa yükselen kupa, Katalan bayrağıyla sahada atılan tur, Pep'in gülümseyişi, görür gibiyim, az kaldı.



27 Mayıs'a dönecek olursak;

Pep, Berbatov'un oynayacağını düşünerek, Caceres riskine girmedi, Toure'yi geriye çekti ve onun bölgesine Busquest'i koydu. Maça olağanüstü bir özgüvenle başlayan United, Sir Alex Ferguson'ın baskın planını başarıyla uyguladı aslında ilk 10 dakika. Barça sahasından çıkamadı, pas yapamadı ama o bahsettiğim United'ın orta saha zaafiyeti sebebiyle Iniesta, Chelsea maçlarında hiç yapamadığı bir şeyi gerçekleştirip, topla ceza sahası önüne kadar gelip Eto'o'nun önüne ara pasını gönderdi, Eto'o da kanımca bu sezonun en iyi savunmacısı olan Vidic'i çalımlayıp golü attı.

Maçın seyri, bu golden sonra tamamen değişti. Barça, beklendiği gibi ayağa yerden paslarla hücuma çıkmaya başladı. Özellikle 45 - 60 arası, sezonun özeti gibiydi, kaçan goller, organize üçgen hücumlarla sağ koridordan akan bir oyun, Alves formatında bir Puyol. 70. dakikada Barça klasiği bir Xavi pası ile Messi'nin kafası buluşuyor ve maç sonuçlanıyordu bu fotoğrafla.



Barcelona'nın futbol modeli ne idi bu sezon diyenler için;

FC Barcelona / 4-3-3

Kaleciler: Valdes, Pinto
Savunmacılar: Caceres, Pique, Marquez, Puyol, Sylvinho, Milito, Dani Alves, Abidal
Orta Saha Oyuncuları: Xavi, Gudjohnsen, Iniesta, Keita, Toure, Busquets
Forvetler: Eto'o, Messi, Bojan, Henry, Hleb, Pedro


Akıl futbolunun, pas akışkanlığına dayalı oyunun en sanatsal temsilcisi Katalanlar. Şiir gibiler, estetik kaygıları yüksek davranışlar içindeler. Başarıya giden en kısa aynı zamanda da en zorlu yolu sunuyorlar bize. Xavi, Iniesta gibi oyuncuların bu erişilmez düzeye gelmesinin yıllar aldığını rahatlıkla söyleyebilirim, Barça'yı çok uzun zamandır takip eden biri olarak. Xavi de, Iniesta da gökten zembille inmedi, astronomik bonservis bedelleriyle transfer edilmedi. Emeklerinin, kendi yetiştirdikleri oyuncuların bu emeklerin karşılığını vermesini sabırla bekledi Barça altyapısı. Potansiyel görülen oyuncuların üzerinde uzun süreler durulması gerektiğini anlatıyordu bu anlayış. Altyapı konusuna değinmeden Barça'nın saha içi taktiksel başarısından söz etmek yersiz olurdu.

Sezona, altyapı hocasını, 90-94 arası büyük başarılar kazanan Rüya Takım'ın da parçası olan eski Kaptan Pep Guardiola'yı göreve getirerek başladı Barcelona. Takımdan ayrılanlar Ronaldinho, Deco, Belletti, Zambrotta'ydı. Performansı düşenler ve bekleneni veremeyenler, takımın belirli bölgelerini sekteye uğratanlar düşünülmemişti kadroda. Ronaldinho örneğini çok iyi incelemek gerekir. İlk geldiği zaman ile ayrılırken ortaya koyduğu fiziksel görüntü arasında Laurel ve Hardy kadar fark vardı, biraz da mübalağa edersek. Son yıl takıma çok büyük zarar verdi bu fiziksel düşüşü. Rijkaard O'nu zaman zaman şöhretinden dolayı oynatmak zorunda kalıyor, oynadığında ise takım zarar görüyordu. Henry'nin sahada olması gereken zamanlardan kullanıyordu Ronaldinho ve yine şöhretli olan Henry bundan çok rahatsız oluyor, istenen performansı sunamıyordu. Ronaldinho artık adam geçemez hale gelmişti, 3 yıl önce birisi böyle bir şey söylese yerküre üzerinde inanan bir insan bulamazdı herhalde. Neyse ki Milan'da eski hali kadar olmasa da, belli bir düzelme gösterdi fiziksel anlamda ancak körelmeye de başladı yetenekleri. Benzer bir süreci, üzülerek söylemeliyim ki Lincoln yaşıyor, müdahale edilmez ve oyuncu kendine bakmamaya devam ederse, daha vahim durumlar karşımıza çıkabilir. Beklenen performansı bir türlü sergileyemen Deco da, isminden dolayı, kimi zaman Xavi ve Iniesta'dan rol çalıyordu. Rijkaard, bazı maçlar üçünü bir arada da oynattı ve Xavi'nin savunma derinliğine geldiği bu anlayış, verimini çok azalttı. Üçünün bir arada oynaması, takımda her maç yer alması elzem olan Toure'nin kesilmesi anlamına da geliyordu. Bir de tipik sağ bek sorunu vardı Barça'nın, Zambrotta tutmamıştı o bölge için.

Ronaldinho'nun isminden kurtulan Barcelona takımı Messi'nin üzerine kurdu bizim coğrafyanın tanımlamasıyla. Henry ayrılmaktan vazgeçti böylelikle, ilk 11'de yeri garanti gibiydi. Sağ bek için bölgesinin en iyisi ve La Liga oyuncusu Dani'yi aldılar, Xavi ve Iniesta'nın yanına yardımcı olarak Keita'yı da kattılar kadrolarına.

Önceki sezonun analizini, bu kadar doğru yapan ve eksiklikleri mükemmele yakın tespit eden ekip 2 kişiden oluşuyordu, Guardiola ve Sportif direktör Beguiristain. Aslında Rijkaard'dan kalan anlayışa ve takıma -2 La Liga, 1 CL kazanmıştır o takım da- Pep sihirli değnekle dokunmamıştı. Çoğu zaman müdahale dahi etmeden, takımı kendi haline, sistemine bırakmış, değişen ve yağlanan dişliler sayesinde sistemin çarkları sorunsuz dönmeye başlamıştı, mesele bundan ibaret.

-------------------Valdes-----------------
Alves-----Pique-------Puyol-----Abidal
-------------------Toure-----------------
------------Xavi----------Iniesta--------
------Messi---------------------Henry----
-------------------Eto'o-----------------

4-3-3 formasyonuyla, kısa ayağa paslarla, üçgenler kurarak, daha çok kendi sağ, rakibin sol bölgesinde oynuyorlar oyunu. Barcelona'yı Dünya Futbolu'nda konumlandıran, en belirleyici fark, savunma oyuncularının, en az orta saha oyuncuları kadar pas, top sürme gibi teknik özelliklere sahip oluşları. Savunma oyuncularının çok sert, markaj yapabilen, Rugby oyuncuları gibi fiziksel görünüme sahip olmadığını ve bunun Barça özelinde bir tercih olduğunu belirtmeliyiz. Cruyff'un futbol felsefesinde bu konu çok önemli.

90'ların başından itibaren ayağa oynayabilen ama savunma yönü kusurlu oyuncularla oynadılar bu oyunu. Guardiola, Nadal, Koeman, Popescu, Frank De Boer ilk aklıma gelenler. Pozisyon alma bilgisi çok yüksek olmasına karşın, Nadal'ın 1-4 Mallorca maçında düştüğü durumları, Popescu'nun ve Frank De Boer'in yaşlarının da etkisiyle oluşan yavaşlıklarının doğurduğu sonuçları hatırladıkça, Barça'nı bu riskli savunma seçimlerinin çok cesur ve sistemin her ne koşul olursa olsun sarsılmaz parçası olduğunu görebiliyorsunuz. Pas yapmak ile Barcelona'nın pas yapması arasında da ciddi farklar var. Valdes oyun başlatırken kanatlara açılan merkez savunmacılar, topu takım arkadaşına verdikten sonra, onun pasını tekrar alabileceği bir açıya koşu yapıyor yani süreki hareketli oluyor pas veren oyuncu. Bunu o kadar iyi yapıyorlar ki, topu çoğu zaman kaptırmaları söz konusu olmuyor, dikine oynamak dışında.

Bir başka özellikleri hücum bölgesindeki üçlünün yer değiştirmeleri. Bir deplasman maçında öne geçtiklerinde ortaya Messi'yi alabiliyorlar, hızından yararlanmak için ya da oyunun sıkıştığı anlarda Henry'yi de ortaya çekip, Iniesta'yı Henry'nin bölgesine kaydırabiliyorlar, bu tür esneklikler de sağlıyor, çok yönlü oyuncuların olması. Skibbe'nin temel futbol felsefesi de Barça'yla örtüşüyor. Barça'nın kusursuza yakın ama kusursuz olmayan sisteminin şöyle bir kusuru var. Oyun felsefesi pas üzerine kurulu olduğundan bu oyunculardan bazıları olmadığında sistem sekteye uğruyor, Barça gibi pas yapmak hususunda alışkanlıklar yaratabilmek çok önemli. Busquets, Keita, Gudjohnsen, Bojan oynadığı zamanlar, sistem sınırlı bir şekilde işliyor, bu oyuncuların yetenekleriyle sınırlanıyor kısaca. Aynı sorunu Galatasaray da yaşadı bu sezon, Skibbe'nin teoride kalan anlayışı, sakatlıklarla baltalandı, sistemin alışkanlığa dönüşecek kadar yoğun uygulamalar gerektiren temel oyuncu bütünselliği bir türlü yakalanamadı. Skibbe'nin düşüncesi doğru, uygulama alanı yanlıştı, temel futbol eğitimi yetersiz olan Türk oyuncularla Barça'nın futbol felsefesini birdenbire oturtmaya çalışmak intihardan da öte birşey olacaktı.

Küçük bir zaafiyeti daha var Barça'nın aslında iki. İlki sol bek bölgesi, CL Yarı Final ve sondan bir önceki Villareal maçlarında haksız olsa da pozisyon hatalarının kurbanı olmuştu Abidal. Barça sezon başında bu bölge için yaşlı Sylvinho dışında bir başka alternatif düşünmeliydi. Yine sezonu sakatlıkla geçiren Milito için de bir alternatif, en azından altyapıdan çıkarılabilirdi, Caceres'i sezon içerisinde tercih etmelerine rağmen, kritik noktada O'na güvenemeyip, geriye Toure'yi çekmek zorunda kaldılar bu alternatif olmadığından ötürü. Diğer zaafiyet ise kaleci Valdes'in değişkenlik gösteren performansı. Barça yıllardır bu duruma aldırmıyor, Casillas'ın ilk çıktığı zaman yediği hatalı gollere -Elber Bayern CL maçı- rağmen bu noktaya gelmesi, onlar için iyi bir örnek ve Valdes, vasat üstü haliyle bu bölgede idare edelim yeterli mantığının bir ürünü. Ayrıca Katalan ve altyapıdan gelme, kolay harcanmıyor bu sebeple. FDD söylemini duyar gibiyim.

Bir artısı da şu oldu Barça'nın. Xavi ve Iniesta'nın arkasını toplayan Toure, en iyi sezonunu geçirdi ve yeni Patrick Viera olma yolunda önemli bir adım attı. Eto'o'nun performansı da ilgi çekici bu sezon. Eto'o ilginç bir santrafor, dünyanın en iyisi kesinlikle değil, -Zlatan, Torres, Drogba varken- aslında bu pas akışkanlığına uygun da değil pas yüzdesi diğer oyunculara göre düşük ancak çok hareketli oluşu, gol sezgisi, belli bir seviyedeki tekniği, çabukluğu, süpriz sayılmayacak sert şutlarıyla sistemi tamamlayan farklı bir parça gibi. Son haftalarda düşüş gösterse de vazgeçilmez.

Pas sistemini işleten ana damarlar Xavi ve Iniesta. Xavi'nin sağ bölgede pozisyon oluşturabilmek için sayısız kez Alves ve Messi'yle paslaşabilmesi, aynı şeyi Iniesta'nın Henry'le sol bölgede gerçekleştirmesi, damarların beslenmesini sağlıyor. Dikkat edin, 3. bir isim yazmadım sol bölgeye, Abidal, sol bek, zaman zaman katılsa da hücumlara daha çok geride kalmayı tercih ediyor, Alves'in aşırı çıkışlarında geç geri dönme olasılığına karşı kaymalı bir 3'lü savunma Pique - Puyol - Abidal şekline geçebiliyorlar. Tabii bu sistemden daha çok önlem nitelikli bir durum ve çok karşı karşıya kalmıyor bununla Barça. Alves'in yeri geldiğinde sert, kavisli ortalara başvurduğunu da hatırlatalım.

Barça'nın daha çok kontratak üzerinden gol yeme olasılığı yüksek olduğu için savunma oyuncuları da hamleli ve çabuk oluyor aynı zamanda. Puyol, bunun en iyi örneği, kendisinden fiziksel olarak üstün oyuncularla bile kora kor mücadele edebiliyor, hava topu kazanabiliyor.

Sistemin değişmezlerinde biri de 4'lü savunma, 2 bek, 2 merkez savunmacı seçimi. Oyun içerisinde top Barça'dayken 2'ye düşüyor bu sayı ve öndeki bloğa kayıyor oyuncular hücum yerleşkesi oluştururken;

---------Pique------------Puyol-------
Dani-------------Toure----------Abidal
----------Xavi----------Iniesta-------

Top rakipteyken ise;

Dani------Pique-----Puyol-------Abidal
------Xavi-----Toure-----Iniesta------

şeklinde bir alan paylaşımına giderek, daraltma sağlıyorlar. Rakibe önde basma gibi bir olgu asla yok, geride alanını bekleme ve basketbol tabiriyle pas arası yapıp kazanılan topu tekrar atağa dönüştürme eğilimi var bütün oyuncularda.

Barça savunmasının bir başka farklı yönü, ceza sahası içinde de alan savunmasını tercih etmesi. Adam markajı yapmıyorlar diğer takımların aksine. Duran toplardan gol yeme oranını azaltacağına inanılan bir düşüncenin ürünü bu da, çok faydalı olduğu söylenemez, geliştirilmesi gerekiyor oyuncular ekseninde.

Sisteme asıl farkındalık katan, estetik sağlayan ise Messi. Topu ayağına yapıştırıp herşeyi yapabilen bu büyücü, rakip savunmaların düzenini paramparça edebiliyor bir hareketiyle. Ters ayaklı olma -sağ bölgede sol ayaklı oynatma ritüeli- avantajına içeri doğru kat ederek çok iyi kullanıyor, şut konusunda bu yıl çok geliştiğini söylemek mümkün, hızına yetişilemiyor ve en önemlisi ikili mücadelelerde düşmeden devam edebiliyor. Oyun zekası yüksek, hızlı düşünüp karar verebiliyor, hep oyunun içinde yer alıyor, Barça'nın sistemini estetize eden, sunumunu yapan O, müthiş yetenekleriyle.

Pep'e tekrar dönecek olursak, genç ve tecrübesiz oluşu, karşısındaki Teknik Adamlara göre eksisi. Sisteme olan inancı ve bunu her türlü şartta -Chelsea direnişi- bozmayışı da artısı. Sezon öncesi teşhisleri ve uygulamaları başarılı, baskı anında doğru kararlar vermeyi daha bilmese de, zamanla öğreneceği şüphesiz. Rijkaard'ın 2 La Liga, 1 CL şampiyonluğu kadar süren sistemini, daha ötelere götürmesini, Guardiola'dan bekleyebiliriz. 1 La Liga, 1 de Copa Del Rey'i oldu şimdiden Barça'nın ve CL Finali'nde.



Ve üçlemenin son halkası. Viva La Vida diyen Coldplay dinleyicilerinin, Şampiyonluk kutlayanların son zafer gecesi, ölümsüz Roma şehrine akan Katalanlar.

Tarihte sadece Celtic 1967, Ajax 1972, PSV 1988, Manchester United 1999 kadrolarının eriştiği bir başarıyı, tekrarlıyordu FCB, Lig, Kupa ve Şampiyonlar Ligi / Avrupa Kupası'nı aynı sezon kazanarak.

Cruyff'un Rüya Takımı'ndan sonra futbolu en güzel oynayanlar olarak da tarihteki yerini alıyordu Barça. Altyapıdan 7 oyuncunun -Valdes, Puyol, Pique, Busquest, Xavi, Iniesta, Messi- ilk 11'de oynamasıyla da mesaj veriyorlardı.

Altyapı hocasını, eski efsane oyuncusunu göreve getirmiş olmasıyla da Barcelona, örnek alınması gereken bir numaralı kulüp olmaktan daha öte bir şey olduğunu anlatıyordu.

Roma'daki maça ve Şampiyonlar Ligi Finali'ne dair ilginç notlar verelim;

Eto'o Paris'te Arsenal'e ve Roma'da United'a gol atarak, 2 farklı finalde gol atan 13 oyuncunun bulunduğu gruba dahil oldu, bu işi en son yapan Madrid yanlısı Raul'du. Puyol, bu kupayı 2 defa kaldıran tek Barça kaptanı olarak tarihteki yerini aldı. Valdes, Jorquera, Marquez, Sylvinho, Eto'o, Xavi, Iniesta ve Messi, hem Paris hem de Roma kadrosunda yer alma onuruna eriştiler. Henry, Fransa Milli Takımı dışında bir kulüp takımında ilk defa Final kazanan taraftaydı. Pique, 2 yıl üst üste 2 farklı takımda Şampiyonlar Ligi kazanan 3. oyuncu oldu. Diğerleri Marcel Desailly (Olympique Marseille ve AC Milan) ve Paulo Sousa (Juventus ve Borussia Dortmund) idi. Busquets, baba - oğul bu kupayı kazananlar kategorisine 3. sıradan girdi. Sergio'nun babası Carlos, 92 Finali'nde kalecisiydi Barça'nın. Diğer 2 aile Maldini (AC Milan) ve Sanchís (Real Madrid) idi.

Guardiola, bu kupayı kazanan en genç -38- 3. Teknik Adam olurken, Şampiyonlar Ligi'ni en genç kazanan ünvanını da eline geçirdi. Ayrıca bu kupayı hem oyuncu hem de Teknik Adam olarak kazananlar listesine girmeyi başardı. Bu listede Miguel Munoz, Giovanni Trapattoni, Johan Cruyff, Carlo Ancelotti ve Frank Rijkaard vardı.

İspanya Kralı Juan Carlos, Barça taraftarı olduğunu açıkça itiraf eden Başbakan Zapatero ve pek çok tanınmış Barça figürü, Cruyff ve Koeman gibi, Barcelona'nın üstünlüğüne tanıklık etmek üzere Olimpico'da yerlerini almışlardı.

Koeman şöyle diyordu: This is something more than the Dream Team. We played some great matches then but this is even bigger.

Dünyanın en iyi oyuncusu kim tartışmaları da artık son bulmalıydı bu maçtan sonra. Messi maçı 51 tamamlanmış pas ve % 84'lük başarı yüzdesiyle bitirirken, Ronaldo 31 tamamlanmış pas ve % 68 gibi bir oranda kaldı. Bu istatistiğin yanında bir de Messi'nin attığı kafa golü vardı.

Uykusuzluk, zafer ve bira sarhoşluğu var bünyelerde. Barça Takım Otobüsü, önde 3 kupa, üstte oyuncular, bayraklar, tezahüratlar, sokaklarından geçti bugün Barselon'un, stada doğru ilerlerken. Her köşe başında, meydanda, caddede, yüzbinlerce Katalan onları karşıladı, Camp Nou'a doğru aktılar. Stadda da bekleyen yüzbine yakın Katalan ve konserler vardı.





Sesi kısılan Laporta, röportaj vermekte zorlandı Camp Nou'daki gösteriler öncesi. Barça TV, gösterileri canlı yayınladı. Yayın yaklaşık 5 saat sürdü, şehir turunu da dahil edersek. TV Logosunun altında Campions yazısı ve yazının yanında da 3 kupanın resmi vardı. Sanırım bu yeni logo bir süre daha ekranda kalacak. Işık oyunları, konserler, farklı müzikler, meşaleler, konfetiler ekseninde karnaval devam ediyordu ki takım otobüsü stada ulaşmayı başardı Katalan seli eşliğinde. Oyuncular tek tek sahaya çıktılar yeni tişörtleriyle. Iniesta & Valdes, Xavi & Puyol, Guardiola & Vilanova, 3 ayrı grup halinde ve sırayla 3 kupayı, sahaya taşıdılar. Daha sonra oyuncular tek tek söz aldı ve konuşmalar yaptılar. İlk olarak Puyol konuştu elbette. Bir ara sahada yeşil Eto'o -sanırım Kamerun- formasıyla dolaşan Pique, bu sene Barça'ya neler kattığını, her tezahüratı başlatarak, gösteriyordu.

FC Barcelona'nın més que un club mottosunu yaşatıyordu Camp Nou. Katalan olmayan dünya yıldızları bile Katalanca sesleniyordu taraftarlara.

El Cant Del Barça'nın rock versiyonu eşliğinde başlayan havai fişek gösterileri Barselon gecesini aydınlatıyordu.



Son sözleri hep şöyleydi oyuncuların;

Visca el Barça, Visca Catalunya!

Ve Katalan çocuklarının;

Hürriyet ve adalet aranıyor,
Onlar kanun, biz tarihi yazıyor,
Halklar kalkıyor hesap soruyor,
Güneş güneş yine doğuyor,
Sabah oluyor sabah oluyor!


29 Mayıs 2009

A. Eren Loğoğlu

25 Mayıs 2009

Fantasy Premier League Sezon Analizi



Kewell ve Baros gibi iki eski Premier Lig oyuncusunu sezon başında kadrosuna katan Galatasaray, bu transferlerle birlikte İngiltere piyasasına da girmiş oldu, doğru bir hamleyle.

Fantasy Football, her ne kadar internet üzerinden oynanan sanal bir oyun olsa da, oyuncuların gerçek performansına dayandırılan puanlaması ile, CM gibi menajerlik oyunlarından ayrılıyor. Oyuncuların performansına dayalı bu sistem, transfer açısından da bize bir yol gösterebilir.

Oyunun işleyişi hakkında kısa bilgiler vereyim. 100 birim parayla başlıyor kullanıcılar oyuna. Her oyuncunun birim karşılığından bir değeri var, örneğin Ronaldo en pahalı olanı ve 14 birim oyunun başlangıcında. (Sezon içerisinde transfer edilme veya yerine birini transfer etmeye göre değer artma ve azalma gösteriyor, sezon sonunda 14.5 idi Ronaldo'nun değeri, eğer bu oyuncu, 14 birim iken alınıp 14.5'a yükseldiğinde başka bir oyuncuyla değiştirilirse, 2 birimin ortalaması alınarak satış yapılmış olunuyor)

100 birim parayla 2 kaleci, 5 savunmacı, 5 orta saha oyuncusu, 3 de forvet yani toplam olarak 15 oyuncu alınması gerekiyor. Her hafta, 1 kaleci dahil 4 yedek belirleyip, bir 11 oluşturuluyor, burada oyunun şöyle bir kuralı var, ilk 11'de 1 kaleci, en az 3 savunmacı, en az 1 forvet bulundurmak zorunda her takım.

Puanlama sistemi ise kısaca şöyle, 4 - 4 sona eren Liverpool - Arsenal maçını hatırlayalım, Arshavin 4 gol atmıştı. Bir forvet attığı gol başına 4 puan, bunun yanında oynadığı için 1 puan ve en az 60 dakika oynarsa 1 puan daha kazanıyor. Bir de bonus denilen ve maçları izleyen bir kurul tarafından maçın en iyi 3 oyuncusuna, 3, 2, 1 şeklinde puanlar dağıtılıyor. Maçın adamı Arshavin 3 puan da bonus olarak elde ediyor. Toplamda 4 * 4 = 16 + 1 + 1 + 3 = 21 puan alıyor o hafta.

Tabii puanlama işlemi bu kadar yalın değil, forvet attığı gol başına 4 puan alırken, orta saha oyuncuları 5, savunmacılar 6 puan alıyorlar. Puanlamada dikkat edilmesi gereken en önemli iki konu, o hafta ilk 11'de kimin kaptan yapılacağı ve seçilen savunmacı sayısı. Kaptan seçilen futbolcunun puanları 2 ile çarpılıyor. Gol yemeyen takımların, kaleci ve savunmacıları 4'er, orta saha oyuncuları 1'er puan alıyorlar. İngiliz Futbolu'nda bu duruma 'Clean Sheet' adı verilip, gerçek maç istatistiklerinde de yer alıyor bu. Carragher, ligin son ve önemsiz WBA maçında, takımı 2 - 0 öndeyken Arbeola'ya bir pozisyondan sonra çok kızmıştı, maç sonunda lig bitse de Reina ve takım için Clean Sheet durumunun önemli olduğundan bahsetti.



Kuralların tamamı için: http://fantasy.premierleague.com/M/rules.mc

Oyunu önemseme sebebim, kurallar incelendiğinde daha anlaşılır oluyor aslında. Premier Lig 2008 - 2009 sezonunda hangi oyuncu ne performans göstermiş, Galatasaray'ın ilgilenebileceği oyuncular kimler olabilir, zihinlerde cevaplar bulunabiliyor bu sorulara.

Transfer konusu da detaylı incelenmeli, oyun biraz da her hafta başarılı performans gösterecek oyuncuları tahmin edip takıma katmak üzerine kurulu ancak 1 transferden sonraki her transfer için 4 puan eksiliyor toplam puandan, bu da yapılmak istenen transferin 4 puandan yüksek getirisi olup olmadığını muhakeme etmeyi gerektiriyor. Bir de transfer edilen oyuncunun bedelinin, transferde gönderilen oyuncudan yüksek olmaması gerekiyor. Pek çok strateji üretmek gerekebiliyor her hafta özelinde.

Öncelikle yılın takımından başlayalım;

Kaleci: Schwarzer (Fulham)
Savunmacılar: Vidic (ManUtd), Lescott (Everton), Carragher (Liverpool), Bosingwa (Chelsea)
Orta Saha Oyuncuları: Lampard (Chelsea), Gerrard (Liverpool), Ronaldo (ManUtd), Kuyt (Liverpool), Barry (Aston Villa)
Forvet: Anelka (Chelsea)


Chelsea ve Liverpool'dan 3, ManUtd'dan 2, Everton, Aston Villa ve Fulham'dan 1'er oyuncu bulunuyor 2009'un Rüya Takım'ında. Oyun o kadar gerçeklerle uyumlu ki, bu takımlar zaten ligin ilk 7 sırasında bulunuyorlar, eksik olan tek parça Arsenal. Arsenal'in bu tabloda yer almayışının temel sebepleri, Arsenal'ın rotasyona girebilen çok oyuncusunun olması ve sakatlıklar yaşaması.

Oyunun gerçekliğine dair bir başka veri de ManUtd'ın 2012 puanla en çok puan toplayan takım olması, 2. Liverpool 1975, 3. Chelsea 1973 puanda kalmış. Oyunun puan sistemine göre küme düşen takımlar da gerçeğiyle aynı, Newcastle, WBA ve M'brough.



Şimdi, tek tek pozisyonlara bakalım.

Kaleciler;

Sezonun en çok puan toplayan kalecisi Schwarzer, en çok kurtarış yapan -saves- kalecisi Jaaskelainen Bolton'dan, Schwarzer bu kategoride 2. sırada. En fazla Clean Sheet kazanan kaleci Van Der Sar 21 maç ile, Reina 20, Cech 19, Howard 17 ve Schwarzer 15 maç. Dikkat çeken Premier League'e bu sezon yükselen Stoke City kalecisi Sorensen'in 12 maçlık Clean Sheet performansı. Maç başına puan olarak ise Cech 4.9, Van Der Sar 4.7, Schwarzer 4.6, Sorenson 4.0 ortalama ile oynadılar.

Schwarzer, Sorensen ve Jaaskelainen, transfer listesinde olması gereken kaleciler, performanslarına ve bedellerine bakıldığında.

Savunmacılar;

Sezonun en çok puan toplayan savunmacısı Vidic. Rüya Takım'daki 4'lüyü puan olarak takip eden Hangeland bulunmakta Fulham'dan. Yine Everton'dan Jagielka, Stoke City'den Faye Ab ve Shawcross, Wigan'dan Bramble, Bolton'dan Cahill, Hull City'den Turner, West Ham'dan Upson listenin üst sıralarında puan anlamında. Vidic, Clean Sheet kazanmada da 23 maç ile ilk sırada, Terry ve Carragher 20 maç ile onu takip ediyorlar. Dikkat çekici olanlara göz attığımızda Hangeland 14, Bramble 12 maç ile karşımıza çıkıyor. Maç başına en çok puan toplayan da Vidic 5.5 ile. Chelsea'den Alex 5.0, Aston Villa'dan Laursen 4.5, Everton'dan Baines 4.1, Hangeland 4.0, Cahill 3.8 ortalama ile önemli performanslar sergilediler.

Baines, duran topları iyi kullanma özelliğiyle, 7 asist yaptı ve ligin en çok asiste sahip savunmacısı oldu. Bolton'dan Steinsson 5 asist ile göze çarpan bir başka isim. En çok gol atan savunmacılar 4 gol ile Turner ve Lescott.

Savunmanın belkemiği denilebilecek, en çok bonus puanı alan savunmacı ise Jagielka. O'nu takip eden listede diğer kategorilerde saydığım savunmacılar dışında, Blackburn'den Nelsen'in de iyi bir sezon geçirdiği görülüyor. Portsmouth'dan Johnson, yine Blackburn'den Samba da dikkat çeken isimler.

Oyuncuların bedellerini de göz önüne alarak, Hangeland, Faye Ab, Shawcross, Cahill, Turner, Bramble, Upson, Baines, Steinsson ve Nelsen transfer listesinde yer alabilirler.

Baines'in sol bek, Steinsson'un sağ bek, diğer oyuncuların ise merkez savunmacı olduklarını belirtelim.

Orta Saha Oyuncuları;

Ligin ilk 3 sırasındaki takımların en önemli oyuncuları, sezonun da en çok puan toplayan orta saha oyuncuları oldular, Lampard, Gerrard ve Ronaldo. Kuyt'ın da mükemmel bir sezon geçirdiğini unutmayalım. Puan olarak bu oyuncuları takip eden listede, Man City'den Ireland, Aston Villa'dan A Young ve Barry, Bolton'dan Taylor yer alıyor. Taylor, tam bir duran top uzmanı.

Everton'dan Cahill ve Osman, Fulham'dan Dempsey, WBA'dan Brunt, Hull'dan Geovanni, Aston Villa'dan Milner iyi sezon geçiren diğer orta saha oyuncuları.

Gerrard, sezonun bütününün en iyi oyuncusu, bu, maç başına 7.0 ile en çok puan toplayan orta saha oyuncusu olmasından anlaşılıyor. Arteta 5.0, Fabregas 4.9, Pienaar 4.2, Alonso 3.9 ortamalayla göze çarpan oyuncular, diğer yüksek ortalamaya sahip olanlar zaten daha önce bahsettiğim isimler.

Ronaldo 18 gol 6 asist, Gerrard 16 gol 10 asist, Lampard da 12 gol 10 asist ile oynamışlar. Bolton'dan Taylor 10 gol 5 asist, Ireland 9 gol 10 asist, Brunt 9 gol 3 asist ile özel performanslar ortaya koymuşlar. Fabregas 10, Modric 9, Milner 9, Pedersen 8 asist yapmışlar.

En çok bonus puan toplayan, takımı sırtlayan oyuncular da yine aynı isimler, farklı olarak Alonso, Fulham'dan Murphy, Lennon, Malbranque dikkat çekiyor.

Oyunun belki de gerçeklikten uzaklaştığı tek nokta, savunma yönü olan orta saha oyuncularının çok puan toplayamaması, listelerden de farkedebiliyor. Puanlama sistemi gol ve asist üzerine kurulduğundan, orta saha oyuncuları ve forvetler için, savunmada daha çok kalan Carrick, Mascherano, Mikel gibi oyuncular listelerin en üstlerinde yer alamıyolar.

Bu istatistikler ışığında ve oyuncu bedellerini de dikkate alarak, Taylor, Osman, Pienaar, Dempsey, Brunt transfer listesine girebilirler.

Forvetler;

Sezonun en çok puan toplayan forveti Anelka. Onu takip edenler Agbonlahor, Van Persie ve Robinho. Anelka 19 gol 5 asist, Torres 14 gol 5 asist, Van Persie 11 gol 10 asist, Davies ve Carew 11 gol, Cole 10 gol 5 asist, Berbatov 9 gol 10 asist ile en göz önündeki forvetlerdi.

Maç başına en çok puan toplayan ise, Arsenal'e 2. devre katılan Arshavin, 7.2 ile. Bu, oyunun en yüksek ortalaması aynı zamanda. O'nu takip eden listede Torres ve Van Persie'nin dışında, Stoke'dan Beattie 5.0, Cole 4.7 ortalamaya sahipler.

West Ham'dan Cole aynı zamanda en çok bonus toplayan, maça en çok etki eden forvet.

Transfer listesine girebilecek isimler, Cole, Davies, Beattie.

İstatistikler için: http://fantasy.premierleague.com/M/stats.mc

Türk oyuncuların da performansına göz atalım;

Tugay, 1553 dakika forma giyip 1 gol attı. Çok az gol atmasına rağmen, ne kadar başarılı maçlar çıkardığı, 11 bonus puanı kazanmasından anlaşılıyor. 61 puan topladı.

Tuncay, 2669 dakika forma giyip 7 gol 4 asistlik bir performansa imza attı. 10 bonus puanıyla takımının en iyi 2. ismiydi bu alanda ve 108 puan topladı toplamda, küme düşen bir takım için oldukça başarılıydı.

Biraz da kendi oyun performansımdan söz edeyim, bu kadar anlatıyorsun da sen ne yapabildin oyunda diye düşünenler için. 1970 puanla sezonu 37274. sırada tamamladım. Katılımcı sayısı 1 945383 idi, yaklaşık 2 milyon. Türkiye'den katılan 2083 kullanıcı arasında ancak 31. olabildim. Aslında Dünya ve Türkiye sıralamasında daha iyi bir yerde olabilirdim ancak oyunu her yönüyle -kurallar, hinlikler, oyuncuların tamamını tanıma vb.- kavrayabilmem ilk 16 haftanın deneme yanılma süreci olarak gelişmesine neden oldu. Bu süreçte, sürekli transfer yapıp, en iyi kadro kombinasyonunu bulmaya çalıştım ve 16. hafta sonunda oluşturduğum yapı, beni 1 milyonuncu sıradan 30 binlere kadar taşıdı. Tabii bu süreçte kaybedilen 128 transfer puanı, çok daha ileriye gitmemi, top 5000'e girmemi engelledi.



Takım geçmişi: http://fantasy.premierleague.com/M/entryhist.mc?id=97031

Galatasaray ya da herhangi bir Türkiye Ligi takımı, Fantasy Premier League verilerini kullanarak, rahatlıkla transfer listeleri oluşturabilir, transferler yapabilirler. Bunları söylerken haftada 3-4, toplamda 120'ye yakın Premier League maçı izlemem göz ardı edilmemeli. Türk takımları da bu anlamda, transfer etmek istedikleri oyuncuların maç performansını mutlaka izlemeliler, bir yargı oluşturabilmek için.

26 Mayıs 2009

A. Eren Loğoğlu