
Sezonun 7. resmi maçı ve Galatasaray oyun şablonunu değiştirmek zorunda kalıyor. Skibbe, inandığı futbol değerlerinden vazgeçerek 3'lü alan savunması düzeniyle takımı sahaya sürüyor. Oysa bu saha dizilişi ve oyun şablonu futbol tarihinin sararmış sayfalarında bırakılmış, okunması zor bir yazı gibi. Dünya futbolunun önde gelen takımlarının yaklaşık 15 yıldır oynamadığı da bir oyun anlayışı. Futbolun gelişimi karşısında yenik düşmüş, analitik olarak da 4-4-2'ye oranla zaafları belirlenmiş bir sistem.
4'lü alan savunması içeren 4-4-2 ve benzeri şablonlarda beklerin hücuma katılması anlayışı ile 3-5-2 analitik olarak yenilgiye uğruyor. Bunun sebebi 4-4-2 türevi sistemlerin hem çok oyuncuyla savunma hem de çok oyuncuyla hücum olanağı sunmasıdır. 3-5-2'de ise 3 çakılı savunma oyuncusu bulunduğundan, hücuma katılım 1 oyuncu eksik gerçekleşiyor. Bu analitik mantığı dünya futbolu yıllardır kavrayabilmiş ve buna göre 4-4-2 varyasyonları üzerine düzenlemeler getirmişken, üstelik yıllardır takım 4'lü alan, çizgi savunmasını başarılı teknik adamların ısrarları sonucu benimsemiş ve uygularken, ayrıca altyapılarda bile 4-4-2'ye göre oyuncu yetiştirilirken, Skibbe'nin bu hamlesi Galatasaray'ı çok ama çok geriye, Fatih Terim öncesine götürür.
Tüm bunların yanında Lincoln'den bir şeyler beklemenin anlamsızlığını görememek de bir başka sıkıntılı konu olarak önümüzde duruyor. Adam eksiltemeyen, ikili mücadeleleri kaybeden, kaleye şut atmaktan korkan, fizik gücü yetersiz, tek top ve birkaç aşırtma pas dışında sahadaki varlığının takım uyumuna ve oyun anlayışına ciddi zarar verdiğini görmek gerekiyor. Bir de yakalandığı ofsayt vardı ki, oyun zekasını kullanıp çizgi gerisine gelmesi gerekiyordu ama psikolojik olarak da hazır değil hala. Bu gece, rakibin zayıf olmasının da etkisiyle, diğer maçlarına oranla daha iyi bir maç çıkarmış olsa da, oyun anlayışına bu fiziksel ve psikolojik haliyle katkı vermekten çok öte görüntüsü malesef devam ediyor.
Servet'in kaçırdığı gol pozisyonundaki hamle yetersizliğinden de yola çıkarak, topa hamlelerinde geçen seneye oranla bir gerileme olduğu söylenebilir, teknik heyet bu konunun üzerine de eğilmelidir. Servet'in form grafiğindeki düşüşün sebepleri araştırılmalıdır, keza Nonda'nın da. Bu 2 oyuncu sistem dışı sorunlara sahip gözüküyorlar. Servet takımdan ayrılıp Avrupa'ya gitmek istiyor olabilir. Mehmet Topal'ın ise sistem belirsizlikleri aşıldığında, savunmanın arasına girmesi istenmediğinde, savunma önü bölgede kesici olarak düşünüldüğünde ve 2. önlibero yanına geldiğinde çok daha başarılı olacağını düşünüyorum.
Takımın olumlu yönleri de var mutlaka ama bunlar oyun anlayışı, dizilişi, sistematiğiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan olumlu yönler, yani bireysel performanslar. Kewell ve Meira ne kadar doğru transferler olduklarını göstermişlerdi, bu maçta da bunu pekiştirdiler. Baros ise ilk defa 11'de başladığı maçta, çok faydalı işler yapabileceğini, özellikle hareketli ve topsuz oyunuyla gösterdi.
Skibbe bu sürekli değişiklik yapma, bir düzen oturtamama anlayışıyla devam ederse -bir maç 6 savunma özellikli oyuncu, bir maç 2 savunma özellikli oyuncu, bir maç 3-5-2, bir maç 4-2-3-1 gibi- kendisine verilen kredileri çok çabuk tüketecek ve sezon sonunu, bütün o Galatasaray geleneklerine rağmen, göremeyecektir, bu çok net görülüyor. Oyunu yönetemeyen, çağdışı, analitik olmayan bir anlayışı, üstelik 7. resmi maçta denemiş olmak, ne kadar çaresizlik içerisinde olduğunun da bir ifadesi gibi.
Skibbe şunu da unutuyor, burası futbol kültürü çok gelişmiş, altyapılarda futbol adına her şeyin dört dörtlük öğretildiği bir ülke değil, yani Sabri'den, Ayhan'dan pek çok enternasyonel Türk oyuncusundan bir maç 3-5-2, bir maç 4-2-3-1 oynamasını bekleyemezsiniz, beklerseniz ciddi sıkıntılar yaşarsınız, özellikle de çok zor edindiğimiz 4'lü çizgi savunma oynama konusunda, gollerin ikisi de bu şekilde oldu bu gece.
Skibbe, eğer bir maçlık değişim yapmadıysa takım üzerinde, kendisine yeniden bir 10 haftalık kredi vermek gerekiyor, bizim için yeni ama aslında tozlu raflarda kalmış oyun anlayışını oturtması için.
Galatasaray gelişme kaydetmesi gerekirken geçen sene bıraktığı yerden geriye doğru yol alıyor. Oyun anlayışı sadece bireysel yetenekler üzerine inşa edilmiş durumda, oyun disiplini yok, mücadele çok zayıf, sertlik yok, rakibi yıldırma yok, pres yok, kaos yok, Galatasaray ruhu yok, savunma anlayışında ciddi zaafiyetler var, -Skibbe'nin sistem ve oyun anlayışının getirileri aslında tüm bu yoklar listesi- bir sürü oyuncu sakat, formsuz, Skibbe sürekli bir arayış içerisinde.
Skibbe'nin yeterliliği, yetersizliği bu tür anlamsız oyun şablonu değişikliği gibi hamlelerde de bulunursa daha çok tartışılacak gibi duruyor.
19 Eylül 2008
A. Eren Loğoğlu
19 Eylül 2008
Kadıköy'e Giden Yol...
12 Eylül 2008
Taçsız Kral Metin Oktay
29 Ağustos 2008
Bu Dünyadan İlhan Berk Geçti

Bir kadına söylenebilecek en güzel mısraları yazmıştı ;
Üç kez seni seviyorum diye uyandım
Tuttum sonra çiçeklerin suyunu değiştirdim
Bir bulut başını almış gidiyordu görüyordum.
Sabahın bir yerinden düşmüş gibiydi yüzün.
Sokağı balkonları yarım kalmış bir şiiri teptim
Sıkıldım yemekler yaptım kendime otlar kuruttum
-Taflanım! diyordu bir ses duyuyordum.
Cumhuriyetin ilk günleri gibiydi yüzün.
Kalktım sonra bir aşağı bir yukarı dolaştım
Şiirler okudum şiirlerdeki yaşa geldim
Karanfil sakız kokan soluğunu üstümde duydum.
Eskitiyorum eskitiyorum kalıyor ne kadar güzel olduğun.
Aşk şiirinde şöyle sesleniyordu ;
Sen varken kötü diye bir şey bilmiyorduk
Mutsuzluklar, bu karalar yaşamada yoktu
Sensiz karanlığın çizgisine koymuşlar umudu
Sensiz esenliğimizin üstünü çizmişler
Nicedir bir pencereden deniz güzel değil
Nicedir ışımayan insanlığımız sensizliğimizden.
Sen gel bizi yeni vakitlere çıkar.
Güzel Irmak şiirinde çıplaklığıyla sunuyordu aşkı;
Küçüğüm, bu senin sesin, güzel ırmak
Önce rüzgârın öptüğü, sonra benim öptüğüm
Bu bitmemiş şiirler senin ayakbileklerin
Soluğun, kokun, karnın, gölgeli gözlerin
Bu böyle çözülü göğsün, enine boyuna dudakların
Sabahlara kadar ki büyük gözlerin böyle
Bu dal gibiliğin, saçların, kırmızı ağzın
Bu üstünde onca seviştiğimiz yatak sonra
Sonra bu benim anı artığı eski yüzüm
Tüylerin, tay boynun, küçücük çocuk ellerin
Böyle yukarıdan aşağı gidiyorum seni
Karışıyor, korkunç, ellerimiz ayaklarımız
Onur Akın'ın bestesinde yankılandı bazı mısraları;
"Ne böyle sevdalar gördüm
Ne böyle ayrılıklar"
Ne zaman seni düşünsem
Bir ceylan su içmeye iner
Çayırları büyürken görürüm.
Her akşam seninle
Yeşil bir zeytin tanesi
Bir parça mavi deniz
Alır beni.
Seni düşündükçe
Gül dikiyorum elimin değdiği yere
Atlara su veriyorum
Daha bir seviyorum dağları.
Otağ şiirinde zamanı tırnak içine alanların aşkını, akşam hüznünü anlattı;
Sevgilim, işte Eylül
Ve işte senin usul usul seğiren yüzün.
Zaman ki sonsuzdur
Bitmemiş şiirler gibidir.
Bazı hüzünleri
Bazı nehirleri tutup anlatmak gibidir.
Biz ki zamanı tırnak içine alıp yaşadık
(İsteğin bulanık kıyısında).
Bundan değil midir bizim aşkımızda
Sürekli bir akşam hüznü vardır.
Kötü Evlere İnen Balad şiirinde ;
Aldım otuz beş yaşımı, o canım ağzını, sana geldim
Bir pencerede bir kadın yavaş yavaş soyunuyordu, bakmadım
Dünyalar değişti gerimde, gerimde güneşler, çocuk gözleri
Bir pazar alıp kırlara çıkardığım yalnızlığım.
Kalktık aşağı odalara indik, göğe yakın oturduk
Bir yer evrende ille düşecekti duyacaktık
O gün o gece o sabah öyle hep bekledik durduk.
Ellerin aklıma geldi de kalktım sana geldim
Bütün gece öptüğüm yerlerin bin yıllık yalnızlığımdı
Bir doldu bir boşaldı yukarı odalar, yörede çocuklar uyandı
Kirli bir ses bir su aktı durdu gecede, duyduk
Bir adam ne kadar sıkıldı ki uzun uzun kahve ısmarladı.
Böyle hep yangınlar, açlıklardı alan göğümüzü
Anladık aşkımızdı daha bin yıl yaşayacak başka değil.
Çıkrıkçılar Yokuşu şiirinde bu dünyadan geçtim dedi;
Ve yüzünü alıp çıktım. Öğleye doğruydu
Çıkrıkçılar yokuşuna yağmur yağıyordu
Ellerin ellerimde sessiz yürüyorduk ve
Kapkara bir oğlan durma bize bakıyordu
Tuhaf uzun bir sokaktı ve ben susuyordum
Bir kız memelerini bırakıp gidiyordu
Âşıktım ve hep seni soyuyordum aklımda
Bir adam çarşıyı üstümüze kapıyordu
Kadınların kızların ardından gittim durdum
Öptüğüm yerlerin içimde durulmuyordu
Üç kez yokuşu indim çıktım boncuklar aldım
Kocaman kırmızı ağzın ki hiç bitmiyordu
Akşama doğru bir aşçı dükkânına girdim
Sana benzeyen incecik atlar geçiyordu
Sonra birdenbire büyük bir sessizlik oldu
Bu dünyadan İlhan Berk geçti dedim yürüdüm.
29 Ağustos 2008
A. Eren Loğoğlu
18 Ağustos 2008
Michael Skibbe ve 7. Maç Kurgusu

Skibbe, Steaua maçını 7. maç gibi kurgulayamadı. Öncelikli amaç gol yememekti, 4 stoperli Emre G-Servet-Emre A-Hakan savunma kurgusu, önlerinde asıl bölgesi stoper olan Meira ve Avrupa Şampiyonası’nda zorunluluktan stoper oynamış Mehmet Topal tercihleri bunun göstergesiydi.
7. maç kurgusuna uygun olan ise, bilinen şeyi, 4-4-2’yi, birbirini en iyi tanıyan oyuncularla oynamaktı. Aykut, Sabri-Servet-Emre G-Hakan, Barış-Topal-Ayhan-Arda, Nonda-Ümit formasyonlu Fenerbahçe maçının yaratıcı eksikliğini kapatabilecek birkaç hamle yeterli olabilirdi. Sakat Emre Güngör yerine Meira ve Ümit Karan yerine de Lincoln, Hasan, Yaser’den biri. Steaua maçlarının ekonomi, prestij, özgüven ve yeni yapılanmanın devamlılığı açısından ne kadar önemli olduğunu kavramalı ve 7. maç kurgusunu ortaya koymalıydı Skibbe. Kendi doğrularını ve futbol anlayışını tercih etti, saygı gösterilmeli ve zaman verilmelidir.
Skibbe, ilk maç çerçevesinde psikolojik ve stratejik olarak gelecek adına olumlu sinyaller vermedi kısaca.
Kayserispor’la oynanan Süper Kupa maçında ise, daha doğru oyuncu tercihleri ve uygulamak istediği futbol anlayışını ortaya koydu. Ayhan-Topal, Barış-Lincoln-Hasan, Nonda 2-3-1 formasyonu ilk yarıda ciddi bir uyumsuzluk içerisindeydi. Lincoln’un zayıf oyun zekası ve nerede duracağını bilmeyen tavırları, fiziksel yetersizliğiyle de birleşince, ortaya yaratıcılıktan yoksun, dağınık bir takım çıkıverdi. 2. yarıda formasyon olarak bir değişiklik olmasa da, doğru oyuncu tercihlerinin etkisiyle, değişen bir oyun anlayışı vardı. Sahada ısıran, pres yapan bir takım, son 6 maçı anımsatıyordu. Takım, Kewell’ın oyuna girmesiyle de yaratıcılık konusunda farkındalık sunma şansına da erişti.
Skibbe’nin çok fazla maceraya girmesine gerek yok. 2 maçın anlattığı doğruları birleştirmesi yeterli olacaktır. Neler mi bunlar?
1 – Son 6 maçın futbol anlayışını ve formasyonunu korumak, Galatasaray’ın alışık olduğu agresif futbol anlayışına uygun oyuncuları tercih etmek ve aralarına Kewell’i ve Meira’yı eklemek.
2 – Bu formasyonun, 4-4-2’in, Lincoln’süz çok daha verimli olduğu gerçeğiyle yüzleşebilmek.
3 – 4-2-3-1’de yine de ısrar edilecekse, Lincoln’süz bir orta alan kurgusu içerisinde Kewell ve Arda’yı dönüşümlü kanatlarda kullanmak ve üçlünün ortasında Ayhan ya da Nonda’yı, önlerinde ise Ümit Karan’ı ya da yeni transferi tercih etmek. Ayhan tercihi, 4-5-1 formasyonuna yaklaşan bir takıma dönüştürebilir bizi, zorluk derecesi yüksek maçlarda başarı şansı yüksek bir plan olabilir bu da.
Çok zor olmayan, anlaşılabilir doğruları en azından önümüzdeki 2 maç Skibbe uygulamayı düşünürse, Şampiyonlar Ligi’ne katılma şansımızın artacağını düşünüyorum. Artsa bile bu şans az, özellikle geçen yılki Galatasaray’ın deplasman performansını -Sion, Bordeaux, Leverkusen- ve Steaua’nın evinde daha iyi oynayan bir takım olduğunu düşününce.
2 maçın sonrasında, Galatasaray’ın alışkın olduğu futbol anlayışı mı, yoksa ideal 4-2-3-1’in Galatasaray’a uyarlanması mı daha akılcı olacak, Skibbe bu konuya eğilecektir sanırım.
18 Ağustos 2008
A. Eren Loğoğlu
Digitürk'ün Paket Anlayışı
Digitürk, reklamlarından anladığım kadarıyla
75. kanalda NBA TV
77. kanalda Lig TV - Turkcell Super Lig
78. kanalda Spormax - Premier Lig ve Beko Basketbol Ligi (belli değil daha)
maçlarını yayınlayacak.
77. kanal Ekospor Paketine dahil : 68.80 YTL
75. kanal şu an için TRT 3 olarak Ekospor Paketinde, ancak 25 Ağustos'ta NBA TV yayına girdiğinde, hangi pakette olacağı belirsiz.
78. kanal Spormax Spor Paketine dahil : 84.80
Muhtemelen NBA TV de Spor Paketinde olacaktır.
Lig TV'nin olduğu paketin içinde diğer spor kanallarının olmaması izleyiciler için çok anlamsız ve üzücü olsa da, Digitürk için ticari açıdan akıllı! ve sevindirici bir hamle.
Digitürk'ün TBL, Premier Lig, NBA yayın hakları için kanımca Turkcell Süper Lig'e göre çok daha düşük bir ücret ödemesine rağmen, her Ekospor paketi üyesinden 20 YTL daha kazanmak adına, böyle bir karar alması imajına ciddi biçimde zarar vermiştir.
Umarım, Digitürk pek çok üyesini kaybetmeden önce bu anlamsız uygulamadan vazgeçer ve D-Smart atılımına devam ederek Turkcell Süper Ligi ilerleyen yıllarda bünyesine katar.
18 Ağustos 2008
A. Eren Loğoğlu
16 Ağustos 2008
Lincoln'süz Formasyon ve Galatasaray Karakteristiği

İki alternatif var kanımca, biri Lincoln’süz 4-2-3-1, diğeri de Lincoln’süz 4-4-2.
4-2-3-1’in Galatasaray’a uymayan bazı noktaları var.
Öncelikle Galatasaray’ın sportif başarı hedefinin, nerede durması gerektiğinin altını çizmemiz gerekiyor. Seyrantepe, Riva, Florya gibi projeler, bu hedefin belirlenmesi konusunda yardımcı olacaktır. Bir de taraftarların kulübünden beklentileri nelerdir konusuna eğilmeliyiz.
Beklentim, Galatasaray’ın birçok spor alanında Avrupa Kupaları’nda düzenli olarak başarılı işler yapan bir kulüp olması, futboldan örnek vermek gerekirse, Porto gibi bir takım. Galatasaray’ın hem futbol kültürü zayıf, hem de ekonomik sıkıntıları olan bir ülkenin takımı olmasının bir sonucu olarak, beklentileri de bu anlamda düşürmeliyiz. AC Milan, FC Barcelona yapısında bir Galatasaray’ı hepimiz gönülden isteriz ancak bunun gerçekleşme şansının olmadığını düşünüyorum.
Oyun anlayışımızı da biraz buna göre şekillendirmek, kendi değerlerimizi, kendimizi bilerek, kendimize uygun olanı tercih etmek daha mantıklı görünüyor. Arsenal gibi ekonomik sıkıntısı olmayan, yabancı oyuncu sınırsızlığına ve iyi bir altyapıya sahip takımların örnek alınması, bizi yanlışa sürükler.
4-2-3-1’i yani günümüzün en ideal sistemini uygulamazsak, çok önemli bir fırsatı kaçırır mıyız, bilinmez. Bu sürecin sancı dolu geçeceği de belli ama sonuç olarak karşımıza beklenen futbol anlayışı da çıkmayabilir.
Chelsea ve Barcelona'nın 4-3-3 ve 4-2-3-1 örnekleri ideal teknik doğruları içerse de, Galatasaray açısından uygulanabilir doğrular değil.
Galatasaray’ı Fenerbahçe’den ayıran en önemli noktayı kaçırmayalım. Son 20 yıldır, Galatasaray Türk oyuncularıyla, Fenerbahçe ise yabancı oyuncularıyla var oluyor. Gün gelir, bu ayrım değişikliğe uğrayabilir. 4-2-3-1 Fenerbahçe’ye çok uygundu, çünkü Fenerbahçe karakteristiğine uygun bir yapılanmaydı, bol yabancılı, Brezilyalı, pasa dayalı, Alex’i verimli kullanabilen bir sistemdi, doğruydu. Galatasaray’a ise hazırlık sürecinde ve sezonun ilk resmi maçında görüldüğü üzere, uygun düşmeyecek.
Galatasaray bir şekilde Türk oyuncu yetiştiren, oynatan, Türk Milli Takımı’nı da bu anlamda sırtında taşıyan, bir futbol anlayışıyla yaşıyor. 4-2-3-1’in bizi götüreceği nokta yabancı çokluğundan başka bir şey olmayacaktır, peki o takım Galatasaray olarak adlandırılsa da, geçen yıl Ali Sami Yen semalarında yükselen ruhu taşıyacak mıdır, o da bilinmez. Buradan yabancı oyuncuya karşı olduğum düşünülmesin, futbolda başarılı olmaya giden yol belki de Aziz Yıldırım’ın söylediği gibi çok yabancıdan geçmektedir ve Galatasaray için bu gerçekle yüzleşme şansı 4-2-3-1’le doğabilir, bunların tamamı olabilir.
Galatasaray yine de Türk çocuklarını ve ruhunu kaybetmemelidir. Galatasaray’ı beklentiler seviyesinde başarıya taşıyacak yolun, çok yabancılı, ideal sistemler üzerine kurulu bir yapı olmadığını görmeli, bu elbisenin Galatasaray’a dar gelip gelmeyeceği riski üzerine gitmek anlamsızlığından kurtulmalıyız.
4-2-3-1’i başka açılardan da değerlendirebiliriz. Burada sistemin yanlışlığından çok Galatasaray karakterine olan uyumsuzluğundan bahsediliyor. Arsenal, Chelsea, Barcelona gibi takımlar ideal şekliyle bu sistemi, bol yabancılarla, altyapı eğitimini buna göre almış oyuncularla rahatlıkla uygulamaktadırlar. Galatasaray, bu yapıya ayak uydurabilecek mi, yoksa bir süre sonra yabancı bataklığına dönüşüp ve Türk oyuncularını küstürüp, yokuş aşağı yuvarlanacak mı, bunun hesabı iyi yapılmalıdır.
4-2-3-1’e uygun bir kadro yapımız var, transferler de buna göre yapıldı gibi, özellikle Kewell. Linderoth-Topal-Arda-Lincoln-Kewell-Nonda ideal 2-3-1 formasyonu, geçen yıl gördüğümüz agresif yapının, Galatasaray karakteristiğinin ortadan kalkması anlamına gelir, başarı yine de gelebilir.
Bu formasyon üzerinden farklı tercihler de yapılabilir, Lincoln’süz bir yapıyı tekrar ortaya koyacak olursak, Barış ya da Ayhan’dan birini yine orta bölgede kullanabiliriz. Ya da Emre Güngör, Servet, Barış, Sabri gibi oyunculara, Galatasaray’ın oyun karakteristiğini değiştireceği, bu sebeple ceza sahasına orta yapmanın anlamsız olduğu anlatılmalıdır. Bir başka alternatif ise mücadele gücü yüksek, hava toplarında iyi bir forvet transferidir. Mehmet Yıldız, Nonda ya da Ümit Karan ile iyi bir ikili olabilir. Bu tip bir yabancı forveti ise almak imkansıza yakın sanırım, bu yüzden de Ricardo ile ilgileniyoruz.
Temel sorun Lincoln-Nonda-Arda üçlüsünün zayıf mücadele ve yardım gücü. Kewell’da eklenince bu sayı dörde çıkacak. Tribünde oluşacak homurtuları duyar gibiyim. Hele de ciddi rakipler karşısında ve oyun bizim yarı sahamızda oynanıyor ise. Çok basmayan, mücadele etmeyen, kaostan uzak bir yapı, Galatasaray anlayışına da uzak geliyor, az biraz Fenerbahçe andırıyor.
Geçtiğimiz yıl oynanan Fenerbahçe maçı gözler önüne geliyor bir de. Barış-Topal-Ayhan-Arda-Karan-Nonda + Sabri, Servet, Emre’yle bütün olan bir oyun, sürekli mücadele, her dönen topun bizde kaldığı, 3 kişiyle tek oyuncuya saldıran bir anlayış. Bu anlayışın sıkıntısı da yaratıcılık. Bunu aşmak adına Kewell, doğru transfer, belki bir de yırtıcı forvet.
Galatasaray karakteristiğini kaybetmeyeceği, Lincoln’süz bir 4-2-3-1 ya da Lincoln’süz bir 4-4-2 üzerinde yoğunlaşmalıdır. Diğer türlüsü bir sezonluk bir denemeden öteye gitmeyecek, ve Avrupa'ya göz kırpan Servet, Topal ve Arda için de kapı açacaktır. Bu da temel yapının yıkılmasına anlamına gelir.
16 Ağustos 2008
A. Eren Loğoğlu
4-2-3-1 Sorunsalı

Kalli, Lincoln'ün gelişiyle oyun yapısını O'nun üzerinden kurguladı. Sistemlerin bir amacı da oyun yapısından bağımsız olarak oyuncu yapısının en verimli nasıl kullanabileceğini irdelemesidir. Uluslararası ismi ve potansiyeli olan, yetenekli bir oyuncu yüksek bonservis ücretiyle transfer edilmişse, en çok verim alınması gereken oyunculardan birisi de o oluyor doğal olarak. 4-3-1-2 formasyonu biraz da bu sebepten oluştu. Lincoln'den en yüksek verim alınacak yer, forvet arkası orta bölge olarak tasarlandı. Aslında geçen yıl da 4-2-3-1 denenebilirdi, buradaki sıkıntı Nonda, Ümit Karan ve Hakan Şükür'den ikisinin yedek kalması olacaktı. Bu sorun bu yıl, özellikle Hakan Şükür'ün olmamasıyla ortadan kalktı gibi, ancak yeni bir forvet transferinden sonra Ümit Karan ve Nonda başlıklı sıkıntılar ortaya çıkabilir. Belli bir kariyeri olan hücum oyuncularının yedek beklemesi aşılması güç bir sorun kanımca.
Bu yıl ise, tamamen 4-2-3-1'e odaklandık. Haklı sebepler vardı, Linderoth-Topal ikilisinin birlikte, Lincoln'un orta bölgede, Arda'nın kanat bölgesinde kullanılması zorunlulukları gibi. Kewell transferiyle de sistemin diğer kanadı tamamlanıyordu. Bu sistemin sıkıntılarından en önemlisi, 1 olarak seçilecek hücum oyuncusunda olması gereken nitelikleri barındıran bir oyuncunun kadromuzda olmamasıdır, eğer Ricardo transfer edilirse olmayacak da. Diğer bir sıkıntı, geçen seneden beri süregelen Lincoln sorunsalıdır. Lincoln'den bu sene de verim alabileceğimizi zannetmiyorum. Bir başka sıkıntı ise Galatasaray'ı geçmiş dönemlerde başarıya götüren agresif yapının bozulmasıdır. 2-3-1 bölgesinde Linderoth-Topal, Arda-Lincoln-Kewell, Nonda muhtemelen ideal başlangıç tercihleri olacaktır. Son 6 haftanın en önemli parçası olan Fenerbahçe maçını hatırlayalım bir de. 4-2 bölgesinde Barış-Ayhan-Topal-Arda, Karan-Nonda ve artı destek olarak Sabri.
Kurgulanan teknik 4-2-3-1 ile, son 6 haftada şampiyonluğu getiren, Galatasaray Ruhu söylemlerini sık sık kullanmamızı sağlayan agresif yapı arasında ciddi uçurum var. Skibbe eğer bu iki yapıyı dengeli bir şekilde harmanlayamaz ise, pek iç açıcı bir sezon geçirebileceğimizi sanmıyorum. Bu yıl Fenerbahçe'nin iki iyi forvetle oynadığını da düşünürsek, Türkiye Ligi Şampiyonluğu'nda da bir adım geride olduğumuzu söylebilirim.
Galatasaray'a Avrupa'da başarı getiren yapıyı anımsadığımızda da aslında karşımıza agresif ve teknik bir denge çıkıyor. 3-1-2 bölgesinde Okan-Suat-Emre, Hagi, Arif-Hakan Şükür.
Galatasaray'ın bu denge dışında başarılı olabilmesi için pek çok unsurun değişmesi gerekiyor, altyapı eğitimleri gibi. Arda, Lincoln, Kewell, Nonda'lı bir ideal kurgu denemesi, bir nevi Arsenal futbolu, çok büyük bir hüsranla sonuçlanabilir. Geçen yıl edindiğimiz, Galatasaray'a da uygun olan agresif kaos futbolunu, akılla birleştirebilmek, sanırım bu Kewell'la olabilir, çıkış kapısı gibi duruyor.
Galatasaray'ın ana önceliği artık Lincoln'den verim almak olmamalı, çünkü Arda gibi bir potansiyel ve Kewell gibi bir kariyer kadroda bulunmaktadır. 4-4-2 çeşitlemelerinden birini kullanarak, kanımca en uygunu da ana format, Lincoln'suz bir yapının Skibbe tarafından oluşturulması, kısa yoldan, hem günü hem de geleceği kurtarmak olabilir. Cevat Hoca, son 3 maçta bu doğruyu görebilmişti, Lincoln'ün sadece sakat olduğu için oynatılmadığı düşüncesinde değilim.
Büyük resme bakmak gerekirse, eğer Skibbe Galatasaray'ın geçmişten beri süregelen oyun yapısına uygun oyuncu seçimlerini ve varyantlarını kullanmaz, ideal bir sistemi agresif olmayan oyuncularla Galatasaray'a uyarlama yöntemine devam eder ise, uzun süre bu takımın başında kalamayacaktır. Barış, Ayhan ve Sabri'yi tercih etmemesi de malesef 2. yolda olduğunun açık bir göstergesidir.
16 Ağustos 2008
A. Eren Loğoğlu
