Siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

05 Aralık 2011

"Manolo için, İnsanlık Onuru ve Dayanışma İçin, Oyun Zevki ve Temiz Oyun Oynayanları Seyretme Mutluluğu İçin" Visca Barça | al vent del món



Uruguaylı yazar Eduardo Galeano, Barcelona Futbol Kulübü Vakfı ve Katalonya Gazeteciler Birliği tarafından verilen Uluslararası Manuel Vázquez Montalbán Gazetecilik Ödülü'ne layık görülüyor 25 Mayıs 2011'de. (ŞL Finali'nden önce) Büyük futbol dilencisi Galeano ödül gecesinin yapıldığı Barcelona Hükümet Sarayı'nda şunları söylüyor ve Barça'nın yalnızca Katalanlar için değil, güzel oyun ve dayanışmayı seven yeryüzünün bütün futbol seyircileri için bir kulüpten daha fazlası olduğunu gözler önüne seriyor:

"Bu ödülü Barça’nın 1936’da demokrasi düşmanları tarafından katledilen başkanı Josep Sunyol’un anısına adamak istiyorum.

Ve bir yıl sonra 1937’de bütün İspanya’da yaralı ama canlı kalan onuru ayakta tutan gezgin sporcuların anısına almak istiyorum. 1937’de Cumhuriyet yararına futbol karşılaşmalarına çıkarak Amerika Birleşik Devletleri ve Meksika’yı dolaşan Barçalı oyuncuları kast ediyorum ve aynı eylemi pek çok Avrupa ülkesini gezerek yapan Bask ulusal takımını da elbette.

Onlar sayesinde bu ödülü almak beni heyecanlandırıyor, onlar sayesinde ama aynı zamanda o yılların onurlu mirasçıları olan bugünün Barçalı oyuncuları sayesinde; bu ödül diğer taraftan, tüm bunların yanı sıra, benim can dostum Manolo Vázquez Montalbán’ın adını taşıyor.

---

Manolo’yla pek çok tutkuyu paylaşırız.

İkimiz de futbola tutkunuz; biz iki solak, iki düşüncede solak olarak kazanmayı ödev bilerek oynayanların yönettiği bir dünyada solda oynamanın en iyi yolunun keyif almak ve keyif vermek için oynayanların cesaretine sahip olanların özgürlüğünü savunmak olduğuna inanırız. Ve bu yolda, halkın ayaklarıyla düşündüğüne inanan sağ görüşlü pek çok insanın önyargılarıyla mücadeleye giriştik ama aynı zamanda halkın düşünmemesinden futbolun mesul olduğuna inanan soldaki pek çok yoldaşımızın önyargılarıyla da mücadele etmemiz gerekti.

---

Manolo’yla ben aynı zamanda ironiden, içtenlikle gülmekten ve esprinin her türlüsünden aldığımız keyifte ve bunları yazılarımızda, kitaplarımızda ve kafelerdeki sohbetlerimizde düşündüğümüzü ve hissettiğimizi söylerken kullanma biçimlerimizde de örtüşürüz. Çünkü ciddi beyefendiler, örnek hanımefendiler bize güven vermezler, çünkü kendileriyle alay etmeyi bilmezler; ne Manolo ne de ben, yine bizimkilere benzer politik düşünceleri olan bazı meslektaşlarımızda olduğu gibi sıkıcılığı ciddiyetle karıştırırız.

Şimdiki zamanda konuşuyorsam bu yanlışlıkla ya da dikkatsizlikten olmuş değil; bu üslup güvendiğim sağlam kaynakların bana ölümün kötü bir şakadan başka bir şey olmadığı konusunda güvence vermelerinden ileri geliyor.

---

Manolo’yla ikimiz için çok önemli olan bir başka ortak nokta da: kültürel çeşitliliğin bir kutsaması olarak iyi yemeği savunmamızdır.

Antonio Machado, bugün bazı budalalar şeylerin değeriyle fiyatını birbirine karıştırıyor, diyordu ve çok haklıydı, şairin o zamanının bizim yaşadığımız zamandan farkı yok gibi, çünkü günümüzde de aynı durum yaşanıyor .

En iyi yemek en pahalı olan değildir, Manolo’nun pek yerinde söylediği gibi, en pahalı yemekler çoğu zaman bir ahmakaldatandan başka bir şey değillerdir.

Ben de Manolo gibi halkların kendi kaderini tayin hakkının midenin kendi kaderini tayin hakkını da kapsadığına inanıyorum. Bu hakkı her zamankinden daha çok savunmak gerekiyor, sunduğu fırsatlarda her geçen gün daha eşitliksizken dayattığı alışkanlıklarda her geçen gün daha eşitleyici olan dünyanın mecburi macdonaldlaştırılmaya gittiği bu zamanlarda bu hakkımızı her zamankinden daha çok savunmak durumundayız.

Buraya kadar geldim. Ama biraz fazla içince aptalca şeyler söyleme riskim olduğunu biliyorum bu yüzden ben de aşağıdaki sözleri;

İnsanlık onuru ve dayanışma için,

Oyun zevki ve temiz oyun oynayanları seyretme mutluluğu için,

Bir arada olmanın getirdiği neşe için, paylaşılan ekmek ve şarap için,

Gecelere gizlenen güneşler için,

Bazen acılı olan ama her zaman insanın yolculuğuna, insanın yürüyüşüne, hayatın rüzgarına (al vent del món) yön ve duygu katan bütün tutkular için,

içmenin başka bir biçimi olarak, şarap kadehleriymişçesine Manolo’yla beraber, Manolo’nun şerefine kaldırmak istedim."

Tlaxcala'nın Notu: Galeano’nun kullandığı al vent del món, Katalancadan kelimesi kelimesine çevrilince “dünyanın rüzgarına” anlamına geliyor, ben yukarıda daha Türkçe olduğunu düşünerek “hayatın rüzgarına” dedim. Bu Katalanca deyişle aynı zamanda Franko döneminde, özellikle atmışlı yıllarda Katalanlar için özgürlük/özerklik mücadelesiyle bütünleşmiş bir şarkıya, ilk defa 1959 yılında Valensiyalı ozan Raimon tarafından yazılıp söylenen ve 1963 yılında kayıt edilen bir şarkıya gönderme yapılıyor. Şarkıyı dinlemek için burayı tıklayabilirsiniz.

Çeviri Bülent Kale

Kaynak:

http://www.tlaxcala-int.org/article.asp?reference=4878

***



Onlara niçin inanmalıyız?

Juan Carlos Navarro, Barça basketbol takımı kaptanı: "Çünkü ilk sorunda bu muhteşem takımdan şüphe duyamayız. Onlar bizi gururlandırdı ve bunu yapmayı sürdürecekler."

Sergi Roberto, Barça B oyuncusu "Biz Barçayız. Bir yenilgiden sonra şüpheye düşemeyiz. 15 kupanın 12'sini kazanan bir kadroya inanmayı bırakamayız. Barça en iyisi, en iyi oyunculara ve teknik direktöre sahip."

Ricard Torquemada, gazeteci: "Çünkü daha oynanacak çok maç var. Barça puanlar kaybetti ama kimliğini koruyor. Sonuna kadar savaşacaklar, her turnuvada. Barça düştüğü yerden kalkmasını bilir, onlar hiçbir zaman bir yanlış sonrası donup kalmadı."

Jordi Basté, gazeteci: "Onlara güvenmemek utanç verici olurdu. Bu takım her şeyi kazandı. 6 puan geriden gelip Madrid'i geçecekler, başaracaklar."

Xavier Bosch, gazeteci: "Çünkü, eğer tarihin en iyi takımına, en rekabetçi ve en iyi teknik adamına güvenmezsek Barça taraftarı olarak -cule- çağrılmayı hak etmiyoruz demektir."

Johan Cruyff, Barça'nın eski oyuncusu, teknik direktörü: "Çünkü bir hafta önce Milan'ı evinde yenen bir takıma güvensizlik sergileyemezsiniz. Bir maç kaybetmek, her şeyin sonu değil, Barça'nın tipik ortamı bu olmasına rağmen ve lig zaferleri Aralık'ta kazanılmaz, Mayıs'ta kazanılır."

Jamie Carragher, Liverpool kaptanı: "Barcelona insanların oyun hakkındaki düşüncelerini değiştirdi. Biz, hepimiz onlar gibi oynamak istiyoruz ama yapamayız."

Ardiles, eski Tottenham oyuncusu: "Barcelona sadece dünyanın en iyi takımı değil, tarihin de en iyisi."

Carlo Ancelotti, eski AC Milan, Chelsea teknik direktörü: "Pek çok Barça oyuncu blaugranayı giydiğinde kendini özel hissediyor çünkü orada yetiştiler. Onları kuvvetli kılan bu ve onların futbol felsefesi şu an en iyisi."

- 3 yılda 12 kupa (2 ŞL 3 lig) kazandı ama hala bir şeyler kanıtlaması isteniyor. 4 sene üst üste lig (-6 puan) ve 2 sene üst üste ŞL'nden daha iyi bir fırsat olamaz Pep için.

- 29 Kasım 2011'de Barça, 4 sene üst üste şampiyon olmak ve tercümanı bu topraklardan sonsuza dek kovmak için, yeni devrim koşusuna başladı yazalım diye.

- 29 Kasım 2010, FC Barcelona 5-0 Real Madrid, tam bir sene geçti Mourinho'nun en ağır yenilgisinin üzerinden, ütopya Futbol 401 dersinden. Çok uzak değil!

- Barça 4 sene üst üste lig şampiyonu olursa Camp Nou turu esnasında Coldplay "Every Teardrop is a Waterfall" ve "Paradise" şarkıları çalsın diye.

- Cruyff, Maradona, Laudrup, Romario, Stoichkov, Rivaldo, Ronaldinho, Eto'o, Henry, Messi + Katalanlar (aidiyet, kimlik, temsiliyet) = Barça denkleminin güzelliğine yine kapılalım.

- Barça'da oynamanın en kötü yanı Barça'yı izleyememek diyen Xavi gibi güzel insanlar kazansın diye.

- 1936'da Madrid yakınında Diktatör Franco'nun faşist ordusu tarafından katledilen eski Barça başkanı Josep Sunyol ismini bir kere daha onurlandırmak için.

***



Nasıl bir takım?

Pep Guardiola dönemi Barça'sı bir maçta en çok 4 gol -bir kez- yedi. (Atletico Madrid 4-3)

Pep Guardiola dönemi Barça'sı birden fazla farkla -en çok iki- sadece 4 maç kaybetti. (Hercules 0-2, Inter 3-1, Sevilla 3-1, Betis 3-1)

Pep Guardiola dönemi Barça'sı Camp Nou dışında yalnızca Vicente Calderon'da birden fazla yenilgi aldı. (Atletico Madrid 4-3, 2-1)

Pep Guardiola dönemi Barça'sını birden fazla -iki- yenilgiye uğratan tek teknik direktör Jose Mourinho. (Inter, Real Madrid)

Guardiola dönemi Barça'sı İngiltere'den yalnızca Arsenal ve İtalya'dan yalnızca İnter'e kaybetti. Almanya&Fransa takımlarına hiç yenilmedi.

Pep Guardiola dönemi Barça'sının 18 yenilgisinin içinde yalnızca iki takım birden çok -iki- galip gelebildi. (Atletico Madrid ve Sevilla)

Pep Guardiola, Barça'nın başında Camp Nou'da 100 maça çıktı ve 6 yenilgi aldı. (3 La Liga, 2 ŞL gruplar ve 1 Kral Kupası)

Pep Guardiola, 4 sene boyunca Barça ile 207 maça çıktı ve 18 yenilgi yaşadı. Bunlardan yalnızca 6'sı Camp Nou'da gerçekleşti.

Barça, La Liga'nın son üç sezonunda Camp Nou'da oynanan 46 maçta yalnızca bir kez yenilgi yüzü gördü. (Hercules, 0-2)

Barça, Camp Nou'daki son yenilgisini 11.09.2010'da Hercules'ten aldı. 27 La Liga+8 ŞL+ 4 Kral Kup+1 Süper Kup = 40 maç üst üste yenilgisiz.

***



Birkaç genel istatistik:

Barça vs. Mourinho

17 maç, 7 galibiyet 6 beraberlik 4 yenilgi (Jose oyuncularına 8 Kırmızı Kart)

Pep vs. Madrid

11 maç 7 galibiyet 3 beraberlik 1 yenilgi

Pep vs. Mourinho

11 maç, 5 galibiyet 4 beraberlik 2 yenilgi

Taktik deha Mourinho son 8 resmi maçın 90 dakikası sonunda Guardiola'nın Barça'sını yenemedi.

Barça 1 Inter 0
Barça 5 Madrid 0
Madrid 1 Barça 1
Barça 0 Madrid 1 uzatmalarda, normal süre 0 - 0, kupayı birinin alması için maç devam ediyor.
Madrid 0 Barça 2
Barça 1 Madrid 1
Madrid 2 Barça 2
Barça 3 Madrid 2

Daha da ilginç olan, aslında Mourinho'nun Pep'e karşı 11 resmi maçın 90 dakikası sonunda sadece 1 galibiyeti bulunması.

Inter 0 Barça 0
Barça 2 Inter 0
Inter 3 Barça 1 -tek maç eleminasyon, ofsayt gol, Alves'in son dakika düşürülmesi, verilmeyen penaltı
Barça 1 Inter 0 -Bojan'ın sayılmayan son dakika golü-
Barça 5 Madrid 0
Madrid 1 Barça 1
Barça 0 Madrid 1 uzatmalarda, normal süre 0 - 0, kupayı birinin alması için maç devam ediyor.
Madrid 0 Barça 2
Barça 1 Madrid 1
Madrid 2 Barça 2
Barça 3 Madrid 2

Mourinho Barça'ya karşı kazanamıyor, sadece durdurabiliyor ve şansı yaver giderse, hakemler taviz verirse sonuç değişebiliyor, iki kere iki beş etmiyor parti talimat vermedikçe.

Camp Nou tarafına bakalım bir de:

Mourinho, 8 maç 5 yenilgi 3 beraberlik Barça'ya karşı, hiç kazanamadı. Barcelona'dan korktuğu kadar Tanrı'dan korkmuyor. Çünkü onu da -daima yürekten bağlıyım dediği- Barcelona yarattı ancak o ihanet eden olmayı seçti. Muhtemelen bu kazanamama laneti bütün kariyeri boyunca sürecek.

Guardiola'nın Madrid'e karşı oyuncu ve teknik direktör olarak kendi sahasında bileği bükülmüyor, 15 maç 11 galibiyet 4 beraberlik, hiç kaybetmedi.

***



Taktik Tahtası:

2010-2011 sezonu 24 maç 19 galibiyet 3 beraberlik 2 yenilgi atılan gol 65 yenilen gol 15
2011-2012 sezonu 24 maç 17 galibiyet 6 beraberlik 1 yenilgi atılan gol 71 yenilen gol 15

24 maç sonunda geçtiğimiz sezon ligde 2 puan öndeyken (14. hafta 37-35) bu sezon bir maç fazlasıyla üç puan geride (14. hafta 37-32) Barça. 5 puan az toplarken rakibi Madrid aslında makina gibi gözükse de yalnızca 2 puanlık artış sağlamış. Mourinho'nun takımları ikinci sezon kusursuz işler tezi en azından skora yansıma açısından farklı değil, beklentilerin -o kadar yüksek ki- altında kaldığı için Barça, Real daha iyiymiş gibi bir izlenim doğuyor. Sahada oynanan ve adına futbol denilen kavrama da geleceğim birazdan.

El Clasico senaryo, İspanya Süper Kupası ilk maç (2-2) gibi olabilir, Madrid'in 4-0 kazanması gereken oyun, Villa&Leo mucizesi.

Bu maç Guardiola döneminde topa en az sahip olunan maç aynı zamanda, % 52 ile. Barça 207 maçta % 50'nin altına hiç düşmedi. Maçtan sonra takımın Amerika seyahati sebebiyle yorgunluğundan dem vuruldu, Messi'nin devre arası kustuğu söylendi, bir ara maç içinde yere yığılacak gibiydi. 3-2 biten maçta takım daha derli topluydu her ne kadar beklentilerin altında kalsa da.

Real Madrid'in önde dört hücum oyuncusuyla baskı yapan -kale atışı dahil- ve top kenarlara taşındığında takımı oraya yığan anlayışı sürecektir. Top sağ kenardayken Madrid merkez orta sahasının solundaki oyuncu da yardıma gidiyor o bölgeye, kendi alanını boş bırakma pahasına. Mourinho'nun Kral Kupası'ndaki Pepe hamlesinden sonra bulduğu yeni numarası bu, merkezde Barça'ya karşı eksik kalmamak ve baskıyla onları yıpratmak için. Barça topu hızlı çevirip oyun akışkanlığı yaratamazsa bu tercihe ceza kesemiyor. Yapılması gereken belki de ilk defa yerden ayağa kısa pas yönteminden bazı anlar feragat ederek ters, uzun top oynayıp diğer kanada daha hızlı bir geçiş yapmak, böylelikle Madrid savunması kaymalarda gecikecek ve boşluklar oluşacaktır. Burada da devreye Messi, Alexis, Cuenca gibi seri isimler girebilir. (Afellay'ın yaptığı gibi, 0-2'de)

İkinci mesele, Barça'nın kazanmak zorunda olması. Mourinho'nun üç pas ile 5 saniyede golü bulan futbol anlayışı için bulunmaz nimet bu durum. Geride bekleyip kazandığı topları koşu yollarına doğru oynadığı sürece gol pozisyonuna girmesi kolaylaşacak Madrid ekibinin. Pep çareyi 0-2 biten maçta kazanmak zorunda gibi oynamayıp daha kontrollü ve rakibin üzerine gitmeyerek bulmuştu. (Ronaldo'nun isyanı akıllarda) Tehlike bölgesi dışında top çeviren Barça, Real'e çok fazla pozisyon imkanı da tanımamış ve sinir katsayısı yükselen ev sahibi takım hakem tarafından hak ettiği kartları görüp maçtan kopmuştu. (O maç 3-4 kırmızı kart daha olmalıydı, Marcelo, Adebayor, Alonso, Ramos, Carvalho, Arbeloa'nın kasti faulleri hala gözümün önünde) Pep bu iki şartı dengeleyebilecek mi, bu kısım önemli. Çünkü hem kazanmak zorunda hem de rakibin üzerine çok fazla gitmemek.

El Clasico öncesi iki bomba var Pep'in kucağında; Biri Cesc&Alexis'in formundan dolayı oynatılması kaynaklı 3-4-3 zorunluluğu, diğeri açıkta Alexis dışı isim Cuenca/Pedro/Villa'dan hangisi? Pedro'yu Henry'ye tercih eden Pep geçmişe ihanet etmeyip #39 demeli. Pedro onu mahçup etmemiş ve derbilere damga vuran performanslar sergilemişti, bu sefer sıra genç Cuenca'da kanımca, farklılık yaratabilir ve Barça'nın altyapısına güvenme algısına yeni bir tuğla daha koyabilir.

Erken gol. Messi'yle bulunabilecek bir şok gol, her zaman bu tür maçları bir anda tersine çevirebilir.

Duran toplar. Madrid ile oynuyorsanız her zaman gol şansı yüzde % 30'un üzerinde.

Penaltı + kırmızı kart. Haftalardır Real özellikle iç sahada kolay penaltı ve kart kazanıyor, çok dikkatli olmak gerek, istenecek son şey eksik kalmak.

Pep, Cesc'i Xavi'nin geleceği olarak görüp sakatlık ve rotasyon gerektiği anlarda kullansa, 4-3-3'ten vazgeçmese ritm yakalanırdı. Fabregas'ın mevcut düzene oturtulma çabası ve Thiago'nun gereğinden fazla oynatılması (3-4-3 elbette) kaynaklı sorunlar puan farkının asıl sebebi ve biraz da kanat oyuncularının yaşadığı talihsiz sakatlıklar, form tutamama. Barça, bu sezon oynadığı 24 maçta hiçbir zaman aynı 11 ile sahaya çıkmadı. Puyol'un iyileşse de oynatılacağını sanmıyorum.

Valdes, Alves, Javier, Pique, Abidal, Sergio, Xavi, Iniesta, Fabregas, Messi ve Alexis onbiri bekliyorum. 4-3-3 ya da 3-4-3 olabilir.

----------------Valdes---------------
Alves----Pique-------Javier----Abidal
----------------Sergio---------------
---------Xavi---------Iniesta--------
---Messi-------------------Alexis----
----------------Cesc-----------------

ya da

----------------Valdes---------------
-----Pique------Javier-----Abidal----
----------------Sergio---------------
---------Xavi-----------Iniesta------
----------------Fabregas-------------
----Alves------------------Alexis----
----------------Messi----------------

Zaten bu 11 ile her iki formasyon da geçişler içerecek. Valencia maçında olduğu gibi Alves ön alanda yer alacak ve arka, üçlü kalacak. Brezilyalı neredeyse sağ açık gibi olduğundan Messi de sağdan merkeze kayacak, Messi kaydığı için de sıkışmama adına Fabregas geriye geçecek, tamamen yer değiştirmelerle ilgili.

Burada Pep'in Madrid maçlarında hep kullandığı bir tercihi de hatırlamak gerekir. Ronaldo tehlikesine karşı Alves sürekli ön alanda oynamıyor, geride stoper-bek gibi kalıyor ve bu seçim hep başarılı oldu. Yani 3-4-3 alternatifi buradan zayıflıyor biraz.

Cuenca/Pedro/Villa üçlüsünden biri sahaya çıkarsa Cesc'in kenara gelmesi gerekecek. Iniesta'nın kanada atılıp Cesc'in geriye çekilmesi de bir başka tercih, o zaman da Alexis diğer üç isimle rekabet edebilir forma için.

İkinci tercihin Bilbao maçıyla benzerlikler taşıdığını (hatta Valencia) ve zor anlar yaşatabileceğini belirtelim. En makul olan ilk tercihte ısrarcı olup Cesc'i kenara almak, Cuenca'yı sağda ve Messi'yi de sahte 9 olarak kullanmak aslında.

Avrupa'da en çok kaleyi bulan şut atan takımlar, maç başına: 1 Barcelona - 2 Real Madrid - 3 Man City - 4 Tottenham - 5 Bayern Münih

Bu veri biraz da en iyinin hala kim olduğunu gösteriyor, her ne kadar Mourinho takımını daha verimli oynatsa da.

***

Son 7 maç

http://erenlogoglu.blogspot.com/2011/08/k-o-n-s-n-t-r-s-y-o-n-11-kupa-jose.html

http://erenlogoglu.blogspot.com/2011/08/canlar-kimin-icin-calyor.html

http://erenlogoglu.blogspot.com/2011/05/finaldeyiz-por-que-abi-iyi-kotu-ve.html

http://erenlogoglu.blogspot.com/2011/04/master-yoda-aka-p-e-p-tarihin-en-iyisi.html

http://erenlogoglu.blogspot.com/2011/04/tesekkurler-cocuklar.html

http://erenlogoglu.blogspot.com/2011/04/m-o-u-r-i-n-h-o-m-d-r-i-d.html

http://erenlogoglu.blogspot.com/2011/04/neo-el-clasico-barca-vs-madrid-mourinho.html

http://erenlogoglu.blogspot.com/2010/11/de-te-fabula-narratur-los-lunes-al-sol.html

http://erenlogoglu.blogspot.com/2010/12/bir-devam-yazs-anlatlan-senin-hikayen.html

***

Mourinho öncesi Pep'in Madrid maçları

http://erenlogoglu.blogspot.com/2010/04/mutluluk.html

Arada bir El Clasico eksik, Ibra'nın attığı, askerde olmamdan ötürü, elbette izledim.

http://erenlogoglu.blogspot.com/2009/05/katalan-zaferi.html

http://erenlogoglu.blogspot.com/2008/12/bir-kulpten-daha-tesi-ms-que-un-club.html

3 Aralık Levante 5-0

Bu sezonun Camp Nou klasiği 3-4-3 tercih ediliyor yine. Pep bu formasyonun 4-3-3'e göre topa daha çok sahip olma şansı sunduğunun bilincinde çünkü orta saha daha kalabalık. Üstelik bu seçim Xavi&Iniesta'dan birini kesmeden Fabregas'ı sahaya sürme opsiyonu da sağlıyor.

----------------Valdes---------------
-----Javier-----Puyol------Abidal----
----------------Sergio---------------
---------Xavi-----------Iniesta------
----------------Fabregas-------------
----Cuenca-----------------Alexis----
----------------Messi----------------

şeklinde yayılım. Pique cezalı, Rayo maçında El Clasico'da oynamak için kasıtlı sarı kart gördüğünden. Bu tavrı Mourinho'nun Ajax maçında alenen talimat verdiği okazyona benzetenler oldu. Jose, meseleyi Platini'ye kadar götürdü arsızca. Pique kart gördüğünde kenarda somurtan, kafasını sallayan Guardiola'yı, daha önce herhangi bir yalan söylememiş, art niyetli davranmamış, sahte işlere başvurmamış bir adam olan Pep'i unutmuşlardı bu yorumları yaparken. En güzel cevabı yine konuşmayarak ve Sergio'yu sarı kart görürse Madrid maçında olmaması riskini -biraz da Levante ciddiyeti- göze alarak verdi, çok şık bir karşılık idi.

Ritüel bozulmadı, topla oynama arttı, Cesc en yüksek verimle ve gol yollarına en yakın şekilde sahadaydı. Xavi&Iniesta 4-3-3'e göre nötralize olmadı, Cuenca performansını sürdürdü ve Pedro'yla olan tarz benzerliğine bir yenisini daha -bitiricilik kalitesi- ekledi. Gol sevincinde ilk olarak pası verene koşmak yerine tribünlere yönelen ve muhtemelen bunu bilinç dışı gerçekleştiren Alexis Barça'nın soyunma odası ruhuna tam anlamıyla ısınamadığını açık etti aslında. Ayrıca no look-pass girişimi de gereksizdi, Ronaldinho dönemi geride kaldı, bu takım işini çok daha büyük ciddiyetle yapıyor. Onun dışında bireysel olarak etkiliydi ancak Barça DNA taşımadığı için sistemi sekteye uğratmaya devam ediyor, bir şansı 3-4-3 tercihinin onun için daha uygulanabilir olması. Kimlik kısmına emsal verecek olursam bir pozisyonda köşe gönderi civarında kaleye doğru dönüp takımına serbest vuruş kazandırdı, Xavi'nin ortasında topu rakip karşıladı ve kontratak oldu. Burada Pedro ve cuenca her seferinde rakip savunmacıyı eksiltemiyorlarsa kendi kalelerine doğru dönüp bek oyuncusuna pas vermeyi seçerler ve bekler yanına yaklaşan Xavi&Iniesta'dan birini görür ve atak ters kanada doğru veya ara pası olasılığı varsa ceza sahasına yönelir ve olgunlaşır. Oyunun durması, ölü top kazanmak Barça'nın istediği bir olgu değil!

Cuenca'nın attığı gole en çok sevinenin yerini ona kaptırmasına karşın Pedro olması ve maçın 85. dakikasında (5-0) Pep'in kendisine doğru gelen topu rakip savunmada az adamla yakalanmışken hemen başlatmak amacıyla oyuncularına aktarma çabası, aslında Barça'nın niçin başarılı olduğunu da açıklıyor.

Zaman zaman Alexis'i en uca alıp Messi'yi sağ kenara çeken yapı, Leo'nun tipik sağdan aktığı gol çeşitlemesiyle sonlanıyor. Ancak bu tür gollerin maç bittikten sonra gelmesi ayrıca değerlendirilmeli. Elimde veri yok ama hafızam beni yanıltmıyorsa geçtiğimiz sezon Barça'nın rakip savunmaların kilidini kırdığı ilk golü ya Messi ya da Pedro kaydediyordu. Şu an bu oranda kesinlikle azalma var.

Alves kenarda bu arada, 3-4-3 zaten bek istemediğinden onu kapsamıyor. Puyol sakatlandıktan sonra onun yerine oyuna giriyor üçlü savunmanın sağında oynamak için. Hücumu kadar olmasa da üst düzey bir kesici olduğundan hiç sırıtmıyor ancak uzun vadede bu bölgenin oyuncusu olabilir mi, tartışılır. Keza Pep'in yeniden yarattığı ve dünya futboluna sunduğu başka bir isimle rekabet etmek zorunda, Javier Mascherano. En iyi savunma önü orta sahalardan biriydi ve şimdi şüphesiz en iyi savunmacılardan biri. Hızlı, seri, çabuk, hamleli, kesici, doğru yerde doğru karar verme, zamanlama, her türlü müdahalede yüksek başarı oranı gibi pek çok özelliği var. Puyol gibi kısa, 1.74 metre boyunda ancak bu kısalıkla savunmanın merkezinde oynayabileceği tek takım da Barça. İşini çok iyi yapıyor ve sürekli sakatlanmaya başlayan Puyol'un ikamesi için bir numaralı aday, transfer bakmaya gerek kalmayacak. Pique'nin de merkezde kalacağı düşünüldüğünde Alves'in rotasyon parçası olma olasılığı baş ağrıtabilir Toure'nin Sergio'yla dönüşümlü oynamam kararı ve City'ye gitmesi gibi. Aynı sorun Javier'de de yaşanabilirdi ve Pep onu savunmaya çekerek -biraz da Puyol'un yokluğunda- bir çözüm üretti ancak bu kez işi daha da zor olacak sezon sonunda ve eğer takım başarısız olursa dağılma da gerçekleşebilir, Villa'nın da ayrılması gündemde çünkü.

29 Kasım Rayo 4-0

Vallecano'da Barça tarihinin adı her duyulduğunda hüzünle hatırlanan oyuncularından biri var, Raul Tamudo. 9 Haziran 2007'de attığı o son golle Camp Nou'yu sessizliğe gömüp şampiyonluğa başkente altın tepsiyle sunmuştu. Yedekler arasındaydı ama ekrana ilk onu getirdi reji, hala popülerdi Katalunya'da. Rijkaard'ın takımının üç sene üst üste şampiyon olmasını engellemesi, bir nevi tarihin en iyi takımını kurgulayan Pep'in önünü açtığı da söylenenebilir. Oyuna girdikten sonra topun ayağına değdiği her saniye ıslıklandı, alışkın olunmayan bir durum ama bu ülke düşmanını belirlediği zaman yakasını da bırakmıyor çünkü geçmiş onları böyle büyütmüş, Franco figürüyle.

Takım 4-3-3'le sahada;

----------------Valdes---------------
Alves----Pique------Javier-----Abidal
----------------Keita----------------
---------Xavi---------Iniesta--------
---Alexis-------------------Villa----
----------------Messi----------------

Getafe yenilgisi ve altı puan geriye düşülmesi sonrası ayaklar yere basıyor. Pep onu başarıya taşıyan klasik 4-3-3'ü tercih ediyor. Teorik kusursuzluk oranı artık Javier'i de sayarsak 9/11 yani eksik olan iki parça Keita&Sergio ve Alexis&Pedro şeklinde gözüküyor. Xavi (pas dağıtım organizasyonu) Iniesta (oyuna akışkanlık getirme, topla ilerleme, Leo köprüsü) Messi (bir şekilde gol) üçgeni doğru pozisyonlarıyla bir arada. Ayakların yere basma meselesi ana/yardımcı plan ile ilgili. Pep bu sezon çok defa Cesc&Thiago'ya fazladan şans verdi ve onları sistem içerisinde kullanmak yerine 3-4-3 üzerinden bir orta saha oyuncusunu daha sahada tutmak istedi. Ve elbette takımın ritmini bozdu bu tercih. Xavi'nin kariyeri sona erene kadar Cesc'in kenardan gelmesi ve Thiago'nun sakatlık, cezalı ve rotasyon yapılabilecek maçlarda denenmesi daha akılcıydı ve takımın birbirine kusursuz parçalar halinde uyumlu oynayan yapısına da çomak sokmamak demekti. Cesc transferinin olumlu tarafı Xavi'nin en iyi alternatifi olmasıyla, olumsuz tarafı da çok iyi olduğundan ötürü bir an evvel takımda ona yer açılmasıydı ve düzen dışına çıkıldı. (United maçındaki mükemmel oyunu hatırlayın)

Ritmini kaybeden bir takımın yeniden akışkanlık kazanması zaman alan bir durum, her ne kadar bu oyuncular yıllardır birlikte oynasa da. Burada zaten ideal olana en yakın noktadan bahsediyoruz, iyi/kötü futbol değil konumuz, o yüzden bu denli derin inceliyorum hususu. (Barça'nın Madrid dışında her takımdan daha iyi oynadığını söyleyebilirsiniz Rayo karşısında)

Alves çok ileride kalarak başlıyor maça, güne özel bir tercih ve üçlü savunma değil çünkü orta saha yerleşimi ve diamond içermeyen yapı bunu net ortaya koyuyor. Keza Alves'in solda bir eşleniği yok, Abidal üçlünün solu olsa. Barça ön alanda 4 oyuncuyla 4 savunmacıya baskıdan etkileniyor ve oyuna başlarken pas hatası yapıp top kazanmak için fazla efor sarf ediyor. Pep, Valdes'in kale atışlarında ön alanda adam adama oynayan rakip baskısına hala -2011 Ocak, Kral Kupası, Betis maçı- çözüm üretemedi ve sürekli bu şekilde top kaybı yapıyor takım, hücum zamanından gidiyor bu süre. Barça'nın kale atışlarında ve top Valdes'e gelince baskı yemesinin bir sebebi de Keita'nın Sergio'dan daha az cesur olması ve bunun bilincinde olan Valdes'in ona pas vermeyi göze almaması, riske girmemesi.

Rayo dersini çok iyi çalışmış. Kale atışları dışında da baskı var ve savunma kurguları üçlü. Böylelikle ortada bir oyuncu fazla bulunduruyor ve rakibe yakın oluyorlar, müdahale şansları artıyor. Yani Barça'yı durdurmak için ceza sahasına otobüs park etmeye gerek duymuyorlar ki onlar için gerçekten takdir edilesi bir durum. Skor yanıltıcı maç sonunda ama Rayo nasıl oynanması gerekiyorsa öyle oynuyor ilk 30 dakika. Gücü yetmiyor sadece, taktiksel açıdan doğru olsa da. Barça'nın bu sekansta pozisyonu yok, Messi durgun. Ancak golden sonra açılıyorlar ve Pep, Messi sağ, Alexis sol, Villa merkez tercihinde bulunuyor. Genel açıdan doğruluk önermeyen bu tercih, rakibin sağ bölgeye daha çok önlem almasından ötürü Alexis'e pozisyon olanağı tanıyor ve goller geliyor, maç kopuyor. Elbette bu anlattıklarımı açıklayan bir veri var, maçtan sonra dökülüyor. Barça bu sezonki en düşük pas yüzdesiyle oynamış %81 (ort. 89,6) ile ve Pep maç sonu rakibi öven açıklamalar yapıyor.

26 Kasım Getafe 1-0

----------------Valdes---------------
Alves----Pique-------Abidal---Maxwell
----------------Sergio---------------
---------Xavi---------Thiago---------
---Messi-------------------Alexis----
----------------Villa----------------

Teorik kusursuzluk oranı 5/11 sadece ve elbette gol bulmak zorlaşıyor. Messi sağ kenardan merkeze kayınca Alves sağ kenar gibi oynayacak, böylelikle merkezde oyuncu fazlalılığı sağlanacak, Pep'in zihninde oluşan düşünce bu!

Yedekler arasında Pedro ve birkaç maç forma şansı bulup gayet iyi oynayan Cuenca var ama 30 milyon Euro verilen bir oyuncuyu oynatmamak olmaz. Küsebilir ve onu kazanmak gerekiyor bu kadar para harcandığına göre, Alexis sahada. 3 puan kaybının sebeplerinden biri bu tercih elbette. (Camp Nou'da onun 3 golüyle gelen 6 puanın bir önemi kalmıyor işte, oyuncu ritm buldu ama en kritik yerde puan farkı açıldı belki de 4 sene üst üste şampiyonluk gidecek bu rotasyonlar yüzünden)

Barça'da işlerin iyi gitmiyor Ağustos başından beri ve ben bunu söyleyince abartıyorsun gibi eleştiriler alıyorum. Denklemin dışına çıkılan, yenilikler denenen, kötü oynanan maçlar olur ama Ağustos'tan bugüne olan düşüşü de görmezden gelemeyiz. İç sahada gol rekorları kurmak, sezona iki kupayla başlamak tabelada her şeyi güzel gösterebilir ancak gelecek derinliklerde, farklı nüanslarda şekilleniyor ve bunu her maç seyreden göremiyor.

Barça oyuncuları krizin o kadar farkında ki, uzun zaman sonra ilk kez son dakikalarda -Xavi de katıldı- panikleyip doldur-boşalt yaptılar. Oyuncular geçen seneki gibi oynamadıklarını biliyorlar ve bu da maç sonunda gerilim, doğru karar verememe olarak zihne yansıyor.

Maç sonlarında Sergio'nun klasik abartmasının ardından yere yatmasıyla topu dışarı atayım derken rakibe veren oyuncular hakem atışıyla başlayan oyunda, tribünler ıslıklayınca acaba top onlarda mıydı diye düşünüp aralarında tartıştılar, Barça'nın farkı biraz da burada!

Getafe gibi takımların Barça'ya karşı böyle kapanması, sürekli fauller ile oyunu durdurması ve duran top üzerinden gol bulması son derece doğal. Onların bütçesi, potansiyeli bu kadar. Sorun 400 m Euro'luk Madrid gibi takımların (fark yaratması beklenen Bielsa'nın Bilbao'da) bunu tercih etmesi ve yalnızca o maç için.

Jose'nin Barça maçları dışında, topa az sahip olup hızlı/dikine geçiş hücumununu her daim övmeliyiz, sorun bu değil, hiç olmadı. "Transition game" tarzının Almanya çıkışlı teknik analizini defalarca irdeledim, Mourinho'nun bunu nasıl başarıyla uyarladığını, Özil&Nuri tercihlerinin bu eksende rasyonel olduğunu. Bu meseleye tamamen tercümanın karakterinden de bağımsız olarak bakıyorum. Rakip antrenörün gözüne parmağını sokan, saygısı olmayan, küstah, rakip oyuncuya çaktırmadan tekme atabilen, rakip kulübenin önüne gelip gol sevincini kasıtlı olarak abartan, zehir zemberek ve bazen de yalanlar söyleyerek açıklamalar yapan, yenilgiyi asla hazmedemeyen, yeri geldiğinde rakibini tebrik etmeyen, el sıkmayan, akıl oyunlarına başvurmadan maçlara çıkamayan, rakibe kokuyorsun gibi bir işaret yapan, sahanın ortasına hazırladığı bir şablonla dalan, fikstüre müdahale edilmesini isteyen, ödül törenlerinde kendi oyuncuları dışında kimseye sarılmayan, rakibi tahrik etme uğruna taraftarların en sevmediği adamı kulübeye getirip maç içerisinde antrenör gibi oradan çıkmasını isteyen, kenara gelen rakip oyunculara sürekli bir şeyler söyleyen, yanına çeken hatta rakip antrenörle oyuncusunun arasına bile girmeye tenezzül eden karakterini hesaba katmıyorum bile.

Madrid'in Barça karşısındaki oyununun stratejik hamle gösterilmesi, bizim ülke futboluna kötü emsal yaratıyor. Savunma futboluna karşı değilim, Jose'nin Barça'ya karşı sergilediği art niyetli, sert fauller olan oyuna karşıyım. ŞL rekoru 31 faul ve o kadar çok kasti hareket oldu ki, hangi birini sayayım. Marcelo'nun ceza sahasında Pedro'nun bacağına basmasından tutunca en az 10-12 pozisyon. Sertliğin, art niyetin, kastın savunma futbolu enstrümanları adı altında meşrulaştırılması doğru değil ve zararlı. Denk takımlar, adı üstünde, bütçeleri yakın. Kendi oyunlarını sergilediklerinde kimin kazandığını görmek olmalı amaç, yarışma bunun için var.

Aynı senaryo: Fener topu bize versin ve Kadıköy'de kontratak kovalasın, biz iyi oynadık diyelim, onlar kazansın. Adil değil! 7 kere geldiler 6 gol oldu argümanı, Karabük maçında 22 faul yapıp oyunu sürekli durdurmaları, biz bunlardan yakınırken, Madrid gibi bir yıldızlar topluluğunu Barça'yı alt etmek için böyle oynamak -sert, art niyetli, kasti- zorunda dersek kendimizle de çelişmiş oluruz.

Şu meşhur savunma futbolu tezini -ki bence de öyle ama bazı noktaları çarpıtılıyor- biraz play by play inceleyelim;

Toure'nin stoper, Milito'nun sol bek oynadığını, Iniesta'nın olmadığını ve en uçta Ibrahimovic'in yer aldığını hatırlatarak başlayayım. Yani savunmanın zirvesi aslında rakibin eksikliklerinden yararlanan bir geçici tez idi, ki 6 ay sonra gelen -ideal parçalarla- 5-0 bunu net bir şekilde gösterdi Jose'ye.

Dakika 1:29 top auta çıkıyor ve kaleci Julio Cesar kale atışını 25 saniyede kullanıyor. (Bir kere vurmak için koşup vazgeçiyor ikincisinde pas veriyor) Daha maçın başı, biz eğer bunu meşrulaştıracaksak Sivasspor'u, Konyaspor'u ülke futbolunu geriye götürüyorlar diye eleştiremeyiz çünkü onlar da ancak böyle puan alabiliyor. Burada bir yanlışlık var.

Dakika 10, Lucio ceza sahasında Ibra'nın formasını yırtıyor.

Dakika 11:00 Günlerce, haklı olarak Sergio'nun yaptığı sahtekarlığı konuşanlar, panoya hafifçe omzunu çarpıp bir süre sonra ayağa kalkan ve sahaya giren Maicon'un oyun başladıktan sonra kendini tekrar sahanın ortasına bırakmasına seslerini çıkarmıyorlar. (Dışarıda yatsa takımını eksik bırakacak) Oyunun durma sekansı tam 1 dakika 41 saniye sürüyor. Çalıyorlar.

Sergio'nun olayında oyun tam 2 dakika duruyor.

Dakika 33:51 Ibra, Cambiasso'ya faul yapıyor. Atışı yarı sahadaki tüm atışlarda olduğu gibi -bunun da amacı zaman geçirmek- Julio Cesar kullanıyor ve 50 saniye sürüyor bu sekans, sarı kart dahil.

Dakika 36:57 Keita ceza sahasında yerde, Maicon'un eli onun sırtında.

Dakika 40:34 Bir hava topu mücadelesi, Messi vuruyor topa, rakibe temas yok, Chivu kendini yere bırakıp faulü alıyor. 35 saniye sürüyor atışın kullanılması.

2 dakika uzatma oynanıyor. Ne koparırsam kar belki hakem dikkate almaz diyen makyavelist Mourinho'nun planı tutuyor ve bunun adı savunma stratejisi oluyor! Eklenmesi gereken kayıp zaman en az 6 dakika...

İkinci yarının hemen başında kazanılan serbest atışta, nereden kullanacağız klişesiyle geçirilen zaman var. Hakeme sormalar, topu 5 metre öne alıp sonra geri çekmeler, geri çekince burası mıydı diye teyit almalar, teyit aldıktan sonra topun başına geçen oyuncuyu değiştirmeler, inanılmaz! Ve bu övgüye mazhar...

Dakika 49:20 Maicon yine işbaşında. Aktörlüğün kitabını yazıp kendini yere bırakıyor. Hakkında en ufak bir eleştiri okumadınız bugüne kadar çünkü Barça formasıyla sahada değildi o gün.

Dakika 52:21 Bu kez Lucio yerde, temas yok Keita'dan. Oyun duruyor, hava atışı, Barça topu veriyor, 35 saniye daha gitti.

Dakika 59:01 Cambiasso havaya yükseldikleri anda Pedro'yu itiyor ceza sahasında, net bir penaltı! Jose gibi düşününler "vermeyebilir hakem, biz faulümüzü yapalım, adını da savunma sanatı koyarız" diyebilirler...

Dakika 61:23 Messi ceza sahasında yerde, pozisyon temiz, Chivu sakatlık geçiriyor. Tam 2 dakika 30 saniye daha çünkü oyuncunun tedavisi saha içinde yapılıyor ve alanını ihlal edip oyuncu değişikliği noktasına kadar gelen Mourinho'yu uyarmaya gidiyor hakem. (İki oyuncu değişikliği + Inter oyuncularının top bizdeydi bize verin kısmı da var bunun içinde)

Dakika 65:32 Eto'o faul alıyor, oyuncu değişikliği o esnada. Bir 50 saniye daha.

Dakika 67:58 Lucio sanırım, top taca çıkmış, top toplayıcı çocuk çıkan yere yenisini koyuyor, taç atmaya giden oyuncu bunu gördüğü halde diğer topu almaya gidiyor gibi yapıyor ve koyulan topun önünden geçiyor, ıslıklar yükselince geri dönüyor. 5 saniyelik bir şey ama sinir bozucu, niyetin ne olduğunun görülmesi açısından önemli. Boşlukları kapatan koşular, parselleme üzerine kurulu savunmanın bir parçası değil bunlar, ayrıca değerlendirilmeli!

Dakika 69:36 Lucio ceza sahasında bir hava topu karşılayıp Keita'ya çarpıyor ve hakem faul veriyor. 45 saniye daha.

Dakika 77:54 Muntari topu kafasıyla karşılayıp, canı acıdığından olsa gerek kendini yere bırakıyor, komik!

Dakika 78:30 Messi'nin Muntari'ye faul yaptığı zannedilip faul çalınıyor. Topun gerisinde 12 metre gerilen -Hami Mandıralı edasıyla- Lucio var. Barça ceza sahası önü değil bu arada Inter ceza sahası önünden bahsediyorum, büyük savunma futbolu 101 ve Jose Mourinho!

Dakika 79:15 Bojan ofsayta yakalanıyor. Atışı yapmak üzere topun başına gelen isim gene Lucio. Bu kez daha da abartıyor, yaklaşık 15-16 metre geriliyor. Ekrana gelen Pique gülerek daha da git işareti yapıyor.

Dakika 84:48 Cambiasso kendini yere bırakıyor, Messi'nin teması yok. 45 saniye daha yok oldu.

Dakika 91:03 Bojan'ın sayılmayan golü, Toure'nin eline çarpmıyor top.

Dakika 92:47 Aralarında Figo'nun da olduğu Inter kulübesi sahaya ikinci bir top atıyor oyun dursun diye, pek çoğunuzun gözünden kaçmıştır, bu da savunmanın parçası!

Uzatma 4 dakika. En az 6 olması gerekiyor yine.

Yani toplamda maçtan çalınan süre en az 12 yaklaşık olarak da saymadıklarımla birlikte 17-18 dakika, siz eğer buna isyan etmiyor ve bundan övgüyle bahsediyorsanız futbolu değil Mourinho gibi ne şekilde olursa olsun kazanmayı seviyorsunuz demektir! Bu adam başarma yolunda gözleri de kör ediyor.

Inter'in 5-4 dizilimli boşlukları kapatan, sürekli koşular yapan oyun anlayışının başarısını elbette konuşacağız ama bu hırsızlığı atlamadan.

Maçın kaydını bulun ve bir kere daha izleyin, belirttiğim dakikaları inceleyin, daha iyi anlayacaksınız. Özellikle ITVSport'un İngiliz anlatıcılarına denk gelirseniz onların yorumlarını da dinleyin.

***

Pep intihar etti, Mourinho 6 puan farkla lider ve El Clasico'yu kazandığı an şampiyonluğunu ilan edecek. Bir devir sona eriyor. 2003'te Ronaldinho'yla başlayan devrim son zamanlarında. Barça'yı bu süreçte -popüler- destekleyenler Madrid'e doğru yol alabilir artık. 1999-2003 arasında Barça'nın hüsran, Madrid'in Los Galacticos günlerini tecrübe etmeyenler, şu an kaybedilenin ne olduğunu bilemezler. Barça'yı 90'lardan bu yana -Rivaldo'yla hatta öncesiyle- sevenleri sıkıntılı bir dönem bekliyor.

Bu takım 3 yılda 12 kupa kazandı. 2 ŞL ve 3 lig var içinde, bir ŞL de kılpayı kaçtı. Erişilen son noktaydı skor ve oyun yönünden. Nüanslardan bahsediyorum aslında yoksa ortada hala iyi bir yapılanma ve jenerasyon var ama ikincileri hiçbir zaman tarih yazmaz. Barça, yapılanma takımı, altyapı tabanlı. O yüzden dönemsel başarı yakalar, emek tandanslı. Bu sene kaybedilirse duraklama devrine girilecek belli ki. Bu tür kusursuzluğa yakın takımların kaderi sezon başında çizilir, plan program işi bir anlamda. Buradan dönüş olmaz!

Mourinho makyavelist. 3 seneden fazla takım başında kalamaması zaaf, sistem kuramıyor, reaktif ama tarzında en iyisi. Hiçbir takımı dört sene çalıştırmadı. Bu sezon başarılı olursa bunu Madrid'de deneyecektir, başka bir hedef çizme olasılığı yok çünkü.

23 Kasım AC Milan 2-3



Çok ilginç ve fantezi tercihler var yine Pep'ten. Üstelik takım deplasmanda zor rakipleri yenemiyor gibi bir algı yaratılmışken bunun kırılması da şart. Geri üçlü Puyol Javier Abi, ön kesici Sergio, merkez orta ikili Xavi&Keita, önde Thiago, sağ kenar Messi, sol kenar Villa ve sahte 9 Cesc. Messi maça sağ kenarda başlayıp 15. dakikadan sonra merkeze kayıyor ve onun bölgesini Thiago dolduruyor. Pep'in zihninde sahaya elde bulunan en iyi oyuncularla çıkmak var ve kanatlarda oynayanların sakatlıkları yüzünden Fabregas'ı en uçta, Messi'yi sağda görüyoruz. Ancak bu mantığın pek de doğru olduğunu söylenemez. 3 orta saha oyuncusu sakat olan takımın, forvetleri daha kaliteli oyuncular diye kötü 3 orta saha yerine 3 forvet sürmesi ne kadar anlaşılmazsa bu da o kadar saçmalık içeriyor! Alves'in yokluğunda üçlü savunma akılcı ancak deplasmanda -içerde denenmeli- bir kez daha iki golle cezasının kesilmiş olması da gayet normal. İlk golde üç savunmacı dört Milan hücumcusunu paylaşamıyor, bunda Seedorf'un zekası ve kendini boşluğa doğru çekmesi de etken, bir ters top, kaymada geciken üçlü Barça savunması, Seedorf'tan Ibra'ya ve gol. İşte zaaf!

Thiago'nun ısrarla oynatılması oyuncuya zarar veriyor artık, sorumluluk çok ani biçimde arttıkça altında kalıyor genç isim. Iniesta'yı andıran -kolay adam eksiltme, dikine topla ilerleme- özelliklerinde gerileme var. Thiago'dan Xavi olmasını beklemek yersiz, Xavi rolü, oyun görüşü ve pasör olmakla ilgili, adam eksilttiğini görmezsiniz ama çok iyi top saklar, dağıtır, araya bırakır. Thiago bunlara haiz değil. Pas, Barça oyun felsefesinin aort damarı olduğundan öyle gözükmesi olağan. Pasları verirken ayağını çektirmesi ve artistik bir tavra girmesi de Barça'nın mevcut haline yakışmıyor.

Dikkat çekici detaylardan biri Sergio'nun üçlünün önünde başlayıp maç ilerledikçe Javier'in yanına, yani geriye doğru kayması ve savunmayı dörtlemesiydi.



Barça kazandı ama geçen sezon oynadığı gibi makina düzeninde değildi. Milan'ı San Siro'da yenmek elbette bir mesaj rakiplere ve ŞL'ne ancak yetersiz. 27 maç üst üste kaybetmedi Barça 30 Nisan 2011'den (2-1 Sociedad) bu yana.

Johan Cruyff “Pep mutlu olduğu sürece devam edecek ve bir gün ayrılması gerekirse yerine geçecek kişiyi de bulacak. Kim olduğunu söylemem ama bildiğim bir şey varsa o kişi Mourinho olmayacaktır" dedi bu maçtan birkaç gün sonra.

Puyol "AC Milan'a her zaman hayranlık duydum. İkinci takımım" şeklinde bir açıklama yaptı.

19 Kasım Zaragoza 4-0

----------------Valdes---------------
Alves----Pique-------Puyol----Maxwell
----------------Keita----------------
---------Xavi---------Fabregas-------
---Cuenca------------------Alexis----
----------------Messi----------------

Barça hala -geçen sezonki- makine düzeninde değil. Klasik 4-3-3 ve kaçırılan bir sürü pozisyon ve dört gol olsa da, oyun akışkanlığı yoktu yine. Xavi artık belini 2009'daki (Madrid, 2-6) gibi çeviremiyor ve o esnada kaybedilen bir saniye, Barça oyun akışkanlığını etkiliyor. Ritm bulma sorunu; teorik kusursuzluk denklemi 6/11, topla oynama % 67, bunları doğuran da kenarda Alexis, merkezde Cesc eklemleriydi. Zaragoza maçının en çok top kaybeden -ezen- oyuncusu muhtemelen Alexis idi, bu da topla oynama oranında azalma olarak geri döndü. Cesc merkezde Iniesta etkisi sağlamıyor, Xavi'nin yanında, çünkü o da daha çok pasör, o bölgede adam eksilten oyuncu şart, üçüncü bölgeye bağlantı ve ani boşluklar bulmak için. Cuenca yine çok başarılı bir maç çıkardı, estetik yönünü de gösterdi. Tek top, sıfır ego, verkaç, içeri kat, rakibe baskı, Barça DNA işte. Cuenca sergilediği bu performansla, yaklaşık 30 milyon Euro'ya transfer edilen Alexis'ten daha ciddi katkı verdi takıma, La Masia farkı. Bu arada sezona çok kötü başlayan Barça B çabuk toparlandı, son altı haftada yenilgi yüzü görmedi İspanya 2. Ligi'nde.

9 Kasım L'Hospitalet 0-1

Maçtan iki gün sonra futbol oynamadan antrenör olanları öven ve Jose Mourinho en iyi olabilir diyen Guardiola "Kazanıyorsam sebebi yüksek bir bütçeye ve harika bir takıma sahip olduğum için. 4 milyon Euro bütçem olsaydı veya bu harika insanlar olmasaydı, kazanamazdım" açıklamalarıyla gönüllere bir kere daha girdi. Barça'ya yakıştığını gösterdi. Pep "Biz Barça'yı en güzel futbolu oynayarak ve davranarak, en iyi şekilde emsil etmek istiyoruz" söylemiyle de kulübün felsefesini bir kez daha gözler önüne serdi. Barça'nın bu deplasmanda bile -Camp Nou'ya çok yakın sanırım- zorlanması yine soru işaretleri doğurdu.

6 Kasım A. Bilbao 2-2

Marcelo Bielsa maçtan önce "Guardiola'nın hücum ve savunma konsepti radikal ve modern futbolda bir devrim" gibi övgü dolu sözler sarf etti.

----------------Valdes---------------
Alves----Javier-------Pique----Abidal
----------------Sergio---------------
---------Xavi---------Iniesta--------
---Messi------------------Adriano----
----------------Cesc-----------------

Teorik kusursuzluk oranı 6/11, yine düşük. Zemin çok ağır, yağmur aralıksız, top şiddetini ayarlamak zorlaşıyor. Gol yine sağdan ve Javier'in hatasında. (Valencia) Adriano'nun maç başında yakaladığı pozisyon klasik Pedro tarzıydı ve o olsaydı, bitiricilik çok iyi olduğundan maç 0-1 başlardı. Fabregas'ın topu altı pasa aktardığı -boş kale- pozisyon, olmayan Pedro&Villa ve sağ kenara hapsolan Messi'den dolayı gol olmadı. Alexis, Afellay sakatlıkları, Pedro ve Villa'nın formsuzlukları artı dönem dönem sakatlıkları rotasyonu çok daralttı ayrıca ve Cuenca doğdu zaten buradan. Beraberlik golü, Barça felsefesiyle uzaktan yakından ilgili değil. Pep'in belki de ilk kez 3-4-3'e bu kadar ihtiyacı vardı ve kullan(a)madı. Topla oynamanın % 61'e kadar düşmesi bütün sıkıntıları anlatıyor. Bu zemin ve hava şartlarında daha iyisini beklemeli miyiz, şüpheliyim. Bilbao sürekli faullerle oyunu yavaşlattı. Basklılar her hamlede topla karışık ayağa vurma geleneğini sürdürüyor, Bielsa da engel olamadı.



İkinci yarı ortaları Cesc Xavi'nin yerine, Alexis sağ kenar, Messi sahte 9 şu an. Leo'nun San Mames'te golü olmaması ve 13 golü Camp Nou'da atması, işaret aslında. Bu tip absürd bir hatayla köşe vuruşuna dönüşen toplar gol olması genellemesi yine doğrulanıyor. Bilbao o kadar çok faul yapıyor ki, bu şekilde maç kazanılmamalı derken Futbol Tanrıları, yine adaleti sağladı.

Bilbao maç boyunca 25 faul ile oynuyor, bu bir taktik ve Bielsa'ya hiç olmayacak bir elbise. Birkaç veri:

La Liga'da en az faul yapanlar: Barcelona 115 - Villarreal 125 - Malaga 128 - R Sociedad 131 - Sevilla 139

2010-2011 sezonunda ŞL faul ortalaması 14 civarı. En yüksek 18,1 ile Shakhtar ve en düşük 10 ile Rangers. Barça da sondan birinci 10,77 ile. Maç başına 14,42 -bu maç dahil- fouls committed ile oynayan Real Madrid, 1-1 biten Barça maçında 31 fouls committed ile ŞL rekoru kırmıştı. 400 milyon Euro'ya kurulan bir takım için utanç verici!

Gecenin en güzel yanı Bielsa -özel yeri var Pep'in kariyerinde- ve Guardiola'nın maç sonu birbirlerini içtenlikle tebrik etmesiydi. Birisinden, özel olsun ya da olmasın -Jose'yi kast ediyorum, ima yersiz- bu tür davranışları göremiyoruz maç sonrası. Bielsa maçı kazansaydık adil olmazdı dedi maç bitimi.

3-4-3 denenmeliydi kenar oyuncuları eksik iken. Cesc merkez, Messi kenar hamleleri çılgıncaydı. Barça'nın deplasmanda zorlanma, puan kaybetme sorunsalı sürüyor. Leo'nun ilk golünü atması da bununla paralel. İşler hala iyi değil!

Pep'in Barça'sı, La Liga'da ilk kez Madrid'in üç puan gerisine düştü. Daha önce 2008-2009 sezonu 2. haftasında 2 puan fark oluşmuştu. Pep'in Barça'sı 20. hafta sonunda; 2008-2009'da 12 puan, 2009-2010'da 5 puan, 2010-2011'de 4 puan fark yapmıştı Madrid'e. Pep'in Barça'sı 2008-2009'da 30 hafta, 2009-2010'da 28 hafta, 2010-2011'da 26 hafta, 2011-2012'da 2 hafta lider oldu. 86/126 gibi bir oran var, kesinlikle hanedanlık.



1 Kasım V. Plzen 0-4

877 dakikayla Victor Valdes, Barça tarihinde en uzun süre gol yemeyen kalecisi oldu. Eski rekor Pepe Reina'nın babası Miguel'e aitti, gelenek! Düz hesap oldu: Pep Guardiola 2008-11 @ Barça - 200 maç 500 gol (2,5 ort.) | Bu evrede Leo Messi - 176 maç 160 gol

29 Ekim Mallorca 5-0

----------------Valdes---------------
-----Alves------Javier-----Abidal----
----------------Sergio---------------
---------Thiago---------Keita--------
----------------Messi----------------
----Cuenca-----------------Adriano---
----------------Villa----------------

46. dakikada Abidal & Pique değişikliği sonrası

----------------Valdes---------------
Alves----Javier-------Pique---Adriano
----------------Sergio---------------
---------Thiago---------Keita--------
---Cuenca------------------Villa-----
----------------Messi----------------

Barça klasik formatının -merkezden hücum- dışında oynasa da Adriano -bence onun için en iyi yer sol açık- ve Cuenca ile çok etkili oldu. Alves de üçlünün sağ parçası gibi davranırken çok fazla öne çıkıp Cuenca'yı çizgiye itiyor ve Messi'yle pas diyaloguna giriyor. Keita sürpriz goller aradı tahmin ettiğim gibi. Üç gol de tabir-i caizse Barça tarzı değil, kenarlardan ortalarla geldi. Barça'nın bu kadrosu, top kazanmaya çok uygun; Alves, Javier, Abidal, Sergio, Thiago, Keita hamleli oyuncular. Guardiola geleceği buradan şekillendiriyor.

Doğru tespit yine. Bojan, Sergio, Pedro, Nolito, Thiago, şimdi de Cuenca. Mesele yetenek değil, Barça DNA içeren oyuncu yetiştiren La Masia. Cuenca o kadar etkileyici oynuyor ki! Tek pas, doğru yerde topu ayağından çıkarma, topsuz koşular, içeri kat etme, al ver, kusursuz.

Daha önce birkaç kez 90 dakika izleme şansı bulduğum Deulofeu -yaş 17- ise hayal kırıklığı yarattı ilk maçında. Beklentileri düşürmeliyiz. Deulofeu'nun en olumsuz özelliği duruş olarak "ben yıldızım" havası takınıp yalandan pres yapması ve rakip savunmayı rahatsız etmemesiydi. Messi uzatmada hala baskı yapmayı sürdürürken, Gerard 17 yaşın verdiği heyecanı taşımıyordu. İkili mücadelelerin de tamamını kaybetti. Cuenca karakter ve oyun yapısı olarak Pedro'ya benzerken, Deulofeu ise Thiago'yu andırıyor, daha havalı ve beklenti çok yüksek.

***

Kim Kimdir? / Bianet alıntı



Josep Sunyol i Garriga (21 Temmuz 1898 - 6 Ağustos 1936) Katalan avukat, politikacı ve FC Barcelona'nın efsanevi başkanı. 1928'de kulübün teknik direktörü oldu. Sosyalist gazete La Ramba'yı 1930'da kurdu. Bir yıl sonra Katalan Cumhuriyetçi Sol Parti'den İspanya'nın yasama organı Cortes'e seçildi. 1935'te kulübün başkanlık seçimini kazandı. 6 Ağustos 1936'da İspanya İç Savaşı'nın ilk günlerinde, Franco'nun askerleri tarafından tutuklandı ve mahkemeye çıkarılmadan idamedildi. Bedeni ailesine teslim edilmedi. Mezarı ancak 1990'ların ilk yıllarında "Els Amics de Josep Sunyol" (Josep Sunyol'un Arkadaşları) adlı bir grubun kampanyası sonrası kazılabildi.

1936'da İspanya İç Savaşı, Real Madrid ve FC Barcelona arasındaki rekabet, Francocular ile Cumhuriyet yanlıları arasındaki mücadeleyi simgeler olmuştu. Simon Kuper'in dediği gibi "Futbol asla sadece futbol değildi" artık. Barcelona'da filizlenen solcu Halk Cephesi, Rivera diktatörlüğünü devirip cumhuriyeti ve başta Katalonya olmak üzere İspanya'yı oluşturan tüm bölgelerin otonomisini ilan ettiklerinde, Kastilya'daki muhafazakar geleneklerin hepsi sağcı general Franco'nun etrafında toplandı.

Cumhuriyetçiler, Franco zulmüne karşı dünyanın dört bir yanından aralarına katılan gönüllüler ile beraber mücadele ederken FC Barcelona'yı "İspanya Cumhuriyeti'nin elçisi" sıfatıyla Meksika ve Amerika'ya gönderirler. Takımın başında İrlandalı bir cumhuriyetçi olan teknik direktör Patrick O'Connell vardır. 1925 yılında bir maçtan önce Barcelona taraftarları Kralcı İspanya marşını yuhaladığında başkan olan Gampar, Rivera diktatörlüğü tarafından "İspanya'nın düşmanı dış mihrak" ilan edilerek sınır dışı edilir.

Manuel Vázquez Montalbán (27 Temmuz 1939 - 18 Ekim 2003). Yazar, şair, gastronom, gazeteci, filozof ve en önemlisi FC Barcelona maçlarını iki eli kanda olsa takip eden spor yazarı. Katalan Birleşik Sosyalist Partisi üyesiydi. Montalbán, "FC Barcelona Katalan halkının sembolüdür. 'Més que un club' (Bir kulüpten daha fazlası) adıyla anılır. Diktatörlük döneminde Barcelona'yı desteklemek Katalan olduğunu göstermenin en dikkat çeken yoludur" demişti. Montalbán adına 2004'ten beri gazetecilik ödülü veriliyor.

5 Aralık 2011

A. Eren Loğoğlu

30 Ekim 2010

Gracias Nestor



Güzel insanları oradaydı Güney Amerika'nın, Maradona, Chavez, Morales, Ekvador'da darbe girişimini atlatan Correa, Brezilya'da görevini eski gerilla Dilma'ya bırakacak olan, torna işçisi Lula ve pek çokları, Nikaragua, Paraguay'dan. Uğurladılar Nestor'u son yolculuğuna. Arjantin ağlıyor.



http://fotogaleri.ntvmsnbc.com/arjantin-baskanina-agliyor.html

30 Ekim 2010

A. Eren Loğoğlu

13 Ekim 2010

Şili'ye Özgürlük!



Ayrıdır Şili'nin yeri yüreğimizde.

Sosyalizmin seçim yoluyla iktidara yürüdüğü ilk diyardır, Amerika destekli Pinochet darbesine son ana kadar direnen, teslim olmayan Salvador Allende, stadyumda işkenceyle ölen Victor Jara, Venceremos, Unidad Popular, El Pueblo Unido Jamas Sera Vencido, ülkesinde müzik yapamayan Inti - Illimani ve en çok da Pablo Neruda'dır Şili.

Çok uzatmayayım ortada yazılmış harika bir metin var iken, mutlaka okuyun özellikle futbola kadar olan kısmı, soluksuz bir biçimde;

http://mayislar.blogspot.com/2010/06/guclulere-kars-hakllarn-ulkesi-sili.html

Pinera'nın siyasi duruşundan, politikalarından bahsedilecek gün değil, burdan okunabilir;

http://www.wsws.org/articles/2010/sep2010/chil-s03.shtml

33 maden işçisi kurtarılıyor, duygu seli yoğun, kapsülden çıkan gözlüklü adamları gördükçe nem kaplıyor çehreyi, bir sıkıntı, hüzün, isyan, sevinç, mutluluk, karmakarışık ve sessizce, içine akıtır gibi cümleleri.

Seni ve dünyayı yönetenlere olan kızgınlığı soluyorsun burnundan, doğal kaynakları çıkaranların ölüp, satanların hiç ölmediği bir yerde yaşamaya ne kadar yaşamak denilirse, o kadar yaşayabiliyorsun. İnsanca yaşatmıyorlar. Bu sonsuz kaynakların, yeryüzündeki insanların sadece yüzde yirmisine hizmet ettiğini hatırlıyorsun sonra. Suyu damlayla kullanan Küba'yı, Ganj nehrinde çamaşır yıkayanları, kendi ülkende, eğitim almak için kilometrelerce karlı yolları eşek sırtında giden çocukları, taş atıp hapse düşenleri, Afrika'da açlıktan ve hastalıktan ölenleri, Pakistan'da sel felaketine uğrayanları, Filistin'i düşünüyorsun. Daralıyorsun, doktor olmak Che gibi, binmek motorsiklete ve yardım götürmek istiyorsun, elinden gelmiyor. En azından diyorsun, mavi logolu devasa, kapitalist şirketlere çalışmıyor ve hizmet etmiyorum, bu adaletsizliğin bir parçası değilim diyorsun. Vicdan devreye giriyor, en tarafsız yargı.

Şili'de madenciler ölmedi ulan, ölmeyebilir, kimsenin kaderi değil bu, mucize de değil adı, mühendislik, bilim, 33 can yaşıyor şimdi, buradan çok uzaklarda!

13 Ekim 2010

A. Eren Loğoğlu

10 Ekim 2010

Zihinden Geçen Ne Varsa!



Bilinen

Hani deniyor ya Franco dönemi çoktan geçti, Real Madrid'i tanımlarken artık bu unsurları kullanmak gerçekçilikten öte bir duygusallığın sonucudur diye, kısmen doğru olsa da bu tabir, bazen tam tersi de geçerli oluveriyor, kulübün oyuncusuna verdiği kültürün, aşıladığı düşüncenin sonucunda.

Sergio Ramos'un Katalan dilini aksan olarak gösterme cesaretini, tarihin hangi sayfalarından aldığını belirtmeye gerek yok. Katalan dilinde yayın yapan bir kanalın, kendisine uygun şekliyle röportaj isteme hakkından doğal bir şey olamaz herhalde.

La Masia'dan Adaya

Katalan gazeteler, İsrailli oyuncu Gai Assulin'in M. City'ye transfer olduğunu yazdılar. Cesc, Arteta, Pique, Merida, Pacheco gibi o da Ada'nın yolunu tuttu. La Masia'dan çıkan her oyuncunun FC Barcelona'da oynamasını beklemek, beklentileri çok yukarı çekmek anlamına gelir. Barça, takım omurgasını elbette altyapıdan oluşturacak ve yanlarına doğru tespitlerle eklemeler yapacak, yeri geldiğinde eksikler için yine La Masia'ya yönelecektir. Bu yönden bakıldığında bir kayıp olarak görmemek gerekir Assulin'i, her ne kadar ortada Cesc örneği olsa da, kültürü almış bir oyuncunun istendiğinde Barça'ya gelmeyi nasıl istediği görülmektedir ve biraz da önemli olan budur kanımca.

Tek Pota

Euroleague Şampiyonu Barcelona, NBA Şampiyonu LA Lakers'ı yenmeyi başardı. Hazırlık maçından öte bir hırsla oynadılar. Pota altındaki Celtics taraftarının -muhtelemen Barçalıydı da- keyfine diyecek yoktur herhalde, içinin yağları erimiştir. Katalan Gasol ve kariyerine İtalya'da başlayan Kobe'nin bir gün -kariyerlerinin sonunda- Barça forması giyeceğini düşünüyorum, bu yakınlaşmanın ve şehrin büyüsünün de etkisiyle.

Mesut Özil vs Arda Turan

Koparılan yaygaraya değdi, Mesut, konsantrasyon zaafiyeti gösterip kötü oynasa da, golünü attı, gol sevinci yaşamadı ve göz kırptı kendisini yuhalayanlara.

Şair Nevzat Çelik'in deyimiyle Almanya'da Türk olmak kavramını bir seferlik kenara bırakıp, doğduğu, yetiştiği ülke için oynayan bir çocuğa haksızlık yapanların, Arda'yı bilinçli olarak harcayanlanların yanında olmamayı tercih ettim. Maç esnasında keyfimi korusam da, Türklerin staddan ayrılışı anında Almanların yaptığı güle güle tezahüratı içimi burktu. Patron Almanlar, işçi Türkleri yenmenin gururuyla söylüyorlardı bunu. Mesut'u ıslıklasalar da işçiydi onlar, yanlarında durulmalıydı, bir seferlik affetsinler, ikinci maç telafi etme sözüyle.

Arda'nın olmadığı bir takımın yaratıcılıktan ne denli yoksun kaldığı bir kez daha gözlemlendi. Diğer yerli oyunculardan -Hamit de dahil, hatta fundemantal eksiği olmasa Mesut ayarındadır Arda- kesinlikle ayrışıyor Arda, yetenekleriyle. Galatasaray ve Milli Takım'ın bunu ne kadar işleyebildiğinin en güzel iki örneği, Mesut Özil ve Emre Belözoğlu'nda gizlidir. Inter'e giden Emre'nin geldiği nokta Fenerbahçe'yken, kariyerinin başında olan Mesut'un Real Madrid'in değişmez oyuncusu konumuna yükselmek üzre olma noktasında bulunması şaşırtıcı değildir. Bu coğrafyanın verdiği futbol eğitimiyle, Almanların sağladıklarının arasındaki fark da ortaya çıkıyor haliyle.

"İyi olacak hastanın doktor ayağına gelir" sözünü kanıtlayan bir olaylar silsilesi sonucu -konferans, İstanbul, ameliyat- 6 - 8 haftalık bir süre sonunda sahalara dönecek Arda. Sakatlanma sürecinde kimler hatalıydı kısmına çok girmeyeceğim, eğer girersem Oğuz Çetin'e ana avrat dümdüz gitmem gerekir. Zamanında Hiddink'in bir Fenerbahçe, Aziz Yıldırım projesi olduğunu ve Oğuz Çetin'in yetiştirildiğini söylemiştim ve Hollandalı'nın sadece adı geçiyordu o dönem. Yanılmadığımı kanıtlama uğraşındalar.

Emir Kusturica

Dezenformasyon diz boyu gidiyor, önünü kesmek olası değil, bir iddia çürütülse bir başkası atılıyor ve adamın verdiği röportajların da önemi kalmıyor haliyle. Çamur atılmak isteniyorsa, amaç propagandaysa durulamıyor karşısında.

Dolly Bell'i Hatırlıyor musun?, Babam İş Gezisinde, Çingeneler Zamanı, Arizona Dream, Yeraltı, Ak Kedi Kara Kedi gibi unutulmayacak filmlere imza atan, Cannes Fim Festivali'nden ödül almayı gelenek haline getirebilmiş, döneminin en iyi yönetmenlerinden biridir Emir Kusturica. Maradona belgeseliyle de futbol romantiklerinin gönlünde, yerinden kolay kalkmayacak bir taht kurmuştur.

Devrimcidir, anti-emperyalist bir yapı üzerine kurmuştur yaşam algısını, Tito dönemine özlem duyan biridir, kendini Sırp hissettiğini söyler, geçmişini de asla inkar etmez, Boşnak ve Müslüman kanı taşıdığından dem vurur, babası Ateist iken Hristiyandır.

Referansım filmlerimdir diyen bir adam, politikacı değil yönetmen. Eleştirilmesi gereken noktanın omurgasızlık olduğunun da bilincinde. Sizin Başbakanınız Milosevic'in partisinin üyeleriyle el sıkışıyor, bunda bir gariplik yok mu deme cesaretini ve rahatlığını da gösteriyor. Üstelik kısa bir zaman önce Bursa'ya gelmiş ve herhangi bir tepki de oluşmamış, konu başka noktalara gidiyor haliyle.

Milosevic'i desteklemediğini defalarca dile getirmiş, bunu yazan bir gazeteciyi dava etmiş ve kazanmıştır ayrıca.

Kusturica'nın savaşa dair çarpıtılan sözlerinden tutun da, Sırp milliyetçiliğine yakınlaştığı eleştirilerine, Yugoslavya hakkındaki düşüncelerine kadar pek çok konu tartışılabilir hakkında. Nihayetinde bir film festivali için davet edilmiş büyük bir yönetmendir sadece, olayı amacının dışına çıkarmak, muhafazakar refleksler gösterme hastalığının nüksetmesinden öte bir şey değildir. Ülkenin Kültür ve Turizm Bakanı da, Berlin'de ödül alan Bal / Süt / Yumurta'nın yönetmeni Semih Kaplanoğlu da, bu dersten ikmale kalmıştır.

Gider ayak da şunları söylemiş;

http://www.haberturk.com/kultur-sanat/haber/559937-ve-kusturica-juriden-cekildi

Manu Chao, Maradona ya da Emir Kusturica, bir futbol maçında Batılılara karşı 3. Dünya ülkelerini tutan adamlar, taraf olanlar, sadece sanatları için değil, bu tercihlerinden dolayı bile büyük bir saygıyı hak ediyorlar. O, Almanlara karşı Türkiye'yi tutmaya devam ededursun, bizler, onu bu ülkeden gönderen zihniyetin esareti altında yaşayanlar, çoktan çektiler desteğini ülkelerinden, üstelik de bir defaya mahsus işçi - patron maçında, ülkelerinin yanında olmaları gerektiğinin bilincinde hareket etmeyip.

10 Ekim 2010

A. Eren Loğoğlu

04 Ekim 2010

R o m a r i o



Brezilya ve FC Barcelona efsanesi, Rüya Takım'ın en önemli parçalarından biri Romario, Brezilya Sosyalist Partisi'nden -PSB- milletvekili seçildi.

http://www.birgun.net/sports_index.php?news_code=1274961562&year=2010&month=05&day=27

http://www.telegraph.co.uk/news/worldnews/southamerica/brazil/8041059/Romario-elected-to-Brazils-legislature.html

Ah şu fotoğrafın rengi, nasıl da heyecanlandırıyor yüreğimi;

Somos sosyalistas palante palante!

4 Ekim 2010

A. Eren Loğoğlu

21 Eylül 2010

İspanya'da Katalan



İtirazın İki Şartı

Çok olmadığımız kesin
Çok olan tarafta değiliz
Çok olan tarafta olmayacağız
Türkiye'de Kürt olacağız
Kürtlerde Ermeni
Ermenilerde Süryani
Gidip Almanya'da Türk olacağız
Hollanda'da Surinamlı
Fransa'da Cezayirli
İran'da Azeri
Amerika'da zifiri zenci olacağız
Çoğalan zencide mutlaka kızılderili
İsrail'de Filistinli
Köpeğin karşısında kedi
Kedinin karşısında kuş olacağız
Kuşun karşısında börtü böcek
Hakemler hep karşı takımı tutacak
Ve biz hep yedi kişiyle tamamlayacağız maçı
Çiçeklerden kamelya olacağız
Az kolumuzun tarafında
Solda olacağız
Bu itirazın ilk şartı

Solda da az olacağız
Devrimi çoğaltırken çünkü
Bir başka devrime hızla azalacağız
Bu da itirazın ikinci şartı.

Nevzat Çelik


Cruyff'un genel konular hakkındaki son yazısından bahsedeyim biraz. Şehrin ruhani lideri Johan'ın, hakikaten bir deha, kimsenin aklının ucundan geçmeyecek düşünceleri bulmakta üstüne yok, onu Cruyff yapan da bu herhalde.

Messi'nin sakatlığıyla ilgili, eğer 3. gol atılabilseydi -maçın sonlarına doğru akıl almaz bir gol kaçırdı Leo- Atletico Madrid beraberlik için her türlü eylemi denemek hususunda ısrarcı olmayacaktı, sert fauller de maçın koparılmamasının sonucuydu diyor.

Guardiola'nın bu durumdan ders çıkarması gerektiğini, eğer takım hızlıca rahatlatıcı skoru bulamazsa, acı çekmeye devam edeceğini, yapılacak faullerden dolayı da savaşı kaybedeceğini belirtiyor. Bu bir uyarıydı, sezon hiç de kolay olmayacak, diye de ekliyor.

Ayrıca, Pep'in bundan sonra oyuncuların form durumlarını da göz önüne alarak, üç oyuncudan fazlasını rotasyona uğratmaması gerektiğine vurgu yapıyor. Doğru olanın Atletico maçında sahaya çıkanların 9 ya da 10'uyla sahaya çıkmak olduğunu anlatıyor.

21 Eylül 2010

A. Eren Loğoğlu

22 Mayıs 2010

Gandhi Kemal



Ahmed Arif alıntısı "Diyarbekir Kalesinden Notlar ve Adiloş Bebenin Ninnisi" şiirinden "Bunlar / Aşımıza, ekmeğimize / Göz koyanlardır / Tanı bunları / Tanı da büyü" söylemiyle,

Nazım Hikmet alıntısı "Kuvayi Milliye Destanı" şiirinden "Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür / Ve bir orman gibi kardeşçesine" söylemiyle,

Avusturya İşçi Marşı alıntısı "Fabrikalarda biz / Tarlalarda biziz" söylemiyle,

Faşizme Geçit Yok yani "No Pasaran" söylemiyle,

DİSK orda, Ecevit orda, kasket orda, Halkçı ve Devrimci sloganı ordaydı.

% 10 barajını kaldırma, gerçek temsiliyet sözü, "İşsizlik, Yoksulluk ve Yolsuzluk" vurgusu, kravat takmaması, Recep Bey stratejisiyle Tayyip ismini zihinlerden uzaklaştırması, “Laiklik, Ordu ve Rejim” sözcüklerini kullanmaması, 'Sermaye ve Emek' ayrışmasında emeğin yanında olduğunu anlatmaya çalışması, Parti tüzüğünün değişeceğinin sinyalini vermesi, parti içinden başlayarak bir demokrasi hareketine girişeceğini belirtmesi, dokunulmazlık hususunda hiçbir korkusunun olmamasına güvenip referandum çağrısı yapması, sendika ve örgütlenmeye önem vermesi gibi özellikle vaad içeren, slogan sunan bir konuşma yaptı Kemal Kılıçdaroğlu.

Kürt ve Alevi. Memleketinin Dersim olması var bir de.

CHP'nin kavramlara karşı olan statüko yanlısı yapısını, devlet ve ulusal çizgi taşıyan ideolojisini, Önder Sav'ın başını çektiği politbüro tarzı üst kademesini değiştirip, değiştiremeyeceği, söylemlerinde olduğu gibi uygulamalarında da sosyal demokrat bir tavır yakalayıp yakalayamayacağı zamanla belli olacak sanırım.

Sahneye "Emperyalizm ve Kapitalizm" kavramlarının ısrarla üzerinde durulan bir duyuruyla çıkması da dikkat çeken hususlar arasındaydı, bir diğeriyse sol kolunun, yumruğunun havada olduğu fotoğrafıydı.

AKP'nin neo liberal anlayışından, sağladığı istikrardan, ülkeye giren yabancı sermayeyi artırmasından, yurtdışı politikasından, ABD'nin Büyük Ortadoğu projesinin devamından yana olan çevrelerle ilgili taviz vermeyen kararlar alabilecek mi, ciddi sınavlar verecek bu konularda.

Kabul edilmeli ki konuşması derin değildi. Belki de ilk kez bu denli kalabalık bir kitleye karşı konuştu ve kısa sürede, belli bir altyapı oluşturmadan aday olan biri için de doğal olanı buydu. Çelişkili düşünceler fazlaydı. Bir anlamda oy kaygısı kaynaklı, her kesimi kucaklayan bir hareket oluşturma gayesiyle ya da CHP içersinde önce bir yerimi sağlamlaştırayım kaygısıyla yapılan yanlışlar vardı.

Kürt sorununun açlıkla sınırlandırılması, Ergenekon'un rövanşını alma çabasına girmesi, yıkılmaya yüz tutan derin devlet ve oligarşinin tutunacağı bir dal yaratma çabası, Anayasa değişikliğini sadece Yargıya müdahale olarak görmesi, partinin son 18 yıllık süreciyle ve Ecevit öncesi, özellikle tek partili dönemiyle yüzleşme cesaretinden uzak duruş sergilemesi gibi. Bunda Ekonomi uzmanı olup siyaset bilimiyle çok da ilgisinin bulunmamasının etkisi var mıdır, bilinmez.

Osmanlı, gelenek, görenek, din eksenli kısaca özünde, doğasında tutuculuk olan bir halkın gözünde yargılanıp asılmış Doğan medyasının Gandhi benzetmesini yaptığı -onlar da iktidardan pay istiyorlar demek bu ve çok tehlikeli- ve koşulsuz destek verdiği Kemal Kılıçdaroğlu, oluşturduğu dürüst, temiz, hak arayan görüntüsüyle, düzgün ailesiyle arkasına ciddi bir rüzgar aldı. Bu yeterli mi peki, hiç sanmıyorum. Samimiyetinden şüphe duyulmaması için CHP'den başlamak üzere çok keskin ve acil bir değişim, dönüşüm hareketine öncülük etmek zorunda.

Baykal'ın ayrılışıyla başlayan bu ilginç kitlesel hareket, bir planın parçası mı, Ergenekon'un son çırpınışları mı, oyun mu, bir başka maskeli Baykal versiyonu mu yoksa gerçekten samimi bir sosyal demokrat yenileşme mi, tarih gösterecek elbet.

Bu ülkede CHP'nin sadece 68 kuşağı etkisiyle ve "Ortanın Solu" anlayışıyla iktidara gelebildiği unutulmamalıdır.

22 Mayıs 2010

A. Eren Loğoğlu