Beşiktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Beşiktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

06 Haziran 2011

Her Telden, Bölüm 3



"Kayseri Türkiye'nin Arsenal'i olmaya mı çalışıyor? Şota'dan Wenger olur mu?"

"Bursa seneye sert bir düşüş yaşar mı, aynı Sivas'ta olduğu gibi zirve civarlarında geçen 2 yıldan sonra?"

"Beşiktaş bu transfer azmanlığıyla ne yapar? Tayfur Hoca bu işin altından nasıl kalkabilir?"

"Trabzon tıpkı Song'da yaptığı gibi, acilen Lucas Neill'i alsa, Zokora-Romaric-Henrique'yi de kadroya kattıkları düşünülürse, herkesi yanıltıp aynı performansı bir daha gösterir mi?"

Adını bizlerden esirgeyip üstteki eleştirel yorumu bırakan kişiye teşekkür ediyorum, harika bir yönlendirmede bulundu. Kısa kısa da olsa bazı cevaplar arayacağım;

Beşiktaş'ın stoper çılgınlığına başlangıçta bir anlam verememiştim ancak kadrolarını inceleyince mesele anlaşılıyor.

Kale: Rüştü / Cenk

Bek: Ekrem / Rıdvan & Tanju / İsmail

Stoper: Toraman / Sivok / Sidnei / Egemen / Ersan

Orta Saha: Necip / Aurelio / Ernst / Fernandes / Guti

Açık: Quaresma / Simao / Burak Kaplan / Hilbert / Veli

Santrfor: Almeida / Pektemek / Nobre / Mehmet Akyüz

İdeal onbir herhalde şöyle olur;

4 - 2 - 3 - 1 Cenk, Ekrem, Sivok, Egemen, Tanju, Necip, Fernandes, Quaresma, Guti, Simao, Almeida

Alternatif Rüştü, Rıdvan, Sidnei, Ersan, İsmail, Aurelio, Ernst, Hilbert, Burak, Veli, Pektemek

Yabancı Santrfor (Forlan) ve yerli kaleci (S Bolat) alıp transferi kapatacaklarını söylüyorlar. Aslında Guti'den feragat edip orada yerli -Selçuk & Hamit- kullanabilselerdi kaleciyi yabancı düşünebilirlerdi ve çok sağlam bir omurgaya sahip olabilirlerdi.

Sürekli stoper transferi meselesi de kadro mühendisliğinden doğuyor. Öndeki 5 yabancının değişme şansı yok, bu sebeple sakatlık / cezalı / rotasyon gibi durumlarda hep yerli stoper / bek ihtiyaçları oluyor, uzun bir maratonda takımın kimyasını bozmamak için. Bu yönden bakınca yığılma değil garanti altına alma gibi duruyor bu hamle.

9 yabancıları var, Hilbert sağ bek / sağ açık yedeği olarak kalacak sanırım, Bobo ve Ferrari yolcu bu durumda. Mevcut oyuncular beklentileri karşılar ve performans düşmeleri yaşamazlarsa kadro derinliği ve alternatif yaratma adına başarılı bir mühendislik gibi duruyor kağıt üzerinde ve teorik olarak.

Bakalım Tayfur Havutçu nasıl bir düzen yaratabilecek ve yönetebilecek yapılanmayı?

***

Kayseri'den ziyade takip edilmesi gereken takım Gaziantepsor ve Tolunay Kafkas Hoca. Daha önce bu işin piri Ersun Yanal'dı. İş olarak nitelendirilen şey de gurbetçi oyuncu ortamlarına yönelmektir ve çok akıllıca bir hamledir.

Sebebine gelince altyapı eğitimlerini Almanya, Hollanda, Belçika, İngiltere gibi ülkelerde almış oyuncular, taktiksel ve fiziksel yönden belirli bir seviyenin altına düşmüyorlar, bu çok önemli.

***

Bursa bir düşüş yaşadı ancak futbol ile yatıp kalkan bir şehrin daha da keskin bir gerilemeye gireceğini düşünmüyorum açıkçası.

Volkan & Sercan ikilisini piyasası olduğunda satmamak en ciddi hatalarıydı, ordan gelecek parayla Gaziantepspor gibi Cenk Tosun türevi isimlere yönelip daha yukarlarda kalabilirlerdi, doğru yapılanma gerçekleşmedi. Arjantin hamlesi sınıfta kaldı.

***

Trabzon için beklemek gerekiyor. Selçuk & Egemen'i kaybetmek büyük tahribat yaratacaktır. Burak'ın aynı seviyeye çıkamayacağı bir gerçek Selçuk'un ayrılışı sonrası. Zokora elbette önemli ancak yerli oyuncu bulmak zorundalar, Onur, Serkan, Giray, Burak şu an kesin, Umut ve Ceyhun da şüpheli.

6 Haziran 2011

A. Eren Loğoğlu

18 Mayıs 2011

Futbol Aklı



Teknik Direktörler;

2007 - 2008 Feldkamp (Şampiyon)
2008 - 2009 Skibbe + Bülent Korkmaz
2009 - 2010 Rijkaard
2010 - 2011 Rijkaard + Hagi

2007 - 2008 -
2008 - 2009 Mustafa Denizli (Şampiyon)
2009 - 2010 Mustafa Denizli
2010 - 2011 Schuster + Tayfur Havutçu

Transferler;

2007 - 2008 Lincoln, Linderoth
2008 - 2009 Kewell, Baros, Meira, De Sanctis, Nonda
2009 - 2010 Keita, Elano, Leo Franco, Lucas Neill, Jo, Gio
2010 - 2011 Misimovic


2007 - 2008 -
2008 - 2009 Ernst
2009 - 2010 Ferrari
2010 - 2011 Quaresma, Guti, Simao, Almeida, Fernandes

Şu tablo Beşiktaş'ın Galatasaray'ı emsal aldığını ve gecikmeli olarak benzer uygulamalara gittiğini gösteriyor. 2008 - 2009'da Mustafa Denizli takımı şampiyon yaptığından ertesi sene de kalıyor, ardından başarısızlık gelince Galatasaray modeli deneme sürecine giriyorlar.

Belli ki Galatasaray'ın Rijkaard'ı getirmemizden çok etkilenmiş Beşiktaş ve bu yolu benimsemeyi kararlaştırmış. Yol derken kastım başka liglerde de yaygınlaşan Guardiola tarz Teknik Direktör modeli + Barça tarzı güzel oyun modeli üzerine, buna bir de Galatasaray'ın cehennemden çıkış kapısı olabileceği düşünülen yurtdışında yetişmiş -özellikle Almanya, buna da değineceğim- yerli oyunculara yönelme stratejisini katıyorum.

Rijkaard'dan Schuster'e ve Bülent Korkmaz'dan Tayfur Havutçu'ya Galatasaray'ın deneyip başarısız olduğu yolu bir sene arayla (2009 - 2010'dan 2010 - 2011'e) yürürlüğe sokuyorlar gibi. Oyuncu transferlerinde gözlemlenen benzerlik de doğru orantılı ilerliyor bununla. Kariyeri düşüşe geçmiş -Baros, Quaresma- veya sözleşmesi sona eren -Kewell, Simao- tarzında eşleşmeler de bulunabilir.

Şampiyonluklar bir sene arayla ve takım omurgası bunun üzerinden inşa edilip yabancılar getiriliyor, yaklaşım farklı değil temelde.

Forlan transferini de bu minvalde değerlendiriyorum, Haldun Üstünel tarzı devam ediyor, ismi değişti Serdar Adalı oldu. Ve en son Atila Turan haberleri de çıkınca, Galatasaray'ın düşlediği piyasaya el atacaklarını ve sacın üçüncü ayağını da tamamlayacaklarını hisseder oldum.

Beşiktaş'ın biraz da Galatasaray deneyinden ders çıkararak Almanya'ya yöneleceğine dair bir teorim var. Tayfur Havutçu da sanırım aynı ortamdan geçmiş biri, bu da avantaj.

Rijkaard'a kadro verilirken atlanan, altyapı eğitimini doğru almış, futbolun teorisini bilen oyuncu azlığını, yerli bazında ancak Almanya'dan kapatabilmektir. Bunu gördüler kanımca ve hamlelerin bu yönden olup olmadığını zamanla göreceğiz.

Almanya'yı çok göz ardı ediyoruz, öyle bir noktaya geldiler ki, İspanya'nın yıllarca hatırlanacak hegemonyası, parıltılı başarıları biraz gölgede kalmalarını sağlıyor. Geçtiğimiz sene Bayern, bu sene Schalke ŞL'de Final ve Yarı Final yakaladı, Almanya Dünya Kupası'nda Yarı Final'de elendi. Löw jenerasyonu akıl almaz bir hızla yükseldi.

Mesut ve Nuri'nin Jose Mourinho tarafından tercih edilmesini çok iyi irdelememiz gerekiyor kanımca ve Almanya'yı atlamamalıyız, gelecek orda 3 - 5 sene. Nuri gidince İlkay alınıyor hemen, bu noktaya çıkmayı başardı yerli oyuncular ve biz de burdan pay almalıyız Avrupa'da söz sahibi olmak istiyorsak çünkü bizim mevcut bir organizasyonumuz ve doğru bir altyapı eğitimimiz yok, dışardan bir yerlerden beslenmek zorundayız.

Almanya çok önemli ve Guus Hiddink de fark ediyor bu mevzuyu. Futbol aklı stratejisini de bu minvalde kullandım, yani model teknik adam + şöhretli oyuncular yanında bir de yurtdışı yerli takviyesi koşulu. Yönetimsel akıl ve organizasyon şemasına girmiyorum, o bambaşka bir boyut ve kimsede yok daha.

Beşiktaş başarılı olur mu bu yöntemle, bence zor, yeniliğe daha açık bir kültüre sahip olmasına karşın Galatasaray'ın beceremediği devrimi onların gerçekleştirme olasılığı düşük kanımca ancak önlerinde bir Galatasaray deneyinin olması, uygulanamayan bazı işleri doğru yapıp arabanın yoldan çıkmasına ve şarampole yuvarlanmasına engel oluyor.

***

Sinyor Terim Galatasaray'da diyebiliriz artık.

Üstelik yardımcısı Bülent Ünder'in ne hallere düştüğü gözümüzün önündeyken böyle bir tercih intihar gibi.

Terim'in olduğu bir yapının profesyonel kalması olası değil. Teknik Direktör olarak meziyetleri hala var mı, günümüze ayak uydurabildi mi, o da tartışılır.

Tüm olumsuzluklara karşın Arda'nın kalmasında, Selçuk ve türevi yerli oyuncularının ikna edilmesinde etkili olacaktır. Yurtdışında oynayan yerli oyunculara yöneleceğine ve Florya'da operasyon yapacağına ihtimal vermiyorum. Mevcut kadroyu ıskartalardan -Barış, Sarp gibi tek tük- kurtarıp yerli omurgasını -Hamit, Selçuk ve belki Milli Takım'a çıkmayı başarmış birkaç isimle, Mehmet Ekici gibi- takviye etmeyi planlar.

2000 UEFA Kupası kadrosu çok sağlam bir yerli omurga + Hagi, Popescu ve Taffarel gibi üç çok tecrübeli ve iyi yabancı kurguluydu. Terim'e göre;

Ufuk, Sabri, Servet, G Zan, H Balta, Çağlar, Arda, Yekta, C Kazım listesinin yanına Selçuk + Hamit ve birkaç yerli takviyesiyle omurgayı oturttuğunu zannedecektir. Yanlarına da yabancı kaleci + yabancı stoper + şöhretli bir yabancı açık oyuncusu + ofansif bir yabancı orta saha + yabancı santrfor ile de transferi kapatır. Culio, Cana, Pino ve Baros'un kalması yönünde de karar verebilir. Kontenjan açık.

Kısa vadede bu planlama bize bir şampiyonluk kazandırıp Avrupa yolunu açabilir eğer kimya tutarsa. Selçuk + Hamit gibi bir orta saha bazı oyuncuların performansların artmasına da sebebiyet verecektir. Veya 2. Terim dönemi gibi kaos ya da daha yakın dönem, Dünya Kupası elemeleri de zihinlerde. Seneye şampiyon bile olunsa kanımca organizasyon yönünden bir sene daha kayıp anlamı da taşır. Sadece Terim'in getirdiği birkaç sağlam yerli oyuncuya tamah ederiz.

Fatih Terim'in futbol aklının ne olduğu, 2009 ve 2010 Türkiye maçlarında Emre Belözoğlu'nu Nuri Şahin'e tercih etmesinden anlaşılabilir.

http://erenlogoglu.blogspot.com/2011/05/turklesen-real-madrid-futbolun-gelecegi.html

Mesele salt Nuri Şahin de değil, Terim'in zihniyetinin emsali oldu Real Madrid'e Mourinho tercihiyle gitmesi. Servet varken Ömer Toprak, Hakan Balta varken Atila Turan, Colin Kazım varken Taner Yalçın, liste genişletilebilir, tercih etmemesi ve etmeyecek oluşudur. Almanya eksenli gelecek modelinden vazgeçiyoruz algısı oluşmuş durumda ve bunun da başlangıcında Nuri Şahin var ama o sadece başlangıç ve Dünya Kupası'na aynı oyuncularla gidemeyip, bu yeni, yurtdışında altyapı eğitimi almış isimlere yer vermemek de Terim'in seçimiydi.

Üzüntüm tam da bu isimleri arayıp bulma takıma kazandırma işine girme aşamasındayken, en azından yönetimsel olmasa da saha içi adına bir futbol aklı yaratacakken Fatih Terim'e sarılmaktır. Şerh koyma sebebim de bunla ilintilidir.

Yine de Benitez, Hitzfeld gibi birisi olmayacaksa Fatih Terim'e boyun eğmekten başka da ilaç gözükmüyor.

Terim'in yerli hamleleriyle eldeki oyuncular düzelme emareleri gösterir. Artan yabancı kalitesiyle de takım istenen seviyeye yaklaşır ve Terim üst yapıya geçer, yerini de başarıyı sürdürecek, Avrupa surlarına tırmanacak birisi devralır, sağlıklı bir ortamda.

Umarım senaryo bu ikincisi olur, hiç inandırıcı durmasa da.

18 Mayıs 2011

A. Eren Loğoğlu

16 Mayıs 2011

"Her Telden" Bölüm 2



19 Mart'ta, Tayfur Havutçu'nun Teknik Direktör olarak çıktığı ilk maç sonrası yazmıştım bunları;

Beşiktaş en doğru kadroyla (Rüştü, Ekrem, Toraman, İsmail ve Necip 5 yerli + 6 yabancı, Ferrari, Ernst, Guti, Quaresma, Simao, Bobo) ve formasyonla (4 - 2 - 3 - 1) sahadaydı.

Devreyi yenik de kapasalar, ikinci yarı çok güzel oynadılar, kağıt üzerinde ve taraftarın zihnindeki doğruların kesişimiden yararlanmıştı Tayfur Havutçu. Yedekleri tamamını bilmiyorum ama ortak akıl, Bobo & Almeida ve Ernst ya da Guti & Fernandes değişiklikleri olabileceği yönündeydi, ikisini de kullandılar, hakikaten ilginç. Tayfur'un ilk maçından, Schuster'in haftalardır yapmadığı -doğru- hamleleri yapması beni çok şaşırttı, takdir ettim kendisini.


Bu süre zarfında 9 maça çıkmış lig + kupa ve 4 galibiyet 4 beraberlik 1 yenilgisi var, bir de Bursa'nın hükmen yenik sayılması. Beraberliklerden biri de kupa finali, penaltılarda kazandılar. Hiç fena değil, Schuster sonrası, şimdilik beni yanıltmadı.

2 + 1 yıllık sözleşmeyle devam kararı alınmış, bence çok daha başarılı olabilir.

***

Sergio Busquets UEFA tarafından yapılan ırkçılık soruşturmasında suçsuz bulundu. Oyuncu ve Guardiola'nın söylemi zaten maymun değil sinirlisin dediği yönündeydi. (İspanyolca veya Katalanca birbirine yakın iki sözcük) Herhangi bir kanıt, rapor, tanık olmaması kararı almada etkili olmuş. Real Madrid yine her şeyi çarpıttı, Karanka ısrarla üzerinde durdu olayın, Mourinho cezalıydı, bir şey diyemedi, son bir çabayla zarar vermeya çalıştılar ama başaramadılar. Çamur at izi kalsın mantığı, kimse bu kararı hatırlamaz, dezenformasyon sonucu maymun demişti olur bu olay beş on yıl sonra sosyal medyada.

http://www.uefa.com/uefa/footballfirst/matchorganisation/disciplinary/news/newsid=1631780.html

***

Mehmet Akyüz haberleri sonrası;

1. ligden savunmaya yönelik oyuncu dışında yerli -yabancı değil, Emenike, Zenke doğru yatırım aslında- almamak daha doğru. Bizdeki altyapılarda genelde oyuncu yetenekliyse hücumdan başlayıp kaleciliğe doğru geriye gitme oluyor, gerçi Avrupa'da da bu şekilde. Çok yetenekli adam hücum bölgesinde kalıyor genellikle ve bu adam belli bir yaşa gelip keşfedilemediyse, 2. ligde kaldıysa yani, o kadar da yetenekli değildir algısı oluşuyor haliyle.

Xavi La Masia'da forvet başlamış, oyun görüşü, pas yeteneği hemen keşfedilince ve hızlı olmadığı anlaşınca, anında orta sahaya kaydırmışlar. Bu tür emsaller çok var. Mehmet Akyüz, Mehmet Batdal çok yetenekli olsaydı zaten şimdiden daha iyi yerlere gelirlerdi, hücum bölgesinde kaldıkları için. Samsunspor'dan Kemal'in kariyeri böyle gelişmiş olabilir, bu yüzden hayal kırıklığı yaratacak bir performans sunmaz, Adanaspor'dan Ersan Gülüm gibi. Elbette genellemeyi bozan isimler çıkacaktır, Altay'dan Okay misal, gerçi o da daha 17 yaşında, 24 - 25 yaşına geldiğinde hala aynı seviyede takımlarda kalırsa, bu kategoriye girer.

***

Adana Demirspor 1. lige yükselme yolunda ilerliyor. Çarşamba Bandırma ve 22 Mayıs'ta final var Antalya'da. Mavi Şimşekler'in şeytanın bacağını kırmasının zamanı geldi de geçiyor.

***

Sivas'ta taraftar çoğunluğu Fenerbahçe'de olacakmış, şimdiden şampiyonluk psikolojisi üretiyorlar, Samsunspor maçını anımsadım 2001'deki. İlhan ve Tümer'in ön protokol imzaladığı dedikoduları ayyuka çıkmıştı. İlk golü -ertesi sezon Fener'e giden Ali Akdeniz atmıştı sanırım- yiyip devreden sonra şahlanabilirler yine, çok belli olmasın hesabına her şey.

http://www.dha.com.tr/sivas-4-eylul-stadinda-oynanacak-sivasspor-fenerbahce-karsilasmasinda-tribunlerin-yarisi-fenerbahcenin-son-dakika-haberi_162213.html

***

Tavşanlı Linyit'in Teknik Direktörü Mustafa Reşit Akçay yardımcı antrenör olarak çok iyi bir yabancı teknik adamın yanında -Louis Van Gaal gibi bir Hollandalı özellikle, Ajax'da çalışmış sanırım- yarar sağlar. Adam bildiğin filozof.

Barçalaşma süreci bitmiş ayrıca, bizim Calzada'yı dışlamışlar, Kurth ve Kenyon duruyor hala dedikodu tandanslı haberlerde.

Terim geliyor gibi, enteresan bir deneyim olacak her yönden.

***

UNICEF anlaşması devam edecek, Mourinho endişeli. Formanın arkasına taşınıyor, sırt numarasının altına. Önde Qatar Foundation yazacak bilindiği üzre.

16 Mayıs 2011

A. Eren Loğoğlu

Bir Pazar Yazısı, Her Telden



Nasıl bir gündü öyle!

Ajax - Twente şampiyonluk maçıyla başladı pazar, kupanın rövanşıydı. De Jong kardeşlerden büyük olan kazanıyordu, evinde.

***

Premier Lig vardı yine, Chelsea - Newcastle maçında son dakika golü, Liverpool'un Anfield Road'da Tottenham'a boyun eğmesi ve Avrupa yolunda büyük yara alması dikkat çekiciydi.

***

Keza Beşiktaş - Galatasaray basketbol maçını da izledim. Bizimkiler seriyi 3 - 0 ile bitirdiler, tebrikler her birine.

Gelecek sene şampiyon olmak istiyorsak mutlaka ikili oyunu Tutku'dan çok daha iyi yapan -ki o da harika- bir Avrupalı PG, Amerikalılar savruk oluyor, kendi şutunu yaratabilen bir SG ve pota altına, hem dışardan şut tehdidi olan, hem de pivot hareketi yapabilen bir isim, Rancik + Andric türünde birisi şart. Darius, Jasaitis, Wilkinson'dan biraz daha iyi üç adam bulursak Euroleague seviyesi bir takıma dönüşebiliriz. Tutku, Ermal, Evren, Shumpert, Haluk + gençler, belki Andric ve yeni yabancılar şeklinde bir strateji.

Ataman'ın Mahmudi'den daha başarılı bir coach olduğunu düşünüyordum, sanırım bu algımı değiştirmem gerekecek. Ataman daha pragmatik, Mahmudi sistem adamı belki de.

***

Fenerbahçe ve Trabzonspor yarışının giderek kızışmasına tanıklık ettik ardından. 8 dakikada 2 gol atan Karadenizliler ve 4 dakikada 2 penaltı, bir de kırmızı kart ile avantaj yakalayan Kadıköylüler.

***

Diego Forlan'ın Beşiktaş'a transfer haberi geçti kanallarda, ne kadar doğru bekleyip göreceğiz, bence gelebilir pozisyonda konum olarak, müthiş transfer olur.

***

Bu esnada Djokovic - Nadal Roma Masters Finali'nde toprak kortta karşı karşıyaydı. Bu sezon üst üste dördüncü defa Novak mağlup etti solak raketi. Dünyanın bir numarasını ard arda yenmek büyük bir iş elbette. Daha da önemlisi tarihin en iyi toprak kort oyuncusunu iki defa üst üste alt etmeyi başardı Sırp raket. Üst üste 39 maç kazandı, 2011'de 37 bu sayı, olağandışı bir seri. Bunu tarihin en iyi oyuncusu hala kortlardayken ve tarihin en iyi toprak kort oyuncusunu, dünyanın bir numarasını yenerek yapıyor. Nadal karşısında son 9 maçın 7'sini kazandı, inanılmaz.

H2H istatistiğinde 16 - 11 geride hala ancak böyle giderse Nadal'ı geçebilir ve o zaman, Federer'i sırf bu karşılaştırmada Nadal'ın gerisinde olduğu için -sebep toprak kortta fazla oynamak- tarihin en iyisi ilan edemeyenler, Nadal için ne diyecekler acaba? Kaderin garip cilvesi işte, Federer'in karşısına nasıl Nadal çıkıp onu yavaşlatmayı ve GS sayısının 16'nın üzerine geçmemesini sağladıysa, Djokovic de aynısını Nadal'a yapacak gibi duruyor böyle oynamaya devam ederse.

Novak'ın son galibiyetleri hep 3 set üzerinden oynanan turnuvalardı, bunu da değerlendirmek gerekir. Roland Garros 5 set ve Nadal daha dirençli olacaktır ancak Djokovic finalden 17 saat önce çok zorlu bir yarı final maçını bitirmesine karşın ayakta kalan taraf oldu, bu da çarpıcı.

***

La Liga'ya geçildi sonra. Barça - Deportivo, Villarreal - Madrid ve küme düşmeyi ilgilendiren kritik bazı maçlar.

Guardiola, tahmin edildiği üzre oyuncularını dinlenme moduna aldı, özellikle en çok süre alandan en aza doğru bir liste ekseninde.

Alves'in alternatifi olmadığından -Montoya sakat, Puyol riske edilmiyor- sağ bek sorunsalını çözmek adına üçlü savunmaya yöneldi yine Pep. Bu tercih daha çok kontratak arayan takımlara karşı kullandığından takımın hücum akışkanlığına işlerlik kazandırmadı.

Üçlü savunmada üç merkez savunmacı, sağ Bartra, orta Fontas, sol Abidal şeklinde bir yerleşimleri vardı. Önlerinde Javier oynadı ve kalede de Valdes. Pinto ŞL Finali'nde cezalı olduğundan, oynamasına gerek görülmedi.

Javier'in önünde bir üçlü yer aldı, sağda Jonathan Dos Santos, orta Thiago, sol Keita şeklinde. Kenarlar Jeffren ve Bojan'ın idi, en uçta da Afellay oynadı.

Pep'in sezon içinde de Messi'ye alternatif denediğini biliyoruz, takım içinde başka kim sahte 9 numara oynayabilir yönünden. Bu kez cevabı buldu, Afellay. Iniesta ve Messi'den sonra takımda dikine en rahat gidebilen oyuncu o çünkü, hızlı, seri ve topu kaybetmiyor. Gelecek sezon çok daha fazla forma şansı bulacaktır.

53. dakikaya kadar üçlü savunmanın yarattığı sayısal azlığın etkisiyle hücum üretkenliği sağlamadı. Ne zaman ki Alves ve Maxwell girdi, Javier ve Abidal yerine, oyuna biraz hareket geldi ancak bu da yeterli olmadı.

Bunun temelde iki sebebi bulunuyor. Birincisi Barça'nın kusursuzluğunu belirleyen sistem değil oyuncular, Xavi & Iniesta ve Messi sahada yoksa gol bulmak çok zor. Buna karşın takımın topa hükmetme, yerden kısa pas yapma felsefesinde zerre zayıflama olmuyor. Altyapı o denli de doğru eğitim veriyor. Ballon D'or adayı üç oyuncunun her jenerasyondan çıkmasını beklemek abartı olur.

Bir sürü yeni ve genç ismin yan yana oynamasından ziyade, kusursuz yapının içine tek tek monte edilmesiyse her zaman olumlu sonuç veriyor, Pedro ve Sergio emsalinde olduğu gibi. Bu açıdan bakıldığında sorun gözükmüyor, Thiago da, Bartra da -Fontas'dan daha iyi kanımca- zamanla daha çok kendilerini gösterecekler.

Maç başladığı gibi bitti ve her iki taraf da mutsuz değildi bundan. Kupa töreni yapıldı, çocuklar gibi şendi oyuncular. Puyol kupa kaldırmaktan yorgun düşmüş sanırım, Xavi'yle birlikte uzandı bu sefer ve kolunda senyera da yoktu, özensizdi biraz. Oyunculuk dönemi Puyol 14, Xavi 15 ve Guardiola'nın 16 kupası var, çok yaklaştılar teknik direktörlerine. Ancak Pep'in onların başındayken kazandığı 9 kupası daha bulunuyor.

Sürekli fotoğraf çektirdiler ve en son bu sezonun ritüeli haline gelen orta yuvarlağı tam ortalarına alan bir halka oluşturdu tüm oyuncular ve ekip, saat yönünde salınıp bir süre sonra saat yönünün tersine salınma tarzı bir oyun çıkardılar ordan da, az da olsa eğleniyordu. Çarşamba'dan bu yana futbolla ilgileri kalmamıştı, haklı olarak. Taraftarlara kırmızı biber fırlattılar bir de.

Beraberlik ve puan kaybı, sezon sonu için bir Guardiola Barça'sı klasiğiydi. Eylül, Şubat ve Mayıs ayları. Ligde son 4 maçta 7 puan kaybettiler, bir şeyin kesinleşmesi Barça bile olsanız konsantrasyonu öldürüyor ve kazanmanızı engelliyor. Teknik taktik yanında bu yüzden oyuncuları moral motivasyon yönünden her maça ayrı hazılayabillmek de bir teknik direktör meziyeti. Guardiola da bu özellik fazlasıyla var, sadece bu maçlarda gerek duyulmuyor, rotasyona gidiliyor genellikle.

Ronaldo 38 gole ulaştı, nerdeyse tam kadro sahadaydılar, maçı ciddiye almıştı Mourinho. Seneye basın toplantılarında puan farkı sadece 4 idi veya onlardan daha çok gol attı takımım gibi argümanlar üretmenin yolunu yapıyor şimdiden, fırsat bu fırsat ya. Ne zaman bu maçı açsam hakemlerle sarı denizaltıların tartışmaları vardı, maç sonunda da benzer görüntüler devam etti, ligin ilk maçında da büyük bir hakem fiyaskosu yaşanmıştı hatırlanırsa. Villarreal'den Cani hakemi itmiş sanırım sebebini bilmiyorum. Maça da iyi başlamışlardı, Rossi'yle pozisyona giriyorlardı, kontratakta az adamla yakalanıp Marcelo'dan golü yediler, rutin Jose takımı golü, üç pas ile gol nasıl atılır dersi. Ronaldo'nun duran toplarına da şapka çıkartılır.

Avrupa'nın saygın liglerinde geçen sene şampiyon olup bu sene başarısını tekrarlayan tek takım FC Barcelona. Kaybedenler kulübü Inter, Chelsea ve Bayern Münih. Bu sebeple de önemliydi şampiyonluk.

***

Behzat Ç. kaçırıldı haliyle. Amirim Bahar'la da vedalaştı, savcı Esra'ya kaldı. Harun da öğrenseydi Selim'in pisliğini, Eda'yla birlikte olma şansı doğardı.

***

OKC - Memphis Konferans Yarı Finali, 7. maç seride, kazanan tur atlıyor. Daha güzel ne olabilir! 8. sıradan play off yapıp bu noktaya gelen Memphis'i kutlamak gerekir, Rudy Gay olsa belki eleyebilirlerdi. Zach Randolph yıldız sayılırsa, o vardı sadece ellerinde. Gerisi takım işte, başlı başına, mücadele, birlik olma, birbirinin açığını kapatma, iyi taraflarını gösterme, takım oyununa dair ne varsa. Oklahoma'ysa genç, kanı kaynayan, hırsı dağları delen süper star adaylarının takımı. Westbrook triple double ve Kevin Durant 39 sayı. Dirk Nowitzki'den bu yana bileği bu kadar yumuşak birisi olmamıştı. Bakalım Dallas'a bir süpriz yapıp Chicago - Miami galibinin karşısına, NBA Finals arenasına gelebilecekler mi?

***

Peter Kenyon ve Drogba haberleri de varken, ismen ve transfer formatı olarak bu seviyeye uygun, top klas takımlardan makul transfer önerileri -scout tarzı değil, pozisyona dayalı ve salt yarar bazlı kısa vadeli çözüm- yapayım;

Manchester United

- Antonio Valencia, sağ kanat, 25 yaşında, 7 milyon Euro civarı alınabilir, gelecek sezon Sir Alex Ferguson bırakmazsa paraya kıyıp Rooney ve Hernandez'in yanına bir süper star daha getirecektir, haliyle bu oyuncu gözden düşer.

Chelsea

- Alex, merkez savunma, 28 yaşında, David Luiz gelince pabucu dama atıldı, 5 milyon Euro civarına alınabilir.

- Yossi Benayoun, sağ ve sol kanat, 31 yaşında, nerdeyse hiç oynatılmadı, çok ucuza transfer edilebilir.

- Salomon Kalou, sağ ve sol kanat, 25 yaşında, çok fazla forma şansı bulamıyor, sürekli onbir oynamak isteyeceği bir takıma gidebilir, 7 - 10 milyon Euro arası bir bedele alınır.

- Didier Drogba, santrfor, 33 yaşında, Torres'in gelmesiyle ve yaşının da etkisiyle önümüzdeki sezon ikinci plana düşeceği bir gerçek, ayrılmayı düşünebilir.

Arsenal

- Abou Diaby, merkez orta saha, 25 yaşında, Wilshere ve Ramsey artık forma şansı buluyor, ona fazla ihtiyaçları kalmadı. Zaten elde Song, Nasri ve Cesc de var. 5 milyon Euro civarına alınabilir.

Liverpool

- Christian Poulsen, ön kesici orta saha, 31 yaşında, forma şansı bulamadı, kadroda düşünülmüyor sanırım. 3 milyon Euro civarına alınabilir.

- Milan Jovanovic, santrfor, 30 yaşında, nerdeyse hiç oynamadı, ayrılmak isteyebilir, 3 milyon Euro civarına alınabilir.

Atletico Madrid

- Jose Antonio Reyes, sağ ve sol kanat, 27 yaşında, Atletico Madrid yeniden yapılanacak gibi, Arda'yı istemeleri, Simao'yu göndermeleri hep buna işaret, challenge arayabilir oyuncu, transfermarkt sitesine göre menajerinin ismi Türkçe, kontak kurmak zor değil. Aynı menajerin oyuncuları arasında Lassana Diarra, Raul Albiol, Granero ve Daniel Guiza da var, dikkate değer. 7 - 10 milyon Euro civarına alınabilir.

- Diego Forlan, santrfor, hücumun her bölgesi, 31 yaşında, benzer sebepler, değişimin parçası olabilir, 5 milyon Euro civarı alınabilir BJK'ye gitmediyse.

Inter

- Lucio, merkez savunmacı, 33 yaşında, Inter de kaçan şampiyonluk sonrası ayrılmalar yaşanacaktır, Ranocchia gibi yeni isimler forma şansı bulmaya başladı, devamı gelir kanımca, 2 milyon Euro civarına alınır.

- Walter Samuel, merkez savunmacı, 33 yaşında, benzer sebepler, 2 milyon Euro civarına alınır.

- Diego Milito, santfror, 31 yaşında, bu sezon çok az forma şansı buldu, ayrılmayı düşünebilir Pazzini'nin de gelmesiyle. 3 - 5 milyon Euro bir bedele transfer edilebilir.

Bayern Munich

- Hamit Altıntop, merkez orta saha, 28 yaşında, sezon sonunda ayrılması kesin, bonservisi yok.

- Ivica Olic, santrfor veya hücumun her bölgesi, 31 yaşında, bu sezon hiç şans bulamadı, çok ucuza alınabilir.

Yerlileri ayrıca değerlendirmek gerekir, yabancı kontenjanından ötürü onlar daha önemli aslında ve son dakika haberi Selçuk İnan Galatasaray'da, umarım yanlış çıkmaz.

16 Mayıs 2011

A. Eren Loğoğlu

15 Temmuz 2010

Quaresma ve Guti Sonrası Durumlar?



Beşiktaş

Yerliler: Rüştü, Hakan, İ Köybaşı, İ Üzülmez, Rıdvan, İ Toraman, Ekrem, Necip, İnceman, Nihat, Nobre

Yabancılar: Sivok, Ferrari, Zapo, Fink, Ernst, Hilbert, Quaresma, Guti, Tello, Tabata, Delgado, Holosko, Bobo + Nobre

bir de Robinho olursa 14, Raul de diyorlar fantezi bu ya 15, kontenjan 10, ne yapacaklar çok merak ediyorum, bu yerli oyuncular arasından 5 oyuncuyu nasıl seçecekler, işleri zor!

Rüştü, Toraman, İ Köybaşı, Nihat olur mutlaka, İ Kaş ayrıldı sanırım, bir pozisyonu sallayacaklar muhtemelen.

Yabancılardan Zapo, Tello, Fink, Hilbert ve Tabata ya da Delgado'dan biri gider gibime geliyor. Tello'yu tutup Holosko'yu da gönderebilirler.

Şöyle bir kadro olabilir ütopya şekliyle;

____________1___________
2______4________5______3
____________6___________
_______8________10______
____7_______________11__
____________9___________

4 - 3 - 3 olsun formasyonları da, çok ilgilenmediğimden Türkiye'de diğer kulüpler ne oynarlar bilemiyorum.

Rüştü, Ekrem, İ Köybaşı, Ferrari, Toraman, Necip, Quaresma, Ernst, Raul, Guti, Robinho

ya da daha gerçekçi yaklaşımla;

Rüştü, Toraman, İ Köybaşı, Ferrari, Sivok, Necip, Nihat, Ernst, Bobo, Guti, Quaresma

Kağıt üstünde çok hoş gözüküyor. Yabancı sınırı olmasa çok alternatifli bir kadro olabilirdi, Tello, Delgado, Tabata, Holosko, Zapo gibi isimlerle.

Teknik adam da Schuster.

Fenerbahçe'ye de bakalım, hazır BJK'ye el atmışken;

Fenerbahçe

Yerliler: Volkan, V Babacan, G Gönül, Bekir, Ö Turacı, Caner, Emre, Selçuk, M Topuz, U Boral, Özer, C Kazım, Semih, G Ünal

Yabancılar: A Santos, Lugano, Bilica, Cristian, Alex, Stoch, Deivid, Guiza

BJK'ye göre yerliler çok daha iyi ve alternatifli. Bilica, Cristian ve Guiza'nın aksadığı, Deivid'in de 2 yıldır kayıp olduğu düşünülürse yabancılar yetersiz kanımca. Bir forveti kadroya katıp transfer sezonunu kapatacaklar gibi. BJK'nin transferlerinin tahriğine kapılıp belki bir çılgınlık da yapabilirler.

Formasyon 4 - 2 - 3 - 1 olsun Alex'den en yüksek verimi alabilmeleri adına;

____________1___________
2______4________5______3
________6______8________
____7_______________11__
___________10___________
____________9___________

Volkan, G Gönül, A Santos, Lugano, Bilica, Cristian, Emre, C Kazım, Alex, Stoch, Semih

Caner, M Topuz, Selçuk'tan birini ilk 11'e alıp, mutlaka sansasyonel bir forveti ekler, Semih'i yine kulübeye yollarlar. Gyan deniliyor zaten, Krasic gelirse eğer Cristian da buhar olur, Selçuk ve Semih zorunluluktan ilk 11'e girer.

Kağıt üstünde BJK'den daha güçlü olmamasına karşın, çok dengeli bir takım, hızlı bekler, sert stoperler ve ön liberolar + Alex, Deivid etkisi yaratırsa Stoch.

Teknik adam Aykut Kocaman, hani şu yıllarca ayağını savunmacılara takıp penaltı kazandıran forvet, efendi diye tanımlanıyor her yerde, Arif ise emek hırsızı. Teknik Direktörlük kariyeri boyunca da herhangi bir başarısı ya da geleceğe umutla bakılacak bir taktiksel dehası olduğunu düşünmüyorum. Hem Sportif Direktör, hem Teknik. Daum Teknik Direktör iken, ne gerek vardı o zaman Sportif Direktör'e diyen de yok koskoca medya içersinde, bir kabullenme, örtbas etme, geleceğe bakma durumu mevcut ilginç bir şekilde. Hala 2 - 2 travmasını atlatamadılar kanımca.

Son olarak, bir karşılaştırma sunsun diye;

Galatasaray

Yerliler: Aykut, Ufuk, Sabri, H Balta, Çağlar, Servet, G Zan, A Turan, M Sarp, Musa, Barış, S Özkan, M Batdal, E Çolak, Ayhan, Arda

Yabancılar: Lucas, Cana, Elano, Pino, Kewell, Baros

Yerli oyuncu sayısı daha çok bizde çünkü diğer takımların genç oyuncuları hakkında çok bilgi sahibi değilim. 2 yabancı hakkı daha var, bir BSB kesin gibi ya da 2. defansif orta saha gelecek.

Ufuk, Sabri, H Balta, Lucas, A Turan, Cana, Pino, Elano, Baros, B2B, Arda

B2B için Kallström düşünülebilir. Pino'dan da Keita etkisi beklenecektir, bu gerçekleşir, Elano tamamlayıcı rolünü iyi oynarsa, B2B ile birlikte orta sahaya ve oyuna her iki yön anlamında da hakimiyet sorunsalı çözümlenmiş olacaktır. Kenardan gelecek S Özkan ve Kewell da önemli bir artı, Kewell'ın Baros'u bile yedekleyebildiği unutulmamalı.

En iyi yerliler Fenerbahçe'de, en iyi yabancılar da Beşiktaş'ta gibi kağıt üstünde. Teorik durum sahaya her zaman da yansımıyor, oyuncu performansları her yıl değişkenlik gösterebiliyor. Geçen sezona başlarken Topal ve Servet için hiç tereddüt yoktu ve en iyi yerliler Galatasaray'da gibi görünüyordu ancak bazı sebeplerden ötürü beklentiler karşılanamadı.

2 çok iyi isim, bir adım öne geçmemizi sağlayabilir.

Teknik Heyet konusunda en ufak şüphe yok zaten.

Trabzonspor'dan ve Şenol Güneş'ten de bu sezon çok umutluyum.

15 Temmuz 2010

A. Eren Loğoğlu

18 Mayıs 2010

Serdar Özkan Tercihi



Muhtemelen;

Rijkaard'ın Beşiktaş maçından aklında kalan isimdi Serdar Özkan, pek çok gol pozisyonuna girmiş ama golü bulamamıştı. Yine de çok başarılı bir performanstı benim gözümde de.

Bunun yanında Arda referansı -ekseninde kurulacak bir oyuncu topluluğu, yeni ve güçlü FDD- ve oyuncunun geçmişten süregelen potansiyelini sahaya yansıtma olasılığı, bonservis ödenmemesi diğer sebeplerdir.

Türkiye Ligi'nde isim yapmış bir oyuncuyu almak isteyince, 3 M Euro'lardan başlıyorsa pazarlıklar, Mehmet Topuz, Tabata gibi iyi performans gösterenler Elano, Keita, Baros değerinden sunuluyorsa, Serdar Özkan gibi isimlere yönelip, maddi olarak zarar etmeden riske girmek stratejik olarak yanlış durmuyor.

18 Mayıs 2010

A. Eren Loğoğlu