
Galatasaray santrforsuz oynuyor yaklaşımı çok moda bugünlerde! Aslında Hakan Şükür tipi santrfor kavramını Türk Futbolu'na başarılarıyla sunan Galatasaray'ın yeni bir modeli, yani 4 - 6 - 0'ı algıya açması da zaman alacak sığ beyinli, popüler, yer üstü spor medyası için.
Ana planı 4 - 3 - 3'ün üzerine şekillendirilen bir takımın, 4 - 6 - 0'a yatkın olabilmesi, üstelik formasyonu, Arsenal'in pas felsefesiyle birleştirmek isteyen bir düşünce için gayet akılcı duruyor.
İlginç olan Kewell'ın santrfor, merkez forvet olarak kabul edilmesiydi benzer zihniyet tarafından.
Ne tür alternatifler var Galatasaray için, buna bakalım;
Leo, zorunluluk olarak kalede. Ufuk ve Aykut'un, formsuz bir kaleciden formayı alamaması ise tirajikomik kanımca. Transfer politikası Premier League oyuncularına yönelmişken -kanımca La Liga ile dengeli bir transfer hamlesi uyum sürecini kolaylaştıracaktır- Stoke City'den Thomas Sorensen, Birmingham'dan Joe Hart ve Fulham'dan Mark Schwarzer'i önerebilirim.
Sağ bek Sabri'ydi ana planda. Sakatlığı sonrası geçici çözümler denendi, Uğur'dan beklenen verimin alındığını düşünmüyorum, daha iyi olacaktır zamanla ancak isabetli uzun top atabilen, çabuk bir Emre Güngör'den merkezde yararlanmak adına, topla kısa mesafelerle de olsa ilerleyebilen ve pas yapabilen, toparlayıcı bir Lucas Neill'in, ters kademe ve pozisyon bilgilerini de dikkate alarak, sağ bekte kullanılması ciddi olarak düşünülmelidir.
Merkez savunmacılar olarak Emre G ve Servet. Havadan ve yerden etkili, daha önce yan yana oynamış ve başarılı olmuş bir ikili.
Sol bek Hakan Balta'ydı ana planda. Yakın zamanda dönüyor sakatlıktan, diğer alternatif Caner'in bu bölgede kullanılması. Lucas'ın sağ bek olarak kullanıldığı bir düzen içerisinde Caner'in sol bölgeden yapacağı bindirmeler önemli bir kazanım olabilir. Rijkaard'ın Barça'da olduğu gibi beklerde bir savunmacı, bir hücumcu tercihinin yine geçerli olacağı öngörüsünü de unutmamak gerekiyor, Sabri varken Caner'in olmaması gibi. Bunun sağladığı katkı şu, Caner'in bölgesinden gerçekleştirilen bir atak sonrası, rakibin ani çıkışlarında eksik yakalanma riski, kayma sistemiyle ortadan kalkıyor. Defansif orta saha merkeze, merkez sol stoper bek bölgesine kayabiliyor.
Galatasaray'ın sorunlu bölgesi orta sahayla ilgilenelim;
4 - 3 - 3'ün Barça formasyonunda orta üçlü 1 - 2, ileri üçlü 2 - 1 şeklinde dizilir.
Sağ Bek______Merkez Savunmacı_____Merkez Savunmacı______Sol Bek = 4
_______________________Defansif Orta Saha_____________________ = 1
___________Sağ Orta Saha________________Sol Orta Saha_________ = 2
____Sağ Açık_____________________________________Sol Açık_____ = 2
_________________________Merkez Forvet________________________ = 1
Galatasaray'ın şartlar sonucu kullandığı 3 formasyona bakalım;
4 - 2 - 3 - 1
Sağ Bek______Merkez Savunmacı_____Merkez Savunmacı______Sol Bek = 4
___________Defansif Orta Saha_____Defansif Orta Saha__________ = 2
______________________________________________________________
_______Sağ Açık_________Hücumcu Orta Saha________Sol Açık_____ = 3
_________________________Merkez Forvet________________________ = 1
4 - 4 - 1 - 1
Sağ Bek______Merkez Savunmacı_____Merkez Savunmacı______Sol Bek = 4
______________________________________________________________
__Sağ Açık_______Orta Saha__________Orta Saha_______Sol Açık__ = 4
_______________________Hücumcu Orta Saha______________________ = 1
_________________________Merkez Forvet________________________ = 1
Hücumcu Orta Saha denilen oyuncular için deep lying forward ya da forvet arkası kavramları da kullanılabilir.
4 - 6 - 0 (özellikle Ronaldo'lu Man Utd)
Sağ Bek______Merkez Savunmacı_____Merkez Savunmacı______Sol Bek = 4
___________Defansif Orta Saha_____Defansif Orta Saha__________ = 2
__________________________ Orta Saha__________________________ = 1
_______Sağ Açık_________Hücumcu Orta Saha________Sol Açık_____ = 3
______________________________________________________________ = 0
Diyorlar ya, santraforsuz takım nasıl gol atar, Arsenal, Man Utd, Roma'yı, Avrupa Futbolu'nu takip edenler için bu sorunun cevabı çok yalın. Hızlı, yaratıcı, hareketli, yetenekli ve birbiriyle uyumlu oyunculardan kurulu dört hücum oyuncusuyla savunmanın boşluklarına geriden gelip sızarak gerçekleştiriliyor ataklar. Baros ve Jo'nun olmadığı ortamda, bu sistem nasıl kullanılabilir, buna değinelim;
Kanımca, Galatasaray'ın sezon başından bu yana en önemli sorunlarından biri Defansif Orta Saha ve Orta Saha oyuncularının top saklayamama, adam eksiltememe, alanı dikine geçememe, uzun pas atamama, top saklayamaması. Bu oyuncular Barış, Ayhan, Topal ve Sarp. Bu role en yatkın isim Ayhan ancak o da çok formsuz. Daha önce Batista ile iyi bir ikili olup savunmadan hızlı çıkabilmenin güvencesi olmuştu aslında. Barcelona'nın çok pozisyona girmesinin en çarpıcı sebebi, topu tehlike bölgesinde tutabilmesinden kaynaklanıyor. Xavi, savunmanın önündeki bölgeyi topu saklayarak, kaptırmayarak, dikine oynayarak hızlı geçebilen bir oyuncu, dinamik ve yaratıcı bir tarzının olması dışında. Oğuz Çetin'in kıçını rakibe dönerek attığı bir çalım vardı, o bölgeyi geçmek biraz da bu tür ekseni etrafında dönebilen ve adam eksiltebilen tam orta saha oyuncularında gizli. Topal ve Sarp bu görevi yapabilecek özelliklere haiz değil, görev ve yerleşim olarak Toure'nin yerini almaları daha doğru. Barış da pas hatasına uygun yapısından ötürü, yetersiz, geriye yine Ayhan ve yanında Topal ya da Sarp seçimi kalıyor. Topal ve Sarp'ın yan yana oynadığı her maç Galatasaray için eziyet olmaya, yaratıcı oyunculara çok top aktaramadan, geride top çevirip, bir süre sonra kaptırarak zamanı tüketmeye devam edecek.
Pasa dayalı hız futbolu, rakibin ön alanında baskısından kurtulmak adına bu bölgeyi bir an önce geçebilmek üzerine kurulu ve bunu pas ile yapmak zorundasınız. İngiliz ekolü, bu bölgeyi beklerin ve merkez savunmacıların diyagonal uzun toplarıyla geçmeyi tercih ediyor ve bunda da çok başarılı oluyorlar. Galatasaray'ın geçiş sürecinde bu alternatifi kullanabilmesi için bulabileceği tek çözüm Elano olabilir, onun da fiziksel gücü bu bölgede oynamaya ne kadar yeterli olur, bilinmez.
Topal'ın hiçbir şekilde uyum sağlayamadığı, Sarp'ın ise sezon başındaki başarısı göz önüne alındığında, Sarp & Ayhan, Sarp & Elano şeklinde çözümler düşünülebilir Defansif Orta Saha bölgesinde.
Bu bölgenin önünde 4'lü bir hücum bloğu, Sağ Açık Keita, Orta Saha Elano, Sol Açık Caner, Hücumcu Orta Saha Arda şeklinde yer alabilir.
Bu varyasyonlar daha çok, kısa vadede, özellikle 4 - 6 - 0 ve 4 - 4 - 1 - 1'in uygulanabilirliği ve Atletico Madrid maçları için geçerli, Rijkaard'ın ana planı hala Baros (Jo) kurgulu bir 4- 3 - 3.
Elano geriye kaydığında Arda onun yerine Gio da hücumcu orta saha olarak en uçta gözükebilir Madrid maçlarında, Ayhan'ın yerine de Topal muhtemelen form durumları göz önüne alındığında.
Çözümler üzerinden devam edelim. Gio'nun en verimli olduğu pozisyon Sağ Açık, keza Keita'nın da öyle. Burada bir tercih şart kanımca, Keita tarafında olunması gereken. Gio'nun kenardan gelen bir oyuncu olması anlamına çekilebilir bu, Baros ve Kewell'ın döndüğü bir ortamda Jo'nun da benzer bir konuma geçmesi gerekecektir.
Ana Plan;
Lucas Neill_____Emre Güngör_______Servet Çetin______Caner Erkin = 4
_______________________Mustafa Sarp___________________________ = 1
______________Elano___________________Arda Turan______________ = 2
____Keita__________________________________________Kewell_____ = 2
_________________________Milan Baros__________________________ = 1
Sabri, Hakan Balta, Topal, Gio ve Jo rotasyonun en önemli parçaları olabilirler.
Atletico Madrid ve 1 aylık süreçte Geçici Çözüm;
Lucas Neill______Emre Güngör_____Servet Çetin_______Hakan Balta = 4
___________Mustafa Sarp_______________Ayhan Akman_____________ = 2
___________________________Elano______________________________ = 1
_______Keita____________Arda Turan_______________Caner Erkin__ = 3
______________________________________________________________ = 0
Rijkaard'ın Arda'yı en uçta oynatma hamlesi kanımca doğru, Arda'nın Sivas maçında attığı 3 gol hatırlandığında, aslında gol yollarına iyi sarkabilen ve ceza sahası içerisinde daha çok bulunduğunda gol yapabilecek bir oyuncu olduğu görülebilir. Gio'nun uyum sürecinde olması, bu bölgede kullanılması ihtimalini azaltıyor. Gio'yu solda kullanıp Caner'i geriden getirmek de bir çözüm olabilir, denemeye değer özellikle antremanlarda. Israrla Ayhan tarzı, ekseni etrafında dönüp ilerleyen ve topu zor kaptıran bir oyuncunun savunmanın önünde oynayıp oyunu ileri Keita, Arda bölgesine taşıması elzem.
Tabii tüm bunların, futbolun, güzel futbolun, oyunun olabilmesi içinin, zeminin, havanın, hakemlerin ve kasap futbolcuların iznini alması gerekecek Rijkaard ve Neskeens'li futbol devriminin.
10 Şubat 2010
A. Eren Loğoğlu
10 Şubat 2010
Santrforum Kayboldu, 4 - 6 - 0
09 Şubat 2010
Eto'osuzluk (Zlatan & Barca )

Sıkıntı var Barça'nın oyununda, önce sahanın dışından konuşalım, istatistik;
Eto'o 52 maçta 36 gol, Xavi & Iniesta 97 maçta 15 gol, Henry 42 maçta 26 gol, Bojan 42 maçta 10 gol ve Messi 51 maçta 38 gol kaydetmiş 2008 - 2009 sezonunda.
Ibrahimovic 29 maçta 13 gol, Xavi & Iniesta 63 maçta 6 gol, Henry 21 maçta 2 gol, Bojan 21 maçta 4 gol ve Messi 30 maçta 23 gol kaydetmiş 2009 - 2010 sezonunda. Ekstra katkı olarak Pedro 31 maçta 15 gol atmış.
2008 - 2009 sezonunda Barça, La Liga, CL ve Copa Del Rey dahil 3 kulvarda 38 + 15 + 9 = 62 maçta 105 + 36 + 17 = 158 gol atmış, maç başına 2.55 ortalamaya sahip.
2009 - 2010 sezonunda Barça, 3 kulvarda 21 + 6 + 4 = 31 + 5 (Supercopa de Espana, UEFA Super Cup, FIFA Club World Cup) = 36 maçta 52 + 7 + 9 = 68 + 11 = 79 gol atmış, maç başına 2.19 ortalamaya sahip.
Barça'nın gol ortalamasında belirgin bir azalma olduğu görülüyor. Bunun sebebini araştırmak için verileri kullanalım şimdi de;
Sistemin, 4 - 3 - 3'ün en ucunda oynayan iki oyuncuyu karşılaştıralım; Eto'o maç başına 0.69 ortalama ile oynamışken, Zlatan 0.45 ile oynuyor. Benzer düşüşler Xavi & Iniesta, Henry ve Bojan'da da görülüyor. Ortalamasını koruyan, çok az da olsa yükselten tek oyuncu Messi, 2008 - 2009 sezonunda 14 maçta oynayıp gol atamamış olan ve bu yıl 15 golle patlama yapan Pedro'yu bu karşılaştırmaya katmazsak.
Veriler bize eksik de olsa birşey söylüyor. Eto'o'nun yerinde ve görevinde Ibra'nın yer aldığı 2009 - 2010 sezonu Barça'sının verimi, Eto'o'nun yer aldığı fantastik 2008 - 2009 sezonu Barça'sından daha düşük.
Birkaç veri daha ekleyelim, geniş bir bakış açısı oluştursun diye;
Barça'nın oyununda kanımca önemli bir yere sahip olan Toure, 2008 - 2009 sezonunda 62 maçın 43'ünde yer alıp, 0.69 ortalama yakalamışken, 2009 - 2010 sezonunda 36 maçın 18'inde yer alıp, 0.50 ortalama yakalıyor. Toure'nin süreleri Busquets'e gidiyor, 0.66 ortalamadan 0.83'e yükselmiş.
Genel olarak;
Pep'in göreve geldiği günden bu yana, Barça ilk defa -hak etmese de- bir turnuvadan elendi bu sezon, düşündürücü, Barça'nın elenebilen bir takım olduğunun görülebilmesi açısından. 2008 - 2009 sezonunda Barça 9. hafta aldığı La Liga liderliğini, bir daha bırakmadı. Bu sezon ise 6. hafta aldığı liderliği 11. hafta Real Madrid'e vermek durumunda kaldı, bir hafta sonra tekrar devralsa da, yine düşündürücü. Ayrıca CL'de, bir önceki yıla göre daha zor bir gruba düştüğünü kabul etsem de, 5. maçı kazanıp gruptan çıkmayı garantileyebildi, çok düşündürücü.
Aslolana, saha içine bakalım bir de;
Sistem, 4 - 3 - 3, yerleşim ve görevler, Teknik Adam, oyun felsefesi aynı, süreklilik gösteren, ana yapıda tek bir farklılık var, Ibra ve Eto'o takası ve bunun diğer oyuncuların performansına etkileri.
Eto'o 5 yıl oynadı Barça'da, Zlatan'ın daha ilk yılı, karşılaştırma yapmanın bir haksızlık olduğu düşünülebilir. Değerlendirmede Eto'o ilk geldiği yıl ile değil, Barça tarihinin en özel sezonuyla yer alıyor, bunun sebebi açık, değişmeyen bir sistemin üzerine eklenen tek hamlenin Zlatan olması, böyle bir karşılaştırmayı doğuruyor. Eto'o, yıllar içinde büyüyen, yükselen Xavi & Iniesta ile oynarken, Zlatan, zaten formunun zirvesinde Xavi & Iniesta ile oynuyor, bu da son 2 sezonun karşılaştırılmasının adaletli olduğunu kabul etmeme sebep oluyor.
Zlatan, Inter'de topla çok oynayan, topu vermeyen, uzaktan şut denemeleri olan, stoperleri sırtında taşıyarak gole gidebilen bir sihirbazdı. Barça'nın hıza dayalı pas futbolunda bunların çok da hükmünün olmadığı görülüyor. Zlatan ağır kalıyor, pas trafiğinde yer alamıyor, sisteme alışkın olmadığından ve temponun İtalya'ya göre daha hızlı olmasından dolayı pas tercihlerinde yanlışlar yapıyor, topu taca atmak gibi, Barça'nın oyununda çok nadir görülen bir olaydır aslında bu. Driplinglerde yeteri kadar hızlı değil, eski fiziksel gücünün altında ayrıca. Alan savunması uygulayan rakip savunmanın arkasına sarkarken, nereye koşması gerektiği konusunda hala kararsız, topun ve oyunun yönünü kestiremiyor. topun arkasında, pozisyonun dışında kalıyor. Özellikle ceza sahası içine gelen toplarda ön direk, arka direk kokusu yetersiz, golcü değil kimlik olarak.
Bu saydığım özelliklerin hemen hemen hepsi Eto'o için geçerliydi, fark burada. Pas akışkanlığında öndeki 3'lünün merkezindeki oyuncunun yanlış tercihleri, diğer oyuncuların performanslarını da etkiliyor. Zlatan'ın fazla top tutması, duvar olamaması gibi merkez oyuncu sorunları, rakip ceza sahasının önünde bir blok halinde - Xavi & Iniesta ortada, Messi ve Henry kanatlardan içeriye kat ederek, 4 - 0'lık Bayern maçı- oynamayı prensip edinen bir hücum anlayışını tamamiyle kısıtlıyor. Barça'nın bu sezon attığı goller, bu bölgede yapılan pas alışverişleriyle değil, daha geriden gelinen ataklar ya da Alves temelli sağ kombinasyonlar kaynaklı, bir de Pedro etkisi var tabii, incelenmesi gereken.
Zlatan - Eto'o özellik ve uyum farklılığından Xavi & Iniesta ve Henry, istatistiklerden de anlaşıldığı üzere olumsuz etkileniyor. Henry de kişisel bir düşüş olduğu gerçeğinin de altını çizelim, sadece bu düşüşü Ibra'ya bağlamak haksızlık olur.
Peki, ne olacak bundan sonra, ne olmalı?
Zlatan ile devam edilecek, sistemden taviz verilmeksizin. Ibra'nın Henry'de olduğu gibi uyum sürecini atlatması beklenecek ki bu kupa kayıplarına sebep olabilir, La Liga ve CL'de, Barça artık kusursuz bir makina düzenine sahip değil, Ibra dişlisi arıza veriyor. Messi'yi, geçen sezonda olduğu gibi merkez oyuncu bölgesinde kullanıp, Ibra'dan Henry dönüşümlü bir kanat oyuncusu yaratma çabası da görülebilir, özellikle sıkışan maçlarda. Türkiye'de bu duruma santraforsuz formasyon yaklaşımı yapılıyor, komik! Önümüzdeki sezon için Ibra'yı Henry'ye dönüştürüp Torres, Higuain tarzı daha seri ve bitirici bir merkez oyuncu ile yeniden kusursuzluğa da erişebilir Barça.
Hala en iyiler, şüphesiz, Messi var bir kere ancak geçen sezon kadar verimli bir oyunları yok, Katalan medyası da, Guardiola da bunun farkında. Moralsiz Zlatan'ın arkasında bu kadar çok durmalarının sebebi, başka şanslarının olmaması. En azından Hiddink yok Chelsea'nin başında, Toure geri döndü, Madrid çirkefliği devam ediyor Marca'nın söylemlerinde, önemli bir motivasyon aracı Ronaldo gibi, Xavi de bunu belirtti Messi'yi korurken.
May the Force be with you, Barça!
http://en.wikipedia.org/wiki/FC_Barcelona_season_2008%E2%80%9309
http://en.wikipedia.org/wiki/FC_Barcelona_season_2009%E2%80%9310
9 Şubat 2010
A. Eren Loğoğlu
06 Şubat 2010
Billups @ Hollywood

Konferans Finali havasındaydı herşey. Kobe'nin liderliğindeki şampiyon Lakers, Melo'nun da yokluğuyla Chaunsey'in önderliğine ihtiyaç duyan "Bad Boys" Denver karşısındaydı, Staples Center'da.
İlk 2 çeyrek Lakers'ın istediği gibiydi, top ya Kobe'yle potaya gidiyor ya da pota altına iniyordu. Ne olduysa 3. çeyrekte oldu, Billups denilen adam, Mr. Big Shot, Lakers'ın şovunu çaldı. Tam 21 sayı attı bu çeyrekte, maç sonunda 39 sayı 8 asist, % 60 saha içi, 9 üç sayı isabeti istatistiklerine sahip idi. Sayıların eksik anlattıkları vardı bir de, Billups'un yüreği ve cesareti gibi.
Denver, Lakers'ın en önemli rakibi konumunda Batı'da, Utah ve Dallas hala bir adım geride kanımca. Doğuda da durum benzer, Cleveland ve Boston bir adım önde, Orlando'dan.
6 Şubat 2010
A. Eren Loğoğlu
29 Ocak 2010
2010'da Sinema

Sherlock Holmes / Ocak 2010
Yönetmen: Guy Ritchie Oyuncular: Robert Downey Jr. Jude Law, Rachel McAdams
Sherlock Holmes, Guy Ritchie'nin çektiği filmde bir İngiliz beyefendisi olmaktan çok uzak. İçki içiyor, dövüşüyor ve biraz keçileri kaçırmış gibi görünüyor. Sabah üçte kalkıp keman çalmaya başlıyor, etrafı kirletiyor, yıkanmıyor ve Watson'un kıyafetlerini çalıyor! Film 1891 yılında geçiyor. Holmes ve sağ kolu Watson İngiltere'yi yok edecek bir komployu durdurmaya çalışıyorlar.
The Lovely Bones / Ocak 2010
Yönetmen: Peter Jackson Oyuncular: Rachel Weisz, Mark Wahlberg, Susan Sarandon
Peter Jackson'ın bu filmi orklar ve hobbitler içermese de, ölümden sonrasını anlatıyor. Film, 14 yaşındaki Susie Salmon'un cinayete kurban gitmesiyle başlıyor. Susie'nin ruhu kendi cennetini buluyor. Kendi cennetinden dünyaya bakan Susie, oradan ailesini ve katilini izliyor. İçinde intikam duyguları olsa da, ailesinin huzura kavuşmasını ve cinayeti unutmalarını diliyor.
London Boulevard / Haziran 2010
Yönetmen: William Monahan Oyuncular: Keira Knightley, Colin Farrell, Anna Friel
The Departed filminin senaryosuyla Oscar kazanan Monahan'ın yönettiği Londra Bulvarı, İngiltere'de geçen, suçla karışık bir aşk filmi. Filmde Colin Farrell, hapisten yeni çıkmış, Güney Londralı bir sabıkalıyı canlandırıyor. Hayattan elini eteğini çekmiş bir aktrisle tanışıyor ve onun getir götür işlerini yapmaya başlıyor.
The Last Airbender / Temmuz 2010
Yönetmen: M. Night Shyamalan Oyuncular: Dev Patel, Noah Ringer, Nicola Peltz, Jackson Rathbone
Televizyonda tanıştığımız animasyon dizi Avatar'ın birinci sezonundan uyarlanan film, dört elementin insanlar tarafından kontrol edildiği bir dünyada geçiyor. Halklar kontrol edebildikleri elementlere göre hava, su, toprak ve ateş olmak üzere dörde bölünmüş. Ateş halkı dünyayı ele geçirmek için kanlı bir savaşa girişmiş, onları durduracak ve bu savaşa son verecek bir kişi var. O da Aang adlı 12 yaşındaki bir erkek çocuk.
Imaginarium of Doctor Parnassus / Mart 2010
Yönetmen: Terry Gilliam Oyuncular: Heath Ledger, Johnny Depp, Colin Farrell, Tom Waits, Lily Cole
Film günümüzde geçiyor. Hikaye Doktor Parnassus ve onun olağanüstü gezici tiyatrosunun etrafında dönüyor. Doktor Parnassus, tiyatroyu seyrdenlere ışık ve neşeyle, karanlık ve hüzün arasında bir seçim yapma hakkı tanıyor. Ama karanlık bir sırrı var. Şeytanla kirli anlaşmalar yapmış. Film 2009 Ocak ayında hayatını kaybeden Heath Ledger'ın son filmi. Onun yarım bıraktığı sahnelerde ise Johhny Depp, Colin Farrell ve Jude Law oynuyorlar.
Eclipse / Haziran 2010
Yönetmen: David Slade Oyuncular: Kristin Stewart, Robert Pattison, Taylor Lautner
Beyazperdeyi Converse giymiş çocuklar fethedecek derlerdi de inanmazdık. Stephenie Meyer'in 'Alacakaranlık' kitabını takip eden seri, son yılların en çok merak uyandıran yapıtlarından biri. Bella Swan ve vampir sevgilisi Edward arasındaki tehlikeli ilişki serinin üçüncü bölümü 'Tutulma'da devam ediyor. Bella, bu kez Edward'ın aşkı ve Jacob'ın dostluğu arasında hayati bir seçim yapmak zorunda. Yaşam mı, ölüm mü?
Robin Hood / Mayıs 2010
Yönetmen: Ridley Scott Oyuncular: Russell Crowe, Cate Blanchett
Robin Hood'un efsanesi şimdi de Ridley Scott'un hünerli ellerinde şekilleniyor. Üçüncü Haçlı Seferi'nde kutsal topraklarda savaştıktan sonra ülkesine geri dönen Sir Robin, Nottingham halkının bir tiranın baskısı altında zorlukla yaşadığını görüyor. Ve bir zamanlar kendisine ait olan toprakları geri almak için ünlü Sherwood Ormanları'na çekiliyor.
Salt / Temmuz 2010
Yönetmen: Philip Noyce, Oyuncular: Angelina Jolie, Liev Schreiber
Angelina Jolie, bu filmde CIA görevlisi Evelyn Salt adında görevine ve ülkesine sadık bir ajanı canlandırıyor. Bir sorgulama sırasında yakalanan Rus bir teröristten ABD başkanına suikast düzenleneceğini öğreniyor. Rus, suikastı düzenleyecek kişinin adını da veriyor, Evelyn Salt. İşte o andan itibaren film, Evely'in suçsuzluğunu kanıtlamaya çalıştığı bir kovalamacaya dönüşüyor.
Green Zone / Nisan 2010
Yönetmen: Paul Greengrass Oyuncular: Matt Damon, Jason Isaacs
Adını Bağdat'taki 10 kilometrekarelik uluslararası bir alandan alan film, ABD'nin Irak'ı işgalinin ilk günlerinde başlıyor. Amerika'nın Bağdat'taki üssü haline gelen ve halkın içeri alınmadığı bu bölgede görev yapan Roy Miller ve ekibi, kitle imha silahlarını bulmakla görevlendiriliyorlar. Askerler ölümcül kimyasal silahları ararken kendilerini özenle tasarlanmış bir tuzağın içinde buluyorlar.
Shutter Island / Şubat 2010
Yönetmen: Martin Scorsesse Oyuncular: Leonardo Di Caprio, Ben Kingsley, Michelle Williams, Mark Ruffalo
Filmin hikayesi 1954 yılında Shutter Adası'nda geçiyor. Büyük bir fırtına Massachussetts kıyılarını vurmaya hazırlanırken, sarp kayalıklarla kaplı adadaki tımarhaneden Rachel Solando adında cani bir hasta kaçmayı başarıyor. Teddy Daniels ve Chuck Aule adındaki iki polis, onu bulmak için adaya geliyorlar. Film, Edgar Allan Poe'nin esrarengiz romanlarıyla günümüzün postmodern tuzaklarını bir araya getiren şaşırtıcı ve nefes kesici bir yapım.
The Wolfman / Şubat 2010
Yönetmen: Joe Johnston Oyuncular: Benicio Del Toro, Emily Blunt, Hugo Weaving, Anthony Hopkins
Film 1880'lerde geçiyor. Lawrence Talbot adından gizemli bir adam erkek kardeşinin kaybolması üzerine yıllar önce terk ettiği Blackmoore kasabasına geri dönüyor. Ve insanüstü güçlere sahip kana susamış bir yaratığın bir süredir kasabalıları öldürdüğünü öğreniyor. Bu kanlı yapbozun parçalarını birleştirmeye başlayan Talbot, kanını donduran bir lanetten Kurtadam'dan haberdar oluyor.
Whatever Works / Ocak 2010
Yönetmen: Woody Allen Oyuncular: Larry David, Evan Rachel Wood, Patricia Clarkson
Kafası karşık bir New Yorklu satranç hocası, lüks yaşamını terk edip bohem bir hayat sürmeye başlıyor. Bu sırada güneyli bir kızla ve onun ailesiyle tanışıyor. Aralarında 40 yıllık yaş farkı olmasına ve farklı kültürlerden gelmelerine rağmen kızla evleniyor. Ve her Woody Allen filminde olduğu gibi zıtlıkların çarpıştığı noktalardan kara komedinin en has diyalogları ortaya çıkıyor. İnsan filmde o kadar çok gülüyor ki, sonunda midesine yumruk yemiş gibi hissetmekten muzdarip bir halde salondan dışarı çıkıyor.
Wall Street 2: Money Never Sleeps / Nisan 2010
Yönetmen: Oliver Stone Oyuncular: Michael Douglas, Charlie Sheen, Shia Leboeuf, Carey Mulligan
1987 yapımı Oscar ödüllü filmin devam yapımında Michael Douglas, Gordon Gekko rolüyle yeniden karşımıza çıkıyor. New York'ta geçen film borsanın çöküşüyle başlıyor. Film, yirmi yılın ardından hapisten çıkan Gekko'nun etrafında dönüyor ve onun bir yandan borsadaki düşüşü durdurmaya çalışmasını, bir yandan da kızı Winnie'yle arasını düzeltme çabalarını gösteriyor. İşin içine bir de cinayet giriyor.
Clash of The Titans / Mart 2010
Yönetmen: Louis Leterrier Oyuncular: Liam Neeson, Ralph Fiennes, Gemma Arterton, Sam Worthington
1981 yapımı filmin yeniden çevriminde ünlü oyuncular bir arada. Konusunu Yunan mitolojisindeki Persues'un hikayesinden alıyor. İnsanların güç için krallara, kralların ise tanrılara baş kaldırışı anlatılıyor. Filmde Sam Worthington tanrı doğup insan yetiştirilen Perseus rolünde. Kötülüklerin efendisi Hades rolünde Ralph Fiennes var. Tanrıların kralı Zeus'u ise Liam Neeson oynuyor.
Red Sonja / Aralık 2010
Yönetmen: Douglas Aarniokoski Oyuncular: Rose McGowan
Kılıç tutan kadın şeytan Kızıl Sonja geri dönüyor. Barbar Conan'la beraber kötülere karşı dövüşen Kızıl Sonja'yı 1985 yılında Briggitte Nielsen canlandırmıştı. Şimdi sıra adını Robert Rodriguez'in sevgilisi olarak duyuran kızıl güzel Rose McGowan'da. Sonja'nın köyü düşmanlar tarafından yakılıp yıkılmış ve ailesi öldürülmüştür. Küçük kız, o andan sonra kendini intikam almaya adar.
Iron Man 2 / Mayıs 2010
Yönetmen: Jon Favreau Oyuncular: Robert Downey Jr, Scarlett Johansson, Mickey Rourke, Gwyneth Paltrow
Milyoner playboy ve süper kahraman Tony Stark'ın maceralarının ikinci bölümü, serinin ilk filminden altı ay sonrasında geçiyor. Bu bölümde Stark, neredeyse bütün kötü kahramanlarına karşı savaşıyor, bir de alkolizmin pençesinden kurtulmaya çalışıyor. Serinin ikinci filminin, parti daha yeni başlıyor dedirtecek türden bir kadrosu var. Mickey Rourke, Tony Stark'ın azılı düşmanı Rus Ivan Vanko'yu canlandırıyor. Rolüne hazırlanmak için bol bol votka içip Rus hapishanelerii inceleyen Rourke, Rusça konuşmayı da öğrenmiş. Gwyneth Paltrow ve Scarlett Johansson filmin diğer starları.
Prince of Persia: Sands of Time / Mayıs 2010
Yönetmen: Mike Newell Oyuncular: Jake Gyllenhaal, Alfred Molina, Ben Kingsley, Gemma Arterton
1989 yılında kocaman disketleri bilgisayara sokup oynadığımız Prince of Persia, sonunda filme aktarıldı. Kılıç sallama, zıplayıp yukarı tutunma ve kendini çekme hareketleriyle zamanın çocuklarını büyüleyen bu efsanevi prensi filmde Jake Gyllenhaal canlandırıyor. Zalim bir hükümdarın dünyayı yok edecek bir kum fırtınası çıkarmasını önlemek için çabalıyor.
Harry Potter and The Deathly Hallows / Kasım 2010
Yönetmen: David Yates Oyuncular: Daniel Radcliffe, Emma Watson, Rupert Grint
Harry Potter serisinin sondan bir önceki kitabı olan Ölümcül Takdis, iki bölümlük birer sinema filmi olarak izleyiciyle buluşacak. İlk bölüm 2010'da vizyona giriyor. Bu bölümde Voldemort bütün Sihir Bakanlığı'nı ele geçiriyor. Voldemort'un kimsenin adını daha önce duymadığı bir sihir çubuğunun peşine düştüğünü duyan Haryy, olayı biraz kurcaladığında, Ölümcül Takdis denilen gizemli bir olayı öğreniyor.
Alice in Wonderland / Mart 2010
Yönetmen: Tim Burton Oyuncular: Johnny Depp, Mia Wasikovska, Helena Bonham Carter, Anne Hathway
Her şey bir Tim Burton filminden beklenecek kadar karanlık. Ama elbette bu karanlığın bile peri masallarına uygun bir pırıltısı var. Filmde Alice 19 yaşında genç bir hanımefendiyi oynuyor. Katıldığı bir davette yüzlerce insanın önünde zengin bir beyefendiden evlenme teklifi alıyor. Ancak Alice durumdan hoşlanmıyor, kaçmaya başlıyor ve beyaz bir tavşanın peşinden bir deliğe düşüyor. Kendisini yıllar önce geldiği ama sonra unuttuğu Harikalar Diyarı'nda buluyor ve bu ülkeyi Kırmızı Kraliçe'nin zulmünden kurtarmak için uzun ve zorlu bir maceraya atılmaya karar veriyor.
The Book of Eli / Ocak 2010
Yönetmen: Albert & Allen Hughes Oyuncular: Denzel Washington, Mila Kunis, Tom Waits, Gary Oldman
Yılın en iyi filmlerinden biri olmaya aday. Mad Max tarzı bir kıyamet sonrası filmi. Yalnız dolaşan kahraman Eli, kutsal saydığı kitabı korumak için kötülerle savaşıyor.
Bu yazı, Pegasus Magazin dergisinden derlemedir.
29 Ocak 2010
A. Eren Loğoğlu
27 Ocak 2010
Gio & Jo

Baros & Kewell sakatlıklarından dolayı üzerimize çöken sis bulutlarını dağıtmasından ötürü tinsel anlamı var bu transferlerin. Acıbadem markasıyla çalışılmasının yarattığı komplo teorilerinin son bulmaması ve takımdan ayrılan 2 oyuncunun Sağlık Kurulu hakkında yaptığı açıklamalar, zihinleri bulandırmaya devam ediyor. İçinde Fenerbahçe geçen ya da bu spor kulübünün menfaatinin olduğu her kurum ve kuruluştan uzak durmak, farklı rekabet alanları oluşturabilmek, çok daha akılcı bir strateji kanımca.
Gio & Jo, kiralık olarak takım kadrosuna katıldı. Frank Rijkaard'ın uzun vadeli planlarının bir parçası olma olasığı yüksek her 2 oyuncunun da. Katalanlar Johan'ın yolunda yürümeye devam ederken, Galatasaray da benzer hamleleri yapma çabasıyla kıvranıyor. Süreç sancılı, şampiyonluk şart olsa da Rijkaard, tereddüt etmeden zihninde yer alan projeleri uygulamaya bir an önce geçirmek istiyor, devre arası olmasına rağmen.
Ayağa, yerden pas mottolu, pas açısı oluşturmak adına dinamik ve hıza dayanan, dar alan kullanan bir hücum futbolu, yeni FCB.
Barcelona'ya benzer bir futbol oynama arzusu ya da projesini ütopik görenler elbet olacaktır ancak Katalanların oyuncu değerine erişilemeyecek olsa da, bu denli başarılı bir futbol mantalitesini, modelini Galatasaray'a kazandırabilmek Rijkaard'ın İstanbul'u tercih etme sebeplerinin başında geliyor.
4-3-3'ten 4-6-0'a uzanan geniş ve modern bir yelpaze, Gio & Jo, Baros & Kewell, Arda & Elano, Keita & Caner gibi üst seviye kombinasyonlardan oluşan bir hücum yapısı.
Geriye bazı Türk oyuncuların uyum sıkıntısı kalıyor ki bu da zaman alıyor. Balta, Topal, Servet, Uğur, Sabri, Sarp, Zan, Güngör, Barış, Serdar, Ufuk ve Aykut. Projenin başarıya ulaşma şansı, Türk oyuncu grubunun ne derece evrilebileceğine bağlı gibi gözüküyor. Haziran'da başlayan dönüşüm bazı oyuncular üzerinde etkili oldu, Sabri ve Sarp daha verimli bir oyun sergiliyorlar ancak Topal ve Balta gibi bir adım ileri gitmeyen oyuncuların varlığı da can sıkıyor. Gio & Jo gibi transferler, alışma sürecini hızlandırmak adına çok değerli.
Eksiklikler hala bulunuyor, Lucas proje için aranan isim miydi tartışılır, her ne kadar Bülent Korkmaz etkisi yaratacak olsa da, orta sahada ciddi bir box to box oyuncu eksikliği, Topal sadece savunma görevleriyle sahada bulunmalı ve kaleci sorunsalı, Aykut'un Kalli dönemi performansının Leo'nun bu yıl gösterdiğinden daha iyi olduğunu düşünüyorum ve yabancı kontenjanında sıkıntılar yaşanıyorken, bu sorunun da en azından sezon sonu çözüme kavuşturulması gerekiyor.
Hamit, Marco, Sinan Bolat, Marquez zihnime gelen ilk isimler, sezon sonu adına.
___________Baros_________
Kewell______________Keita
______Arda_____Elano_____
Bu yapıya Caner, Gio ve Jo da katıldılar, olağanüstü bir başarı.
Avrupa maçlarında kısa vade içerisinde, 4-6-0 düzeninde, Gio ve Keita'yı en önde, arkalarında Arda, Elano ve Caner'i görebiliriz.
Rijkaard'ın artık Davids hamlesini de yapması gerekiyor, devre arası ya da sezon sonu.
27 Ocak 2010
A. Eren Loğoğlu
23

Roger, üst üste 23 Grand Slam Yarı Final seviyesine erişme başarısına da ulaşmış oldu Avustralya Açık 2010'da. Nadal, Amerika Açık 2009'ta olduğu gibi yine gelemedi Fedex'in karşısına. Formunun zirvesinde olmadığı zamanlar Federer'e denk gelmeyince, H2H istatistikleri de olumsuz yönde bir değişiklik göstermiyor Rafa açısından. Rafa, Roger'i yenebilmek adına kazandığı fiziksel gücün getirdiği sakatlıklarla uğraşıyor son 1 yıldır. Oyun yapısını ya da Fedex'i yenme stratejisini fiziksel güç üzerine kuran bir sporcunun dramı da denilebilir buna. Federer'in sağlık ve başarı anlamında yakaladığı sürekliliğin ne kadar değerli olduğu anlaşılıyor, zaman sonsuz akışı boyu yol alınca Nadal'ın öyküsünde.
Federer, daha ne kadar ve nereye kadar gider bilinmez, motivasyon ve konsantrasyonun çok önemli olduğu tenis sporunda. Birkaç Grand Slam daha kazanmak isteyecektir elbette, Wimbledon özellikle.
C'mon Fedex.
27 Ocak 2010
A. Eren Loğoğlu
Zafere Kaçış
Altıkırkbeş suları
Yalnızlık köşe bucak
Yeni nesil kararsızlık kalıbına sokulmuş sürü
İncir ağacı dikilmiş ocak
Sessizlik çığlığıyla yankılanan hayvan çiftliği
Özgür ruh ve bedeni hapseden sınırlar ülkesinin
Acımasız, acınası, grotesk hali
Ey ahali!
Bizi çoğaltıp nöbet yerlerine yollamayı bırak
Soğuk namlunun ucundan uzaklaştır gövdemizi
Düşünüp taraf olalım diye okumak
Zafere kaçış değil mesele
Doğru düzgün olmayan esas
Kanlı fırça darbeleriyle inşa edilen
Bu yağlıboya tablo!
Ah Pablo,
Hangi sanat toplum için?
26 Ocak 2010
A. Eren Loğoğlu