NBA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
NBA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mayıs 2011

III. Fatih Terim Dönemi



Gelişinin emareleri ortaya çıktığından dün değinmiştim biraz konuya;

http://erenlogoglu.blogspot.com/2011/05/futbol-akl.html

Devamını da getirelim.

Başkan Ünal Aysal 19.05.2011 tarihinde saat 19.05 itibariyle Terim Galatasaray'ın yeni teknik direktörüdür dedi televizyon ekranlarından. Ve söylemini de özellikle 20.45 sekansına denk getirdi, detay açısından güzeldi. Seçimde 1905 oy alıp başkanlığı garantilemesi de bir başka sayı büyüsüydü. Burdan girmişken, Terim'in ilk geldiği 1996 - 1997 sezonunun öncesinde şampiyonluğa oynayan iki takım Fenerbahçe ve Trabzonspor'du, kazanan sarı lacivertliler olmuştu ve son golü atan Aykut, teknik direktör de Şenol Güneş idi. Zaman makinasıyla 15 sene geriye gidiyoruz gibi.

Öncelikle biraz başkan hakkında izlenimleri yazayım. Bir kere çok kısa ve net ifadeleri, futboldan anlamadığını ve bu işi bilenlere bıracakağını belirtmesi de etkileyici. Kurumsallaşmayı çok önemsiyor ve Terim'i de sanırım bu yapıyla ikna etmeyi başarmış. Çim sahaya kadar futbolu bir kurul yönetecek -Öztürk, Dürüst- ve çim sahada takımın başında Terim olacak. Yani Fatih hoca sadece teknik taktik işler ve antrenmanla ilgilenecek. Geriye kalan transfer, organizasyon, destek, lojistik gibi kavramları kurul kararlarıyla sonuçlandırılacak. Aysal ve Terim de kurulda yer alacak. Bülent Tulun başkanın futbol danışmanı, muhtemelen bu kurulda olmayıp rapor sunacak, Abdürrahim Albayrak da futbolcu yönetimiyle ilgilenecek sanırım, Terim burdan da elini eteğini çekiyor, sopalı adam değil artık başkanın tabiriyle. Sportif A.Ş.'nin başında Thomas Kurth gibi bir profesyonel getirilecek. Peter Kenyon başkanın yurtdışı işlerinde danışmanlık yapacak.

Yapı aşağı yukarı bu şekilde, başlangıç olarak hiç fena durmuyor ancak işleyişini, çekişme ve çakışmaları, kriz anlarını görmek gerekir yargı oluşturmak için. Terim'in adaptasyonu meselesi çözüme kavuşur kısa zaman sonra.

Bunun dışında Aysal'ın ekonomik yönden kulübü Ekim ayına kadar 100 küsür milyon Euro'luk bir borçtan kurtarması gerektiğini ve bunu banka kredileriyle çözeceğini ifade etti, cebinden para harcamak yerine, bu da önemliydi.

Centilmenliği, Galatasaray kültürüne yaptığı atıflar da dikkat çekiciydi.

Fatih Terim'e dönersem;

2008 Avrupa Şampiyonasıyla gösterdiği görece başarıyı, 2010 Dünya Kupası elemelerinde tekrarlayamayıp köşesine çekilmişti yeniden. Hatası Türkiye'yi yeni bir format ile tanıştırmamasıydı, özellikle Almanya'daki genç oyuncularla.

Bu son şansı, teknik direktörlük yapmak istediği ve hırsını koruduğu söyleniyor. Yanlışlarından arınabilirse, kendisinden beklentilerin düştüğü bir ortamda ve kurumsallaşmanın etkisiyle başarılı olma olasılığı var. Takımın başında birkaç sene kalıp, kısacası durumu düzeltip üst yapıya çıkacakmış gibi bir hava da esebilir bir süre sonra.

Fatih Terim, Galatasaray Spor Kulübü tarihinin en başarılı teknik direktörüdür futbol branşında. Toplamda 12 kupayı müzeye sırtında taşımıştır. 4 sene üst üste lig şampiyonluğu gibi hayal kurması bile zor olan bir işin altına imzasını atmıştır. UEFA Kupası'nı getirmiştir bu ülkeye, üstelik de turnuvanın zorluk derecesinin en yüksek olduğu dönemlerden birinde. 2000 senesinin 4 yarı finalistinden üçü -Arsenal, Leeds ve Galatasaray- ertesi sene ŞL'nde çeyrek final oynama başarısı göstermiştir.

Galatasaray'a gelmiş en iyi teknik direktör sıfatını da ona verebilir miyiz, bu tartışılır. Lucescu ve Rijkaard önce sayılabilir ancak onların da Galatasaray'a ne kazandırdıkları bizim için elbette daha sahicidir.

Rijkaard'ın 1 ŞL kupası ve 2 La Liga şampiyonluğu vardı ancak onu hesaba katmamak gölge etmemesi açısından daha doğru. Türkiye'de hiçbir varlık gösteremedi çünkü.

Lucescu'ysa 2 yıl zarfında 1 Süper Kupa, 1 ŞL Çeyrek Finali ve 1 lig şampiyonluğu kazandırdı Galatasaray'a. Ayrılmak zorunda kalıp Beşiktaş'a geçti ve yine lig şampiyonu oldu takımı, toplamda 2 yıl üst üste şampiyon apoletini diktirdi ceketine. ŞL gruplarından üç defa çıkmayı başardı, Terim bunu hiç beceremedi, dikkate değer bir nüans. Ali Sami Yen'de 16 maç üst üste kaybetmedi Avrupa kupalarında, aslında sadece ŞL'nde. Ligde de 17 maçta 17 galibiyet çıkardı iç sahada, seri uzmanıydı. Abartılı bir yorum olduğunu kabul etmekle birlikte, haksızlıklar olmasa Türkiye'de 4 sene üst üste şampiyonluk görebilirdi. Beşiktaş'ı UEFA Kupası'nda Çeyrek Final'e taşıdı ayrıca.

Ukrayna'da 5 lig şampiyonluğu yaşadı. UEFa Kupası ve ŞL'nde Çeyrek Final son 2 yılda başardıkları. Tablo şöyle;

2000 - 2001 Süper Kupa, ŞL Çeyrek Final, ligde 2.
2001 - 2002 ŞL 2. gruplar, lig şampiyonluğu
2002 - 2003 UEFA Kupası Çeyrek Final, lig şampiyonluğu
2003 - 2004 - (17. hafta sonunda yenilgisiz 43 puanda iken meşhur Samsun maçıyla başlayan düşüş)
2004 - 2005 lig şampiyonluğu
2005 - 2006 lig şampiyonluğu
2006 - 2007 ligde 2.
2007 - 2008 lig şampiyonluğu
2008 - 2009 UEFA Kupası, ligde 2.
2009 - 2010 lig şampiyonluğu
2010 - 2011 ŞL Çeyrek Final, lig şampiyonluğu

11 yılda 7 lig şampiyonluğu ve 3 ikincilik, 2 Avrupa Kupası ve 3 Çeyrek Final, sürekli gruplara yükselen takımı yaratmak aynı zamanda, süreklilik ve gelişimini sürdürme, başarılarında hep bir devamlılık olması.

Terim'inse 96 Avrupa Şampiyonası'na Türkiye'yi götürme, 2008 Avrupa Şampiyonası'nda Yarı Final gibi ekstra bir kariyeri var. AC Milan tarafından tercih edilmesi ve bence Fiorentina'da görece başarılı olması da hanesine yazılır.

2002 - 2003 sezonu Lucescu ve Terim'in yollarının biraz hüzünlü bir şekilde kesişmesiydi. Yine abartılı olmakla birlikte, 2 derbiyi de kaybederek şampiyonluğu vermişti Terim ancak haksızlıklar olmasa 5. şampiyonluğuna uzanabilirdi de. Adanaspor maçında diğer taraftaki yardımcı hakemin bayrağı hala zihinlerde.

1992 - 2000 arasını sürekli yükselerek geçiren Terim, sonraki on yıl düşüşler yaşadı. Lucescu'ysa tam tersi 2000'den sonra yükselişe geçti. Buradaki fark biraz da futbolun gelişimine ayak uydurmakla ilgili.

Türkiye'ye tandem, dörtlü çizgi savunma ya da markaj yerine alan savunması modelini 90'larda Parreira getirmişti 1994 Dünya Kupası'nı kazanan Brezilya'dan uyarlayarak. Uche & Högh merkez savunma ve önlerinde Kemalettin şeklinde.

Bu uygulamayı, Derwall'den bu yana süregelen Alman ekolüyle donatılmış Galatasaray'a taşıyarak modern futbolun gereğini yerine getiren Fatih Terim'di. Medya devrimi anlamakta güçlük çekti. Terim'in getirdiği en verimli yenilik de ön alanda baskı yapıp topu çabuk kazanan bir takım yaratmasıydı, Avrupa hiç böyle bir futbola tanıklık etmemişti.

2000 Avrupa Şampiyonası'nda Çeyrek Final, 2002 Dünya Kupası üçüncülüklerinin de mimarıydı elbette.

Lucescu, devrimciden çok iyi bir yöneticiydi, taktisyendi, bu yüzden gruplarda başarılıydı. Galatasaray, Beşiktaş kontrol, Shakhtar hücum futbolu oynuyordu, değişkenlik gösterebiliyordu.

2002 Dünya Kupası kazananı Brezilya'nın üçlü alan savunması -ki 1994'le tarihe gömdükleri libero sistemine markaj yerine alan boyutunu katarak- modelini Beşiktaş'a getirmesi ve daha da ilginç olanı, bu denemeyi Galatasaray'ın başındayken bir hazırlık turnuvasında Bayern Münih'e karşı gerçekleştirmesiydi.

Terim'se, bu ülkeyi futbol alanında Avrupa seviyesine taşıyan adamdı, bu yüzden yeri ayrıdır ve pek çok veriden bağımsız değerlendirilmelidir. Elbette Galatasaray için de bambaşka bir

Ünal Aysal'ın transfer açıklamaları da oldu.

Elmander'i söyledi, ardından söylemek "çok sakıncalı" tanımıyla Selçuk'u işaret etti ve en son bir orta saha -Kallström- ve çok süpriz bir kaleci gelebilir haftaya dedi. Süprizden kastının dünya çapında biri olduğu anlaşılıyordu. Buffon, Julio Cesar, Frey gibi yaşı ayrılmaya uygun biri olabilir. Muhtemelen Frey. "Çok iyi isimler" tanımlamasından Drogba da çıkarılabilir.

Elmander ve Selçuk için bonservis ödenmeyecek, yine bu yöntem tercih öncelikli.

Bence Baros + Elmander dönüşümlü olacak, Nonda zamanı gibi. Sakatlık, ceza ve rotasyon hallerinde birbirlerinin yerini alacaklar.

Stancu ne olur bu durumda, muamma. Bunun yanında Pino'nun da ne olacağı belli değil. Bence ikisine de yeterince şans verilmedi, ortam çok sağlıksızdı bir oyuncunun patlama yapması için. En azından Stancu'nun +2 kontenjanından kalmasında yarar olabilir.

Kallström gelirse Culio ne yapılır, ikisi de sol iç.

Arda kalır + Selçuk olacak, etti 2, Sabri'yi de say oldu mu 3, Servet'i de koyacağız mecburen, al sana 4 yerli diyeceklerdir. H Balta kalır da onbir oynar mı şüpheliyim.

4 - 3 - 3

Frey, Sabri, Servet, Yabancı / Yerli Stoper, Yabancı / Yerli Sol Bek, Selçuk, Yabancı / Yerli Sağ İç, Kallström, Yabancı / Yerli Sağ Açık, Arda, Baros (Elmander)

4 - 2 - 3 - 1

Frey, Sabri, Servet, Yabancı / Yerli Stoper, Yabancı / Yerli Sol Bek, Selçuk, Kallström, Yabancı / Yerli Sağ Açık, Arda, Yabancı / Yerli Sol Açık, Baros (Elmander)

Frey, Sabri, Servet, Yabancı / Yerli Stoper, Yabancı / Yerli Sol Bek, Selçuk, Kallström, Yabancı / Yerli Sağ Açık, Yabancı / Yerli Forvet Arkası, Arda, Baros (Elmander)

4 pozisyondan birini yerli seçecekler onbir için. Asıl önemlisi alternatifi iyi bir yabancı da düşünülmesi, sol bek bulurken + kontenjanından bir de yabancı sol bek akılcı olabilir. Uzun süreli sakatlıklar da takım omurgasını bir şekilde dengelemek çok önemli, diğer türlü zayıf bölgelerden ritmi bulamıyoruz. Yerli Sağ İç Yekta veya Yerli Sağ Açık C Kazım tercihlerini de görebiliriz veya Baros'un konumunda Drogba.

"Hatalarımdan ders aldım" demiş sanırım Adanalı.

Hayırlı uğurlu olsun, umut ve heyecan yeniden bünyelerde, artık yeni ve güzel günlere uyanma zamanı, yuvana hoşgeldin Fatih Hoca, hiç ayrılma bizden.

***

Hamit de Real Madrid'de

Yine Mourinho tercihi, 28 yaşında takımında yedek olan bir oyuncuyu Real Madrid'in alması enteresan. Geçtiğimiz sezon ŞL Finali'nde oynamıştı Inter'e karşı, ordan da not etmiş olabilir. Paralar suyunu çekti belki de, Hamit bonservissiz, Nuri 12 milyon, Mesut 15 milyon Euro'ydu.

Sanırım o bölgede alternatif olarak düşünüldü, ayrıca sağ bek de oynayabiliyor. Tam tahmin ettiğim gibi, özel biri orta sahayı komple Alman yapacak nerdeyse, Bastian'ı alamıyor sadece. Sneijder ve Fabregas'ı da takımları vermiyor yine. Lampard yaşlandı, Gerrard Liverpool'dan koparılamıyor. Mecburen alternatif üretmek zorunda, dikine çok hızlı topu aktarmak ve kontratak için.

Son ihtimal Mourinho Barça'yı nasıl alt ederim diye diye balatayı sıyırdı, takımın seviyesini düşürüyor.

Biraz da eğlenelim;

Real Madrid Türk oyuncu sayısında Fenerbahçe'ye yaklaştı.

Ayrıca Real Madrid'in Türk oyuncu sayısı, İspanyol sayısına yaklaştı, en azından as kadroda, bilinen oyuncularda. Kaleci -Volkan- sağ bek -Gökhan- ve Barça maçlarında sürekli hakem, rakip oyuncularla didişen orta saha -Emre- İspanyol, pardon Türk, pardon İspanyol. Karıştırdım iyi mi! Casillas, Ramos, Alonso'ydu doğru! Türkler de hafiften Güney Amerika kolonisi kurmaya başlarlar.

***

N'aptın Lars Von Trier baba, az mı ağlandı "Dancer In The Dark" filminde, umarım bir anlık, lafın gelişi söylenmiştir, zaten toparlayamadım diyerek saçmaladığını da belirtmiş o esnada. Brecht'ten esinlenirdin hani, Dogville ve Breaking The Waves hatrı var, biraz susalım ve yanlış anlaşıldığına inanalım;

http://www.ntvmsnbc.com/id/25214766/

***

Pirlo boşta, sözleşmesi sona eriyor ve ayrılma niyetinde.

Albertini'nin son demlerinde Barça'ya gitmesini hatırlatıyor, belki gelir tarihin en iyi takımına, Mascherano'yu savunmaya almışken, sevimsiz Sergio'dan süre çalar. Demetrio hiç oynayamamıştı, çok yaşlıydı sanırım transfer edildiğinde. Pirlo daha 31 - 32, Xavi'yle aynı.

***

İlkay Dortmund'a Nuri yerine, Mehmet Ekici Bremen'e Mesut yerine transfer edilmişler bile.

Ömer Toprak Leverkusen'e, Tunay Torun Berlin'e yol almış.

Hamit ve Nuri Madrid'de, liste daralıyor.

***

Son çeyrek 4.28'e kadar 73 - 73 ve King James sahneye çıkar. 9 sayı -tamamı şut- 3 ribaund 1 top çalma ile maçı kazandırır. Jordan'ın gölgesi gibiydi. Seri 1 - 1 ve Florida'ya taşınıyor, Chicago'nun işi zorlaştı.

20 Mayıs 2011

A. Eren Loğoğlu

16 Mayıs 2011

Bir Pazar Yazısı, Her Telden



Nasıl bir gündü öyle!

Ajax - Twente şampiyonluk maçıyla başladı pazar, kupanın rövanşıydı. De Jong kardeşlerden büyük olan kazanıyordu, evinde.

***

Premier Lig vardı yine, Chelsea - Newcastle maçında son dakika golü, Liverpool'un Anfield Road'da Tottenham'a boyun eğmesi ve Avrupa yolunda büyük yara alması dikkat çekiciydi.

***

Keza Beşiktaş - Galatasaray basketbol maçını da izledim. Bizimkiler seriyi 3 - 0 ile bitirdiler, tebrikler her birine.

Gelecek sene şampiyon olmak istiyorsak mutlaka ikili oyunu Tutku'dan çok daha iyi yapan -ki o da harika- bir Avrupalı PG, Amerikalılar savruk oluyor, kendi şutunu yaratabilen bir SG ve pota altına, hem dışardan şut tehdidi olan, hem de pivot hareketi yapabilen bir isim, Rancik + Andric türünde birisi şart. Darius, Jasaitis, Wilkinson'dan biraz daha iyi üç adam bulursak Euroleague seviyesi bir takıma dönüşebiliriz. Tutku, Ermal, Evren, Shumpert, Haluk + gençler, belki Andric ve yeni yabancılar şeklinde bir strateji.

Ataman'ın Mahmudi'den daha başarılı bir coach olduğunu düşünüyordum, sanırım bu algımı değiştirmem gerekecek. Ataman daha pragmatik, Mahmudi sistem adamı belki de.

***

Fenerbahçe ve Trabzonspor yarışının giderek kızışmasına tanıklık ettik ardından. 8 dakikada 2 gol atan Karadenizliler ve 4 dakikada 2 penaltı, bir de kırmızı kart ile avantaj yakalayan Kadıköylüler.

***

Diego Forlan'ın Beşiktaş'a transfer haberi geçti kanallarda, ne kadar doğru bekleyip göreceğiz, bence gelebilir pozisyonda konum olarak, müthiş transfer olur.

***

Bu esnada Djokovic - Nadal Roma Masters Finali'nde toprak kortta karşı karşıyaydı. Bu sezon üst üste dördüncü defa Novak mağlup etti solak raketi. Dünyanın bir numarasını ard arda yenmek büyük bir iş elbette. Daha da önemlisi tarihin en iyi toprak kort oyuncusunu iki defa üst üste alt etmeyi başardı Sırp raket. Üst üste 39 maç kazandı, 2011'de 37 bu sayı, olağandışı bir seri. Bunu tarihin en iyi oyuncusu hala kortlardayken ve tarihin en iyi toprak kort oyuncusunu, dünyanın bir numarasını yenerek yapıyor. Nadal karşısında son 9 maçın 7'sini kazandı, inanılmaz.

H2H istatistiğinde 16 - 11 geride hala ancak böyle giderse Nadal'ı geçebilir ve o zaman, Federer'i sırf bu karşılaştırmada Nadal'ın gerisinde olduğu için -sebep toprak kortta fazla oynamak- tarihin en iyisi ilan edemeyenler, Nadal için ne diyecekler acaba? Kaderin garip cilvesi işte, Federer'in karşısına nasıl Nadal çıkıp onu yavaşlatmayı ve GS sayısının 16'nın üzerine geçmemesini sağladıysa, Djokovic de aynısını Nadal'a yapacak gibi duruyor böyle oynamaya devam ederse.

Novak'ın son galibiyetleri hep 3 set üzerinden oynanan turnuvalardı, bunu da değerlendirmek gerekir. Roland Garros 5 set ve Nadal daha dirençli olacaktır ancak Djokovic finalden 17 saat önce çok zorlu bir yarı final maçını bitirmesine karşın ayakta kalan taraf oldu, bu da çarpıcı.

***

La Liga'ya geçildi sonra. Barça - Deportivo, Villarreal - Madrid ve küme düşmeyi ilgilendiren kritik bazı maçlar.

Guardiola, tahmin edildiği üzre oyuncularını dinlenme moduna aldı, özellikle en çok süre alandan en aza doğru bir liste ekseninde.

Alves'in alternatifi olmadığından -Montoya sakat, Puyol riske edilmiyor- sağ bek sorunsalını çözmek adına üçlü savunmaya yöneldi yine Pep. Bu tercih daha çok kontratak arayan takımlara karşı kullandığından takımın hücum akışkanlığına işlerlik kazandırmadı.

Üçlü savunmada üç merkez savunmacı, sağ Bartra, orta Fontas, sol Abidal şeklinde bir yerleşimleri vardı. Önlerinde Javier oynadı ve kalede de Valdes. Pinto ŞL Finali'nde cezalı olduğundan, oynamasına gerek görülmedi.

Javier'in önünde bir üçlü yer aldı, sağda Jonathan Dos Santos, orta Thiago, sol Keita şeklinde. Kenarlar Jeffren ve Bojan'ın idi, en uçta da Afellay oynadı.

Pep'in sezon içinde de Messi'ye alternatif denediğini biliyoruz, takım içinde başka kim sahte 9 numara oynayabilir yönünden. Bu kez cevabı buldu, Afellay. Iniesta ve Messi'den sonra takımda dikine en rahat gidebilen oyuncu o çünkü, hızlı, seri ve topu kaybetmiyor. Gelecek sezon çok daha fazla forma şansı bulacaktır.

53. dakikaya kadar üçlü savunmanın yarattığı sayısal azlığın etkisiyle hücum üretkenliği sağlamadı. Ne zaman ki Alves ve Maxwell girdi, Javier ve Abidal yerine, oyuna biraz hareket geldi ancak bu da yeterli olmadı.

Bunun temelde iki sebebi bulunuyor. Birincisi Barça'nın kusursuzluğunu belirleyen sistem değil oyuncular, Xavi & Iniesta ve Messi sahada yoksa gol bulmak çok zor. Buna karşın takımın topa hükmetme, yerden kısa pas yapma felsefesinde zerre zayıflama olmuyor. Altyapı o denli de doğru eğitim veriyor. Ballon D'or adayı üç oyuncunun her jenerasyondan çıkmasını beklemek abartı olur.

Bir sürü yeni ve genç ismin yan yana oynamasından ziyade, kusursuz yapının içine tek tek monte edilmesiyse her zaman olumlu sonuç veriyor, Pedro ve Sergio emsalinde olduğu gibi. Bu açıdan bakıldığında sorun gözükmüyor, Thiago da, Bartra da -Fontas'dan daha iyi kanımca- zamanla daha çok kendilerini gösterecekler.

Maç başladığı gibi bitti ve her iki taraf da mutsuz değildi bundan. Kupa töreni yapıldı, çocuklar gibi şendi oyuncular. Puyol kupa kaldırmaktan yorgun düşmüş sanırım, Xavi'yle birlikte uzandı bu sefer ve kolunda senyera da yoktu, özensizdi biraz. Oyunculuk dönemi Puyol 14, Xavi 15 ve Guardiola'nın 16 kupası var, çok yaklaştılar teknik direktörlerine. Ancak Pep'in onların başındayken kazandığı 9 kupası daha bulunuyor.

Sürekli fotoğraf çektirdiler ve en son bu sezonun ritüeli haline gelen orta yuvarlağı tam ortalarına alan bir halka oluşturdu tüm oyuncular ve ekip, saat yönünde salınıp bir süre sonra saat yönünün tersine salınma tarzı bir oyun çıkardılar ordan da, az da olsa eğleniyordu. Çarşamba'dan bu yana futbolla ilgileri kalmamıştı, haklı olarak. Taraftarlara kırmızı biber fırlattılar bir de.

Beraberlik ve puan kaybı, sezon sonu için bir Guardiola Barça'sı klasiğiydi. Eylül, Şubat ve Mayıs ayları. Ligde son 4 maçta 7 puan kaybettiler, bir şeyin kesinleşmesi Barça bile olsanız konsantrasyonu öldürüyor ve kazanmanızı engelliyor. Teknik taktik yanında bu yüzden oyuncuları moral motivasyon yönünden her maça ayrı hazılayabillmek de bir teknik direktör meziyeti. Guardiola da bu özellik fazlasıyla var, sadece bu maçlarda gerek duyulmuyor, rotasyona gidiliyor genellikle.

Ronaldo 38 gole ulaştı, nerdeyse tam kadro sahadaydılar, maçı ciddiye almıştı Mourinho. Seneye basın toplantılarında puan farkı sadece 4 idi veya onlardan daha çok gol attı takımım gibi argümanlar üretmenin yolunu yapıyor şimdiden, fırsat bu fırsat ya. Ne zaman bu maçı açsam hakemlerle sarı denizaltıların tartışmaları vardı, maç sonunda da benzer görüntüler devam etti, ligin ilk maçında da büyük bir hakem fiyaskosu yaşanmıştı hatırlanırsa. Villarreal'den Cani hakemi itmiş sanırım sebebini bilmiyorum. Maça da iyi başlamışlardı, Rossi'yle pozisyona giriyorlardı, kontratakta az adamla yakalanıp Marcelo'dan golü yediler, rutin Jose takımı golü, üç pas ile gol nasıl atılır dersi. Ronaldo'nun duran toplarına da şapka çıkartılır.

Avrupa'nın saygın liglerinde geçen sene şampiyon olup bu sene başarısını tekrarlayan tek takım FC Barcelona. Kaybedenler kulübü Inter, Chelsea ve Bayern Münih. Bu sebeple de önemliydi şampiyonluk.

***

Behzat Ç. kaçırıldı haliyle. Amirim Bahar'la da vedalaştı, savcı Esra'ya kaldı. Harun da öğrenseydi Selim'in pisliğini, Eda'yla birlikte olma şansı doğardı.

***

OKC - Memphis Konferans Yarı Finali, 7. maç seride, kazanan tur atlıyor. Daha güzel ne olabilir! 8. sıradan play off yapıp bu noktaya gelen Memphis'i kutlamak gerekir, Rudy Gay olsa belki eleyebilirlerdi. Zach Randolph yıldız sayılırsa, o vardı sadece ellerinde. Gerisi takım işte, başlı başına, mücadele, birlik olma, birbirinin açığını kapatma, iyi taraflarını gösterme, takım oyununa dair ne varsa. Oklahoma'ysa genç, kanı kaynayan, hırsı dağları delen süper star adaylarının takımı. Westbrook triple double ve Kevin Durant 39 sayı. Dirk Nowitzki'den bu yana bileği bu kadar yumuşak birisi olmamıştı. Bakalım Dallas'a bir süpriz yapıp Chicago - Miami galibinin karşısına, NBA Finals arenasına gelebilecekler mi?

***

Peter Kenyon ve Drogba haberleri de varken, ismen ve transfer formatı olarak bu seviyeye uygun, top klas takımlardan makul transfer önerileri -scout tarzı değil, pozisyona dayalı ve salt yarar bazlı kısa vadeli çözüm- yapayım;

Manchester United

- Antonio Valencia, sağ kanat, 25 yaşında, 7 milyon Euro civarı alınabilir, gelecek sezon Sir Alex Ferguson bırakmazsa paraya kıyıp Rooney ve Hernandez'in yanına bir süper star daha getirecektir, haliyle bu oyuncu gözden düşer.

Chelsea

- Alex, merkez savunma, 28 yaşında, David Luiz gelince pabucu dama atıldı, 5 milyon Euro civarına alınabilir.

- Yossi Benayoun, sağ ve sol kanat, 31 yaşında, nerdeyse hiç oynatılmadı, çok ucuza transfer edilebilir.

- Salomon Kalou, sağ ve sol kanat, 25 yaşında, çok fazla forma şansı bulamıyor, sürekli onbir oynamak isteyeceği bir takıma gidebilir, 7 - 10 milyon Euro arası bir bedele alınır.

- Didier Drogba, santrfor, 33 yaşında, Torres'in gelmesiyle ve yaşının da etkisiyle önümüzdeki sezon ikinci plana düşeceği bir gerçek, ayrılmayı düşünebilir.

Arsenal

- Abou Diaby, merkez orta saha, 25 yaşında, Wilshere ve Ramsey artık forma şansı buluyor, ona fazla ihtiyaçları kalmadı. Zaten elde Song, Nasri ve Cesc de var. 5 milyon Euro civarına alınabilir.

Liverpool

- Christian Poulsen, ön kesici orta saha, 31 yaşında, forma şansı bulamadı, kadroda düşünülmüyor sanırım. 3 milyon Euro civarına alınabilir.

- Milan Jovanovic, santrfor, 30 yaşında, nerdeyse hiç oynamadı, ayrılmak isteyebilir, 3 milyon Euro civarına alınabilir.

Atletico Madrid

- Jose Antonio Reyes, sağ ve sol kanat, 27 yaşında, Atletico Madrid yeniden yapılanacak gibi, Arda'yı istemeleri, Simao'yu göndermeleri hep buna işaret, challenge arayabilir oyuncu, transfermarkt sitesine göre menajerinin ismi Türkçe, kontak kurmak zor değil. Aynı menajerin oyuncuları arasında Lassana Diarra, Raul Albiol, Granero ve Daniel Guiza da var, dikkate değer. 7 - 10 milyon Euro civarına alınabilir.

- Diego Forlan, santrfor, hücumun her bölgesi, 31 yaşında, benzer sebepler, değişimin parçası olabilir, 5 milyon Euro civarı alınabilir BJK'ye gitmediyse.

Inter

- Lucio, merkez savunmacı, 33 yaşında, Inter de kaçan şampiyonluk sonrası ayrılmalar yaşanacaktır, Ranocchia gibi yeni isimler forma şansı bulmaya başladı, devamı gelir kanımca, 2 milyon Euro civarına alınır.

- Walter Samuel, merkez savunmacı, 33 yaşında, benzer sebepler, 2 milyon Euro civarına alınır.

- Diego Milito, santfror, 31 yaşında, bu sezon çok az forma şansı buldu, ayrılmayı düşünebilir Pazzini'nin de gelmesiyle. 3 - 5 milyon Euro bir bedele transfer edilebilir.

Bayern Munich

- Hamit Altıntop, merkez orta saha, 28 yaşında, sezon sonunda ayrılması kesin, bonservisi yok.

- Ivica Olic, santrfor veya hücumun her bölgesi, 31 yaşında, bu sezon hiç şans bulamadı, çok ucuza alınabilir.

Yerlileri ayrıca değerlendirmek gerekir, yabancı kontenjanından ötürü onlar daha önemli aslında ve son dakika haberi Selçuk İnan Galatasaray'da, umarım yanlış çıkmaz.

16 Mayıs 2011

A. Eren Loğoğlu

13 Mayıs 2011

Zihinden Geçen Ne Varsa 5!



Biraz NBA

"Nerde ve nasıl, kim olursak -Boston, Chicago, Miami- olalım, beat LA" sloganını gerçeğe dönüştüren Texas oldu, bravo captain Dirk'e. Kobe ve özellikle son serisinde süpürülen, yüzük koleksiyoncusu Phil Jackson adına üzüldüm. Kobe'yi majesteleriyle karşılaştırma gafletinden vazgeçilmesi gerekliliği bir kez daha gözler önüne serildi.

Durant'in play off sayı ortalaması 30+ ve onu takip eden Rose sanırım, yeni bir jenerasyon daha geliyor, Spurs, Celtics, Lakers devri kapanıyor gibi bir süreliğine, draft sebebiyle geçici oluyor bu tür duraklamalar ya.

Üç uzatmaya giden Oklahoma - Memphis maçında olağanüstü bir heyecan yaşandı. İkisinde Westbrook aldı götürdü ve sonunda noktayı Durant koydu, 2 - 2'ye getirdi seriyi önce. Takımların play off acemisi olduklarıysa her hallerinden belliydi, saf bir mücadele vardı sahada, son top ellerindeyken alınamayan time out falan, tecrübe eksikliğiydi. Sonra Durant & Westbrook 30'ar sayı atınca serinin 6. maçında, 3 - 2'ye geldi durum.

Miami doludizgin gidiyor, ilk sezon şampiyon olamazlar dedi pek çoğumuz ama LeBron & Wade ve onlara müthiş katkı veren Bosh, özel bir kimya yakaladılar kanımca.

Boston geçtiğimiz sezon hem Wade'in Miami'sini hem de LeBron'un Cleveland'ını elemişti, keza 2008'de de James, Celtics duvarına toslamıştı. Kıyaslanmaz ama Jordan'ın Bad Boys dönemine benzerdi rekabet, üç yıl üst üste Jordan eleyememişti Detroit Pistons'ı ve dördüncü sefer de seriyi kazanıp kişisel tarihinin başlangıcını oluşturmuştu. "Jordan Rules" meselesi vardı ayrıca, Laimbeer, Thomas, Rodman, Dumars, Johnson, Salley, Aguirre ile muazzam bir takımdı Detroit. Bu dönem takımları, dominasyon yaratan ekipler büyük saygı görüyorlar, Celtics'in son demleri, bir ara yine Pistons, sürekli konferans finaline kalıyordu Billups, Hamilton, Prince, Sheed ve Big Ben ile, Duncan'lı San Antonio, elbette LA Lakers'ın ard arda şampiyon olduğu zamanlar gibi.Bulls & Pistons Rivalry

1988 Eastern Conference Semifinals Pistons won, 4–1
1989 Eastern Conference Finals Pistons won, 4–2
1990 Eastern Conference Finals Pistons won, 4–3
1991 Eastern Conference Finals Bulls won, 4–0


Maç sonundaki konsantrasyonun yarattığı hırsın gözyaşına dönüşmesi güzeldi kanımca ve kral James Celtics'e ne kadar çok saygı duyduğunu defaatle dile getirdi, bir dönemi bitirip yenisini başlatıyorlar belki de ve o da bunun farkında. Karşılarına şimdi Wade & James jenerasyonundan sonra NBA hanedanlığı kurabilecek bir Rose çıkacak, çok heyecanlı olur umarım.

Jordan sonrası üç oyuncu merkezinde süregelen play off final serileri;

99 Duncan
00 Shaq & Kobe
01 Shaq & Kobe
02 Shaq & Kobe
03 Duncan
04 Kobe & Shaq
05 Duncan
06 Shaq
07 Duncan
08 Kobe
09 Kobe
10 Kobe
11 ?

2011 finallerinde üç oyuncudan hiçbiri parkeye çıkmayacak, bir devrin bittiğini anlatan en akıcı tablo.

NBA Finali Miami - Dallas olursa da ayrı bir hikaye barındıracak, 2006'da 0 - 2'den gelen şampiyonluktan dolayı.

Dün gece bütün maçı Wade getirdi ve LeBron son 10 sayıyı atarak bitirdi seriyi. Wade gözümde hala daha büyük ve kazanan bir oyuncu, LeBron'u büyüten de onun savunma & hücum performansı.

***

Başkan adayı Turgay Kıran'ı izledim televizyonda, zaytung haberi gibi, transfer politikasını birebir deşifre etti, o kadar şeffaf, basın emekçileri ne yazacak düşünmedi ya! Adam bilinen yönetici / başkan tabusunu yıkıyor, taraftarı uykusuz bırakan alfa nöbetlerine gerek kalmadan isimleri açıklıyor, kimse onu beğenmiyor, kaale almıyor nedense!

Teknik Direktör adayları: Abdullah Avcı, Ottmar Hitzfeld, Pablo Correa

Oyuncu adayları: Kevin Gameiro, Morgan Amalfitano, Kevin Theophile-Catherine (23 yaşında orta saha dedi, transfermarkt sitesine göre 21 yaşında ve savunma oyuncusu) Stanislav Manolev, Sinan Bolat, Serdar Gürler, iki de Brezilyalı, ben bulamadım elemanları kumsaldan çıkma olunca.

Ön görüşme yapılmış, sempatileri toplanmış gibi bir şey geveledi. Atıp tutmayı gerektirecek kadar büyük isimler değil, yalan söylüyor bile denmez. Hayal satmak bedava nasılsa!

Hitzfeld gelsin, dertler bitsin.

***

Liste kabarık, uzun ve okuması zor olsa da, mutlaka göze takılanlar oluyor;

Ahmet Şık, Pınar Selek gibi, şair Ahmet Telli, Şükrü Erbaş, Murathan Mungan gibi, Dink ailesi, Ahmet Kaya'nın eşi Gülten Kaya, Türkali ve Alabora soyadları, kameranın önündeki ustalar Erkan Can, Haluk Bilginer, Settar Tanrıöğen gibi, kameranın arkasında sonbaharlar yaratan Özcan Alper gibi. Ve daha pek çok sevilen, bilinen akademisyen, gazeteci, sanatçı, siyaset sahnesinde yer almış insan.

http://www.birgun.net/actuels_index.php?news_code=1305120030&year=2011&month=05&day=11

***

Doktorların açık ve sert mesajı;

http://www.ttb.org.tr/index.php/Haberler/basinaciklamasi-2630.html

***

Djokovic 2011'de yenilgisiz devam ediyor. Nadal'ı Madrid'de, kendi evinde ve toprak kortta yenmeyi başararak büyük bir işin üstesinden geldi. Roland Garros'da ne yapacağı elbette daha önemli ve can alıcı.

Mats Wilander, Nadal'ın Federer'in şampiyonluk sayısını geçeceğini iddia etti, karşısına Djokovic gibi bir rakip çıkması bu yönden de enteresan oldu, Federer'in yıllarca Nadal'la çarpışması gibi bir rekabete hazırlanabiliriz, bir yaş fark var aralarında ve Nadal'ın Federer'e uyguladığı maç stratejisi Djokovic'e kesinlikle sökmüyor. Nadal çok daha iyi bir oyuncu ancak Novak da sürekli kendini geliştiriyor.

29 yaşındaki Federer'e değinirsek, artık 1 ya da 2 Grand Slam kovalamaktan öteye gitmesi zor. Nadal'dan toprak kortta 1 set alması diri kalabildiğini gösteriyor ama yeterli değil. 3 sezon boyunca oynayacak 6 Wimbledon + US Open dışında şansı yok gibi, bence mutlaka burdan bir şeyler çıkarıp, bir şampiyon gibi bırakacak tenisi. umarım tarihin en iyi F1 pilotu Michael Schumacher'ın düştüğü durumlara benzemez.

***

Kenny Dalglish sözleşmesini 3 yıl uzatmış, futbol adına harika bir haber. Takımın başında kaldığı kısa sürede kanımca iyi bir iş çıkardı zaten, adı sanı bilinmeyen gençlere forma verdi, devre arası transferiyle takımın çehresini değiştirdi. Kuyt, Maxi ve Meireles müthiş bir form grafiği yakaladılar. Seneye Suarez ve Carroll da devreye girecektir, hatta bu sezon hiç esamesi okunmayan Steven Gerrard'dan da katkı alabilirse şampiyonluk adayı olabilirler yeniden. Birkaç transfer daha yapılacaktır, Ashley Young ismi geçiyor, biçilmiş kaftan, savunma ve orta sahaya birkaç takviyeyle eski günlerine dönebilir Anfield Road.

12 Mayıs 2011

A. Eren Loğoğlu

15 Temmuz 2010

Hanedanlık



1 Bosh, 3 Wade, 6 James

Çılgınlık, sözcüğün özüne yakışır şekilde sonlandı. Önce Wade Florida sularında kaldı, ardından Bosh katıldı ve en son James kararını açıkladı, güney sahillerine doğru yol alacağını.

Hakikaten gelinen nokta çılgınlık, NBA tarihinin en iyi 2. draftı -1984 Jordan olan en iyi- olarak gösterilen 2003'ün 1, 4 ve 5. oyuncusu aynı takımda buluşuyor. LeBron James ilk sıradaydı.

NBA'in şu an en iyi üç oyuncusu kim diye bir anket yapılsa, herhalde Kobe, James ve Wade seçilirdi ve bu üç isimden ikisinin aynı takımda yer alacak olması, bu açıdan haksız rekabet gibi duruyor.

Bosh'u süperstar gibi değil de tamamlayıcı olarak görüyorum, diğer iki isim kadar oyunu etkileyebileceğini sanmıyorum.

LeBron'un karar anı gibi bir tv programıyla, tercihini açıklaması, kaybedenler penceresinden bakınca çok şık olmadı. Pek çok taraftar, onun ağzından dökülecek sözcüklere odaklandı, adeta ülke kilitlendi bu olaya ve büyük hayal kırıklıkları oluştu kısa bir zaman diliminde.

Doğup büyüdüğü ve basketbol organizasyonunu büyüttüğü yerden, Cleveland'dan bu yöntemle ayrılması, James'in kariyerinde her zaman hatırlanan ve yüzüne vurulan bir olay olarak yer edinecektir. Gittiği bazı deplasmanlarda da tepki çekmesine sebebiyet verecektir ki bu durum onu sahada daha da hırslandırabilir.

Tercihin diğer boyutu da James'in Kral olarak kalacağı bir takıma değil de, krallığını paylaşacağı bir yere gitmesi üzerinden değerlendiriliyor. Bu tercihi yıllar yılı tartışılacak, her tartışma ortamında argüman olarak sunulacak ve sebep, sonuç ilişkileri üzerinden sonsuz yargılamalara gidilecektir.

Farklı görüşler var. James'in krallığını paylaşacak kadar olgunlaşması, şampiyonluk uğruna kolaycılığa kaçması, hanedanlık kurma hayaline erken kavuşma isteği, bir takımın asıl adamı olarak şampiyon olamayacağını anlaması, büyük şehir seçmemesi gibi eleştiriler ve olumlu görüşler belirtiliyor. Her birinin ayrı ayrı doğruluk payı olmakla birlikte, sadece belli bir düşünce üzerine yoğunlaşmanın durumu daha iyi inceleme şansını yok edeceğini düşünüyorum.

Tahminim, Pat Riley'in de sahaya inişiyle, James & Wade gibi ikili bir düzen üzerinden birkaç sezon devam edecekleri yönünde. İkisinden biri ön planda olmayacak. Wade biraz yaşlandığında, belki üç yıl sonra, bu takım James'in takımı denilebilir. Shaq ve Kobe ortaklığına benziyor, Kobe three peat sürecinde çok genç olmasından ve Zen Master'ın sistemi, tarihin en baskın oyuncularından biri olan Shaq üzerine kurulmasından dolayı 2. adam rolündeydi. Yıllar ilerledikçe bu durum değişti, Malone ve Payton'ın olduğu sezon, başrol Kobe'nindi, şampiyonluk gelmedi, Lakers yönetimi doğru bir hamleyle daha genç olan ve yükselen Kobe'yi tercih etti, Shaq gönderildi, herşey sil baştan yeniden ve Kobe üzerinden kuruldu ve gelinen nokta ortada, son 3 yılda 3 final ve 2 şampiyonluk.

Miami Heat NBA Finalleri'ne gelir de, şampiyonluğu kazanırsa üç yıl içersinde, bence Final MVP'si LeBron James olur, istatistiklerden, daha şöhretli olmasından ve NBA'in pazarlama stratejisinden dolayı. Gerçi Wade'in Dallas serisindeki kazanan halini hatırladıkça, James'in MVP olacağından bu kadar da emin olmamak gerekir. Durumu neden bu kadar önemsiyorum, onu da belirteyim;

Bir takım, bir oyuncunun ismiyle özdeşleşecekse, NBA Finals MVP ödülü, bu özdeşlik için iyi bir referans olacaktır, genelde o takımın en iyisi, başrol oyuncusu seçilir MVP'ye. Jordan'ın Chicago'su, Shaq'in Lakers'ı, Duncan'ın Spurs'ü gibi.

İlk üç yıldan sonraysa takımın liderliğine James kesinlikle yükselir, zaten kariyerinin en verimli olacağı dönemlere rast gelecektir bu zaman dilimi. Bu hesaplamayı yaparken kontratların 6 yıl olmasını dikkate aldığımı da ifade etmeliyim.

Bu sezon için Heat şampiyonluk adayım değil, Lakers hala bir adım önde, hele de Phil Jackson'ın son senesiyse, kariyerini kazanarak bitirmek isteyecektir. Kobe'nin Wade & James birlikteliğinden sonra MJ mertebesinde olduğunu kanıtlamak adına müthiş bir motivasyona ulaşacağını kestirmek de zor değil, ayrıca liderin kendisi olduğu bir three peat gerçekleştirecek ki onun için çok önemli. İlerde bir gün MJ ile karşılaştırılmak istiyorsa, kariyerinin devamında artık geriye düşme şansı yok, artık kendi başına kazanmaya başladı, hep kazanmak, zirvede durmak zorunda!

Doğu yakasındaysa Celtics ve Magic, Miami'nin başına çorap öreceklerdir, Doğu sertliktir, zorluktur. James & Wade bir sene daha beklemek zorunda kalabilirler, hanedanlık başlangıcı için.

Seyirci açısından ise harika bir seçim oldu. Heat vs Lakers maçlarında üç yıldızı aynı anda sahada görebileceğiz, Celtics'le bir rekabetleri de olacaktır, olağanüstü bir sezon olacak.

Teknik kısma, kadro tam anlamıyla netleşince girmek daha sağlıklı bir bakış açısı sunacaktır.

15 Temmuz 2010

A. Eren Loğoğlu

22 Haziran 2010

MJ vs Kobe



Bir forum ortamındaki yazımdan, alıntılar üzerine cevaplar;

Kobe- MJ tartışmalarına girmek yersiz. İlk mesajımda da dediğim gibi Pele ile Maradona'yı aynı sahada buluşturacak teknoloji gelmediği sürece bu sorunun da yanıtı olmayacaktır.
MJ vs Kobe karşılaştırması, Maradona vs Pele'den kesinlikle ayrışır. Pele ve Maradona dönem olarak birbirlerinin devamı niteliğinde değiller, Pele 58 - 70 yılları, Maradona 82 - 90 arası gibi düşünülebilir, arada 12 sene var ve bu süreçte futbol her yönüyle çok ciddi değişimlere uğramış.

Jordan 87 - 98, Kobe 00 - 10 yılları arasında tarih sahnesinde yerlerini alıyorlar. Arada sadece iki yıl gibi çok kısa bir süre var. Basketbol bazı dönüşümler gösterse de -zone savunma gibi- temelinde çok ciddi değişiklikler olmamış. 80 öncesi basketbol ile günümüzü karşılaştırmak çok sağlıklı olmazdı örneğin, kurallar -3 sayı çizgisi yoktu- bile farklıydı. Üstelik Jordan ve Kobe, herhangi bir teknolojiye gereksinim duymadan sahada karşılaşmışlardır. 1998 Chicago zamanında, sonra Wizard devrinde, All Star maçlarında rakip olarak aynı sahadaydılar. Maçlar net ortamından bulunabilir, istatistiklere bakılabilir. Rakip olarak yer aldıkları maçlardaki istatistikler üzerinden -yani birkaç maç üzerinden- bu iki oyuncuyu değerlendirmek doğru olmayacaktır, tıpkı Galatasaray - Fenerbahçe rekabetini aralarında oynadıkları maçlar yerine şampiyonluk ve kupalarla kıyaslamayı uygun buluyorsak.

Kobe'in arkasında Shaq vardı şimdi Gasol var laflarına ise gülüyorum. Sanki MJ'in arkasında Limebeer, Rodman, Pippen, Kukoç yoktu Bill limebeer'i hafife almayın Pistons zamanı NBA'in kötü çocuklaırndan biriydi kendisi. Rodman'da çaylak sezonunu gene Pistons'da tamamlamıştı.
85'den beri NBA takip eden birinin bu denli vahim bir dezenformasyonu yapmaması gerekir. Bahsedilen isim Limebeer değil Bill Laimbeer'dir. Çok sıkı bir Detroit Pistons, Bad Boys taraftarı olmam sebebiyle kendisini çok da severim, zeki adamdır. Ancak Chicago Bulls'da oynamak şöyle dursun, MJ'i 3 yıl üst üste şampiyonluğa giden yolda engellemiş ve dördüncüsünde de 4 - 3'e müsaade etmiştir, böyle bir karakterdir. Jordan'ın takımında Laimbeer vardı bilgisine hemen düzeltelim, bu denli yakından ve uzun süredir takip ettiğinizi belirttiğiniz bir konu hakkında ciddi bir yanlış veri sunmanız hususunda şaşkınlığımı da belirtmeliyim.

Alıntıda adı geçen diğer 3 isimden sadece Pippen ilk üçlemede yer alırken, Kukoç ve Rodman 96 - 98 arasında Chicago Bulls'taydı, sürekli bir destekten bahsedilemez bu sebeple. Jordan'ın ayrı iki üçlemeyle şampiyon olduğu takımların kadroları birbirinden farklıydı ve görece olarak ikinci dönemindeki takım daha kuvvetliydi. Pippen 6 şampiyonlukta da vardı ki Jordan'la daha da büyüyen bu dev adam, NBA Tarihi'nin En iyi 50 Oyuncusu'na seçilecek kadar da önemlidir.

Şu ayrım mutlaka yapılmalı eğer yapılamıyorsa zaten bakış açısında ciddi anlamda bir sorun var demektir. Pippen ve Jordan'lı Chicago Bulls'ın asıl adamı Michael Jordan'dır ki verilen ödüllerde her zaman bu durum görülebilir, Final ve Sezon MVP'si gibi. Pippen, yardımcı unsurdur ve bu görevi en iyi yapan, böylelikle de NBA Tarihi'ne altın harflerle yazılmayı hak eden bir konumdadır.

Sıkı bir Lakers taraftarı bilir ki 00 - 02 arası dönemde Lakers'ın asıl adamı Shaq'dir. NBA Tarihi'nin en dominant performanslarından birini sergilemiştir bu dönemdeki, Hack-a-Shaq dışında da durdurulma şansı pek olmamıştır. 3 yıl üst üste Final MVP'si olmasının da altında bu yatar. Kobe o zamanlar Pippen rolündedir ve bunu başarıyla gerçekleştirmiştir.

Burada Kobe'ye yardımcı rolde olmak konusunda eleştiri de getirilmemelidir çünkü kariyeri böyle şekillenmiştir, elinde olmadan. Jordan'a bakıldığında bambaşka bir kariyer yolu bulunacaktır. 3 yıl Pistons'a elenme ve bu süreçte mental olarak Jordan'ın yenilmez olmaya kendini hazırlaması gibi bir başlangıca sahiptir MJ. Cleveland'ın LeBron üzerinden şekillendirilmesine -yakın tarihten olduğu için örnekliyorum- benzer bir yapılanmadır Chicago'nun Jordan üzerinden yaptığı. Ancak Phil Jackson, LA Lakers'ı Shaq üzerinden biçimlendirmiştir, ilk zamanlarında. Shaq ve Kobe ne zaman ayrım noktasına gelmiş Phil doğru bir tercihle, takımı Kobe üzerine kurmuştur. İşte tam da bu noktada Kobe'nin Jordan'la yarışma serüveni başlar. Bu anlamda Kobe'nin 2 asıl adam şampiyonluğu ve 5 yüzüğü varken Jordan'ın 6 asıl adam şampiyonluğu ve yüzüğü vardır.

Kobe Shaq'in yardımcısıydı, Gasol Kobe'nin yardımcısı, Pippen'i. NBA'de yanında bu türden ikinci bir destek olmadan takımını şampiyon yapabilmek, hele de 80 sonrası modern basketbolda çok ama çok zor. Jordan ve Bulls burada şöyle bir farkla ayrılıyor pek çok NBA şampiyonu takımdan. Pota altı, şampiyon olan diğer takımlara göre -özellikle pivot, center mevkisi- zayıf olup da üst üste bu denli dominasyon yakalayan başka bir takım yok. Chamberlain, Russell, Jabbar, Mchale - Parish, Shaq, Duncan gibi. Lakers'da da Gasol şu an ve Bynum'a final serisinde ne denli önem verildiğini yakından gözlemledik. Basketbol temelinde iyi bir oyun kurucu ve pivot üzerinden kurgulanan bir oyundur ancak Jordan bu mantaliteyi de yıkan adamdır.

Kobe şu an 32 yaşında. MJ 32 yaşında iken 3 şampiyonluk yaşamıştı sadece, bu yüzden gene istatistiklere takılmayın diyorum.
Doğru bir nokta yakalamışsınız kanımca burda. Kobe'ye en ciddi haksızlığın yapıldığı kısım daha kariyerinin bitmemiş olmasıdır. Kobe basketbolu bıraktığında MJ'yle eşit koşullarda olacak ve her alanda MJ ile karşılaştırabilir konuma gelecektir ve muhtemelen kaybeden olacaktır -bence yakalaması imkansız, birazdan değineceğim- ki şu an kıyaslama yapılması Kobe'yi yenik göstermekten öteye gitmemektedir eldeki verilerle. Böyle bir olaya gerek yoktur, ihtiyaç yoktur.

Daha önce yazdığım gibi NBA organizasyonun da kabul ettiği üzre;

By acclamation, Michael Jordan is the greatest basketball player of all time

Kobe ve Phil Jackson'ın MJ hakkındaki sözleri tartışmayı bitirmek için yeterlidir ancak ben formasını asmış bazı efsane oyuncuların sözlerine yer vermeyi uygun buldum;

Larry Bird: "Today, God disguised as Michael Jordan"

Magic Johnson: "There's Michael Jordan and then rest of us"

MJ ve Kobe ego ve karakter konularında karşılaştırılmaya bile gerek duyulmaz. Kobe'nin geçmiş All Star maçlarındaki bireyselliği -inanılmaz olgunlaştı ve görevi LeBron'a devretti antipatik olma hususunda- ayyuka çıkan Shaq sorunları ve Shaq'in takımdan ayrılması, skandallar ve daha pek çok şey sayılabilir burada.

Tekrardan ana konuya, Kobe'nin neden MJ olamayacağına dönersem, birkaç veri sunacağım;

Shaq ayrıldıktan sonra Kobe'nin kaybedilen bir beş yılı var ve bu Jordan'la karşılaştırıldığında kariyerine ciddi zarar veriyor. Jordan'ın kariyeri sürekli yükseliş göstermiş ve liderliği hiç bir zaman böyle bir düşüşe izin vermemiştir Majestelerinin. Jordan'ın sert savunmalara oynamadığına -NBA tarihinin en sert savunma yapılan dönemidir Jordan'ın ilk 10 yılı- karşı argüman;

1991 Lakers = ranked 5th in defense
1992 Blazers = ranked 2nd in defense
1993 Suns = ranked 9th in defense
1996 Sonics = ranked 2cnd in defense
1997 Jazz = 9th in defense
1998 Jazz = 16th in defense

Jordan faced 3 top 5 defenses in the NBA Finals. 3!!!!

Average defensive ranking Jordan faced in the Finals?
7.16, not 10 as was falsely posted.

Not to mention, Jordan dropped 63 points on the #1 defense in 1986 who also won the world championship that year aka the Boston Celtics.

All of the defenses Jordan faced and destroyed in the playoffs:

1985 Milwaukee Bucks ranked 2cnd in the NBA in defense
1986 Boston Celtics ranked 1st in the NBA in defense
1987 Boston Celtics ranked 9th in the NBA in defense
1988 Cleveland Cavaliers ranked 5th in the NBA in defense
1988 Detroit Pistons ranked 2cnd in the NBA in defense
1989 Cleveland Cavaliers ranked 2cnd in the NBA in defense
1989 New York Knicks ranked 10th in the NBA in defense
1989 Detroit Pistons ranked 3rd in the NBA in defense
1990 Milwaukee Bucks ranked 14th in the NBA in defense
1990 Philadelphia 76ers ranked 19th in the NBA in defense
1990 Detroit Pistons ranked 2cnd in the NBA in defense
1991 New York Knicks ranked 12th in the NBA in defense
1991 Philadelphia 76ers ranked 14th in the NBA in defense
1991 Detroit Pistons ranked 4th in the NBA in defense
1992 Miami Heat ranked 24th in the NBA in defense
1992 New York Knicks ranked 2cnd in the NBA in defense
1992 Cleveland Cavaliers ranked 11th in the NBA in defense
1993 Atlanta Hawks ranked 22cnd in the NBA in defense
1993 Cleveland Cavaliers ranked 6th in the NBA in defense
1993 New York Knicks ranked 1st in the NBA in defense
1995 Charlotte Hornets ranked 9th in the NBA in defense
1995 Orlando Magic ranked 13th in the NBA in defense
1996 Miami Heat ranked 6th in the NBA in defense
1996 New York Knicks ranked 3rd in the NBA in defense
1996 Orlando Magic ranked 12th in the NBA in defense
1997 Washington Bullets ranked 13th in the NBA in defense
1997 Atlanta Hawks ranked 3rd in the NBA in defense
1997 Miami Heat ranked 1st in the NBA in defense
1998 New Jersey Nets ranked 21st in the NBA in defense
1998 Charlotte Hornets ranked 15th in the NBA in defense
1998 Indiana Pacers ranked 5th in the NBA in defense

Jordan faced 17 top 5 defenses in the post-season.
Jordan faced 24 top 10 defenses in the post-season.
Jordan faced on average the 8.35 ranked Defense in the NBA, in the post-season.

Let's see how Jordan faired against these defenses:

Playoffs

Most Playoffs Points Per Game NBA history (min. 25 games)
33.4 by Michael Jordan (179 games)

Most Points in a Playoff Game
63 by Michael Jordan

Most 50 Point Playoff Games
8 by Michael Jordan

Most 40 Point Playoff Games
38 by Michael Jordan

Most 30 Point Playoff Games
109 by Michael Jordan

Most 20 Point Playoff Games
174 by Michael Jordan (he played 179 playoff games and scored under 20 only 5 times)

NBA PLAYOFFS HIGH SCORING GAME BY YEAR

1985-86 - 63 Michael Jordan, CHI at BOS Apr 20, 1986
(1st ranked D)

1987-88 - 55 Michael Jordan, CHI vs CLE at CHI May 1, 1988
(5th ranked D)

1988-89 - 50 Michael Jordan, CHI vs CLE at CHI May 5, 1989
(2cnd ranked D)

1989-90 - 49 Michael Jordan, CHI at PHI May 11, 1990
(19th ranked D)

1990-91 - 46 Michael Jordan, CHI at PHI May 10, 1991
(14th ranked D)

1991-92 - 56 Michael Jordan, CHI at MIA Apr 29, 1992
(24th ranked D)

1992-93 - 55 Michael Jordan, CHI vs PHO at CHI Jun 16, 1993
(9th ranked D)

1994-95 - 48 Michael Jordan, CHI at CHA Apr 28, 1995
(9th ranked D)

1995-96 - 46 Michael Jordan, CHI at NYK May 11, 1996
(3rd ranked D)

1996-97 - 55 Michael Jordan, CHI vs WAS at CHI Apr 27, 1997
(13th ranked D)

1997-98 - 45 Michael Jordan, CHI at UTA Jun 14, 1998
(16th ranked D)

ALL-TIME HIGHEST SCORING AVERAGES SERIES, NBA PLAYOFFS

Jerry West, LAL vs BAL, 1965..... 46.3
Michael Jordan, CHI vs CLE, 1988..... 45.2 (Cleveland ranked 5th in the NBA in defense that
season)

Michael Jordan NBA record 8 50 point games in the playoffs
Michael Jordan Chicago at Boston 63 April 20, 1986 (1st ranked D)
Michael Jordan Chicago at Miami 56 April 29, 1992 (24th ranked D)
Michael Jordan Chicago Cleveland 55 May 1, 1988 (5th ranked D)
Michael Jordan Chicago Phoenix 55 June 16, 1993 (9th ranked D)
Michael Jordan Chicago Washington 55 April 27, 1997 (13th ranked D)
Michael Jordan Chicago New York 54 May 31, 1993 (1st ranked D)
Michael Jordan Chicago Cleveland 50 April 28, 1988 (5th ranked D)
Michael Jordan Chicago Cleveland 50^ May 5, 1989 (2cnd ranked D)

Even more important, Jordan was the main target of these defenses the ENTIRE TIME.

69 Cleveland OT Cleveland 3/28/90
64 Orlando OT Chicago 1/16/93
63 Boston 2OT Boston (Playoffs) * 4/20/86 against #1 rated defense that year
Jordan has the highest point total against a #1 rated defense in league history
in the playoffs no less
61 Detroit OT Detroit 3/4/87
61 Atlanta Chicago 4/16/87
59 Detroit Detroit 3/3/88
58 New Jersey Chicago 2/6/87
57 Washington Chicago 12/23/92
56 Philadelphia Chicago 3/24/87
56 Miami Miami (Playoffs) 4/29/92
55 Cleveland Chicago (Playoffs) 5/1/88
55 Phoenix Chicago (Playoffs) 6/16/93
55 New York New York 3/28/95
55 Washington Washington (Playoffs) 4/30/97
54 L.A. Lakers Los Angeles 11/20/92
54 Cleveland Chicago 11/3/89
54 New York Chicago (Playoffs) 5/31/93
53 Portland Chicago 1/8/87
53 Indiana Chicago 4/12/87
53 Phoenix Chicago 1/21/89
53 Detroit Chicago 3/7/96
52 Cleveland Chicago 12/17/87
52 Portland Chicago 2/26/88
52 Boston Boston 11/9/88
52 Philadelphia Philadelphia 11/16/88
52 Denver Denver 11/26/88
52 Orlando Orlando 12/20/89
52 Charlotte Chicago 3/12/93
51 New Orleans Washington 12/29/01
51 Washington Washington 3/19/92
51 New York Chicago 1/21/97
50 New York New York 11/1/86
50 Milwaukee Milwaukee 4/13/87
50 Boston Chicago 3/18/88
50 Cleveland Chicago (Playoffs) 4/28/88
50 Milwaukee Chicago 2/16/89
50 Cleveland Chicago (Playoffs) 5/5/89
50 Denver Chicago 3/24/92
50 Miami Miami 11/6/96

Those are Jordan's 50 point games, notice how many of them came in the PLAYOFFS. Notice how many came against great defenses and great teams. Also Jordan was the main focus of each defense he faced. That's very important.

ALL-TIME SCORING RECORDS:

1st Place: MJ, 24 scoring records
2nd Place: Wilt, 18 scoring records
3rd Place: Moot
- Highest career scoring average: MJ 30.12
- Highest career playoff scoring average: MJ 33.4
- Highest career Finals scoring average: MJ 33.6 (min. 15 games)
- Highest single season playoff average: MJ 43.7
- Highest single Finals series average: MJ 41.0
- Most Total Points Playoffs: MJ 5987
- Most seasons leading league in scoring: MJ 10
- Most seasons leading league in total points: MJ 11
- Most consecutive seasons leading in scoring: MJ, Wilt tied at 7
- Most 50 point games playoffs: MJ 8
- Most 40 point games playoffs: MJ 38
- Most 30 point games: MJ 563
- Most 30 point games playoffs: MJ 109
- Most consecutive 50 point games playoffs: MJ 2
- Most consecutive 45 point games playoffs: MJ 3
- Most consecutive 40 point games finals: MJ 4
- Most consecutive 30 point games finals: MJ 9
- Most consecutive 20 point games playoffs: MJ 60
- Most consecutive 20 point games finals: MJ 35
- Most consecutive double figures scoring: MJ 866
- Highest scoring game playoffs: MJ 63
- Most points in one half finals: MJ 35
- Oldest to score 50: MJ 51 at age 38
- Oldest to score 40: MJ 43 at age 40

Jordan won 10 scoring titles, 6 he won while making over 50% of his shots, Jordan led the league in steals, Jordan was the best shot blocking guard, Jordan won 14 combined MVP's (3 all star, 5 league, 6 finals). Jordan averaged 33, 6, and 6 in the Finals for his career. Jordan averaged 31.5ppg on 51.5% shooting when he wore a Bulls uniform while leading the league in scoring 10 times.

Jordan made 33 out of 58 game winners. Kobe's missed more game winners in the last 5 years than Jordan did in his entire career. Listing Kobe's made game winners is frivilous at best when you don't point out that he's only made barely over 25% of his game winning attempts in his entire career.

Kobe has been propped up to Jordan status without the 5 league MVP's, 6 finals MVP's, 10 scoring titles, playoff averages, career regular season averages, etc. Basically Kobe has been propped up to Jordan status for trying to use Michael Jordan's skill set.


Her şey o kadar açık ve net ki! Oyunu her iki yönünde de an itibariyle Kobe'nin Jordan'la kıyaslanması akla yatkın değil. 10 sayı krallığı ve bunu % 50 şut yüzdesiyle başarması, top çalmada lig lideri olması, en iyi savunma oyuncusu seçilmesi, 5 defa sezon ve 6 defa final MVP'si seçilmesi, Kobe daha 1 sezon, 2 final MVP'si kazanabildi, play off istatistiklerindeki erişilmezlik, Jordan asla final serisi kaybetmedi, bu liste çok uzundur.

Tekrar belirtmemde fayda var, bir karşılaştırma yapılacaksa Kobe'nin kariyerinin sona erdiği tarihte başlamalıdır, diğer türlüsü Kobe'ye haksızlıktır ve sağlıksızdır.

Kobe, kişisel düşüncem NBA Tarihi'nin gördüğü en iyi ikinci oyuncudur -bu tartışma içerir işte- artık. MJ'yi geçmesi için daha pek çok şey başarması gerekmektedir ve neredeyse imkansıza yakındır.

Roger Federer teniste neyse, Michael Schumacher formulada neyse, Diego Armando Maradona futbolda neyse, Michael Jordan basketbolda tüm bu isimlerden bile bir adım önde, ötede bir sporcudur. Tüm zamanların en büyük basketbolcusudur.

22 Haziran 2010

A. Eren Loğoğlu

20 Haziran 2010

NBA Finals Game 7



Beat LA çırpınışları arasında bir sezon daha sona erdi ve yine kazanan Hollywood oldu. 2 yıl üst üste Kobe ve arkadaşları NBA Şampiyonu oluyor, 3 yıldır da Final Serisi'ne geliyorlar, üzerinde durulması gereken bir başarı öyküsü bu.

Asıl adam Kobe gibi dursa da takımı bu noktaya taşıyan, bir seviye daha yükselten isim Katalan Gasol. Onun öncesinde ve sonrasında diye ikiye ayrılabilir Kobe'nin kişisel tarihi, tıpkı Shaq'le birlikte ve ayrı olarak değerlendirilmesi gibi.

7. maç serinin tamamen dışında, NBA tarihinin en önemli rekabetine yakışır biçimde bol aksiyon, gerilim ve heyecan doluydu. Kobe gibi bu anlar için yaşayan bir adam bile, bu kadarı bana çok, sahne Michael Jordan'ındır dedi. Her iki takım da şampiyon olabilirdi, muazzam 3.5 çeyrek oynayan ve son 6 dakikaya kadar sürekli önde olan Celtics, LA oyuncularının faul çizgisine gelmelerine olanak tanıyınca maçı kaybetti, çünkü her iki takım da artık hücum edemez hale gelmişti. Kobe, Gasol, Pierce, Allen % 35 şut yüzdesinin altında gezinip durdular ki, böyle bir olayın bir daha aynı anda olma olasılığı yoktur sanırım. Eller titredi, savunmalar sertleşti, sorumluluktan kaçıldı, 7. maç psikolojisine dair ne varsa sahadaydı.

Phil Jackson 12. yüzüğü, Kobe 5. yüzüğü taktı. Artest ve Fisher'ın maçın son anlarındaki 6 sayılık katkısı en kritik noktaydı, kırılma anından uzak tuttular Lakers'ı. Ariza & Artest değişikliğinin yanlış olduğunu savunmuştum, bu maçla Artest bu tür eleştirilere kısa ve net bir cevap verdi.

Kobe 2. kez Finals MVP seçildi. Kanımca basketbol tarihinin en iyi ikinci oyuncusu tanımlamasını rahatlıkla verebilirim kendisine, Michael Jordan'ın altında ancak diğerlerinin -Magic, Bird, vs.- üstündedir artık bu adam. LA Lakers'tan nefret etsem de Kobe'yi severim, sadece Jordan ile karşılaştırılmasını ve daha iyi görülmesini doğru bulmam, kızarım. Önce 2008 Finalleri, şimdi de 7. maç performansıyla Jordan olmadığına dair eleştirileri göğüslemesi gerekecek ki ben de bu gruba dahilim.

Herşey Hollywood'un istediği gibi oluyor son 2 sezondur, hak ediyorlar da. Hakem hataları mutlaka olacak, Kobe'nin hücum faulu verilebilirdi ama bu yaklaşım üzerinden hele de NBA'de bir sonuca varılması olası değil. Celtics geçtiğimiz yıl Garnett'in olmamasının etkisiyle finale gelememiş ve Lakers kolay bir şampiyonluk elde etmişti, bu yıl geldiler ancak Garnett artık eski seviyesinde değildi, aldığı ribaund sayısı da bunu gözler önüne seriyor, her ne kadar 7. maçta korkusuz bir havaya bürünmüş olsa da.

Pierce ve Allen'ın kontrat sezonları sanırım. Allen ile mid level exception yapıp Wade hamlesi olursa Celtics yeniden Lakers'ın karşısına çıkabilir.

20 Haziran 2010

A. Eren Loğoğlu

23 Mayıs 2010

Beat L.A.



NBA çok yazamıyorum, takip etmek de zorlaştı, gece yarıları kalkıp maç seyretmek olası değil. Yazın Sheed'in Celtics'e gelmesi eksenli bir yazı karalamıştım;

http://erenlogoglu.blogspot.com/2009/07/rasheed-celticse.html

Wallace, bir yıl aradan sonra tekrar final kapısına gelen Celtics'in başarısının en önemli pay sahibi değil elbette. Rondo'nun gelişimi ve inanılmaz ötesi performansı, Garnett'in sağlıklı hali, Pierce'nin liderliği, Ray'in skorerliği ve genel olarak sert savunmasıyla Celtics, sezon başında kendisini şampiyonluk yolunda ciddiye almayanlarla alay edercesine bir öykü sergiledi kanımca.

Geçtiğimiz yıl Play Off'ta Garnett yoktu, Wallace da. Parçalar şimdi yerli yerinde. Üstelik şampiyon Ariza - Artest gibi bir değişiklik yapmış. Hiç anlam veremiyorum şampiyon olan takımların daha iyi olma çabası uğruna ana parçalarla oynama yanlışlarına. Eto'o gibi.

LeBron'un düştüğü duruma da sevindiğimi belirtmeliyim. Adının duyulmaya başladığı günden itibaren neredeyse Michael Jordan mertebesine uygun görülen James'in normal sezonu lider bitiren takımını şampiyonluğa taşıyamaması değerlendirmeye alınması gereken ciddi argümanlardan biri olarak karşımızda duracak artık!

Cavs'in Play Off Performansı;

2003 – 2004 Play Off Yapamadı
2004 – 2005 Play Off Yapamadı
2005 – 2006 Konferans Yarı Finali Pistons 4 – 3
2006 – 2007 NBA Finali Spurs 4 – 0
2007 – 2008 Konferans Yarı Finali Celtics 4 – 3
2008 – 2009 Konferans Finali Magic 4 – 2
2009 – 2010 Konferans Yarı Finali Celtics 4 – 2

Son sene, Shaq, Jamison gibi hamleler de yapılmıştı oysa. 2 yıl Pistons ile uğraştı, 3 yıldır Celtics ile uğraşıyor. Pistons dönemi sona erdi, Celtics yaşlanıyor. Jordan da Celtics, daha çok ve sürekli Pistons ve en sonunda da Lakers ile uğraşmıştı. James daha Lakers ile buluşma seviyesine gelemedi. LeBron çıktığından beri hakkı yenen ve NBA'in en değerli oyuncusu olan Kobe'yi alt edebileceğine dair de bir inancım yok.

New York yollarına şimdiden düştü bile, bakalım kariyeri nasıl şekillenecek bundan sonra. Jordan mücadeleden yılmayıp sonunda Pistons'ı eleyebilmişti, LeBron ise Celtics'i saf dışı bırakmasına rağmen Magic'e takıldı. LeBron, Jordan olma şansını tam da bu noktada, Magic karşısında kaçırdı. Celtics yeniden dirildi, yüzüğü olan, özgüveni tavan yapmış bir James farklı bir noktaya getirebilirdi Cavs'i.

Yazıyı Beat L.A. ile bitirelim. Celtics ile birlikte her topa atlayacağız final serisinde. Garnett'in gözlerinden fışkırıp, Pierce'nin dilinden dökülen sözler olacağız soyunma odasında. Rajon ile potaya doğru yol alacağız, Yeşiller kazanacak, Mark Wahlberg ve Entourage da.

23 Mayıs 2010

A. Eren Loğoğlu

06 Şubat 2010

Billups @ Hollywood



Konferans Finali havasındaydı herşey. Kobe'nin liderliğindeki şampiyon Lakers, Melo'nun da yokluğuyla Chaunsey'in önderliğine ihtiyaç duyan "Bad Boys" Denver karşısındaydı, Staples Center'da.

İlk 2 çeyrek Lakers'ın istediği gibiydi, top ya Kobe'yle potaya gidiyor ya da pota altına iniyordu. Ne olduysa 3. çeyrekte oldu, Billups denilen adam, Mr. Big Shot, Lakers'ın şovunu çaldı. Tam 21 sayı attı bu çeyrekte, maç sonunda 39 sayı 8 asist, % 60 saha içi, 9 üç sayı isabeti istatistiklerine sahip idi. Sayıların eksik anlattıkları vardı bir de, Billups'un yüreği ve cesareti gibi.

Denver, Lakers'ın en önemli rakibi konumunda Batı'da, Utah ve Dallas hala bir adım geride kanımca. Doğuda da durum benzer, Cleveland ve Boston bir adım önde, Orlando'dan.

6 Şubat 2010

A. Eren Loğoğlu

06 Temmuz 2009

Rasheed Celtics'e



NBA'de hamleler devam ediyor. Efsane Pistons'ın en önemli parçalarından, manevi direnç noktalarından biri, artık devrin de kapanmasıyla ayrılıp, en doğru tercihe Boston'a geçiyor.

Artest'i kadrosuna katan 2009'un şampiyonu Lakers, Ariza'yı bırakmak zorunda kalmıştı Houston'a, bu anlamda Artest hamlesinin ne kadar etkenlik yaratacağı, Ariza'dan daha verimli olabileceği şüpheliydi. Spurs'un Jefferson hamlesi ve Cavs'in Shaq hamlesiyse önemliydi.

2008'in şampiyonu Celtics ise Rasheed hamlesi üzerine yoğunlaşmıştı ve başarıya ulaşmış gibi. Free agent olan oyuncunun, mid-level exception durumunda bir 2 yıllık kontratı kabul etti söyleniyor. Bu tercihin temel sebebi yeniden şampiyon olma isteği ve Sheed'in bu konudaki motivasyonu.

Pierce, Allen, Garnett, coach Doc Rivers, organizasyonun başkanı Danny Ainge ve sahibi Wyc Grousbeck geçtiğimiz hafta Rasheed'i evinde, Detroit'te ziyaret etmişti. Wallace, 3 saatlik görüşmenin ardından, Orlando ve San Antonio'nun tekliflerini de düşünmek istediğini belirtmişti. Şimdi ise free agent oyuncuların resmi transfer sezonlarının açıldığı ilk gün, diğer görüşmeleri iptal edip, Celtics'e imza atacağını söylüyor.

Takım kurgusuna bakalım Sheed katılımıyla;

Rajon Rondo, Stephen Marbury, Eddie House, Tony Allen, Ray Allen, Paul Pierce, Leon Powe, Glen Davis, Kevin Garnett, Rasheed Wallace, Kendrick Perkins.

Sheed muhtemelen Perkins'in zamanlarından çalacaktır C pozisyonunda. Zaman zaman da PF pozisyonunda Garnett'i dinlendirecektir. NBA'in en iyi pota altına artık Celtics sahip diyebiliriz bu anlamda. Rasheed pota altına size getiriyor, dış şut tehdidi var ve sırtı dönük oynayabiliyor. 3 farklı alanda katkısı olacak, çok önemli. Bunun yanında oyun konsantrasyonu, Celtics'e uyan karakteriyle de kusursuz bir parça, eksikleri gidermek adına.

Celtics'in bir de Rasheed gibi ateşleyici bir dış oyuncuya ihtiyacı var Posey gibi. Geçtiğimiz sene, Marbury bunu başaramadı. Garnett olmamasına rağmen yine de iyi dayandılar.

Şimdi Garnett'in önderliğinde, Pierce, Allen, Rasheed ile bir başka Bad Boys akımını yeniden yaratabilir, kaldıkları yerden devam edebilirler.

Celtics Rasheed hamlesiyle, Lakers, Spurs ve Cavs'in bir adım önüne geçer.

6 Temmuz 2009

A. Eren Loğoğlu

26 Haziran 2009

2009 NBA Draft



1 Blake Griffin - PF - LA Clippers
2 Hasheem Thabeet - C - Memphis
3 James Harden - SG - Oklahoma City
4 Tyreke Evans - SG - Sacramento
5 Ricky Rubio - PG - Minnesota

Tahminlere yakın seçimler oldu. 1 ve 2 konusunda süpriz yok, 3 için Harden ve Rubio düşünülüyordu, Harden'i tercih etti Oklahoma. 4. tercih hakkına sahip olan Sacramento'nun Evans seçimi konusunda şüpheler var haliyle, üçten seçilemeyen Rubio'nun 4. sıradan drafta girmesi bekleniyordu.

Ricky Rubio'nun Rudy Fernandez'den daha büyük bir patlama yapması bekleniyor. Seçildiği sıra da buna işaret ediyor. Rudy ancak 24. sıradan seçilebilmişti. Herhangi bir transfer sorunu olmaz ise Badalona ile Sacramento arasında, seneye onu NBA'de izlemek büyük bir keyif olacaktır.

26 Haziran 2009

A. Eren Loğoğlu

12 Haziran 2009

Hedo & Ersan



Hidayet'in Orlando'sunu beat LA formatında destekleyen biri olarak üzüldüm bu sabah. Oyun 82 - 82 iken Mr. 4th Quarter, Kobe'den de rol çalarak 5 sayı gönderdi Lakers potasına. 87 - 82'ye gelinmiş, büyük bir avantaj yakalanmıştı Orlando adına. Sonra boş dönülen bir hücum, Kobe'nin Gasol sihriyle 87 - 84'e geldi oyun. Howard, kendisine yapılan faul sonrası 2 atıştan birini sayıya çevirse, fark 4'e çıkacak ve Fisher'in 3'lüğünün bir önemi kalmayacaktı, olmadı. Uzatmada geriden gelme avantajını iyi kullanan ve tecrübesini konuşturan Lakers seriyi 3 - 1'e getirdi.

Bir başka temsilcimizden haber verelim, Ersan'dan;

İspanya Basketbol Ligi (ACB) Final Serisi'nin ilk maçında Tau Ceramica ve Regal FC Barcelona karşı karşıya geldi, Tau Ceramica'nın sahasında. Katalanlar, Basile'nin maçın bitimine 2 saniye kala attığı üçlük ile 82 - 80 kazandılar ve seride 1 - 0 öne geçip, saha avantajını da ele geçirdiler.

Ersan 8 sayı ile oynadı. Maçın en skoreri 21 sayıyla Barça'dan Andersen olurken, Tau'da Rakocevic'in 19 sayısı galibiyet için yeterli olmadı.

Normal sezonu lider bitiren Tau, bu yenilgiye rağmen serinin favorisi olmaya devam ediyor. Katalanlar'ın basketbolda da Navarro önderliğinde şampiyonluk yolunda mücadele ettiğini görmek ise güzel.

12 Haziran 2009

A. Eren Loğoğlu

09 Haziran 2009

Taraf Olunmadan, Seyir Zevki Olur mu?



Olmuyor, taraf olunmadan seyir zevki alınmıyor oyunlardan. Elbette bunun tersini düşünenler, sadece oyunu sevenler vardır, onların görüşüne de saygılıyım ancak Iniesta Chelsea'ye son dakika golünü attığında, oyunu sevip sevinmek ile Barça'yı tuttuğunuz için sevinmek arasında alınan haz açısından bir fark yok mu, kanımca var. Örnekler çoğaltılabilir, Federer'in FH'inden alınan haz, eğer onu tutuyorsanız başka, tenisi seviyorsanız başkadır ki bu o sayıya verdiğiniz tepkiden ölçülebilir.

Bir bakalım nerede, nasıl, hangi sebepten taraf olmuşum;

Bir kere Galatasaray, her şeyin üstündedir. Dayım kaynaklıdır ki O'nun da Galatasaraylı oluşu, abilerinden dolayı yani diğer dayımlardan gelir. Onlar da Metin Oktay'dan etkilenmişlerdir, dedem iyi bir Beşiktaş'lı olduğu halde. Babam futboldan hiç anlamazdı, annem de öyle, zira ailem, kız kardeşlerim de dahil ben üzülmeyeyim diye çocukluğumdan itibaren futbola ilgi duydular, her biri benim kadar olmasa da, iyi Galatasaraylılardır, annem benden daha çok heyecanlanır, birlikte maç izleme fırsatım olduğunda. Babam da bu uzun süreçte futboldan anlamaya başlamış ve her maçı takip eder bir konuma yükselmiştir. Ailemin büyük çoğunluğundaki ilginç Galatasaray tutkusu -amcamlar da Galatasaraylıdır, haliyle kuzenlerimin büyük kısmı da- belki de bende bu sevginin fanatizm boyutuna erişmesine olanak sağlamıştır. Sporun her alanında Galatasaraylıyımdır, futbol A ve altyapı, basketbol, voleybol, su sporları, her türlü karşılaşmasına gidip desteklemişliğim, tribünde ultrAslan - Üni kurucularından biri ve taraftar olarak da yer almışlığım vardır.

Adana Demirspor sevdası, memleket ayağına. Terim ve Şaş, yoğunluğu artıran unsurlardır.

İspanya: FC Barcelona (90 - 94 Rüya Takım kaynaklı başlayan bir ilgi, Katalan halkından biri gibi hissettiğimi söyleyebilirim)

İtalya: AC Milan (88 - 94 Efsane Takım, Kızıl Kara Tugaylar eksenli bir başlangıcı var, Berlusconi'den nefret etsem de)

NBA: Detroit Pistons (Bad Boys kaynaklı), Chicago Bulls (Michael Jordan)

F1: Ferrari, Michael Schumacher, Nico Rosberg (Benetton döneminden bu yana MS, Ferrari ise hem İtalyan oluşu, hem de kırmızı renginden ötürü, Akdeniz kültürüne sonuna kadar bağlıyım)

Arjantin: Boca Juniors (Diego'dan dolayı, River taraftarına göre Di Stefano daha büyük oyuncudur)

Tenis: Roger Federer, Novak Djokovic, Ana Ivanovic (Roger tek idi ama yarattığı dominasyonun getirdiği heyecansızlık başka alternatifleri de bünyeye kattı)

Snooker: Ronnie O'Sullivan (Oyun tarzını, hızlı oluşunu sevmem sebebiyle)

Beyzbol: Boston Red Sox (Jack Shepherd'dan ve Yankees rakibi olmasından dolayı)

Anti olunanlar: Fenerbahçe'nin hiçbir şeyinden haz etmem, Kadıköy'de oturuyorum, yaptıkları her şey daha çok gözüme batıyor. Anti tez olayının da bunda etkisi var. Yaptıkları hiçbir şeyin doğru olduğunu düşünmem, hep bir açıklamam olur.

Real Madrid ve Inter 2. sırada gelirler. Franco'dan girmiyorum, beni bilen biliyor zaten. Nadal'dan ve Alonso'dan da nefret ederim yine. Nicole'den ve son sene hileli 1. liğinden ötürü Hamilton'ı da sevmem, zaten İngilizlere her alanda -müzik, sinema, tv dizileri, spor gibi- çok büyük saygı duysam da kalitelerinden dolayı, Akdeniz kültürüyle hiç bağdaşmayan ve beni yansıtmayan yapıları sebebiyle sıcak bakmam. McLaren'ı da sevmem bu sebepten.

Düzen takımları Chelsea ve ManUtd'den haz etmem. New York'un hiçbir takımını tutmam Amerikan Sporları'nda, hele de Yankees, uzak olsun. Elbette düzenin karşısında biri olarak, nasıl ki Franco'nun Madrid'ini sevmiyorsam, Hollywood'un Lakers'ından da nefret ederim. Beat L.A. her zaman ve her yerde.

Brezilya'yı sevmem, Katalan oluşumdan ötürü Milli Takım tutma gibi bir ihtiyaç hissetmem zaten, Türk Milli Takımı için çoğunlukla heyecanlanmam, milliyetçi değilimdir. Diego kaynaklı bir Arjantin ilgisi vardır.

9 Haziran 2009

A. Eren Loğoğlu

04 Haziran 2009

NBA Finalleri MVP'si, Hedo?



Hidayet NBA Finalleri MVP'si olabilir mi?

Bu soruya, San Antonio Spurs ekseninde cevap vermeye çalışayım;

Orlando Magic'te, ödülü alması muhtemel 3 oyuncu var, Howard, Lewis ve Hidayet. Final oynadığı dönemlerde, özellikle son ikisinde, Spurs'de de ödülü kazanabilecek 3 oyuncu vardı, Duncan, Ginobili, Parker.

Peki ne oldu? Şöyle ki;

2007 Finals MVP Tony Parker
2005 Finals MVP Tim Duncan
2003 Finals MVP Tim Duncan

şeklindeydi ödül dağılımı. 2005 yılında Ginobili de seçilebilirdi gibi bir algı vardı o dönem, belki de zihinleri kurcalayan bu olaydır Hedo konusunda.

Tim Duncan'ın 4. MVP ödülü olacağı için ve Ginobili'ye acaba haksızlık mı yaptık endişesi taşıyarak, olağanüstü performans gösteren Parker'a MVP'yi vermeleri anlaşılırdı.

Dwight Howard gibi kariyerinin başında olan ve NBA'i uzun yıllar domine etmesi beklenen bir oyuncunun, diğer Orlando oyuncuları, ondan çok daha iyi bir performans göstermediği sürece, MVP olacağını düşünmek yanlış olmaz. Orlando'nun geride bıraktığı 3 serinin oyuncu performansları benzer şekliyle devam ederse, Hidayet maç kazandıran Son Çeyrek oyununu devam ettirse bile, Howard MVP olur kanımca.

4 Haziran 2009

A. Eren Loğoğlu

03 Haziran 2009

Kobe, LeBron vs. Jordan



LeBron için şimdilerde şu söyleniyor, "Michael Jordan'ın ilk şampiyonluğundan önce 3-4 senesi var daha önünde."

Bu muhabbet yıllarca Kobe için yapıldı, Jordan'ın yaşına geldiğinde tek başına şampiyonluk kazanacak, Final MVP'si olacak diye, sonuç ortada. 3 yıl geçti 28 yaşından bu yana. Bence çok önemli bir şans yakaladı James'in elenmesiyle, iyi değerlendirmeli bunu.

Jordan, 1963 doğumlu, NBA'e 1984'te girdi, 21 yaşında ve ilk şampiyonluğunu 1991'te, 28 yaşında kazandı. 80'lerde ve 90'larda karşısına gelen takımlar, NBA Tarihi'nin tartışmasız en iyileriydi. 80'lerin sonundaki Pistons, Celtics, LA Lakers, 90'ların başındaki Knicks, Blazers, Suns, 90'ların sonundaki Utah. Öyle bir istatistik vardır ki zaten, herşeyi anlatır. Play Off tarihinin en çok maç kazanan ve şampiyonluk kazanamayan ilk 2 oyuncusu, Stockton ve Malone'dur. Bu kadar efsanevidir takımlar. En iyi 50 oyuncunun yaklaşık yarısı bu takımlardan seçilmiştir 1996 yılında. Bundan sonraki süreç için 10 oyuncu bulma çabaları hala devam ediyor, o kadar zorlanıyorlar.

Wade'in buna benzer bir başarısı var ancak devamını getiremedi.

25 yaşına gelen James için de zaman akıp geçiyor üstelik fiziğe dayalı bir oyun anlayışı olduğundan aleyhine işliyor süreç. 3 yılı kaldı, Knicks'e giderse, işler daha da zorlaşabilir.

Gelelim NBA Final Serisi'ne;

LA Lakers kiminle oynuyorsa, o takım tutulur, New York Knicks dışında. Knicks olunca karşısında, birbirlerini yesinler düşüncesine girersin ancak. Beat L.A. diyeceğim gene, FB'li Hidayet'i çok da desteklemeden.

3 Haziran 2009

A. Eren Loğoğlu

25 Mayıs 2009

Triangle Offense & Kobe



Üçgen Hücum Tex Winter'in yarattığı bir basketbol stratejisi. 90'lı yıllarda Chicago'yu 6 defa, 2000 - 2002 arası LA Lakers'ı 3 defa şampiyon yapan sistem. Phil Jackson'ın hücum felsefesi. Jordan'ın ve Shaq'in başarılarının en önemli sebeplerinden birinin bu sistem olduğu düşünülse de, aynı şey Kobe için geçerli değil. Üçgen Hücum'un Kobe'nin sonsuz hücum gücünü kısıtladığı da tartışılıyor. Dün gece 12 / 24 saha içi isabetiyle 41 sayı atan Kobe'nin Üçgen Hücum'dan zaman zaman vazgeçip, kendi Isolation oyununu denediğini, ipleri eline aldığını biliyoruz. Buna daha çok, takım zor durumlara düştüğünde başvuruyor. Dün gece takımına çok önemli bir galibiyet getirmiş olmasına rağmen, Üçgen Hücum'dan sapması, şampiyonluk şansının da azalması anlamına geliyor. Kobe de durumun farkında, Üçgen Hücum'da kendisi dışında önemli roller alması beklenen Odom ve Bynum hala ortalarda yok çünkü.

Jordan'ın Üçgen Hücum içinde hem takımı büyüten, paylaşımcı, hem de sorumluluk alan, lider yapısına Kobe'de de rastlayabilirsiniz, Jordan düzeyinde olmasa da. Mental olarak ise Jordan'a ulaşamadığını söylemek mümkün. Üçgen Hücum'un çok versiyonu var, bunlardan bazısı Kobe'nin kişisel yeteneklerini göstermesi ve maç kazandırması açısından da kolaylık sağlıyor aslında. Jordan'ın 2. Three Peat'inde sırtı dönük topu alıp, alçak post bölgesinde, potanın sağ ve sol çaprazından geri çekilerek şuta kalktığı Fade Away atışının temelinde de bu sistem var. Jordan bu atışı o kadar estetik ve kusursuz (% 50) hale getirmişti ki, yenilmesini çok zorlaştıran oyun içi etmenlerden biri buydu. Kobe'nin Jordan'dan sonra bu atış tarzında en iyi olduğu görülüyor ancak hala devamlılık ve yüzde sorunları var.

Üçgen Hücum'u yıllardır oynayan ve çok iyi bilen Kobe'nin, bunu maçın geneline, değişik varyasyonlarla yayması, takım arkadaşlarına saha içinde nerede durmaları gerektiğinden, nereye gitmeleri gerektiğine kadar yardımcı olması, kısaca Üçgen Hücum'u her seferinde uygulamaya çalışması, çok arzuladığı ve Final MVP'sinin kendisi olacağı bir yüzük kazanmasının en kestirme yolu olacaktır.

Üçgen Hücum'a dair, birkaç yararlı link;

http://static.espn.go.com/ncb/2003/0128/1499926.html

http://www.coachawinningteam.com/basketball_play_triangle

http://www.cybersportsusa.com/hooptactics/triangle.asp

25 Mayıs 2009

A. Eren Loğoğlu

23 Mayıs 2009

LeBron James'in Kariyer Başlangıcı



2003 Draftı'nda 1. sıradan seçilmesi, 2003 - 2004'de Rookie of The Year, 2005 - 2006'da All Star MVP ödüllerini alması, 2005 -2006 Play Offları'ndaki ilk turda 4 - 2 kazanılan Wizards ve 2. turda 4 - 3 kaybedilen Pistons serileri, Arenas düellosu, 2006 - 2007 Konferans Finalleri'nde Pistons'ı 4 - 2 ile eleyip NBA Finalleri'ne yükselmesi, Detroit'teki 2 uzatmaya giden 5. maçta Michael Jordan kılığına girdiği 48 sayı 9 ribaunt 7 asistlik -Cavs'in son 30 sayısının 29'unu, son 25'ini atması- performansı, 2007 - 2008'de All Star MVP ödülünü tekrar alması, Sayı Kralı olması, Konferans Finalleri'nde Şampiyon Celtics'e 4-3 kaybetmesi, 2008 - 2009 sezon MVP ödülünü kazanması LeBron'ın dün geceden önceki kariyerinin bir özetiydi ve çok görkemliydi, 25 yaşında bir oyuncu için.

Dün gece ise ancak yıllar sonra James'in biyografisine geri dönüp baktığımızda, kariyerinin belki de asıl başlangıç noktasının bu son saniye basketi olduğu görüşünde olacağımız tarihti. Michael Jordan'ın The Shot'ı gibi. The Shot çok daha bilinçli olmasına rağmen, LeBron'un atış stili ve fiziksel gücünün de katkısıyla uzaktan bombeli ve isabetli şutları olduğunu biliyoruz. Hedo'nun James'e 1 saniye bırakması, LeBron'un belki de kariyerinin en önemli anlarından biri olarak tarihteki yerini alacak. Son hücum Pietrus'un James'i savunmaması da. LeBron o ana kadar, son çeyreği çok kötü oynuyordu aslında, Hedo ise muazzam. Seri neredeyse 0 - 2'ye geliyordu ve buna izin vermemeliydi James, öyle de oldu, çok zor oldu, bizi üzdü ama tarihe tanıklık etmek de bir o kadar olağanüstüydü.

Orlando'nun Cavs maçlarındaki istatistiği çok ilginç. Son 5 maçın 3'ünü, son 13 maçın 9'unu kazanmışlar. İçeride Dwight tehdidi -hücum silahı olmasa da- dışarıdan makineli tüfek gibi saydırabilen Lewis, Hedo, Pietrus, Lee ile seriyi sonuna kadar zorlayacakları görülüyor.



Hedo ise, James'in dışında, kendi kişisel basketbol kariyerini yazıyor. O'nun son anlarda sorumluluk alabildiğini ülkemizde düzenlenen 2001 Avrupa Basketbol Şampiyonası'nı takip edenler hatırlıyorlar zaten, O bunu dünyaya gösteriyor şimdi. James üçlüğü kaçırsa belki de Türk basketbol tarihinin en özel anlarından biri olacaktı Hedo'nun maç kazandıran şutu, olmadı.

LeBron James'in kariyerini bir adım daha öte götürüp, yüzük kazanması için Orlando'daki bir maçı çalıp gelmesi gerekecek, 1 - 3 olursa serinin dönmesi çok zor olur çünkü. Tahminim 2 - 2 olacağı yönünde.

23 Mayıs 2009

A. Eren Loğoğlu

21 Mayıs 2009

Yenilmez LeBron?



Bu aralar sürekli, pek çok basketbolseverin ağzından şu sözler dökülüyor; "LeBron James Michael Jordan'dan daha iyi olacak, O'nun başardıklarını geçecek."

Buna hiç katılmıyorum. Ayrıca bunu söyleyenlerin MJ'e, James'e ve basketbol tarihine haksızlık yaptığını ve oyuna karşı ihanet içerisinde olduğunu düşünüyorum. LeBron daha yolun başındayken, yolu koşar adım bitirip zirveye çıkmış MJ'le karşılaştırılması, doğru değil. James, önce birşeyleri başarmalı ki, MJ'in karşısına çıkabilecek cesareti olsun. Daha çok erken, tek bir yüzüğü bile olmayan bir oyuncu için, ağır bir durum bu.

Oyunun gelmiş, geçmiş ve gelecek en iyi oynayıcısı Michael Jordan'ın basketbolu bırakmasından sonra, pek çok oyuncu Majesteleriyle karşılaştırıldı. Bu karşılaştırmalar, başarı, yetenek, istatistik gibi kategorilerde incelenebilir. Bu incelemeyi karşılaştırmalı olarak yakın zamanda sunacağım, MJ, Kobe, LeBron ekseninde.

Kobe'nin hücum yetenekleri, silahları olarak MJ'den daha yetenekli olduğu söylendi. Keza LeBron'un istatistikleri kimi zaman MJ'in ötesine geçti.

Dün Fade Away yüzdesi ve estetiği düşük Kobe'yle, bu gece olağanüstü işler yapan LeBron için Michael Jordan kadar yarışmacı ruha sahipler diyebilmek yersiz olur.

MJ'den daha iyi olacağı iddia edilen bir oyuncu evindeki Konferans Finalleri ilk maçını asla kaybetmez, 49 sayı atmasa da kazanmanın yolunu bir şekilde bulur. MJ'in diğer bütün efsane oyunculardan ayrılan yönü, kazanmanın yolunu hep keşfedebilmesidir. Yaş paradoksunu savunan tezler için, LeBron'un fiziksel güce dayalı oyununun, yaşı ilerledikçe zayıflayacağının tahmini zor olmasa gerek diyebilirim. LeBron, buna nasıl bir reaksiyon gösterecek göreceğiz. Atletik yetenekleri kaybolmaya başlayan MJ'in, kusursuz hale getirdiği, en estetik atış olan Fade Away şutu gibi bir farklılık yaratmak zorunda O da.

James, iyi bir sınav vermedi bu anlamda, akıl alır gibi değil denilecek işler yapmasına rağmen. Bu yıl şampiyonluğun ve Final MVP'nin en önemli adayı, önce bunları kazansın, buraları oynamayı daha bir öğrensin, yarışmacı ruhunu sonuna kadar sahaya yansıtsın, yorulmadan, 39 derece ateş ile, 3'er yıl üst üste şampiyonluklar için adımlar atsın, yüzükler edinsin, ondan sonra tekrar konuşalım kim daha iyi diye, O'na da haksızlık etmeden.

21 Mayıs 2009

A. Eren Loğoğlu

10 Mayıs 2009

Denver Nuggets, Yola Devam



Celtics - Magic serisi 7 maça uzar gibi duruyor. Celtics eğer bu turu da geçerse, Cavs karşısında 7 maçlık bir onur mücadelesine girişebilir mi, bunu zaman ve Garnett'in iyileşme süreci gösterecek. Bir şampiyonun yüreğini asla hafife almamak gerekir. Yine de Doğu Finali'ni Cavs'in kazanması daha olası.

Batı Finali de LA Lakers - Nuggets gibi gözüküyor. Tarihi bir seri bekliyorum, 7 maça uzayabilir. Lakers daha yakın ama Billups'ın oynadığı bir takım, beklenmediği halde bir kez daha alt ederse Lakers'ı, pek şaşırmam.

Bir de Kobe, MJ'in bir Play Off maçında en çok sayı -63- rekorunu ne zaman kıracak, merak ediyorum.

Billups'ın takımı Denver ve Ben'in takımı Cleveland, tahmin ettiğim üzere rahat ilerliyorlar Konferans Finali için. 2 eski Detroit'li, Mr. Big Shot ve Big Ben, efsane Pistons'ın eskiyen dominasyonunun son temsilcileri olarak, yollarına devam ediyorlar. NBA Finali'ne kadar devam, Chuck Daly aşkına.

Pistons'dan rol çalsalar da, Nuggets'in Bad Boys havası ilgi çekici. Başta Billups, Kenyon, JR Smith, Andersen, Nene, Jones, Carter gibi oyuncularının hal ve hareketleri, az biraz 80'leri andırıyor. Carmelo da Isiah, Dumars modunda, Play Off Clutch Time oynamayı başarması kariyeri açısından önemli, bu konuda Wade ve James'i yakalama şansı olmasa da.

10 Mayıs 2009

A. Eren Loğoğlu

09 Mayıs 2009

Chuck Daly'e Elveda



Chuck Daly vefat etmiş.

Çok severdim kendisini, Detroit Pistons'lı olma sebeplerimdendi.

Dumars, Isiah, Salley, Laimbeer, Rodman, Johnson, Aguirre, Edwards yani Bad Boys, bizim yüreği güzel, oyunu sert çocuklar öksüz kalmış, Chuck babayı toprak almış.

92 Barselon'da, MJ, Bird, Magic, Barkley, Pippen, Malone, Stockton, Robinson, Ewing'li kadronun yani Rüya Takım'ın başında, oyunu sevmemize aracı olmuştu.

Çok üzüldüm, ne demeli şimdi.

9 Mayıs 2009

A. Eren Loğoğlu

15 Kasım 2008

Hollywood'dan Iverson Geçti



Pistons, Lakers'ın yenilmezlik serisine son vererek 7-2'ye geldi. Son 9 maçın 7'sini Bad Boys kazanmıştı zaten, olağan bir durumdu bu ve Lakers'ın yenilmezliği Pistons'la oynamaması kaynaklıydı, Doğu takımlarına karşı da ilk maçlarıydı.

AI daha hazır değil, alışkanlıklarına takımın uyum göstermesi zaman alacak. Ancak şu bir gerçek ki NBA'de en çok şampiyon olmak isteyen, bu uğurda her şeyini sahaya verecek bir oyuncu varsa o da Iverson'dır. Bad Boys'un da takımı ateşleyecek, konsantrasyonu artıracak bir lidere ihtiyaç vardı. Bu yönlerden çok başarılı bir takas oldu, ayrıca salary cap olarak da akıllı bir iş yapılmış gibi. Iverson'dan verim alınamazsa, sezon sonunda sözleşmesi bitiyor, böylelikle cap'de ciddi bir boşluk açılacak, bunun yanında McDyess ve Billups'ın kontratlarından da kurtulmuş oldu organizasyon. McDyess'ın 30 gün sonra geri döneceği de konuşuluyor.

Maç 95-106, 11 sayı farkla bitti, Lakers'a 106 sayı atmak önemliydi. Rasheed zihin olarak oyunun içindeydi, savunma ribaundlarıyla 2. şansları hiç tanımadı LA Lakers'a. Sheed bu konsantrasyonu sağlarsa, Iverson sürekli bunu tetikleyecektir, şampiyonluk şansı da artar Pistons'ın.

Sheed : 25 pts 13 reb
The Answer : 25 pts 4 ast
Tayshaun : 18 pts 4 reb 6 ast

Boston Celtics serisinde olduğu gibi Kobe yine düşük şut yüzdesiyle (12-30) oynadı. Bynum sakatlıktan kurtulamamış daha. Lakers'in Small Forward pozisyonundaki savunma zaafiyeti devam ediyor, Ariza çözüm olur deniyordu ama Prince yine canı ne isterse onu yaptı. Lakers şimdiden şampiyon ilan ediliyor ama 3 numara pozisyonuna çözüm bulamazlarsa işleri yine zor kanımca. Prince en zayıf halka, The Truth ve King James var daha. Doğu basketbolunun Play Off sertliğini de unutuyorlar. Doğunun 3 takımından hangisi Finals'a çıkarsa çıksın, Lakers'ın işi çok zor. Batı'da New Orleans dışında Lakers'ın rakibi yok gibi duruyor, Hornets bile iyi değil şu an ama zamanla ritm bulacaklardır. Lakers'ın NBa Finals'a, üstelik de galibiyet sayısı en yüksek takım olarak geleceğini düşünüyorum ancak Dallas Mavericks ve niceleri gibi, bu durum şampiyon olmalarına yetmeyebilir.

Iverson, Hollywood'un büyülü filmi yenilmez Lakers'ı gösterimden kaldırdı ve Doğu Basketbolunu unutanlara mesajı verdi.

15 Kasım 2008

A. Eren Loğoğlu