Johan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Johan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Temmuz 2011

Menotti'nin -Marksist ve anti Mourinhocu- Eşsiz Barça Anlatımı



Yorum falan yok, kendi deyimiyle Marksist -içimizden- Menotti'nin, "Yalnız futboldan anlayan futboldan da anlamaz diyen" adamın doyumsuz söyleşisi, Barça vs Mourinho + Madrid meselesinde de tarafını belli edişi. Barça'yı sevmek için bir sebep daha.

Çok keyifli ve gururlu "aynı yapı yerinden olmak" Menotti'yle;

"Futbol" rızası için okuyun;

http://cizgiden-cikaran.blogspot.com/2011/07/ceviri-totalbarca-menotti-roportaj.html

Çeviri: Totalbarca Menotti röportajı

O kadar kafa patlatıp kendimce fikirlerimi yazıyorum, bu blog'un en çok okunan yazısı hâlâ The Guardian'ın Xavi röportajının çevirisi :) Sitem ediyor değilim, o çevirinin özellikle de Bülent Timurlenk'in blog'una linkini koymasından sonra patlaması çok şaşırtıcı değildi.

Yine bir çeviriyle buradayım. Geçen seferkiyle ilgili İngilizceme ve çeviri yeteneğime gelen eleştirilere rağmen bir kez daha soyunuyorum bu işe. Çeviri yöntemimi de belirteyim bu arada; orijinal metni kopyala-yapıştır, sonra çevir, çevirdikçe sil.

Bu sefer Totalbarca sitesinin El Pais'ten yaptığı çevirinin çevirisiyle birlikteyiz. Röportaj konuğu ise '78 Dünya Kupası'nı kazanan Arjantin milli takımının o dönemki hocası César Luis Menotti.

Arjantin milli takımına 1978 senesinde Dünya Kupası'nı kazandırmanın ötesinde, César Luis Menotti 1983-84 sezonunda Barcelona'yı da çalıştırmıştı, tıpkı River Plate, Boca Juniors ve Santos FC gibi diğer üst düzey takımları çalıştırdığı gibi. Menotti yakın zamanda El Pais'le oturup Guardiola'nın oyununun güzelliği, Arjantin'daki Messi saldırganlığı ve modern oyundaki Mourinholar denizini konuştu. Gerçekten efsanevi bir röportaj için okumaya devam edin.

Bu çeviri El Pais'teki röportajın çevirisidir (y.n. Bu blog girişi de o çevirinin çevirisidir). Orijinal röportaja buradan ulaşabilirsiniz.

Rosario'da 1938'de doğan El Flaco 'Sıska', futbolun en büyük kahinlerinden biridir. Burada Copa America, ulusal takımının güncel oyun planı ve Guardiola'nın Barça'sıyla Mourinho'nun Madrid'i hakkında konuşuyor.

Buluşma yeri Buenos Aires şehir merkezindeki ofisi. Sokaklar ve binanın içerisi soğuk. César Luis Menotti özür diliyor: Bu sabah kalorifer kazanı bozuldu. Bir tane alacaktım ben de, çünkü donuyorum. Masanın üzerindeki camın altında çocuklarının bir sürü fotoğrafı var. Üstünde yığınla kitap. Sollarında Eladia Blazquez'in Benim Şehrim, Benim İnsanlarım kitabı, Vazquez Montalban'ın La Aznaridad kitabı ve Tejeda'nın Kanımın Zavallı hali kitabı duruyor. Sağda eski bir salon sandalyesi ve çok uzun olmayan bir zaman önce burada olsaydık odayı dolduracak olan sigara dumanını anımsatan temiz bir kültablası.

P: Sigarayı bıraktığınızdan beri nasılsınız:

R: Kötü. Dediler ki 'İlk ay çok zor olacak ama sonra..." Yok, her ay daha beter canım çekiyor! Doktorlar hayatı daha uzun ve daha az zevkli kılmakta ısrarlı. Hayatımızı tatsızlaştırıyorlar, yaptıkları bu ve cerrahlar daha da beter! Şimdi böyle ufak bir zamazingoları var, Game Boy'a benziyor, bip bip, ve neymiş, ameliyat olmuşuz. Eski usul, yavaş, metotlu tedavi yok, ameliyat odasında kan bile görülmüyor.

P: Ameliyattan beri nasılsınız?

R: Bir şey değildi. Hastanede üç gün kaldım. Küçük bir şeydi, bana kalsa o şeyin alınmasına gerek olduğuna bile emin değildim, o yüzden doktora dedim ki 'Karar senin. Ben futboldan anlıyorum, ciğerden değil.' Bana sigara içmememi söyledi sonra, ama normal bir hayat yaşayabilirmişim. Kime göre normal? Benim normal hayatım senin normal hayatın gibi değil ki. Bir bağımlı için sigara inanılmaz bir partnerdir, bir dosttur. Benim için şimdi bir dostum yitti gitti, öldü ve dönüşü yok. Tek başımayken ve özellikle de yazarken çok arıyorum tütünü. Biri suratıma duman üflediğinde minnettar oluyorum. Restoran kapılarında arıyorum. Dün, bir adam bir barın kapısında bir puro çıkardı ve 'Dışarı çıkıyorum' dedi, 'Yok' dedim, 'gelebildiğin kadar yakınıma gel.'

P: Futbolu da bırakıyor musunuz?

R: Futbolun, birisinin aidiyet hissine ihanet ettiren boğuşmasının bir ödülü var. Huracan Arjantin futbolunu kurtarırken İspanya da beni futbolla barıştırdı; bana oyunla ilgili tutkumu geri verdiler. Onları daha ufak olanlarla oynarken izlemek ufak bir rahatlama oldu. Futbol kandırılmaktan hoşlandığım yegane alan. Futbol üç şey; zaman, boşluk ve kandırma. Ama şimdi zaman yok, boşluk bulamıyorsun ve beni asla kandıramıyor. Futbol dediklerinin benim anladığımdan başka bir şey olduğunu düşünecek kadar sıkılıyorum. Teknik direktörlerinin %99.9'unun Barcelona'nın oynadığı oyunu kıskanarak hayatını sürdürdüğünü söylüyorum. Herkes Guardiola gibi olmak istiyor. Ama çoğu nasıl olunur, onu da bilmiyor.

P: Diyorlar ki, büyük oyuncularla...

R: Yok yok, o cevabı ancak bir salak yutar, ben değil. Bu adam kenar çizgisinde durup sürekli 'Pas, pas, pas...' diyen bir adam değil ve ancak iyi oldukları için bunu kotarabiliyorlar. Guardiola'nın stratejisi bundan çok daha karmaşık. Bu idman, anlaşılır fikirler, oyuncularına bunu anlatma ve taraftarlar üzerinden kazanma ürünü. Guardiola gösterdi ki, kendisi oyuncularından daha önemli. Kendisi tabii ki tam tersini söylüyor. Ne diyecekti ki? Ben en iyisiyim mi? Ona da inanmıyor zaten. Ama gelin Guardiola'dan önceki Piqué'ye bakalım, Pedro'ya bakalım, Busquets'e bakalım. Iniesta'dan bahsetmiyorum bile. Hepsi fenomen şimdi. Gerçek şu ki, işin içindeki şans faktörü pek az.

P: Ne anlamda?

R: Tabii ki onlar için (Frank) Rijkaard tarafından açılmış bir yol vardı. Bazen giden hoca felaket bir enkaz bırakır. Rijkaard, bu anlamda halihazırda başarılmış bir şey bıraktı. Ama hepsinin ötesinde inanç oaradaydı. Hep derim ki, büyük bir yönetici çok iyi müzisyenlerle muhteşem bir orkestra oluşturabilir ve normal müzisyenlerle de hepsini akorda sokar ve güzel ses çıkarttırır.

P: O zaman oyuncularla ilgili olarak...

R: Guardiola'nın Guardiola olmasında oyuncularının payı olmadığını söylemek yalan olur. Bu yalandır. Eto'o'su vardı, Henry'si vardı, Ibra'sı vardı. Şimdi Villa'sı var. Ve sol bekte dört veya beş oyuncu geldi geçti. Mascherano'yu stoper oynattı. Guardiola'nın adamları ciddiler ve bu ben de dahil olmak üzere kıskançlık yaratıyor. Başka bir şeyle de hemfikir olmam mümkün değil.

P: Ne gibi?

R: Mesela Cruyff'ın da (Barcelona stilini) ilk başlatan olduğu gibi. Takımı Guardiola'nın Barcelona'sı gibi oynatmaya çalışan ilk kişi César Menotti'ydi. Ve bu beni öldürdü. Çok fazla pas yapıyoruz diye ıslıklandık biz! Öncesi var mıydı bilmem ama, Maradona'yı 9 numara oynattım ben, Messi'nin şimdiki rolü gibi. Carrascı ve Marcos kenarlarda, Schuster Xavi'nin rolünde. Geri kalanı da soyunma odasına gidip iyi huylu oyuncularla sıfıra bağlanırdı. 'Böyle oynamaya devam edemeyiz' diyorlardı çünkü Schuster topu her Alexanco'ya verdiğinde bizi ıslıklıyorlardı. 3-0 öndeysek oley çekiyorlardı. Üstümüzde büyük yük oluşturuyordu bu durum. Ben bıraktığımda Migueli dedi ki, benden sonra başa geçecek hocanın 'adamı marke edin' diyen birisi olması durumunda oynamayı bırakacaktı, çünkü forvetlere yapışık olmaktan bıkmıştı. Bazen ortalıkta gözükmüyorlardı bile. Marke etmek için bir 9 numara arıyor ve bulamıyordu, bulamayınca da oynayamıyordu. Endülüslü olduğu için topa dokunarak oynamayı seviyordu ve iyi de oynardı ama uzun boylu ve güçlü olduğu için ayağı da çok iyiydi. Hayvan gibiydiler.

P: Barça'dan neden ayrıldınız?

R: Annem öldü, Arjantin'e demokrasi geldi ve ben de dönmek zorunda hissettim. Nuñez'le öğlen yemeği yedik, önüme açık çek koydu ve kalmam için hangi oyuncuları istediğimi sordu. Ben kimseyi istemediğimi, yapmaları gerekenin büyük oyunculardan, prestijli inanılmaz oyunculardan kurtulmak olduğunu ve gençlerin önünü tıkadığımı söyledim. Kral Kupası'nı kazandıktan sonraydı, ufak bir kupaydı sonuçta. Şimdi Madrid kazanıyor ve sanki Intercontinental'i (Kıtalararası Kupa) kazanmışlar gibi davranıyorlar. Neden bahsediyorduk?

P: Hocanın öneminden bahsediyordunuz.

R: Evet, odur. Hocanın önemini belirtmek için derin bir benzetme yapmak istedim. Profesör gibidir. Öğretmenlerin nasıl etkileri oldu üzerimizde? Adamına göre değişir. Eğer çok iyi idilerse %99. Kötülerse, sadece boktan. Matematikten nefret ederdim çünkü üç sene boyunca hayatım üç hoca yüzünden cehenneme döndü, her biri bir öncekinden daha aptaldı. Ama kimyaya aşık oldum çünkü hoca ilk gün geldi, sigara içerek tahtayı formüllerle doldurdu ve dedi ki 'Bütün bunları Salı gününe kadar öğrenmeniz lazım. Ama bu imkansız'. Sonra dedi ki 'Bunu bilin ki, hayat da kimya gibidir, tercüme etmeniz gerekir.'

P: Sanırım o profesöre pek itibar edilmiyordur...

R: İspanya'yı bilemem. Kültürsüzleştirme burada 50 yaşına bastı. Üzüntü verici. Marjinallik şimdi üst-orta sınıfa ulaştı. Günde sekiz saat çalışarak kendini mahvedenler vardı, şimdi insanlar hayatta kalabilmek için 14 saat çalışıyorlar ve şikayet de etmiyorlar. Buna bir de adı olsun olmasın zengin ülkelerin korkunç insanların güç kazanmasına izin vermesini ekleyin. İlk yaptıkları şey insanların aidiyet duygularını köreltmek oldu. Her şey onların artık, futbol bile. Hükümet bir sokak yaptığında sanki kendi ceplerinden ödemişler gibi yapıyorlar. Müziğimizi çaldılar, parklarımızı çaldılar, meydanlarımızı çaldılar, hatta futbolu bile. Bir de şaşırıyorlar, insanlar yorgun ve plazalarda yaşıyor diye.

P: Sizce anlıyorlar mı?

R: Tabii ki anlıyorlar. Bu düpedüz saçmalık. Şüpheci olmak istemem ama ben yılmaz bir kötümserim. Yaşadıklarıma, tecrübelerime dayanarak, ideolojik bir temeli olmaksızın, hormonal olarak Maksistim. Hayatımın 70 yılında gördüm ki, kapitalizmin yarattığı keşmekeş çevremdeki her şeyin içine etti, futbol dahil. Bu ülkenin hiç bir açıklaması yok. Geçenlerde Barcelona'dan buraya karides endüstrisini incelemek için gelen bir dostuma ne dedim biliyor musun?

P: Hayır, bilmiyorum

R: Arjantin jeopolitik devrimi başlatmadığına göre kimseye inanma. 3,000 kilometre boyunca 600,000 insanı topladık ve Matanzas civarında, tek başına dört milyon insan yaşıyor, eskiden bu rakam 500,000'di. 14 milyonluk bir şehirde yaşamanın imkanı yok. Hiç anlamı da yok. Bunlar sadece bütün bir ülkeyi kontrol edebilmek için oy potansiyeli, ötesi değil. Fakirlik bazıları için kârlı. Onlara inanmayın. Sokakta tek bir çocuk bile yokken bana yalan söylemeyin artık. Cro-Magnon'un ne olduğunu hatırlıyor musun?

P: Evet, Cro-Magnon diskotekinde yangın çıkmıştı.

R: Independiente'de oynuyordum o zamanlar. Skandaldı. Bir çok genç öldü ve aileleri kulüp sahiplerine dava açmak istedi, ne saçma fikir. Sonraki günlerde idmandan dönerken (sokakta)kaç tane (genç) var diye saymaya karar verdim. Bir kırmızı ışıkta dokuz tane, diğerinde sekiz. Köprüden evime kadar 120 tane yazdım, hepsi 15 yaşının altındaydı, Cro-Magnon'da ölenler gibi ölmeye gidiyorlardı, uyuşturucu, şiddet ve adaletsizlik yüzünden. Peki onların ölümlerinden kim sorumlu olacaktı?

P: Hükümetin yaymaya çalıştığı 'herkes için futbol' duruşu konusunda ne düşünüyorsunuz?

R: Futbol halktan çalındı ve artık onlara ait değil. O nedenle, Arjantin milli takımının sadece seyircisi var. Futboldan anlayan kim varsa, o artık maçlara gitmiyor. Taraftarları, halkları yok artık, seyircileri var. Futbol bir ülkede ne rolü işgal edebilir? Bu bir iş koludur ve ne kadar iyi olursa olsun zamanı yiyip bitiren bir iş dalıdır. İyi bir şey değil. Ve bu geldiğimiz nokta işte. Futbol eğitimsel bir tutku, bir kendini ifade etme yeri. Hükümetlerin kâr amaçlı olmadıkları için bir gözetimi olabilir ancak. Ama onlar başka şeyleri gözetlediler, firmalara ve şimdi tarihi kulüpler yok oldu gitti bu yüzden. Hepsini imha ettiler. Kulüpleri 3 milyon Euro'ya satın alıp içine 300,000 koyup gerisini kendine alan yatırımcılar var. Bu ülkede spor, organize seviyede değerlendirirsek bir felaket. Bu ülkede spor ve turim bakanlığını birleştirdiler, sanki birisi hem kasap hem terzi olabilirmiş gibi! Bu çılgınlık. Ordu her zaman çok daha aptalca şeyleri sporun önüne koymuştur, daima.

P: Hiç teknik adamlığa dönme isteği duyuyor musunuz?

R: Evet, ama burada değil. Sahayı gördüğüm zaman gitar görmüş müzisyen gibi oluyorum ama burada değil, hiç bir şey için bunu hissetmiyorum. Bazen Barça'nın altyapı takımlarını görüyorum televizyondan ve kendi kendime diyorum ki 'Vasat yeteneğe sahip oyunculardan bir takım kurup kazanabilirim' ama oyuncular bana ancak altı ay dayanabilirler. Başkan 16 yaşına gelmeden takımın yarısını satar. Yazık.

P: (Julia) Grondona'yı suçlayan cepheden misiniz?

R: Hayır. Yani, bu Grondona'nın hatası tabii ki. Tanım gereği bir hata varsa herkesten çok onun hatası. Ama o tek başına değil. Diğer projeler nerede? Arjantin futbolunun Grondona'yla gittiği gevşeklik nereden çıktı? Korku da olabilir. O 35 senedir canı ne istiyorsa onu yapıyor. Burada olup biten ise daha ciddi bir şey. Harika kurumlar yok edildi, lokomotif, Platense. Olabilir, aynısı İspanya'da da oldu. Tenerife'ye bakın, Segunda B liginde veya Cadiz'in çaresizliğine. Cadiz'i severdim, hep hoşuma gitmişlerdir. Betis'i de çok severim. Colina Delisi (El Loco de la Colina - Arjantinli bir radyo karakteri) Betis'i çalıştırmam gerektiğini söylemişti. İkilem ise benim Atletico Madrid'den geliyor ve River'la (River Plate) imzalamış olmamdı ve bana tam da o hafta Betis'e gitmemi söyledi. Ölmek istedim, gerçekten, daima Betis'i çalıştırmak istemişimdir.

P: Arjantin'de, Guardiola gibi bir figür çıkamaz mı?

R: Hayır, sadece bir tane Guardiola var ama eğer çıkabilseydi de varlığını sürdürmesine izin vermezlerdi. Daha ortaya çıkamadan suikaste uğrardı. Bizim burada şimdi Mourinho'lar var ve onun gibiler, sadece kazanmayı düşünebilenler ve kaybettiklerinde de hatayı asla üstlenmeyenler. Bu türü çok uzun zamandır biliyoruz aslında. Çok dev çelişkileri vardır. Yine geçenlerde bir dordum İspanya'ya gitti ve Mourinho'nun idmanlarını izledi. Sonra Pep'in idmanını da görmeye gitti. Çok farklı antrenman yapmadıklarını söyledi, yaptıklarının çok benzediğini. Mou çok iyi çalıştırıyor. Kavramsal olarak, ikisi çok benzer. Ama sahada, gerçeğin saatinde ortak hiç bir noktaları yok. Bir sürü Mourinho var. Sadece bir tane Guardiola var. Barça ve İspanyol milli takımı futbola büyük kazanç oldular ve ben bundan dolayı onlara teşekkür ediyorum. Son noktada, Luis Aragones boğa güreşçisi olmayı kabul etti, boğa olmaktan vazgeçti. Zamanında söylemiştim ona, İspanyol futbolu tanımlanmalı, adı konmalı demiştim ve delirmişti, ama yine de çok severim Luis'i.

P: Del Bosque Busquets gibi olmak istediğini söylemişti, en uzunu. Peki ya siz, kim olmak isterdiniz?

R: Busquets'in ne yaptığı aşikar. İspanyol futbolunun bize verdiği en büyük yeteneklerden biri. O bir keşif. Onu ilk gördüğümde bir dostumu aradım ve dedim ki 'Yok olmuş bir türün futbolcusunu gördüm'. O bir deli. Benim hayatımda gördüklerimin en iyisi Pele'ydi. Sanırım ben Pele gibi olmak isterdim. Sizi her zaman şaşırtmayı becerebilecek kapasitedeydi, örneğin kafa topuna çıkardı, biraz daha yükselip topu göğsüyle durdururdu. Ne yapacağını asla kestiremezdiniz.

P: Messi gibi yani...

R: Bana göre futbolun dört kralı var ve beşincisi henüz doğmadı. Di Stefano, Pele, Cruyff ve Maradona. Şimdi hepimiz beşinciyi bekliyoruz, bu Messi olabilir, veya kimse olamaya da bilir. O en yakını. Ama ona bu tacı daha bir beş sene daha takamayız. Messi'ye o tacı takabilmemiz için onu Barcelona dışında görmemiz lazım, Maradona'nın Napoli'de yaptığı gibi. O takım bir bandoydu, Maradona'yla orkestraya dönüşmüştü. Messi bir hazine, harikulade bir şey ama ne olacağını göreceğiz. Bu zamanın dünyasında en iyi olmak için bir şey göstermek zorunda değil. Ama en iyi olmak için bir adımı eksik. Beşinci kral olarak taca ulaşacağından şüphem yok, ama şimdilik değil. Yalnız asıl güzel olan ne biliyor musun?

P: Hayır...

R: Messi öğreniyor. Önceleri ne zaman topu alsa maçı nasıl kazanacağını düşünüyordu. Evrildi. Ustanın elinin değdiğini oradan anlayabiliyorsun. Pep olmasaydı bu oyuncular nerede olurlardı? Pique'yi Pep'si hayal edebiliyor musun?

P: Ben edemem.

R: Pique Franz Beckenbauer oldu. İnanılmaz yetenekli bir futbolcu oldu. Ama başka herhangi bir teknik adamın ona Pep'in verdiği izni vereceğinden şüpheliyim. Bu serbestlik de değil. Sahada kimseye özgürlük vermezsin. Bilgiyle kazanılır o. Senin mesleğinde mesela, git ve bir gerizekalıya özgürlük ver, gazeteni batırır. Aynı şey. Oyunculara ne yapmaları gerektiğini söylemen gerekir çünkü kendiliğinden yapamazlar. Bir kapsam içerisinde özgürce oynarlar ve işler görürler. Pique canının istediğini yapmıyor. Barça içinde mutlak bir serbestlik yok. Oyunculara kendilerini çok serbest ve çok mutlu hissettirecek standartlar var, ama o standartlar oradalar, yerli yerinde.

P: 4-2-3, 3-4-3, bunlardan bahsediyorsunuz...

R: Yok canım, o senin dediğin telefon numarası. 4-2-3-1, 3-4-5-1. Bir keresinde Di Stefano'ya 2-3-5 oynamanın nasıl mümkün olduğunu sordular, o da dedi ki 'Ne zannediyorsunuz ki, daha öncesinde iki kişiyle beş kişiyi tutmaya çalışan götler olduğumuzu mu?'

P: Pep'le bir kaç sene evvel teknik direktör olmak istediğinde görüşmüştünüz. Onda o zaman ne gördünüz?

R: Bir konuda farklıydı; buraya kafasında çok net fikirlerle geldi. Buraya diğerleri gibi benden ilham istemeye gelmedi, onları sanki bir mesihmişim gibi bir yola sokmam değildi aradığı. Bir fikri vardı, buraya onunla geldi, onunla gitti. Gerçeğin arayışı içerisinde bana gelen genç hocalardan bıktım. Pep buraya ne yapması gerektiğini söyleyecek birinin arayışında gelmedi. Zaten biliyordu. Bu beni üzüyor çünkü ateş altında artık.

P: Sanırım bunu ilk günden beri bekliyordur.

R: Bir avantajı var, ne olursa olsun kimsenin değiştiremeyeceği bir geçmişi var. Birinin anılarında kendisine hizmet eden geçmişinden aldıkları vardır. Birisi şayet geçmişe sahip değilse, bugünün hizmeti bir işe yaramaz. Madrid daha fazla oyuncuyla anlaşabilir, sonunda herkesi toplayabilir ve kazanabilir ama Camp Nou'daki El Clasico'daki 5-0 sonsuza kadar orada kalacak. Düşünüyorum da, o maçtaki gibi bir oyunu aklım almıyor, ne gördüm, ne oynadım. Mourinho'yu ömrünün sonuna kadar fethetti.

P: Ondan sonra saçmaladılar demiştiniz.

R: Benim mahallemde ona patilerin sıçmak deriz. Kendini vurdu. Higain, Adebayor, Benzema ve Kaka'nın kulübede başladığı bir sonraki maçı gördüm düşündüm ki; tabii, kazanacak ama kendini bir kez daha vurdu. Çok uzun zamandır gördüğüm en büyük korkaklıktı bu. Ve bu Madrid'de pek hoş karşılanmaz. Boğa öldürülemedi ve boğa güreşçisi kaçtı ve bir daha da boğanın yanına bile yaklaşamadı. Ama olan biten gerçekten çok ağırdı. Bir clasico derbisinden o şekilde çıktığını hatırlayan yoktur. Ben hatırlamıyorum. Çok zordu, çok çok zor.

P: Arjantin'in Messi'ye bu kadar kötü davranmasının arkasında ne var?

R: Arjantin futbolu kültürsüzleştirmeye maruz kaldı derken, Borges'i kastetmiyorum. Futbol kültürü eğer kötüysen diğer on kişinin de mahvolduğu bir şeydi. Bir gün, hiç unutmam, maçın bitimine bir dakika kala faul kazandırdım. Herkes ileri gitti, kafa golü için. Kale çizgisinde bir savunmacı vardı ve topu durdurdu. Bir ay boyunca bana 'Bir frikik varsa Menotti atsın' diye dalga geçtiler. Arjantin'de neler olup bittiğini biraz olsun anlatabildim mi?

P: Anlıyorum.

R: Futbol hayat gibi. Sabahın altısında kalkıp hayatının kadınını aramazsın. Onu ya bulursun, ya bulamazsın. Her topa değdiğinde kazanmanı isterler. Felakettir, korkunçtur. Eğer pas verecek oyuncumuz yoksa neden oyun kurucumuz var ki? Barcelona'da insanların pas vermek istediği bir sürü asistçi var. Golden çok pas var. Ve bu onların yapmaya çalıştığı şey, pas yapmak. O kadar zor değil. Biliyorum Batista'nın da niyeti iyi ama...

P: Barcelona gibi oynamalarını istiyor.

R: Salaklar... Ne zannediyorlar ki, Juan Manuel Serrat gibi şarkı söylemek kolay mı? Hayır, bu imkansız. Batista'nın ben hastaneye yatar yatmaz beni aradığını biliyor musun? Elemanı severim ama beni gerçekten zorluyor. Dedi ki 'Hey ihtiyar, niye kendini mahvetmeyi bırakıp kendini sigara içmekten daha önemli şeylere adamıyorsun?'

P: Dinlediniz mi onu?

R: Artık sigara içmiyorum ve daha önce yazdıklarım ve sakladığım röportajlarımı içeren bir kitap yazmaya çalışıyorum. Nasıl bir şey çıkar bilmem, veya futbolun hangi gizemlerini keşfedeceğimi de...

25 Haziran 2011

Alexis Sanchez: Yanlış Hesap Bağdat'tan Döner!



Guardiola, Cruyff ile buluşup golf oynadı, basına yansıyan son buluşmaları 5 - 0 biten efsanevi Madrid maçı sonrasındaydı, bir nevi kutlama babında.

Umarım Johan, Alexis'in transfer edilmemesi konusunda Pep'i ikna eder. Geçtiğimiz yaz açıklandığı üzre Ibrahimovic transferine birlikte karar verdiklerini ve bunun bir hata olduğunu Josep'in geç de olsa fark ettiğini belirtmişti.

Udineseli oyuncu neden Barça'ya uğramamalı, tek tek ele alalım;

1 - Barça DNA barındırmıyor. "Barça'nın Futbol Şifreleri" yazımda dile getirdiğim özelliklere haiz değil Şilili.

Topla fazla oynuyor, takım için zaman kaybı. Bu özerkliği Messi dışında birine daha vermek fazla lüks ve Messi'nin etkenliğini azaltacaktır, takımın isteyeceği son şey bu olmalı. Sanchez'in topu ayağında tuttuğu ve dribling yapmaya çabaladığı her sekans, takımın kalanı için bir ızdırap sahnesidir.

Tek pas, rakibe baskı, yer değiştirmeler, kompakt davranıp alan paylaşımına katkı vermek, takım savunmasına katılmak, takım arkadaşları için boşluk yaratmak adına sürekli sahte / gerçek koşular yapmak gibi nitelikleri yetersiz Sanchez'in.



2 - Yüksek bonservis bedeli, bir başka oyuncunun transferini de zorlaştırıyor. Ayrıca Barça profiline uygun olmasa da -Cristiano Ronaldo da öyle- birkaç sene içinde yeteneklerinden ötürü en iyi 10 oyuncudan biri olarak anılacağını da görebiliyoruz aslında oyuncunun ancak bu gözlem, Barça'da oynamak adına bir referans değil. Elimizde Pedro ve Ibrahimovic emsalleri var.

Pedro çok yetenekli bir oyuncu mu, hayır! Pedro çok yararlı bir oyuncu mu, kesinlikle evet!

Teorik futbolun geldiği kusursuz nokta derken, parçalarının birbirleriyle olan uyumundan bahsediyoruz sürekli, tamamlayıcı görev tanımlarından. Pedro bu yönden çok önemli bir isim. Ve pek çok ismin La Masia'dan yetiştiğini unutmayalım. Xavi, Iniesta, Messi dünyanın en iyi üç oyuncusu olabilir şu an, asıl bakış açısı onların Barça sisteminin içersinde bu mertebeye erişmeleridir. Dışardan sisteme adapte edilmek istenen Ibrahimovic'in dolaylı yoldan üç yıl üst üste Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu'na engel olmasının altında yatan sebep de budur işte!

David Villa, Ibra'dan daha mı yetenekli bir oyuncu, hayır! Daha çok katkı sağladı mı, kesinlikle evet!

Ve siz bunu istatistiklerde çok fazla göremezsiniz, oyun içinde şekillenen bir olgudur. Takımın topla oynama oranının geçen yıla göre artmasına olan etkisi veri olarak alınabilir.

En yetenekliyi almak değil, düzen içersinde yeteneği ortaya çıkarmak Barça'yı başarıya götüren, kusursuzluğa yaklaştıran davranış biçimidir, bundan vazgeçmek sorunları da beraberinde getirecektir.

Pep'in Ronaldinho, Deco, Henry, Eto'o, Ibrahimovic gibi isimleri gönderip çok daha güzel oynayan bir takım yaratmasının temelinde de bu anlayış oturmaktadır. Pedro, David Villa, Afellay ve Bojan sistem içersinde yıldız isimlere göre daha verimli olabildiklerinden Messi, Iniesta'nın özgürlük çerçevesi genişleyebilmektedir. Topun daha az paylaşılıp cambazların ayağında kaldığı ve pastan ziyade estetik hareketlere yönelilen bir tarz, Barça'yı başarıya götürmeyecektir, ki takım içersinde aşırıya kaçan kimseyi göremezsiniz bu anlamda. Dizinde top sektiren, çalım atarken verdiği imajı daha çok önemseyen yoktur, aslolan en hızlı biçimde adamı eksiltmek veya oyun akışkanlığının devam ettirilmesidir. Sanchez'in görsellerine bakılırsa Ronaldinho gibi topla cambazlık yapmayı çok sevdiği ve bunun takıma zarar vereceği daha net anlaşılır.

3 - Ödenen bedelden dolayı oynatma zorunluluğu doğacak ve Pedro / Villa'nın süreleri azalacak. Hatta patlama yapmasını beklediğim, Barça DNA içeren ve ayrıca hızı olan Afellay'ın da önünü kesecek, kenarlarda. Jeffren'den bile umutluydum oysa.

Dikine bu kadar çabuk gidebilen Alexis Sanchez'in gitmesi gereken takım Real Madrid gibi "transition game" geçiş futbolu oynayanlar aslında. Barça set hücumu oynuyor, kaostan ve rakibin eksik yakalanmasından değil, kendi organizasyonundan ve düzen içinde bulacağı boşluklardan besleniyor. Xavi ve Iniesta'nın Pedro ve Messi'yi bulmalarını anımsayın. Birkaç özel oyun seti var ayrıca, Alves & Messi kombinasyonu veya sol bek pozisyonundan birinin arkadan gelip bindirme yapması, ayrıca Messi'nin boşalttığı uç bölgeye orta saha oyuncularının girip çıkması gibi.

Sanchez, Ronaldo gibi kendi başına gol atan bir oyuncu, çok kolay adam eksiltip kaleye akabilen bir isim, tam Mourinho'nun aradığı türden.

Ronaldo / Alexis gibi iki kanadı olsa Madrid'in çok daha tehlikeli olabilirler ancak Barça için bu geçerli değil, istenen eylemler ve oyun yapıları farklı çünkü.

Mesut Özil nasıl Barça profili taşıyorsa, Alexis Sanchez de Madrid profili barındırıyor, umarım Barça'ya gelmediği gibi oraya da gitmez, aksi taktirde çok baş ağrıtır.



4 - Alexis Sanchez, yetenek ve potansiyel bakımından dünyanın en iyi oyuncularından biri olarak görülebilir veya o konuma geleceği iddia edilebilir, ben ikinci gruba dahil ediyorum kendimi ancak an itibariyle bunu söylemek en azından istatistiksel açıdan doğru değil, hele de Messi, Ronaldo, Rooney, Tevez gibi isimlerin neler başardığını görünce.

Patlama yapıp 4 gol birden attığı Palermo maçı çıkarılırsa 8 gol atıp 11 asist gerçekleştirmiş bir oyuncu gözüküyor. Hücumun kenar bölgesinde oynayan ve bu veriye sahip biri için "Süper Yıldız" tanımlaması yapılabilir mi, sanmıyorum.

Barça'dan gönderilen Eto'o 37 gol 17 asist -bence Barça seviyesi bu tür çift haneli sayılar ama biri daha yüksek Mesut Özil gibi ya da Rossi & Cesc emsalleri- ve Ibra 22 gol 13 asist performansları. İkisi de Sanchez'den iyi sonuca etki bazında.

Napoli'den Cavani de onun üstünde 33 gol 11 asist ile. Sanchez'in Cavani kadar, hatta Eto'o ve Ibra'dan daha az asist yapması gözden kaçırırılmaması gereken bir detay.

Barça DNA'ya sahip olduğu öne sürülen -çok izlemedim- Pastore'nin de 11 gol 5 asisti var, bir orta saha için gol sayısı yeterince iyi.

Fabregas, bu sezon sakatlıklardan ötürü çok az süre almasına karşın 9 gol 16 asist yaptı, keza Rossi 32 gol 11 asist sundu La Liga'da. Artı Villarreal'in Barça stilini kopyaladığını biliyoruz, ayrıcalık sağlayan bir unsur.

Alexis'in diğer oyunculara göre daha az maç oynadığını da belirtelim, takımından ötürü.

9 gol 18 asist ile sezonu tamamlayan Valencia'dan Juan Mata'nın bile daha iyi bir tercih olacağı söylenebilir İtalya Ligi'nden gelecek Alexis'e göre. Mesut Özil'i andırıyor tarzı.

Sanchez verisel olarak kendini Barça'da oynayabilecek kadar kanıtlamadı, bir çok yıldız olması beklenen isim gibi sönüp gidebilme riski var, az olsa da.

5 - Rossi'nin Messi'ye sahte 9 numara alternatifi olması da Alexis Sanchez'e göre bir başka hesaba katılması gereken faktör, rotasyon açısından.

Puyol, Xavi, Alves, Messi zaman zaman dinlendirilmesi gereken dört temel isim. Messi içgüdüsel oynama arzusuyla rotasyona girmiyor ama kanımca maç sayısının 45 - 50 arasına düşürülmesi daha sağlıklı olur. Keza Alves'in de Puyol veya genç oyuncu Montoya ile yedeklenmesi ve 5 - 6 maç daha az oynaması gerekir.

Haddinden fazla süre alan Villa var, Afellay'ın ısınmasıyla biraz daha dengelenecektir durumu.

Messi + Villa + Pedro + Bojan + Afellay + Jeffren 15503 dakika sahada kalmış toplamda. Bojan'ın 1630, Jeffren'in 374, Villa'nın Pedro seviyesine çekilip 500 ve Messi'nin de 475 dakika vermesi durumunda süre pastasına 2979 dakika geliyor. Iniesta'nın da üçlünün solunda faraza 400 dakika oynadığı ve Nolito + Vazquez'in 236 dakikası düşünülürse yaklaşık olarak 3600 dakikalık bir havuz var ortada. Afellay + Rossi için. Sezonun ikinci yarısı gelip 1053 dakika oynayan Afellay 1300 dakika daha süre alırsa, Rossi'yle birlikte 2600'er dakikayı paylaşmış olacaklar.

62 maç x hücum üçlüsü (3) x 90 dakika = 16740 dakika maksimum süre

Messi 4200
Villa 3600
Pedro 3600
Afellay 2600
Rossi 2600

gibi bir yayılım son derece ideal olacaktır kağıt üzerinde. Bu hesaplamayı yaparken sakatlık / ceza / La Masia'dan gelen yeni isimler gibi etkenleri denkleme katmadığımı da ekleyeyim. Değişkenler oldukça daha karmaşık bir yapı ortaya çıkacaktır. Bojan / Jeffren'in ayrılacağı üzerinden yapıldı ayrıca değerlendirme, bu olasılık da gerçekleşmeyebilir ve Barça için sorun teşkil etmez.

Sanchez'i böyle bir rotasyona yedirmek kolay değil Güney Afrika'dan sonra, şöhreti, bonservisi, ondan beklenti ve potansiyeli ağır basıyor ve en az 3200 dakika süre verilmesini arzulayacaktır. Takımın ideal parçalarından biri gibi olmayı, Güney Amerikalı olması, bunun gerçekleşmemesi halinde problemler yaratacağının da ön habercisidir. Aynı mesele, Neymar, Ganso ve Lucas gibi Brezilyalılar için de geçerli ve gelmeleri taraftarı değilim.

Rossi çok daha uyumlu biri, kenarda beklemeyi çok sorun etmez, United'da oynadı, önemli bir referans, Forlan'a benziyor kariyer yolu, keza Forlan da Barça profili taşıyan ender oyunculardan biri ve 32 yaşında olmasına karşın alternatif olabilir diye düşünülüyor.

Benzer durum Javier de yaşandı ve Pep çözümlendirdi konuyu. 3094 dakika süre aldı Mascherano, özellikle sezonun sonuna doğru stoperde oynatılarak ve bu tercih Sergio'nun da kesilmemesine yol açtı, akıllıcaydı.



6 - Barça'nın oyun akışkanlığını kusursuza yakın devam ettirmesi için, Xavi sonrası bir organizatöre ihtiyacı var, bu isim Thiago değil çünkü Mazinho'nun oğlu daha çok Iniesta'ya benziyor topla haşır neşir tavırlarıyla.

Sahada iki Iniesta olması sistemi sekteye uğratır, merkezde Messi'yle bütünleşen iki ismin birbirinin eşleniği değil tamamlayıcısı olması gerekiyor. Bu da görece Xavi'ye nazaran daha az pasör olan ama içeri kat etmeleri çok üst düzey Iniesta'nın, Xavi'nin olağanüstü oyun görüşü ve pas yeteneğiyle dengelenmesi anlamına geliyor. Thiago, Iniesta rolünü görecekse ilerde, onda biraz Xavi'nin pas yeteneği ama daha çok Andres'in driblingle adam eksiltmesi var, yanında Xavi tarzı pasör biriyle oynamak zorunda. Bu tercih onu dünyanın en iyi orta sahalarından biri yapabilir. O parça da Cesc Fabregas.

Xavi'nin 25 yaşındaki halinden çok daha önde bir oyun görüşü var şu an ancak Xavi'nin şu anki halini geçebilir mi, ben inanıyorum buna, o potansiyeli görüyorum Xavi'yi 7 yıl önceyle karşılaştırınca. Fabregas çok daha iyi olabilir. Pas organizasyonu için mükemmel bir tercih ve merkezde Iniesta'yla, rotasyonel olarak da Thiago'yla harika bir ikili olabilir birkaç yıl içinde.

Barça'nın er ya da geç bu transferi yapması gerekiyor ve bence başarı ivmesini Madrid'in eline vermemek adına önümüzdeki sezon çok önemli, bu yaz transfer edilmeli bu yüzden, şevkleri kırılacaktır bir parça.

Xavi / Cesc, Iniesta / Thiago, Keita orta üçlünün ikilisi rotasyonuna bakalım bir de. Sergio / Javier ön alanda hiç tercih edilmediğinden onları ayrıca değerlendireceğim.

Xavi + Iniesta + Keita + Thiago 11828 dakika süre almışlar. Iniesta'nın ileri üçlünün solunda 400 dakika oynadığı kısım çıkarılırsa geriye 11428 kalır.

62 maç x merkez orta saha ikilisi (2) x 90 dakika = 11160 dakika maksimum süre

Sayının fazla çıkma sebebi Iniesta'nın muhtemelen üçlünün kenarlarında daha çok süre alması ve Afellay'ın ilk zamanlar birkaç maç merkezde oynatılmasıdır.

Çok yakın bir sayıya ulaşmamız Barça'nın maksimum seviyede oyuncularından yararlandığı ancak bunun yanında sırtlarına aşırı bir yük de koyduğunu gösteriyor.

Iniesta 3600
Fabregas 3000 - 2700
Xavi 2400 - 2700
Thiago 1500
Keita 700

İki pozisyonu beş oyuncu arasında paylaştırmak çok zor bir iş. Cesc geldiğinde Pep'in Xavi / Iniesta / Fabregas üçlüsünün süresini artırmak ve her birini merkezde kullanmak için ekstra formasyon - yer denemeleri (3 - 4 - 3) olacaktır, sola kaydırma yapıp sistemi sekteye uğratmadan. Çünkü Xavi & Cesc'in yan yana merkezde oynatılması oyun akışkanlığı açısından iyi bir tercih değil, her ikisi de pasör ve adam eksiltme konusunda Iniesta'ya nazaran görece zayıflar. Parça uyumu yok. Xavi / Cesc + Iniesta olmak zorunda, birkaç yıl sonra da denkleme Thiago'nun katılması.

Ön süpürücüye de göz atalım. Sergio + Javier 6977 dakika süre almış.

62 maç x savunma önü süpürücü (1) x 90 dakika = 5580 dakika maksimum süre

Sergio'nun 3883 dakikasını düşünce geriye 1697 dakika kalıyor Javier'in bu pozisyonda oynadığı süre olarak. Genellikle yedek beklediği söylenebilir ya da ideal onbirin parçası olamadığı. Mutsuzluk belirtisi Liverpool'da sürekli oynayan ve Arjantin'in kaptanı için. Açığı kapatıp onu mutluluğa sürükleyen, önce Puyol'un sakatlığı, sonra Abidal'in hastalığı sonrası kendini birdenbire merkez savunmacı bulması. 1397 dakika oynamış bu bölgede.

Sanırım onu seneye de savunmada sıkça izleyeceğiz, Busquets tercihinden vazgeçilecektir orda ve Puyol da o kadar sakat kalmayacaktır, artı Abidal de var ve Fontas daha çok süre alabilir.



7 - Son söz olarak kadro mühendisliği çok önemli bu yapının devam etmesi ve bizlerin bu eşsiz futbol güzelliğini üç - beş sene daha doyumsuz bir zevkle seyredebilmemiz için. Bunu da en iyi yapacak olan, daha önce hatalar da yapsa ciddi doğrular bulan -biz sadece onun doğrularını gözlemleyip analiz edebilecek yeterlilikteyiz, bulmak ona mahsus- Guardiola'dır, Johan'ın izinden gitmeyi sürdürerek.

25 Haziran 2011

A. Eren Loğoğlu

04 Mayıs 2011

Finaldeyiz | Por Que | Abi | İyi, Kötü ve Çirkin | Güzel oyun asla kaybetmez! | yine Wembley



Başlığın ilk kısmı 2009'a atıf, Iniesta'nın golünde salonda turlamamız, ne için bildiğin gazoz kapağı, Abi kısmı Eric'in geri dönüşünün şerefine kaldırılan kadeh, İyi Barça yani biz, kötü Mourinho ve çirkin Royal Madrid. Ve Wembley kısmı, bu kulübün başarı hikayesinin taçlandığı ilk yer, 92'de Koeman'ın golüyle.

http://erenlogoglu.blogspot.com/2009/05/finaldeyiz.html

http://erenlogoglu.blogspot.com/2009/05/triplete-copa-lliga-champions-visca-el.html

Kutsal El Clasico dönemi son buldu, rakibin her şeyi zehirleyen anlayışıyla. Belki de içlerinde en güzel olan maç, Jose'nin çok az risk aldığı bu geceydi.

Birkaç komik ötesi veri, Ronaldo maç boyu 0 şut ve Di Maria ilk yarı sadece 1 pas. Maça dair istatistikler;

Barça, kaleye atılan şut 11, kaleyi bulan şut 6, başarılı pas 631, topla oynama % 64
Madrid, kaleye atılan şut 3, kaleyi bulan şut 1, başarılı pas 261, faul 31, 5 sarı kart

Dikkat çeken iki veri var, Madrid'in pas sayısını ve topa sahip olma oranını artırması ve yapılan faul sayısı kart oranının düşüklüğü. 5 - 0 biten maçta Madrid 331 başarılı pas yapmış, topla oynaması da hemen hemen aynıydı dünle.

Genel istatistiklerden sonra değerlendirmeye geçeyim;

Barça vs. Mourinho

15 maç, 6 galibiyet 5 beraberlik 4 yenilgi

Pep vs. Madrid

9 maç 6 galibiyet 2 beraberlik 1 yenilgi

Pep vs. Mourinho

9 maç, 4 galibiyet 3 beraberlik 2 yenilgi

Taktik deha Mourinho son 6 resmi maçın 90 dakikası sonunda Guardiola'nın Barça'sını yenemedi.

Barça 1 Inter 0
Barça 5 Madrid 0
Madrid 1 Barça 1
Barça 0 Madrid 1 uzatmalarda, normal süre 0 - 0, kupayı birinin alması için maç devam ediyor.
Madrid 0 Barça 2
Barça 1 Madrid 1

Daha da ilginç olan, aslında Mourinho'nun Pep'e karşı 9 resmi maçın 90 dakikası sonunda sadece 1 galibiyeti bulunması.

Inter 0 Barça 0
Barça 2 Inter 0
Inter 3 Barça 1 -tek maç eleminasyon, ofsayt gol, Alves'in son dakika düşürülmesi, verilmeyen penaltı
Barça 1 Inter 0 -Bojan'ın sayılmayan son dakika golü-
Barça 5 Madrid 0
Madrid 1 Barça 1
Barça 0 Madrid 1 uzatmalarda, normal süre 0 - 0, kupayı birinin alması için maç devam ediyor.
Madrid 0 Barça 2
Barça 1 Madrid 1

Mourinho Barça'ya karşı kazanamıyor, sadece durdurabiliyor ve şansı yaver giderse, hakemler taviz verirse sonuç değişebiliyor, iki kere iki beş etmiyor parti talimat vermedikçe.

Camp Nou tarafına bakalım bir de;

Mourinho, 7 maç 4 yenilgi 3 beraberlik Barça'ya karşı, hiç kazanamadı. Guardiola'nın Madrid'e karşı oyuncu ve teknik direktör olarak kendi sahasında bileği bükülmüyor, 14 maç 10 galibiyet 4 beraberlik, hiç kaybetmedi.



Biraz da maç öncesi;

İyi, kötü ve çirkin söylemi Şenes Erzik'e aitti, Mourinho'yu kastediyordu, iyiyi örnek alsın diye tavsiyede bulunarak.

Efsanevi Teknik Direktör Ottmar Hitzfeld de farklı düşünmüyordu. Madrid'in imajını sarstığından ve Barça'nın onu sahada cezalandırması gerektiğinden dem vuruyordu cesurca. Onu sevmediğini bile söyledi.

Guus Hiddink'ten de nasibini aldı Portekizli. 0 - 2 sonrası, Madrid'in futbol oynamak istemediğini ve 11 oyuncuyla savunma yapmaya çalıştığını anlatıyordu. Bunun Mourinho'nun tercihi olduğunu da açıkça belirtiyordu. Barça tuzağa düşmedi şeklinde bitiriyordu sözlerini.

Johan Cruyff'un onun hakkındaki düşüncelerini açıklamaya gerek dahi yok, zaten yazarsam blogu kapatırlar Jose deyimiyle. Tek ipucu, 2008'de Rijkaard görevden ayrıldığında başkan Laporta, Mourinho'yu takımın başına getirmek ister ve bu düşüncesini Cruyff'la paylaşır. Onun tavsiyesini alacaktır. Johan, B takımın başındaki bizim çocuğu, Guardiola'yı işaret eder, hikaye böyle başlıyor işte.

17. defa bir Avrupa Kupası'nda finalde Katalanlar ve bunu başaran tek takım! Duyar gibiyim kupa koleksiyoncusu Real Madrid'e ne oldu diyorsunuz, 16'da kaldılar. AC Milan ve Juventus 14, Liverpool 11, Bayern Münih de 10 ile takip ediyorlar ikiliyi.

Ayrıca güzel oyun, atak futbol felsefesini benimseyen Barça Avrupa kupalarında 900 gol barajını aşan ilk takım oldu, enteresan değil mi! En çok kupayı alan olamadılar ama gol atmak ve finale yükselmeyi başarıyorlar, stratejik olmadıkları, yalansız davrandıkları burdan bile belli. Amaç uğruna kimliklerinden vazgeçmiyorlar.

Sponsor ve televizyon gelirleri dışında 27 milyon Euro'yu da cebe indirdiler, kupayı kazanırlarsa 9 milyon Euro daha götürebilirler. Muazzam.



Onbir;

Valdes, Alves, Javier, Pique, Puyol, Sergio, Xavi, Iniesta, Pedro, Messi, Villa

Javier merkez sağ ve Pique merkez sol savunmacı, Puyol da sol bek idi. Gerisi teferruat.

15. dakikaya kadar dengeli bir maç havası gözüktü. Barça aceleci davranmıyor, sakin kalıyordu. Kenarda Mourinho'nun olmayışı da ortamın gerilmesini engelliyordu.

15'ten sonra Barça kontrolü eline aldı ve çok net pozisyonlar üretti, Lass & Alonso ikilisinin arasına kolay sızarak. Tek hamleyi Carvalho yapıyordu. Messi, Pedro, Villa bozuk para gibi harcadı. 30. dakika civarı fırtına vardı denebilir. Casillas geçit vermedi ve devreye öyle girildi.

Madrid rakibini daha önde kabul ediyor ve ara ara şok presler uyguluyordu ancak çok başarılı oldukları söylenemez. Diğer üç maçın aksine daha çok pas yapmaya çalıştıklarını da belirtmek gerekir.

Mourinho'nun hakem ve UEFA hakkında yaptığı eleştiriler de yarar sağladı Madrid'e, maçı 11 oyuncuyla bitirebildiler bu sefer. Lass, Alonso, Marcelo, Adebayor rahatlıkla oyundan atılabilirlerdi, hakem ısrarla bunun polemik konusu olmasının önüne geçmek istedi.

Devreden sonra Madrid biraz daha kıpırdanmıştı, nitekim Ronaldo dikine ilerlediği pozisyonda, Pique'nin teması olmadan kendini bıraktı ve sırtıyla Javier'in ayaklarını doğradı. Javier faule maruz kalınca top Gonzalo'ya geçti ve ağlarla buluşturuldu ancak geçerlilik kazanmadı gol, karar doğruydu.

Maçtan sonra Mourinho'nun dublörü, Hierro ve Helguera'nın tandem dostu Karanka hakeme ateş püskürüyordu. Daha önce neler olacağını anlattık, hepiniz gördünüz diyerek. Alenen, yüzümüze baka baka yalan söylüyordu, akıl aldığı Mourinho gibi.



Gol dışında kaleyi bulan şutu olmayıp 3 gol atması zorunlu bir takımın teknik direktörü söylüyor bunu, 31 faul yapıp 5 sarı kartla yırtan oyuncuları idare eden. Bu faul sayısı en sol 3 yıl önce görülmüş ŞL'inde, vehamet. Ve Messi'ye yapılan faul sayısı, Madrid oyuncularına yapılandan fazla. Yazık, acınası.

Utanmadan sıkılmadan, eski defterler açılıp her sözlerine kontra referanslar gelse de pes etmiyorlar, bunu alışkanlık haline getirdiler. Kendilerinden başka kimse onları sevmiyor, tarzlarını eleştiren futbol üstadının haddi hesabı yok ama hala suçu birilerine atıyorlar, telaş ve endişeli bekleyiş, ligi de kaybedecekler.

Agresif ve sert futbol, kasıtlı müdahaleler, savunma oynamaktan sıkılan ve her maç ayağına nerdeyse top değmeyen 94 milyon Euro'luk Ronaldo'nun çabasızlığıyla maç devam ederken, Barça'nın bir anlık pas hatasıyla gelen gol acaba bir şeyler olur mu sorusunu akıllara yerleştirmişti.



Olmadı, Barça soğukkanlılığını yine korudu, ilk maçın strateji dersi devam ediyordu, hem güzel oynuyorlar hem de kontrolü elden asla bırakmıyorlardı. Geride hiç eksik yakalanmadılar nerdeyse. Hücumda da çoğalmayı sağladılar buna karşın, Alves eskiye oranla az da olsa ileri çıkışlar yaptı, Puyol pas konusunda aksadı, ters bölge işlemedi. Süre eridi ve kalesinde ikinci bir tehlike görmeden bitirdi Barça maçı, tur atlamak yeterliydi artık.

Maçın sonunda Eric Abidal de sahadaydı, kaptan Puyol'un yerine. Müthiş bir alkış tufanı, yağmuru bastırırcasına bir ses, hep birlikte.

18 gün süren yorucu El Clasico hikayesi;

http://erenlogoglu.blogspot.com/2011/04/master-yoda-aka-p-e-p-tarihin-en-iyisi.html

http://erenlogoglu.blogspot.com/2011/04/tesekkurler-cocuklar.html

http://erenlogoglu.blogspot.com/2011/04/di-stefanodan-sert-mesaj-11e-9.html

http://erenlogoglu.blogspot.com/2011/04/m-o-u-r-i-n-h-o-m-d-r-i-d.html

http://erenlogoglu.blogspot.com/2011/04/neo-el-clasico-barca-vs-madrid-mourinho.html

Son link eski El Clasico yazılarımı da içeriyor, Guardiola döneminin tamamını kapsayan, okumak isteyenler için not düşelim.

18 günde alınan 1 galibiyet veya kaybedilmeyen 3 maç -hatta 90 dakika sonunda 4- ile erişilen Şampiyonlar Ligi Finali ve La Liga şampiyonluğu için korunan 8 puanlık fark.

Çok şey konuşuldu, konuşulmayan mevzu kalmadı El Clasico'ya dair ve bu periyod hakikaten yıpratıcıydı. Oyuncuların İspanya Milli Takımı'ndaki arkadaşlığına kadar ilerledi. Elbette süreci bu denli ızdıraplı, futbolsuz, kazanma uğruna noktasına getiren, taktik deha Jose Mourinho'ydu.

Barça onun için artık bir saplantıydı ve bedelini ağır ödedi. Geçtiğimiz sezon olmayacak bir şey denedi ve başarıya ulaştı diye, yeni bir şey üretmemesi gerekliliğine kendini fazla inandırdı.

1 - 0 biten Inter maçının başından sonuna ceza sahasını savundu otobüs park ederek. 5 - 0 biten El Clasico'da takımı biraz öne çıkardı, asıl mesele önde oynamaya çalışan takımın hiç top tutamaması ve pas yapamamasıydı, o tekrardan eski taktiğine dönmeyi düşündü biraz değişiklikle. Ve 18 gün sonunda gelinen nokta, elde var kral kupası, oynanan oyun sıfır.

Mesele şu ki Mourinho, Barça'yı yenebilmek adına özel bir şey üretemedi. Bilbao, Betis nasıl ve nerde savunma yaptıysa benzerini gerçekleştirdi ve kazanılan toplarda da onlarda olmayan Ronaldo, Di Maria ve Mesut'a güvendi.

Savunmanın dört oyuncusu hiç çıkmayacak, önündeki üçlü pas arası kollayacak, iki kanat zaman zaman bek gibi oynayıp alanı daralttacak, Messi ve Iniesta'nın dikine çalımlarına karşı özel önlemler alınacak, Xavi'nin karşısına mutlaka biri dikilip arkayı görmesi engellenecek, tüm bunlar uygulanmaya çalışılırken aşırı agresif, sert oynanacak, hakemin sabrı denenecek, Madrid'e kart göstermenin kolay olmadığı algısından yola çıkılarak.

Bu kadar yalın bir anlayış, özel olan hiçbir şey barındırmayan.



Benzer anlayışıyla Barça'yı yenen ve çok zorlayan takımlar oldu ancak Mourinho bunu da başaramadı. Mourinho hangi takımın başında olduğunu kavrayamamış, elinde bulunan Ronaldo, Kaka'ya güvenemiyordu. Madrid denilince Pepe, Ramos, Carvalho, Marcelo, Diarra geliyor akla sırf bu tercihler yüzünden ve suçlu Jose Mourinho.

Futbol oynansın istemedi, Madrid'i küçülttü, utanılacak duruma soktu. Bunlar gözükmesin ve algı başka yerlere kaysın diye, hakemleri ortaya attı, özellikle isim verdi, liste oluşturdu maça atanmamaları adına ama UEFA da ona meydan okudu. UNICEF'i, çocukları alet etti futbolun içine.

Üzücü olan tek kısım, kendisinde oluşan Barça takıntısının benzerini bizler üzerinde yaratmasıydı. Barça'yı güzel oyun felsefesinden sapmaya yönlendirdi elinden geldiğince. Rakip takım oyuncularının aşırı sert oyunları cezalandırılsın diye pozisyonlar abartıldı yeri geldiğinde, kimileri Barça'nın da fair play ruhu taşımadığından yakındılar, halbuki Mourinho özelinde gerçekleşen eylemlerdi. Doğru değildi, yakışmıyordu ancak ona, adam olmayana, adam olmadığını gösterircesine davrandılar, çok da suçlayamıyorum onları. 2010 Dünya Kupası Finali'nde tarafsız maçı izlerken Hollanda oyuncularının aşırı sert müdahaleleri sonucu İspanya'yı desteklemeye başlayan biri gibiydiler sahada. Rakibin hamlesine karşı argüman buldular sürekli, yere yattılar, zamandan çaldılar, hakeme itirazı sıklaştırdılar ama çoğunda haklılardı çünkü rakibin oynamak ve oynatmak istemiyordu. Umarım onlar gibi hareket etme süreci burda biter Barça için. Biz Mourinho'nun arzuladığı tarza dönüşmeyeceğiz, bizi yenmek beynini kemiriyorsa o bir şeyler bulacak gene. Güzel oyun felsefesi, rakibe ve hakeme saygı devam etmek zorunda, finalde bunu anlatacak arka mahallenin çocukları.

Yine de hatırlatalım, kaybedilen kupa finalinden sonra Barça hakemi ve rakibi suçlamadı, önüne baktı ve ŞL maçlarına hazırlandı. Mourinho'ysa hatayı kendinden alıp başkalarına yükledi, adalet terazisi bozuk biriydi. Chelsea'nin başındayken rakiplerini aşırı savunma oynamakla suçlardı, Porto'nun başındayken sertlikten yakındı. Tutarsızdı. Hakem kararlarını eleştirdi, Inter'in Barça'yı ve Porto'nun United'ı nasıl elediğini çabuk unutmuştu. Rafa Benitez'den yediği ayarlar, Sir Alex Ferguson ve Arsene Wenger'ın onun küstahlığına nasıl tahammül ettiği hala zihinlerde.

"Özel Biri" 5 - 0 ile özel olmayı yitirmişti, 18 gün sonunda La Liga ve Şampiyonlar Ligi de elinden kayıp gitti ama asıl önemlisi biri olmayı da beceremedi, insan kalamadı. Camp Nou'ya gelmedi çünkü orda bulunursa yanında gözlemci olacak ve taktik veremeyecekti. Otel odasından izlemiş maçı, bir yolunu keşfedip taktik verdi mi bilinmez ama sahaya çıkardığı onbiri bile inkar ettiği belliydi, Kaka ve Higuain göz boyamak adına şans verilen isimlerdi, yerlerine hemen Adebayor ve Mesut'u alıp hata yaptığını onaylıyordu. Her detayı düşünen tercümanın bir başka planı da Barça'nın Camp Nou'da yazı tura sonucu seçtiği kaleyi değiştirmekti. Puyol topu istedi haliyle ve Casillas karşı kaleyi tercih etti, özel direktifiydi, ritmi bozmanın bir başka yolunu denedi.

Barcelona'dan korktuğu kadar Tanrı'dan korkmuyor. Çünkü onu da -daima yürekten bağlıyım dediği- Barcelona yarattı ancak o şeytan olma yolunda son adımı 18 günde attı.



Guardiola dönemi Barça 3 yılda;

2 ŞL Finali, 1 ŞL Yarı Finali, 1 kez kazandı, diğeri için de favori
Ligde üst üste 3. şampiyonluğa ilerliyor
2 Kral Kupası Finali, 1 kez kazandı, diğerini uzatmalarda kaybetti

Toplamda şu an 8 kupa müzede, sezon sonunda 2 kupa daha bekleniyor. Ağustos ayında Madrid ile İspanya Süper Kupası maçları ve ŞL kazanılırsa Süper Kupa Finali olacak. Ordan da alnının akıyla çıkarsa takım bir turnuva daha.

2011 yaz bitimi 12 kupası olan bir Pep görebiliriz, sadece 3 yılda. Cruyff'un 8 yılda kazandığı 11 kupa istatistiğine ve elbette 4 yıl üst üste şampiyonluğa göz dikmiş durumda. Pep oyunculuğu döneminde 16 kupa görmüştü. Toplam olarak 24 kupada imzası var. Johan Cruyff'unsa her şeyin altında imzası bulunuyor, 1973 yazından bu yana, Franco'nun takımına gitmem diyerek başlattığı bir süreç yaşanan. La Masia'yla süregelen ve 92 Rüya Takımı'yla Wembley'de taçlanan, Van Gaal, Rijkaard derken Pep ile kusursuzlaşıp, tarihin en güzel oyununu sergileyen ve en iyi takımına dönüşen bir organizasyon. Güzel ve iyi olmayı, güzel ve iyi olup kupa kazanmayı aynı potada eritmeyi başaran tek takım.



Kadroda yer alan 7 - 8 oyuncunun Pep öncesi de başarılıları var, 2006'dan bu yana. 1 ŞL Yarı Finali, 1 ŞL Finali, 1 kez kazandılar, 2 lig şampiyonluğu şeklinde.

Son 6 yılda 5 kez Şampiyonlar Ligi'nde Yarı Final oynadılar, 3 kez de Final. Ligde son 7 yılda 5 defa şampiyon olacaklar, birini de kılpayı verdiler kovulan Capello'ya.

2004'te Yunanistan Avrupa Şampiyonluğu'nu, 2006'da İtalya Dünya Kupası'nı kazanmıştı. Son 20 yılın en büyük oyuncusu ve Real Madrid efsanesi Zinedine Zidane Materazzi'ye o kafayı vurmakta ne kadar haklıydı. O kafa, futbol dışı unsurlara, küfre, itmeye, çekmeye, sert oynamaya yapılan bir eylemdi, tüm bunların bileşimiydi. Barçalı oyuncular da aynı sebepten anti-futbol meselesine isyan ettiler, bunu anlamak zor değil. Tepkileri Zidane gibi değildi, öyle olursa kazanan Mourinho gibiler olacaktı çünkü, Barça buna da izin vermedi ve başardığı en büyük iş budur kanımca futbolun selameti için. Kafa atmadılar, yumruk vurmadılar, bileğe basmadılar, kasıtlı müdahalede bulunmadılar sadece hakemden bu hareketlerin karşılığı ceza kesmesini istediler, abarttılar, gösterdiler, yerde kıvrandılar haklarını aramak uğruna. Zidane'ın sahada kaybedip gönüllerde kazandığı adaleti, onlar hem sahada hem de vicdanı olanların gönlünde kazandılar.

Barça bu anti futbol dehlizinden çıkan bir hayaldi, gerçeğe dönüştü. Kulüpler bazındaki başarılar bir yana takımın iskeletini oluşturan Katalanlar, Raul'un yer almadığı İspanya Milli Takımı'nı da tarihinin en üst seviyesine taşıdı, 2008 Avrupa Şampiyonluğu ve 2010 Dünya Kupası.



Tablo halinde;

2004 - 2005 Lig Şampiyonluğu -Rijkaard'ın Barça'yı hayata döndürmesi, Ronaldinho-
2005 - 2006 ŞL Şampiyonluğu, Lig Şampiyonluğu
2006 - 2007 Puan eşitliğiyle kaybedilen lig
2007 - 2008 ŞL Yarı Final, kazanan United, Bernabeu'de son ve dersler çıkan yenilgi, Avrupa Şampiyonluğu
2008 - 2009 ŞL Şampiyonluğu, Lig Şampiyonluğu, Kral Kupası -Pep'in Barça'sı-
2009 - 2010 ŞL Yarı Final, kazanan Inter, intikam için hazırlık, Lig Şampiyonluğu, Dünya Kupası
2010 - 2011 şimdilik ŞL Final, Lig Şampiyonluğuna çok az kaldı, Kral Kupası finalde kaybedildi.

Muazzam bir periyod. 90'larda başlayan yeni futbol düzeninde Cruyff'un yarattığı ekolün geldiği nokta burası işte. Tarifi imkansız bir duygu yaşıyor olmalı Johan.

4 yıl üst üste şampiyon olan 92 Rüya Takımı'ndan 21. yüzyıla uzanan bir başarı öyküsü.

Yan pas yapmak ve az pozisyona girmekle eleştirilen -şaka gibi- Barça, Guardiola döneminde 178 maç sonunda 439 gol atmayı başardı ve kalesinde de sadece 130 gol gördü. 17 yenilgisi var Pep'in ve bunların çoğu sezon başı ve sonundaki önemsiz maçlarda. 1970 Brezilya'dan bugüne çok gol atanların değil çok az gol yiyenlerin hükmü geçiyordu genellikle. 2004 ve 2006'yı unutmayalım, Barça o noktadan çevirdi futbolun geleceğini, dümene geçti, saf ve masum güzelliği sundu.



Xavi ve Iniesta gibi boyu 1.70 altı, fizik gücü yetersiz görülen oyuncuları, dünyanın en iyileri haline getirdi felsefe. Vieira, Makalele devrinden buraya. Robot görünümlü, vücut yapmış, bunun için özel çalışmış, programa tutulmuş, teknolojik, atlet, kapital sistemin ürettiği futbolcu modeli -Ronaldo- değil bildiğin bodur, omuz atsan yıkılacak, özel olarak kas yapmayan, çocukluğundan beri topla haşır neşir olan, yetenekli veledleri tekrar değerli kıldı Barça. Xavi, Iniesta ve Messi, mahallede bayıra karşı koşan çocuklardı, bizden biriydiler.

Carles Naval, Kai, Eric Abidal, Eric Cantona, Ariadna Hernandez, Miki Roque için oynadılar.

Ve onlar kazandı kötü ve çirkin engellemeye çalışsa da. Öz kaynağın sermayeyle imtihanıydı, altyapı kazandı.



Redknapp, Van Persie, Pizarro ve Lucescu onlar finale çıksın istiyordu, Hitzfeld ve diğerleri gibi, başardılar.

Yeryüzüne “Yaşasın Futbol” mesajını verdiler, kulaktan kulağa, ağızdan ağza yayılsın, okunsun dört bir yanda ve her bir dilde.

Hafta sonu Espanyol ya da diğer maçlardan birinde lig şampiyonluğunu kazanacaklar, şüphe yok!

28 Mayıs'ta, hatıraları tazelemek adına Wembley'de "neo Dream Team" temalı yaşanmış bir hikayenin ilk satırlarını yazacaklar, son satırları dolaşacak gökyüzünde, senyera kolunda sarılı kaptan Puyol'un kollarında yükselecek kupa, görür gibiyim.

Çoktan hak ettiler, çok şeyler hak ettiler, hak ettiklerini bir bir alacaklar er ya da geç, bunu Mourinho bile durduramazdı.

Güzel oyun asla kaybetmez!

4 Mayıs 2011

A. Eren Loğoğlu

10 Mart 2011

G ü z e l O y u n



Nerden başlayalım ki yazmaya.

Klasik 4 - 3 - 3'üyle sahadaydı Barça. Puyol sakat, Pique cezalıydı. Yerlerine Sergio & Abidal ikilisi göz kulak oldu ve sol bek olarak Adriano görev aldı. Sergio'nun pozisyonuna da Mascherano geçiverdi. Onun dışında farklılık yoktu.

İstatistikler vereyim biraz:

- Guardiola döneminde Barça, 20. eleme turunu oynadı ve sadece 2 defa kaybetti, Sevilla ve Inter.

- Leo Messi 2011'de oynanan 17 maçta da en az 1 gol atmayı ya da 1 asist yapmayı başardı.

- Messi 45. golünü attı bu sezon, rekor gerçek Ronaldo'da, 47 ile, Messi de egale etmişti geçen yıl bunu.

- Messi kutsal Barça formasıyla Avrupa Kupaları'ndaki 33. golünü ağlarla buluşturdu ve Rivaldo'nun 31 golünü geride bıraktı. Barça B'yi çalıştıran Luis Enrique'nin de 27 golü var.

- Barça, Messi'nin gol attığı hiçbir ŞL maçını kaybetmedi, 23 maç 20 galibiyet.

- Arsenal, Arshavin'in oynadığı 14 ŞL maçında ilk yenilgisini aldı.

- Bu sezon Barça ve Arsenal, liglerinde ilk 15 dakika gol yemediler.

- Barça son 16 ŞL maçında gol bulmayı başardı, rekor 22 maç ile Bayern Münih'in.

- Barça Camp Nou'da İngiliz takımlarına karşı oynadığı son 7 maçın sadece 2'sini kazanabildi, iki maç da Arsenal ile oynandı.

- Arsenal, Barça'ya karşı oynadığı son 7 maçın sadece 1'ini kazanabildi.

- Andres Iniesta, Barça'da 350. maçına çıkarak, tarihte bu sayıya en erken ulaşan oyuncu oldu.

- Barça, 2006'da ŞL kupasını kazandı, 2008'de yarı finalde elendi, 2009'da kupayı kazandı, 2010'da yarı finalde elendi, 2011'de çeyrek finale yükseldi. 2005, 2006, 2009, 2010 lig şampiyonluğu ve 2004, 2007'de ikinci bitirdi, 2011'de de 7 puan farkla lider konumda. Sadece güzel oynamakla kalmayıp, stratejik davranmayarak da başarılı olunabileceği kanıtlıyorlar, futbolun tarihi değişiyor onlarla.

Maça dair veriler:

Barça 19 gol girişimi, kaleyi bulan 10 şut, % 68 topla oynama ve 738 başarılı pas.
Arsenal 0 gol girişimi, kaleyi bulan şut 0, % 32 topla oynama ve 199 başarılı pas.

Bu sayıları uefa.com'dan aldım, İngiliz ve Katalan gastelerinde pas sayıları biraz daha fazla ve Barça'nın topla oynaması daha yüksek.

Maç sonrası Wenger, kaleye şut bile atamayan bir takımın tur atlaması kolay değildi dedi. Hakeme kızgındı ancak Barça'nın hak ettiğini de belirtti.

Barça, olağanüstü bir dominasyon sergiledi aslında, istatistikler bazen yalan söylemez. Arsenal, Premier Lig'de topa en çok sahip olan ve rakip kaleyi en çok bulan takımdı ve Camp Nou'da tek şut bile atamadılar, Arsenal'in kaleye gelemediğinden bahsediyoruz, inanılmaz. Guardiola, Arsenal için üç pas üst üste yapamadılar demecini verdi. Gol atmak için üç pas üst üste yapmak şart değil ancak takım Arsenal olunca ve oyun tarzı göz önüne alındığında çok şaşırtıcıydı durum. 2003'ten bu yana ŞL'de rakip kaleye şut atamayan tek takım olarak tarihe de geçti Wenger'in dün geceki Arsenal'i, en hüzünlü kısım, ders çıkarılması gereken mesele buydu onlar adına. Geçen sezon Jose'nin Inter'i bir şut girişiminde bulunmuştu en azından.

Sezonun en verimli ikinci maçıydı, 5 - 0 Jose, Madrid intikamından sonra. Graeme Souness, bir Liverpool efsanesi, şu anki Barça'yı tarihin en iyisi şeklinde nitelendirdi, maç sonrası yorumlarında, kanı giderek yaygınlaşıyor.



Elemenin ilk maçı, kaleci Szczesny muhteşem bir performans sunmuştu, dün gece o sakatlandı, Almunia insanüstüydü. Barça'nın şanssızlığıydı, kalecilerin devleşmesi. Maçların kopmayıp turun hep ortada gözükmesine ve tedirginlik yaratmasına sebebiyet verdiler, heyecan katsayısı logaritmik yükseldi.

Arsenal'in Bendtner'in sonlarda yakaladığı pozisyon dışında, herhangi bir tehlike üretememiş olması, nasıl bir çaresizlik içersine düştüklerini anlatıyordu. Barça'nın yüzde yüz 10 - 12 pozisyonu vardı.

Akıl almaz üçgenler, Xavi'nin aldığı sorumluluk, Iniesta'nın ışıldaması, kaçan inanılmaz goller, Adriano'nun bu takımın oyuncusu olmadığı gibi emareler taşıyordu gece. Ve Messi. Arka mahlenin ayağında top hava kararana kadar oynayan, boyu en kısa veledi. Katalunya onu çok seviyor, yeryüzü de öyle.

Wenger'i orta saha tercihinden dolayı yadırgadım. Inter'i olmasa da Chelsea'yi referans aldı, hiç gerek yoktu, gölge etmemeliydi romantik futbola. 5 merkez orta saha oyuncusu kullandı, Nasri, Diaby, Cesc, Wilshere ve Rosicky, ikisini kanada atar gibi yaptı, merkezde safları sıklaştırdı, boşluk istemiyordu. Chelsea'de Lampard, Essien, Ballack, Malouda dörtlüsüyle ve Anelka'yı da onlara yaklaştırarak oynatmıştı. Arsenal, Chelsea gibi oynayamadı, çünkü oyuncular buna uygun isimler değildi ve kadroda da böyle birileri bulunmuyordu, Wenger'in stratejisi akılcı gözükmedi.

İlk maçta da belirli bir dominasyon vardı ancak Barça bu kadar pozisyon üretememişti çünkü topla oynaması % 60, başarılı pas sayısı 629 ve en çarpıcı olanı Arsenal'in başarılı pas sayısı 299 idi, dünkünden 100 fazla. Pep'in üç pas ard arda yapamadılar söylemini burdan okumamız gerekiyor, Arsenal pas yapamayarak hem hiçbir şey üretemedi hem de bilmediği bir savunma oyununa zorlanmış bulundu. Wenger'in Arshavin'i kullanmayıp 5 merkez orta sahayla başlamasının da etkisi vardı elbette hücum edilememesinde.

Barça ceza sahasında sadece 2 defa topa dokunabilmişler, Barça'ysa rakip ceza sahasında 47 defa topla buluşmuş. Her şeyi özetliyor ve Wenger'in felsefesini üzüntüye boğuyor bir anlamda.

Cesc berbat bir performans gösterdi evinde, seyirciden etkilendiğini sanmıyorum, keza sakatlığının 15. dakikada nüksettiğini ve maçı tamamlayamayacağını düşündüğünü belirtti. Arsenal, kendini çok zorladı Barça maçlarında, Walcott, Cesc, Van Persie, Nasri, Szczesny sakatlandı, umarım hızla düzelirler, onları seviyoruz gerçek felsefelerine döndükleri ve karbon kopya Barça oldukları sürece. Dün gece parlamamış olsa da, Katalan Fabregas'ı da yuvasına bekliyoruz, Xavi'nin yeri ve 4 numaralı forma onun 2 - 3 yıl sonra.



Bu arada, maç bitimindeki kucaklaşmada Wenger Pep'e, hakemi kutlaması gerektiğini söylemiş, gönlümüzdeki yerini zedeler belki bu davranışlar ama asla silemez, Wenger güzel adamdır, ne yaparsa yapsın, Cesc'i de alsa, Toral'ı da kaçırsa, Barça'yı da elese. Unutulmaması gereken bir şey var, Barça ilk maçtan sonra -Messi'nin sayılmayan golü, Pedro'nun penaltısı- hakem hakkında hiçbir açıklama yapmadı ve bu maçta da es geçilen bir penaltı ve kurallara göre kırmızı kart olan bir pozisyon bulunuyordu. Yakışmıyor Wenger ve güzel oyun mottosuna.

Gecenin adamı Iniesta, Messi, Xavi sırasıyla gözükse de Mascherano'ydu. Performansının arttığından bahsediyordum aralıklarla, dün gece zirve noktasıydı. Arsenal'in her hücumu olgunlaşmadan eridi, onun müdahaleleriyle. Ceza sahasına atılan 2 top da Adriano'nun kaptırmalarıydı. Son topa bile dokundu ve gecenin aydınlığının karanlığa dönüşmesini engelledi, sakatlanma pahasına. Çok özel bir oyuncu, Barça felsefesini zamanla kavramasını umuyorum. Kulübün neden altyapıdan Sergio'nun yedeği olması için bir oyuncu çıkartmayıp 20 küsür milyon Euro harcadığının en açık ifadesiydi bu maç.

Adriano ve Mascherano'nun kendilerini göstermek adına sınırlarının üzerine çıkan işlere kalkışmaları Barça'nın ritmini bozan tek unsurdu. Javier'in yerini bulmayan uzun pasları, Adriano'nun yanlış yerde topla fazla oynaması gibi hatalar, gerçekten tedirgin ediyor izleyenleri ve takıma sonradan dahil edilenlerin diğerlerinden olumsuz yönde bir farkı olduğu çok net görülebiliyor. Barça'ya adaptasyon için uzun süreler gerekiyor. Abidal de giderek büyüyor, onu da ekleyelim, Pique ve Puyol'un yokluğunda, onları kesinlikle aratmıyor. 1 - 1'den sonra Javier'in arkayı kontrol eden ve Sergio'yu öne çıkaran, çift pozisyon oynar gibi davranması da olağanüstüydü ayrıca, 3. gol Sergio'nun pasıyla başladı, rakibin 2. golünü de Mascherano önledi.

Maçtan enstantaneler;

Guardiola'nın 45 + 3'de gelen gole sevinmesi bir başkaydı. Günlerini hastanede geçiren ve gerilim yüklenmiş bir vücudun dışa yansımasıydı.



2. gol sonrası Iniesta'nın topu ağlardan alıp başlama vuruşuna getirmesi, bu maç böyle bitmez mesajıydı.

3. gol sonrası Messi'yi kucağına alıp havaya kaldıran, kendi kalesine gol atan Sergio'ydu, öyle sıkıntılıydı ki, Messi'ye duacıydı ve ibadetini gerçekleştiriyordu.

Yine 3. gol sonrası, Iniesta da Messi'nin üzerine atladı. Kule oluşturdular, bir Katalan geleneğiydi, Castellers, 19 Mayıs törenlerinde gençlerin üst üste çıkıp kule yapmaları gibi.



Maçtan sonra Pep Wilshere'yi, Messi Almunia'yı teselli etti, değerliydi, kazanmak tek başına önemli değildi, sahaya girip çılgınlar gibi koşturanları, dizleri üzerinde kayarak haykıranları, sulananları, 5 - 0 ile kıç üzeri oturanları da görmüştü arena. Hak edene hak ettiği gibi davrandılar hep, küstah, rakibini tebrik etmeyen ve aşırıya kaçan Jose'yi sulayıp, Arsenal'in hüznünü bir nebze de olsa paylaşıyorlardı.



Yine maçtan sonra Cant Del Barça duyuldu hoparlörlerden. Ardından da Coldplay'ın Viva La Vida'sı. Havaya giriyordu Katalanlar, 2009 gibi. Bu aralar Pique, Shakira'dan dolayı Waka Waka şeklinde çağrılıyor, belki onu da duyarız yakında.



Guardiola, bir sonraki turda Shakhtar'ı istemediğini açıkladı, kendilerini tanımalarından ötürü. Tottenham ve Schalke cephesinden de Barça kurada bize çıkmasın yorumu geldi.

Oyunun gelişimine dair çok detaya girmeye gerek görmüyorum. Barça'nın üst düzey bir performans sunduğu, sağ koridora işlerlik kazandırdığı, Xavi'nin sağ bölgeden boşlukları kollayıp ara paslarıyla oyuna genişlik verdiği, aynı işi zaman zaman Messi'nin yapıp Villa'yı savunma arkasına kaçırdığı, bu organizasyonlar işlemezse Andres'in soldan akarak topla ilerleyip savunmanın dengesini bozduğu -2. golün yaratımı- kusursuza yakın hücum zihniyeti sahadaydı. Daha da güzeli, savunma iştahı, kaybedilen topu anında kazanma adına yıldırım baskıydı. Zaaflar kaçan goller, kendi solundan yenilen iki hücum -Adriano- ve duran toplarda kısa -Pique ve yükseğe zıplayan Puyol- kalmaydı.



Barça'nın tarzına sıkıcı, heyecan vermiyor, hep aynı durağanlık eleştirileri geliyor. Aslında futbolun temel gereksinimleri kolay başardıkları için, bazen bize sıradan gözüküyor oyunları. Xavi ve Iniesta'nın her maç en az 10 defa denedikleri ara pasları, diğer maçlarda olduğu zaman bambaşka duygularla doluyor bünye. Messi'nin hızı ağır çekim gibi duruyor, topla ilerlemesi ve adam eksiltmesi olağan karşılanıyor. Alves'in nasıl sağ bek olduğu hakkında düşünce üretilemiyor. Sergio, Valdes, Pedro gibi oyuncuların Barça'da nasıl oynayabildiği tartışılıyor.

Cruyff şöyle anlatır meseleyi: "Futbol basittir, zor olan basit oynamaktır"

Barça - Arsenal eşleşmesine anlam katan "Güzel Oyun" felsefesinin Barça tarafının hikayesi, kişisel çeviri;

20 Yıldır Süren Direniş

Son birkaç yıl içinde, taktiksel savunma futbolu, güzel futbola karşı bir üstünlük kazandı. Ama ne zaman herkes umudunu yitirdi, yalnızca bir takım, artık güzel futbolla şampiyonluklar kazanılamayacağını anlamayı kabul etmedi. Ancak sonunda, onların uzun süreli sabrı ve güzel futbola olan inanışı, onları yeryüzünün en iyi ve en çok sevilen kulübü yaptı.

Futbol oynamanın farklı yolları vardır. Bazılarını izlemek keyifli ve güzeldir, diğerleri sıkıcı olabilirken taktiksel yönden zekice hareket şeklinde söyleniyor. Son 20 yılda eğlenceli ve güzel futbol yöntemi yok olmaya başlamıştı ve sadece bir hayal sayılıyordu. Ard arda takımlar, estetik oynayarak şampiyonluklar kazanılamayacağı düşüncesini kararlaştırmış görünüyor. Tedbirli oynayan takımlar daha iyiyi elde ediyordu. Hatta güzel oyunun telif hakkı sahibi 1970 Brezilyası, 90'larda bundan vazgeçti. Acı çekmiş Zico ve Socrates'in takımının zor ve tekrarlanan yenilgileri sonrası ülke travma geçirdi.

Her nasılsa Barcelona, baskıya dayandı ve futbol oynama tarzını değiştirmedi. Herreira ve Capello gibi dünyaya taktiksel (tedbirli) ama sıkıcı futboluyla (arkayı sıkı tutan ve kontratağa hızlı çıkan) hükmeden teknik direktörlerin stratejileri hakkında bir şey duymak istemediler. Barcelona'da onlar, dokunmak, temas etmek anlamına gelen "el toque" diye çağırdıkları güzel tarza yapıştılar. Ard arda topa temas eden oyuncularla, kısa paslarla, örümcek ağı dokumak. Bazen zaman alabilir. Rakibin savunmasında boşluk açmadan önce takım sabırlı olmaya ihtiyaç duyar. Sonunda sinek dokunmuş örümcek ağının içine düşecektir. Takım her zaman hücum alternatifleri için araştırır ve rakibe yarı sahasının derinlerine kadar baskı yapar.

Barcelona her geçen sene, hücum eden, eğlenceli ve güzel tarzda oynamaya bağlandı. Her şey, 1971'de kulüp için teknik direktörlüğü üstlenen Rinus Michels ile başladı. Hollandalı, kulübün bugün de arkasında durduğu Total Futbol tarzını getiren ilk kişiydi. Total Futbolda, hiçbir oyuncu mevcut görevinde sabitlenmiyordu; her oyuncu bir hücumcu, orta saha ya da durum dikte ederse savunmacıdır. Bu, Catenaccio'yu kullanışsız hale getirdi, sadece adam adama savunma total futbolu kapsamaya yeterli olmamasına karşın. Michels 1974'te kulüpten ayrıldı ve her şey tekrar normale döndü. Kulüp hemen hemen her sene, teknik direktörünü ve oynama tarzını değiştirdi, bir diğer Hollandalı, 1998'de teknik direktörlüğü üstlenene kadar: büyük Johan Cruyff. Oyuncu olarak Cruyff 1 İspanya Ligi ve 1 Kral Kupası kazandı FC Barcelona için ve şimdiden bir efsaneydi kulüp içinde. O, kulübün ve Katalunya ülkesinin içine yeni yaşam üfleyen olarak görülüyordu. 1974'ün bir Şubat gecesinde Real Madrid'i 5 - 0 yenmek, Katalunya'nın bağımsızlığı için bugün hala politik söylem sayılan bir zaferdi.

Böylece ne zaman kulübün "Hollandalı İntikam Meleği" Cruyff teknik direktör olarak belirdiğinde, Barcelona'daki herkes onun söylediği her sözcüğe inandı. "Cruyff her zaman haklıdır" herkesin zaten bildiği bir şeydi, özellikle Cruyff'un kendisinin.

O sadece bir oyun tarzını onaylamıştı. Onun başarılı Ajax'ının 70'ler boyunca oynadığı tarz. Johan, Ajax'tan pek çok emir kopyaladı, Katalan suç ortaklarıyla birlikte, Ajax tarzına incelik verdi ve Barça unsurlarını ekledi. Cruyff'un oynattığı tarz sadece A takım için değildi, o kulüp içersindeki bütün genç akademileri de değiştirdi. Onun sunduğu basit ama verimli olan, kulüp içersindeki bütün takımların bütün antrenmanlarını topla birlikte yapacağıydı.

Bugün hala, Barça'da A takım ve genç takımlar Cruyff'un 20 yıl önce getirdiği tarzla oynuyorlar. Bazı şeyler değişti ve düzeltildi ancak temel öğeler aynı. Herkes güzel oyundan umudunu kestiği zaman, FC Barcelona umudunu korudu ve buna inandı. 20 yıldan fazla, oyuncular kulübün akademilerinde sadece tek oyun tarzıyla "el toque" ile eğitildi. Bir mit var, güzel oynayarak kazanılamayacağını söyler, Barça taraftarlarının sık sık canlı tuttuğu bir mit. "Her zaman son dakikalarda trajik bir golle kaybetmemizle biter." Ancak gerçek hemen hemen hiçbir kulübün son 20 yılda Barça'dan daha çok kazanamadığıdır. Barcelona, 10 İspanya Lig Şampiyonluğu, 6 İspanya Kupası, 3 Şampiyonlar Ligi, 1 Avrupa Süper Kupası, 2 Avrupa Kupa Galipleri Kupası ve hatta Dünya Kulüpler Şampiyonluğu topladı.

Herkes bıraktığı zaman neden Barcelona'nın bu tarzla oynamayı kararlaştırmasıyla ilgili farklı teoriler var. Bir tanesi Real Madrid'in her daim daha çok şampiyonluğunun olması ve bundan dolayı Barça, en azından maçlarını seyretmek keyifli olsun gerçeğiyle teselli aramış olabilir. Bir başka teori, bu oyun tarzının ezilen ulusun Katalunya farklıdır deme yoluydu. Gerçek şu ki, takım ilk Avrupa Şampiyonluğunu 1992'de, pas yaparak ve maç boyunca baskı yaparak kazandı.

Kulübün içersindeki ve şehirdeki herkeste "bu bizim nasıl oynadığımız, bu oyun tarzımız" düşüncesi büyüdü.

Euro 2008 için İspanya Milli Takımı (yarım yüzyıldan daha fazladır major şampiyonluk kazanamayan) Barça tarzını ve bazı en iyi Barça oyuncularını ödünç aldı. Sonuç Avrupa altınıydı. Bundan sonra Xavi, Iniesta ve Puyol evlerine döndü ve Messi, Dani Alves ve diğerleriyle buluştular ve hareket ettiler. Sezon bittiğinde takım kazanabilme olasılığı bulunan her şeyi kazanmıştı, güzel tarzla oynayarak, ayıplanan tarzla, bundan sonra hiçbir şampiyonluk kazanamayacağın tarzla. Bir sonraki sezon takım bir kez daha ayıplanan tarzla dünyayı keyiflendirdi. Sonunda sadece lig şampiyonluğunu kazandılar ama insanlar Avrupa Şampiyonu Inter hakkında değil, Barça konuşuyorlardı. Sonra Dünya Kupası zamanıydı ve İspanya bir kez daha ödünç aldı Barça tarzını, bu defa üç fazla Barça oyuncusuyla (Pedro, Busquets ve Valdes). Takım evine, tarihinde ilk defa Dünya Şampiyonu olarak döndü.

Barcelona bütün şampiyonlukları bir sezonda kazandığı zaman, bazı insanlar hala tarzın ayıplandığını gördü. Bunun sadece bir seferlik bir olay olduğunu ve tekrar taktiksel tarzın futbola hükmedeceğini söylediler. Bir şekilde haklıydılar, Jose Mourinho'nun taktikleriyle Inter Şampiyonlar Ligi'ni kazandı bir yıl sonra. Ancak güzel oyun daha fazla ayıplanmıyordu ve FC Barcelona'nın başarısı, insanların bundan haberdar olmasını sağlıyor. Bu sezon onlar daha öncekilerden iyiler ve birçokları için oyunun gördüğü en iyi takımlar. Bu sezon içersinde bu takımın en çok kutlanan zaferlerinden biri 5 - 0 El Clasico'dur ve bir şey söyler. Goller sürüyor ve rekorlar İskandinavya'daki kar taneleri gibi düşüyor.

Bugün birçok büyük kulüp hala kendi oyun tarzına sahip değil. Pek çok kulüp, Barça'nın 20 yıl önce yaptığını yapıyor, her sezon başlarken hatta daha sık teknik direktör ve oyun tarzını değiştiriyor. Her nasılsa Barcelona'da, daha önce orada bulunmayan ve pek çok takımın sahip olmadığı bir güvenlik var: oyun kimliği. Rakibin kim olduğunun önemi yok. Barça her zaman aynı yolla oynuyor, her zaman aynı oyun tarzıyla. B planı yok ve "ceza sahasına otobüs park eden" savunma oyunu. Hayır. Burada, var olan tek şey hücum, Barça maçını eğlenceli hale getiren. FC Barcelona'yı özel kılan şeylerden biri bu, bir kulüp 20 yıldan fazla inandıklarını değiştirmeyi reddetti ve önümüzdeki 20 yıl içinde de bunu yapmayacak, güzel futbolun kabul edilebilir tek şey olduğu bir kulüp.

Bugün, biz Barça taraftarları kulübümüzün 20 yıldan fazla zaman önce bu tarzla oynamaya karar verdiğiyle ve o günden beri bundan vazgeçmediğiyle mutlu olabiliriz. Zor zamanlar oldu, kötü sonuçlar alındı. Ancak sonunda, biz şimdi sadece güzel futbol oynamıyoruz, biz ayrıca şampiyonluklar kazanıyoruz ve bizim takımımız, tarihin en güzel futbolunu oynuyor. Biz, FC Barcelona taraftarları olarak, bugün oluşan takım için bu süre zarfında kulübümüzde çalışmış herkese teşekkür etmeliyiz.
Belki farkında değiliz hala, yeniden hatırlatmakta yarar var. 10 - 15 yıl sonra, bu takımı Xavi yönetecek ve çocuklarımıza, torunlarımıza ya da herhangi bir maçı izlerken, balkonda rakımızı yudumlarken eş dostla, sevgilimizle, onlar gelecek zihnimize. Ne de güzel oynuyorlardı diyeceğiz, tarihin en iyisiydi ve ben bunu yaşadım, gördüm, Leo, Andres, Xavi, kaptan Puyol ve diğerleri. Şimdinin sportif direktörü Pep, o zamanlar teknik direktördü şeklinde anlatacağız hikayeyi, La Masia çıkacak birden ağzımızdan ve Cruyff, Johan, her şeyi yaratan.

An kaçırılmasın. Yaklaşık 3 ay kaldı sezonun bitmesine. Barça yorulmadan ilerliyor ve güzel oyunun geleceği için mücadelesini sürdürüyor. Çok ağır bir yük taşıyorlar. Onlar gönüllerde çoktan kazandılar, sahadan da başları dik ayrılacaklar, her gol sonrası Xavi ve Andres kucaklaşacak kollarını açarak, Leo duasını edecek, çocuk gibi gülümseyecek, kupalar Puyol'un kollarında yükselecek, kolunda senyera, saçları uzun, bunların tamamı gerçekleşecek ve devrim süreci mutlu sonlanacak.

Biz de oturup "Devrimden Sonra"yı izleyeceğiz.

"Güzel Oyun" aşkına yürüyedur Barça.

10 Mart 2011

A. Eren Loğoğlu

08 Aralık 2010

Barça - Rubin & Üçlü Savunma & Pas Sayısı = Efektif Oyun Yanılgısı



Önce kadro: Pinto, Pique, Sergio, Fontas, Jonathan, Mascherano, Maxwell, Jeffren, Thiago, Adriano, Bojan.

Biraz nostalji, bu kadro seçimini ve formasyonu anlamak için;

Madrid'de kazanılan Atletico maçından sonra;

3 yıldır aynı yerde, aynı taktiksel hamleye -çok önde basıp pas hatasına zorlama- yenik düşen Pep, bu defa Sergio'yu üçüncü bir merkez savunmacı gibi oynattı, tam da Puyol ve Pique'nin ortasında.

Çözüm başarıya ulaştı, Barça geride çok pas hatası yapmadı, rahat top dolaştırdı, topa % 70 oranında sahip oldu ve en önemlisi kalesinde karambol, duran toplar dışında da tehlike görmedi. Bunda Kun Agüero'nun sakat olmasının da etkisi vardı.


http://erenlogoglu.blogspot.com/2010/09/ujfalusi-futbol-katili-t-e-l-f-i.html

Pazar günü, maç sonrası yazmıştım bunları, çok dikkat çekiciydi Sergio'nun görev ve formasyonu. Pep, bu sezon önce 4 - 2 - 3 - 1 denemesiyle başladı, şimdi de bir başka çözüm arayışına girdi.

Formasyon değişimi olacağını zannetmiyorum, Barça için kryptonite etkisi olan Atletico Madrid'e dair bir hamleydi kanımca Sergio'nun geriye çekilmesi. Çok önde basan, iki forvetle oynayan ve iki merkez savunmacının karşısına dikilip görüş açısı daraltan oyunu bozmak üzerine kurguluydu Pep'in maç öncesi stratejisi, tuttu da. Hercules ise Internaziole benzeri savunma anlayışını, Barça'nın rotasyonun da etkisiyle hücum varyasyonlarıyla birleştirivermişti.


http://erenlogoglu.blogspot.com/2010/09/sergio-defansif-orta-saha.html

Pep, bu maçta da kimi zaman Sergio'yu Pique ve Puyol'un ortasına alıp ve kanatlardan ileri iterek oynattı takımını, bu hamle müthiş bir genişlik kazandırıyor takıma, yayılma anlamında, Alves çok ilerde kalabiliyor örneğin ve kontra atak zaafiyeti üç oyuncuyla geride bulunulduğundan ortadan kalkıyor. Oyunun genelinde 4 - 3 - 3 - 0 formasyonu vardı, bazı anlarda 3 - 4 - 3 - 0'a dönüşüverdi. Merkez savunmanın sağında oynayan Pique'nin de topla çıkış yapabilme özelliği, oyunu sağ koridordan açma konusunda müthiş bir avantaj sunuyor Barça'ya.

http://erenlogoglu.blogspot.com/2010/09/hafta-5-mourinhodan-1-puan-onde-4-3-3-0.html

Bilbao'da kazanılan Ahletico maçından sonra, santrforsuz Barça'yı -Messi'nin orta sahaya gömülüp, Villa ve Pedro'nun çizgiye yapışıp, içeriye koşu yaptığı, orta sahadan da süpriz oyuncuların ceza sahasına sokulduğu- gözlemleyip analiz etmiştim, meğerse Real Madrid maçının provasıymış, şimdi daha iyi anlıyorum Guardiola'yı ve çok takdir ediyorum. Ülke sporunu yönlendiren medyanın da bu sistemi keşfetmesine sebep oldu El Clasico.

3 - 4 - 3 diye anlatılan, aslında çok daha kompleks bir yapı sunan Zaragoza maçı;

----------------Valdes---------------
----Puyol-------Pique------Abidal----
----------------Sergio---------------
---------Alves---------Keita---------
-Pedro----------Messi--------Iniesta-
----------------Villa----------------

3 - 6 - 1 ya da blok olarak 3 - 3 - 3 - 1 şeklinde bir yerleşim vardı sahada.

Pep'in 4 - 2 - 3 - 1 denemesine -Mascherano'dan dolayı bu tercih doğru- daha tam alışamamışken, böyle fantastik bir yayılım görmek hakikaten abartıydı artık.

Bu yayılım nasıl zaafiyetler yarattı, ona değineyim öncelikle;

- Alves'in kanat işlerliği, yani Barça'nın sağ koridor oyunu, çok zayıfladı.

- Pique'nin sağdan top sürerek dikine ilerleyip istasyon göreviyle sağ koridor desteği sağlaması da engellenmiş oldu, onu eski tanımlamayla libero oynatınca.

- Puyol'un aynı anda hem sağ bek, hem de stoper bölgesini kontrol etmesi, arkasına oyuncu kaçırmasına sebep oldu.

- Ne Puyol ne de Abidal, 2002 Brezilya gibi, hücuma destek veren bek görevini yerine getiremeyip çakılı oynadılar, bu da bir oyuncu eksik hücum etmek olarak yansıdı.

- Sergio, alışkın olduğu düzenden çıkınca ve arkasında 3 oyuncu bulunmasının da etkisiyle pas açılarını kaybetti, çok pas hatasında bulundu.

- Pedro ve Iniesta çok fazla çizgiye doğru yönelmek zorunda kaldı, topla ilerleyince de köşelerde yalnız kaldılar. Alves, Pedro'ya yakın oynasa da, Keita merkezi çok terk etmedi ve Iniesta nerdeyse her topu ezdi sol açık bölgesinde, yardım alamadı hiç.

- Messi'yi zaten sezon başından beri merkezde oynatan Pep, onu biraz daha geriye çekip orta sahayla bütünleştirdi ve topla daha çok buluşup dribling yapmasını istedi. Bu durum da Villa'yı yalnızlaştırdı.

Bu kadar zaaflar içeren ve takım ritmini bozan bir yerleşimi Guardiola niye test etti diye soracak olursanız, birkaç şey sayabilirim;

- Xavi'nin yokluğunda Alves'in sağ iç oynamasıyla -Xavi gibi- açığın kapanacağını düşündü.

Alves'in solundan gelecek Messi'yle yardımlaşması, sağdan da Pedro katkısıyla sağ koridor işlerliği oluşturacaktı. Bazı pozisyonlar bu yolla gerçekleşti, Alves'in kaleciye karşı kalıp topu üstten dışarı attığı pozisyon.

- Messi'nin asıl yerinden biraz geride oynamasının artısı gol oldu. Villa'nın harika pasında, kendini unutturdu, koşusunu yaptı ve net bir vuruşla ağları buldu. Normal senaryo, topu sürenin Messi, golü atanın Villa olmasıydı, tersi gerçekleşti Messi'nin yerinden dolayı.

3 - 3 - 3 - 1 formasyonu 60. dakikaya kadar sürdü. 45 - 60. dakikalar arası, zaafiyetlerden birini çözmek için Pique ve Puyol yer değiştirdi. Libero değil de merkez sağ savunmacıya dönüşen Pique, böylelikle dikine top sürüp oyunu açabilecekti, öyle de oldu.

Maçı dikkatle izleyenler, 60. dakikada bazı oyuncuların yer değiştirdiğini fark edecekti. Bunu her takım kolaylıkla başaramaz, teknik, taktik bilgisi üst düzey olan, futbol aklı bulunan oyunculardan kurulu olmanın getirdiği bir avantajdı bu.

Barça, aniden klasik 4 - 3 - 3'üne döndü o saniye. Alves sağ beke geçiverdi, Iniesta sol açıktan sağ içe. Oyuncular otomatik bir şekilde yerlerine kuruldu, sağ taraf etkisi artıverdi, gol, kaçan pozisyonlar şekilleniverdi. Bu değişimin öncesinde kırmızı kart da gelmişti, işler kolaylaşmıştı ayrıca.


http://erenlogoglu.blogspot.com/2010/10/3-3-3-1.html

Rubin Kazan ve hesap listesine dair;

Rubin Kazan 3 maçtır Barça'ya kaybetmiyor, bu da onları çözülmesi gereken meseleler listesinin ilk sırasına oturtuyor haliyle.

FC Barcelona, bir karakter takımı. Görülmesi gereken bir hesap varsa, intikam sesleri yankılanıyorsa dört bir yanda, bunu er ya da geç gerçekleştiriyorlar. Rijkaard & Mourinho sürecini hatırlayın, sonra yakın bir zamandaki Atletico Madrid'i ya da geçen sezon Copa Del Rey'den elenme sebebi olan Sevilla'nın sezon başında perişan olmasını.

Sırada Rubin Kazan var, Camp Nou'da acı bir tecrübe yaşayacakları kanaatindeyim. Ondan sonra Espanyol, Inter ve Mourinho'ya gelecek sıra, bu takım böyle şeyleri seviyor çünkü, onların ihtiyacı olan motivasyon daha önce yapamadıklarında gizli.


Hesabı yine kesmeyi başardı Barcelona. Mourinho, İspanya Futbol Federasyonu ve ardından da Rubin Kazan. Geriye kalanlar var hala, sırasını bekleyen. Jose kadar olmasa da, dürülecek defterleri eninde sonunda.

***



Rubin maçında kadro, tıpkı Zaragoza'da olduğu gibi yayıldı. Guardiola, asıl oyun planını zorlayan -merkez savunmanın arasına top atan ve oyuncu koşturan, Gökdeniz, Forlan gibi- takımlara karşı bu formasyonu çözümleyici olarak kullanmıştı bu sezon, kendine ihanet etmeden yine denedi 3'lü savunmayı.

----------------Pinto----------------
----Pique-------Sergio------Fontas---
---------------Mascherano------------
---------Jonathan------Maxwell-------
-Jeffren--------Thiago-------Adriano-
----------------Bojan----------------

Üçlü savunma orta saha çizgisinde kuruldu elbette. Rubin Kazan, Inter ve Chelsea'den öğrenip, üç defa başarıyla uyguladığı otobüs park etme taktiğiyle sahadaydı yine. Bu kez başaramadılar, sebebi de Pep'in çözümüydü, üstelik bu genç oyuncularla bile oynattı istediğini.

991 pas sayısını yakalamış Barça, % 87 başarı oranıyla hem de. Sürreel bir iş hakikaten. La Masia'nın bir mit olmadığını ve 7'den 37'ye bu takımın genlerinde pas yapmanın yattığını artık rahatlıkla söyleyebilirim. Futbol tarihinin en önemli ismi Johan Cruyff'a ne kadar teşekkür edilse azdır.

Sahada Fontas, Jonathan, Thiago, Jeffren ve Bojan vardı, çok forma şansı bulmayan gençler olarak. Sakatlıklardan sonra Vazquez ve Bartra da eklendi onlara, değişen hiçbir şey olmadı oyun anlamında. Ve bunu Rusya Ligi'nin üst sıra, UEFA Avrupa Ligi'nde belki de kupayı alabilecek takımlarından birine karşı gerçekleştirdiler, gençlerin performansına değer katan etkenlerden biri de buydu.

Her zaman söylenir, istatistikler çok şey anlatır ama her şeyi de göstermez diye, doğru. Barça'yı bu gençlere sağladığı DNA (özgüven + oyun felsefesi) sebebiyle överken, bazı noktaları da atlamayalım.

Puyol, Xavi, Iniesta, Messi olmasa da FC Barcelona yoluna devam eder önermesi dün geceyi istatistiklerden değil de izleyip yorumlayanlar açısından doğru değildi. Barça topu yine vermedi, % 74 topla oynama, kalesinde çok fazla pozisyon da görmedi ancak tehlikeli alanda hiç etkili olamadı. La Masia'nın yetiştirdiği gençlerden Xavi, Messi, Iniesta gibi inisiyatif almasını beklemek insafsızlık olabilir ancak analiz yaparken bunların da vurgulanması gerekir.

Dün geceki kadronun en etken oyuncusu Thiago'ydu, adam eksiltebilen, ara pası deneyen, şut atan, gerçekten de potansiyeli olan bir isim. Malesef yeterli olmadı yaratıcılık açısından. Aslında Jeffren'den çok umutluyum ancak o da sakatlandı maçın hemen başında.

Keza Bojan da sakatlandı ve Barça 30. dakikada 4 - 2 - 3 - 1'e dönmek zorunda kaldı kulübeden Messi ya da Iniesta'yı almamak için. Bartra sağ bek, Pique & Fontas merkez, Maxwell sol bek, ön süpürücü Mascherano ve Sergio, önünde Jonathan, Thiago, Adriano, en uçta da Victor Vazquez. 3 - 4 - 3'ten 4 - 2 - 3 - 1'e geçmeleri bir ya da iki saniye sürdü, değişen bölgeler ve görevlere anında uyum sağladılar, teknik taktik konularda da bilgili olduğu belliydi oyuncuların, futbol akıllarını kullanıyorlardı.

Çok pas yapmak sonuca giden bir yol değil, Johan'ın top bizdeyken onlar gol atamaz düşüncesinin ürünü olsa da. Kendi yarı sahanda maç boyu paslaşarak kazanamazsın çünkü. Burada devreye efektif paslaşma tanımlaması giriyor. Barça oyuncuları çok hareketli olmaları, sürekli pas açısı yaratmaları, üçgenler kurmaları ve en önemlisi tehlikeli bölgede, önceden çalışılmış set hücumları ve yaratıcılıklarıyla sonuca ulaşmayı da başarıyorlar. Oynun seyrini güzelleştiren de bu. Bir de Barça'nın topla ilerleyen oyuncuyu rahatlatmak için -Messi gibi- diğer oyuncuların istasyon olduğu pas organizasyonları var, küçük üçgenlerle kurulan ve pas sayısını çok artıran.

Dünya Kupası'nda İspanya'yı izlerken aşırı keyif aldığımı söyleyemem. Sürekli pas yapmak sıkıcı görünebiliyor bazı zamanlar ki bu eleştiri çok sık yapılıyor bugünlerde, haklılık payı da var. Barça'nın felsefesini oturtmayı başardılar ve kupayı kazandılar ancak bunu yaparken Barça kadar efektif olamadılar ve çok gol atamadılar. Tehlike bölgede Barça kadar etken değillerdi, bunun sebebi de Arjantinliydi. Messi, Barça'nın kusursuz pas felsefesini sonuca ulaştıran postacısı. Futbol denilen oyun çelik bir kapıysa, La Masia kusursuz anahtarı üreten fabrika ve Messi, anahtarı kilide takıp açmayı bilen tek küçük çocuk. Sır bu.

Rubin maçının istatistiklerinde bir başka nokta kaleye atılan şutlardı. 13 gol okazyonu vardı Barça'nın ve çerçeveyi sadece 3 defa bulabildiler, ikisi gol oldu zaten. Gol girişimlerinin nerdeyse tamamı, pas organizasyonlarının devamında Messi ve Iniesta'nın sağladığı son adımı atamayıp, uzaktan şut denemeleri şeklindeydi. Xavi'yi de aradılar açıkçası.

Eleştiri amaçlı yazmıyorum bunları, Barça'nın felsefesinin yanında, bu denli baskın olmasında biraz da dehaya varan akıldaki oyuncuların ve yeteneklerinin katkısı olduğunu göz ardı etmeyelim diyorum. Puyol, Xavi, Iniesta, Messi olmadan da Barça sorunsuz bu oyunu sergiler önermesini şimdilik rafa kaldıralım. Bu takım çok özel bir dönem yaşatıyor bize ve birkaç yıl daha yaşatacak. Sonrasında eksilen parçaların yerlerinin nasıl doldurulduğuna bakacağız. Şundan da eminiz, Barça kusursuz pas oyununu ve topa hükmetmeyi yine başaracak, buna ağlarla buluşturan set hücumlarını, varyasyonları, yaratıcılığı ekleyip tehlikeli bölgede, 10 yıl sonra da seyir zevkinin doruğa eriştiği bir takım oluşturabilecek mi, bunu zaman gösterecek. En azından çocuk bizde, fabrika bizim, umud fazlasıyla var.

Guardiola'nın 60. dakikada Messi'yi oyuna almasının sebebi de aynı şeylerdi, kısırlaşan maçı, Camp Nou'ya gelen 50 bin kişi adına zevkli hale getirmek, başardı da.

2. golü atan Victor Vazquez, Messi, Cesc, Pique jenerasyonundan. Sakatlıklardan dolayı bir türlü istenen noktaya gelememiş, Pep ona güvendiğini söylüyor hala, bu sabrı gösterebilmek bir oyuncu için, bu kulübün neden bir kulüpten daha öte bir şey olduğunu ve diğerlerinden ayrıştığını anlatıyor.

Maçın adamı seçilen Thiago özel bir oyuncu dedim de, Fontas'ın ondan aşağı kalır yanı mı vardı sanki! Thiago'nun kıvrak bileklerinden onda da vardı ve üstelik o savunma oyuncusuydu. Pique gibi topla ilerleyebilen ve bunu sol ayağıyla yapan bir oyuncunun, Puyol'dan sonra Pique'nin yanına yerleşebileceği konusunda pek çok Katalan'ın öngörüsü vardı, doğru çıkacak gibi. Aşırı soğukkanlı, doğru pas açılarını bulan, pas hatası yapmayan bir savunma oyuncusu.

Kulübün resmi sitesinde formasyon 3 - 4 - 3 yazıyor, Guardiola o yazıyı asmadığına göre, buna itirazım var elbette. Aslında bu yerleşimleri belirlemek kolay değil, özellikle de Barça gibi oyuncuların sürekli hareket edip iç içe geçtiği, blokların açılıp kapandığı bir takımda. Bu sebeple sayılar hakkında -geri üçlü ya da dörtlüyü saymazsak- küçük çaplı anlaşmazlıklar olabilir. En doğrusu blok eksenli, bütün olarak bakabilmek, geri dörtlüyü ya da üçlüyü çizgi halinde durmalarından ötürü nasıl blok halinde algılıyorsak. Zaragoza maçının kaydından birkaç fotoğrafa bakalım;



Yuvarlak içersinde olan Messi, arkasındaki üçlüye yaklaşmış daha önce bahsettiğim gibi. Iniesta fotoğrafa girememiş, sol alt köşede.



Geri ve önündeki üçlünün yerleşimi görülebiliyor.



Çizgi halinde bir 3 - 3 - 3 - 1 yerleşimi var, tek farkla. Pozisyon gereği Keita ve Iniesta yer değiştirmiş, yuvarlak içersine aldım bu yüzden.



En güzel fotoğraflardan biri bu. Yuvarlak içersindeki yine Messi, arkaya girmiş top almak için. Açılar ve yerleşimler net. David Villa girememiş kareye.



Bütün oyuncuların bulunduğu bir sahne. Açık bir 3 - 3 - 3 - 1 yerleşimi var blok olarak. Derin boşluğa dikkat, birazdan değineceğim. Yuvarlak içersindeki bu kez Villa, kareye girmeyi başardı bu sefer.



En uçtaki 1 ve arkasındaki üçlünün en iyi gözüktüğü anlardan biri, Messi iyice yaklaşmış uca.

Sadece 15 dakikayı ele aldım, 60. dakikaya kadar böyleydi Zaragoza maçı. Rubin Kazan maçında da Bojan'ın sakatlığına kadar aynı şablonla oynadılar.

***

Messi'nin arkasındaki üçlüye girip çıkmalarıyla 3 - 4 - 3'e benzese de yapı, Iniesta ve Pedro'nun taç çizgisine yapışan ve Messi'nin Villa'ya yaklaştığı anlarda bariz 3 - 3 - 3 - 1 blokları gözüküyor.

Bu yapı, Forlan ve Gökdeniz gibi arkaya sarkan oyuncularla kaybedilen maçlara yönelik olsa da, savunmanın yanında hücuma da bazı alternatifler katıyor, geri üçlünün kenarında oynayan -Pique ve Abidal- oyuncuların topla ileri çıkarak nerdeyse takımı 9 oyuncuyla hücum ettirme olasılığı yaratması gibi. Ancak fotoğraflarda da görüldüğü üzre daha çok savunma hamlesi olan bu yapı, derin boşluklar ve bloklar arası bağlantıların da kopmasına sebep oluyor. Barça'nın avantajı topu kaybetmeyen oyunculardan kurulu olup, boşlukları çok kısa bir zamanda doldurabilmesi ve tehlikeli bölgeye yerleşmesinde yatıyor.

Zaragoza maçına değinme sebebim formasyon ve anlayış olarak Rubin maçıyla aynı olmasıdır. Kazan maçının kaydı yüklendiğinde ona dair de fotoğraflara bakılabilir tehid amaçlı.

8 Aralık 2010

A. Eren Loğoğlu