18 Aralık 2010

Öğrenilmiş Çaresizlik Karşısında Cesur Deneme



Katalan Derbisi olarak lanse ediliyor Espanyol maçı, doğru ama eksik!

Espanyol elbette Barselona şehrinin takımı, isminin başında o bilindik Real sıfatı bulunur, kralın ve Franco'nun egemenliğini tanıyan İspanyollardır aslında kurucuları. Madrid maçından farkı yoktur bu sebeplerden, iddiası yüksek bir kulüp olmadıklarından bir alt versiyonudur denilebilir.

Bunların bilincinde ve bu sezon evinde oynadığı 7 maçı da kazanmış bir takım olarak hazırlandı Espanyol maça.

Geçen hafta Sociedad maçında ilginç bir olay yaşanmıştı ve bu rekabete dayanıyordu. Maçın sonlarına doğru, bir Espanyol efsanesi olan Raul Tamudo oyuna girdi Camp Nou'da ve müthiş bir protesto uğultusu yükseldi Katalanlardan.

Rijkaard'ın 4. yılında Barça üst üste 3. şampiyonluğa giderken, sondan bir önceki hafta, Camp Nou'da, Tamudo 90. dakikada beraberlik golünü atıp, şampiyonluğu Barça'nın elinden alıp Real Madrid'e vermişti.

Espanyol her daim Barça'yı zorlayan bir rakip idi, biraz motivasyon biraz da şehrin havasının, suyunun ve toprağının verdiği futbol yetenekleriyle. Genç bir takımdılar, geçen sezon beraberlik almışlardı, ligde 4. sıradaydılar, yine başarabilirler, geçmiş hikayelerden bir demet sunabilirlerdi, öyle düşünüyorlardı.

Maç müthiş bir atmosferde oynandı. Tarihin en iyi takımını koreografiyle karşıladılar. Ligdeki konumlarının da etkisiyle maçın ve rekabetin önemini artırmak istiyorlardı.

Enteresan bir başlangıç oldu futbol adına. Espanyol'un çok farklı bir planı vardı Barça'nın ritmini bozmak için.

Bir kere maçın süresini kısaltmak istiyorlardı zaman çalarak. Kameni'nin ayağına gelen pasları tutma anları bile uzuyordu. Ayrıca kendi yarı sahalarında daha çok pas yaparak, top eğer Barça'da olmazsa tehlikeli olma şansları azalır gibi bir mantık yürütmüşlerdi, top kaybının yaratacağı kolay pozisyon verme riskine girerek.

Bu taktik tuttu. Geride pas yaptılar, zaman geçirdiler, top kaybedildiğinde sert oynadılar ve Barça oyuncularının topla çok temas etmesine engel oldular, pas akışkanlığını durgunlaştırdılar.

FCB, topun kendisinde kalmamasının huzursuzluğuyla rakip oyunculara yüksek dozajda basmak zorunda bırakılarak başladı oyununa. Özellikle Pedro ve Alves ile kazanılan ani toplar çok rahat pozisyonlar doğurdu ancak golle sonuçlandıramadı Barça bunları. Arkasında geniş boş alan bırakan ve kontratak yeme riskini göze alan Espanyol bu yöntemle direnişe devam edecek derken, Messi sihrini sahneledi, Pedro'yu kaçırdı ve gol geldi.

Senaryo bir süre daha benzer şekilde devam etti. Barça, bilinen set hücumlarıyla değil de, kazandığı toplarla boş alanları kullanan -kontratak- takıma dönüşüverdi ve topa çok fazla sahip olmadan da sonuca ulaşabileceğini gösterdi. Xavi'nin golü de benzerdi.

Espanyol oyunda kaldı, Barça'nın topa hükmetmesini faullerle, baskıyla en aza indirgeme stratejilerine devam ettiler, bunun sonucu olarak da ani ataklar yediler. Messi'nin yarattığı üçüncü golden sonra oyundan düşmeleri beklenirken, bek & stoper arasına atılan topu iyi değerlendirip tekrar maça dahil oldular. Ancak öne çıkardıkları savunmalarıyla daha fazla dayanacak mental güçleri kalmadı ve doğru koşularla arkaya sarkan David Villa farkı artırıverdi.

Barça standartlarının altında ve oyunu rakip yarı sahada oynayan tarzının dışında bir yol ile kazandı maçı. Topla oynama sanırım % 60 civarıdır ve pas sayısı da muhtemelen 500 altıdır.

Espanyol'un Teknik Adamı Pochettino'yu takdir etmek gerekir, farklı bir şey denedi, riske girdi, şansı yaver gitse amacına da ulaşabilirdi ama Barça, bu taktiğe de ceza kesmeyi başardı herhangi bir tuzağa düşmeden.

Sahaya sürekli yabancı madde yağması, taraftar ve Espanyol oyuncularının hakemi her kararında baskı altına almaya çalışmaları, atlanan sarı kartlar, sert müdahaleler gibi unsurlardan çok etkilenmedi Barça. Yeri geldiğinde hakemle de oynadılar ortamın havasını dağıtmak için.

5 - 1'den sonra Guardiola zekasını konuşturup Jarque'yi Dünya Kupası Finali'nde anma şıklığını gösteren Iniesta'yı oyundan aldı ve alkışlattı Espanyol taraftarı Katalanlara. Özel bir hareketti, maç sonunda sonuçtan dolayı oluşabilecek olası bir tepkiye karşı da güzel bir önlemdi. Gerçi Iniesta taç çizgisini geçtiği an, alkış kesildi ve ıslıklar yükseldi, nefret derin ve öyle birkaç dostluk olayıyla kapanacak gibi değildi.

Barça, klasik 4 - 3 - 3 ve ideal onbiriyle sahadaydı. Farklılık olarak sadece Pique'nin sol merkez savunmacı, Puyol'un sağ merkez savunmacı konumu söylenebilir. Bu tercihin sebebi Espanyol'un soluna Alves ile daha çok hücum edip, arkasını Puyol ile doldurmaktı. Keza ilk yarı, Alves bölgesinden çok ilerde oynadı. İkinci yarı da Abidal'ın çıkışları oldu.

Villa'nın uyumu ve katkısı süregelirken, Pedro büyüyor ve büyülüyor. Barça'nın rakibi bozmada ve topu kazanmada en çok başvurduğu isim Pedro, savunmaya sağladığı destek çok önemli bu anlamda. Ayrıca hücumda da çabukluk ve süratiyle yarattığı deliciliği, gol vuruşlarındaki netliği sonuca etki etmesinin sebebi. Müthiş yararlı bir oyuncu, Barcelona modelinin işlerliğini bir kademe artırdığı rahatlıkla ifade edilebilir.

Zor geçmesi beklenen bir maçı daha atlattılar, rekor üstüne rekor kırarken güzel oynamayı da ihmal etmiyorlar. Bizim de payımıza onları seyreylemek ve haklarını vermek düşüyor.

Bitmesin bu rüya!

19 Aralık 2010

A. Eren Loğoğlu

17 Aralık 2010

Şampiyonlar Ligi Son 16 Eşleşmeleri & Arsenal: Karbon Kopya



Wenger'in Arsenal'i, Barça'nın bir alt modeli, oyna bakış nerdeyse aynı, formasyon konusunda farklılıklar oluyor bazı zamanlar.

Net bir 4 - 2 - 3 - 1 oynuyorlar, Song & Denilson ikili blok önünde Walcott & Cesc & Nasri üçlüsü, en uçta da Chamakh yer alıyor. Maçına göre veya maç içersinde 4 - 1 - 4 - 1'e döndükleri oluyor, Song'u da ileri atarak. Bazen de -aslında sıklıkla- Cesc ya da Nasri, Song'a sokularak oynuyor ve Nasri'nin bölgesinde Arshavin yer alıyor, bu yerleşimde Denilson yok. Chamakh'ın yerinin asıl sahibi de Robin Van Persie, sakatlığı yeni yeni düzeliyor.

Bir nevi Wenger, Cesc & Nasri'den Xavi & Iniesta yaratmaya çalışıyor ve bence başarılı da bu anlamda. Her iki oyuncu da Wenger'in elinde inanılmaz gelişti.

Barça'ya en çok yakıştırdığım ilk iki oyuncu da haliyle Cesc ve Nasri. Sonrasında yine Arsenal'den Henry vuruşları ve hızıyla Walcott, Arshavin, sol bek Clichy geliyor.

Barça daha önce Hleb, Slyvinho, Henry, Gio Van Bronchost, Overmars, Petit gibi isimleri transfer etmişti Arsenal'den.


***

Arsenal hakkında bunları yazmıştım bu sene, devam edeyim kaldığım yerden, geçen sene oynanan maçlara da değinerek;

Kuradan önce bir istek sıralaması yaptığımda Lyon, Marsilya, Arsenal, Roma, Milan ve Inter gibi bir tablo çıkmıştı ortaya. Ne en kötü, ne de en iyi eşleşme oldu bu listeye göre. Arsenal'i daha güçlü bir takım olmasına karşın 3. sıraya koymamın sebebi, Barça'yı durdurmanın yolunun savunmadan geçtiğini bilen biri olarak İtalyan takımlarından çekinmek gerektiğini düşünmem idi, en zayıfı bile becerir sert ve profesyonel oynamayı.

Arsenal, Barça gibi topa sahip olmayı ve yerden pasa dayalı oynamayı ilke edindiğinden Barça için daha uygun bir eşleşmeydi, geçen seneden kalma bir tecrübe vardı ayrıca.

Kurayı izleyenler ince bir ayrıntıyı kaçırmamışlardır muhtemelen. 2. Torbadan Lyon çıktığında, rakip olarak Real Madrid, FC Barcelona, Manchester United ve Chelsea kalmıştı. Barça'yı çekseydiler orada Lyon'un rakibi olarak, bu kez Real Madrid, Arsenal ile eşleşecekti. Wenger'in Barça aşkından -Cesc hamlesinden sonra bile övmeye devam etti Katalanları- ve Mourinho nefretinden söz etmeye gerek yok sanırım, çok ilginç bir eşleşme olabilirdi.

Geçtiğimiz sezona gidelim, Londra'ya;

Gördüklerim arasında tarihin en iyi oyun başlangıcıydı Barça'nın sergilediği. 15 dakikada kaleye atılan 9, kaleyi bulan 5 şut ile sayısız pozisyon, varyasyon, hız ve müthiş tempo içeren bir süreç idi yaşananlar. 30. dakikada Barça'nın topla oynaması % 70 idi, Wenger'in Arsenal'i karşısında.

Ağızları açık bırakan bir performans denebilir o gecenin ilk devresine, gol atılamamasına karşın. Performansın kaynağı Barça'ya oynama şansı veren Arsenal'in benzer mantalitesiydi.

Devrenin ardından 0 - 0'ın da etkisiyle güven tazeleyip savunmayı biraz daha öne alan Arsenal, Ibra gibi ağır bir oyuncunun iki kez arkaya sarkmasına engel olamayıp 2 - 0 geriye düştü. Skoru bulduktan sonra, biraz da ilk yarıdaki insanüstü gayretin sonucu olarak yorulan ve motivasyonu düşen Barça, çok sık yediği -bek ve stoper arasına atılan top- bir golle karşı karşıya kaldı. Walcott'un hızına engel olamadılar. Bir sonraki turda Maicon, Milito, Sneijder'i durduramadıkları gibi. Barça'nın zaafı son 2 yılda ani kontrataklara çözüm bulamamasıydı. Bu sezon Pep, hem Mascherano transferiyle hem de Sergio'yu üçüncü stoper gibi arkaya atarak bir formül geliştirdi, şimdilik başarılı da oldu. Maçın sonlarında Puyol'un Cesc'e yaptığı hareketi hakem penaltı diye yorumladı ve Puyol'u oyundan attı, skor da dengeye geldi, yanlış karardı.

Londra'dan Barselona'ya geçildiğinde, maç baskın bir Arsenal golüyle başladı, yine Walcott'un eseriydi. Barça'nın kontratak zaafiyeti nüksediyordu. Ardından Messi sahneyi ele geçirdi, onu o gece durdurmak olası değildi, 4 gol birden gönderdi ağlara, hem de ne estetik becerilerle.



Arsenal savunma ve ön oyuncuları, ne o gece ne de şu an Messi'yi durduracak özelliklere haiz değiller. Sert oynamıyorlar, ters çalıma hamlede geç kalıyorlar, hız olarak yetişmeleri -Clichy dışında- imkansız, hal böyle olunca da Barça zaten tek oyuncusuyla bile bir avantaj yakalıyor bu eşleşmede.

Kaldı ki Ibra kamburunu da sırtından attığı için, ikinci bir avantajı da kazanmış durumda Guardiola. Topa sahip olma, kontratak sorununa çözüm bulup savunmayı daha da sağlamlaştırma gibi verilere hiç girmiyorum bile.

Maçlara daha çok var, kimler oynayacak, iki takım da tam kadro sahaya çıkabilecek mi elbette önemli bu sorular. Cesc'in geçen sene ikinci maçta oynamadığını, keza Barça'nın Puyol, Pique'den ikinci maçta, Iniesta'dan da her iki maçta yararlanamadığını unutmayalım.

Barça'nın bu eşleşmede tur atlamak için çok büyük bir şansa sahip olduğu sonucu çıksa da, Arsenal çok tehlikeli bir takım, özellikle hücum hattıyla.

Cesc Fabregas, Samir Nasri, Andre Arshavin, Theo Walcott, Robin Van Persie, Maroune Chamakh gibi inanılmaz yetenekli isimlere sahipler.

Barçalı oyuncuların arkadaşları Cesc ile yeniden buluşmaları da enteresan olacak. Fabregas elinden geleni yapacaktır ama elenirse de artık Arsenal'in beklentilerini karşılayamadığı düşüncesi iyice yerleşecektir zihnine, Barça bu psikolojik şansı da yakaladı bu eşleşmeyle.

Çok güzel iki maç izleyeceğiz, keyfini çıkaralım, Wenger'in Arsenal'ine her ne kadar üzülsek de.

***

FC Barcelona'yı kura çekiminde Pique'nin dedesi Amador Bernabéu temsil etti. Maça dair sorulara, Cesc ve torunu Gerard'ın çocukluktan bu yana çok iyi arkadaş olduklarını ve evinde çok zaman geçirdiklerini anlatarak cevap verdi. Ayrıca umarım Fabregas'ı bu sefer Camp Nou'da görürüm diye de ekledi.

Dede - torun, baba - oğul gibi pek çok hikaye barındıran bu kulübün, ne kadar özel olduğu, aile bağlarından da anlaşılıyor.

***

Roma - Shakhtar

Tahmin yürütmesi çok zor bir eşleşme. Lucescu'nun yine buralarda dolanması raslantı değil, onun olayı istikrar.

AC Milan - Tottenham

Genel kanının aksine Milan'ın turu geçeceğini düşünüyorum. Ibra Inter'den sonra Milan'ı da kendine uydurdu ve ortada başarı varsa sorun teşkil etmiyor bu iş. İlk maç çok belirleyici olacak, İngilizlerin deplasman performansı iyi değildir, Milano'ya gelip Inter'den bir puan almıştı Gareth Bale, bakalım yine büyüleyici kanat oynunu sunabilecek mi?

Valencia - Schalke

Üçüncü maç da denge üzerine kurulu. Magath'ın Schalke'sini bir adım önde görüyorum nedense. Raul yeniden sahnesine kavuşabilir.

Inter - Bayern

Benitez ve Inter'den umudunu kesenlerden değilim. Mourinho'nun bıraktığı enkazdan -fiziksel ve mantalite olarak, takım hücum yetisini yitirdi- sonra geçiş süreci yaşıyorlar, kolay değil. Düzelecekleri ve bu eşleşmenin şanslı tarafı olacakları kanaatindeyim, şampiyonlar kolay elenmez.

Lyon - Madrid

Akıllara hemen geçen sene geliyor, gerçekten süpriz idi Madrid'in elenmesi, bir kez daha olacağını zannetmiyorum.

Marseille - M. United

Sir Alex, takımı yeniden gol yememe konusunda toparlamaya başladı. Nasıl gol atacaklarıysa muamma, elde Rooney ve Berbatov dışında olağanüstü bir yetenek yok, destek Nani'den. Turu geçeceklerdir.

Kobenhavn - Chelsea

Gruplarda en başarılı bulduğum takım Danimarkalılardı. Chelsea'yi elemeleri çok zor, oyunlarına en ters gelebilecek iki takımdan biri -diğeri AC Milan- çıktı karşılarına, Drogba var, müthiş alan savunmalarının işe yarama olasılığı oldukça düşük. Belki Solbakken başka tavşanlar çıkarır şapkadan.

17 Aralık 2010

A. Eren Loğoğlu

15 Aralık 2010

Bir Formadan Daha da Öte



Kasedi geriye saralım.

Forma olayını, ülkenin en çok izlenen spor kanalına taşıyan ve tartışan Mehmet Demirkol, bilindiği üzre FC Barcelona düşmanlığından beslenen bir organizmadır. Aynı zamanda Galatasaray Lisesi mezunu bir Fenerbahçe taraftarıdır, mayasında sorun vardır yani. Barça ve Fener hakkında birini kötüleyip, diğerini övmede sınır tanımaz, duygusal hezeyanlara kapılır, iflah olmayacaktır da.

Onun ikiyüzlülüğüne şurdan bakmak gerekir kanımca. 111 yıldır -reel olarak 30 yıldır çünkü formaya göğüs reklama alma olayı ilk 1979'da başlamış sanırım- formasına göğüs reklamı almayan bir kulübü takdir etmeyenlerin, ben ve benim gibileri, bizleri, bu durumun hikayesini biraz da alaca bulacalı bir şekilde anlatıp bir kulüpten daha öte olmayla ifade edenleri Futbol Romantikleri, Total Futbol Sevicileri, Çakma Katalanlar, Futbol Yalnızca Futboldur diyerek alaya aldıkları günler çok da uzakta değildir. Bir süredir FC Barcelona onların ağızlarını kapatıyordu, seslerinin kısılma sebebi de buydu açıkçası.

Bu forma kutsal, kutsallığı Franco dönemindeki direnişten geliyor, bir halkı temsil etmesinden, ödenen bedellerin karşılığının formada bulunmasından. O zamanlar geride kaldı elbette, zaten olayı da bunun üzerinden yorumlamıyoruz. Kendilerini bu forma üzerinden tanımlayanların formasına reklam istememesi de -aidiyet duydukları ve dilleri olan kulübün Milli Takımları gibi davranması- gayet doğaldır.

Mesele, son 30 yılda FC Barcelona'nın göğsüne forma reklamı almadan, Real Madrid ile nasıl rekabet ettiği ve önüne geçtiği meselesidir, hazmedilemeyen budur aslında. Mehmet Demirkol gibiler, sebebin Nike firmasının ödediği paralar olduğunu söyleyip durdular yıllarca ama yine yanıldıkları ortaya çıktı, kendilerini kandırmak için ürettikleri bir söylemden öteye geçemedi bu sav da. Eğer, göğüs reklamı parasını da Nike ödeseydi, Barça'nın paraya gereksinimi olmazdı şu an ve Katar Vakfı'yla bir anlaşma yapmazdı.

30 yıl formasına reklam almayan bir kulübü övmeyen, övenleri de yeren, sporu farklı yerlere çekmekle suçlayanların, bugün formaya göğüs reklamı alındı diye Barça'yı diğer kulüplerle bir tutma çabasına girmesi ikiyüzlülüktür. Formaya göğüs reklamı almak konusunda muhakeme edecek birileri varsa, formaya reklam almamayı daha önce de önemseyenlerdir onlar, ben ve benim gibiler, bizlerdir. Mehmet Demirkol'a ve türevlerine düşmez o iş.

Cruyff'a geleyim. Konumundan bahsetmeye gerek yok herhalde. FC Barcelona'yı yeniden yaratan adamdır son 30 yılda. Onun forma hakkındaki -çelişkili- görüşlerini değerlendirirken, kulüp içersindeki ilişkilere de bakmak gerekir. Rosell, Cruyff, Laporta üçgenine.

Rosell, 2003'de Laporta'yla birlikte göreve geldiğinde, Cruyff da yanlarındaydı asıl lider olarak. Ronaldinho'yu getiren kişidir Rosell, Nike ve Brezilya ilişkilerini kullanarak, bir dönem Nike için Güney Amerika'da çalışmıştır çünkü. Laporta nasıl hukuk işlerinde uzmansa, Rosell de ekonomi konusunda işinin ehlidir, düşünce yapılarının farklı olduğu buradan da anlaşılabilir.

2005'te Rosell, Laporta'nın yönetim kurulundan, Laporta'yı kendi orjinal planını devreye sokmakla -kulübü siyasetin içine çekmek ve sporu araç olarak kullanmak kısaca- suçlayıp ayrıldı. Laporta'nın yönetim tarzını anarşiye benzetip, 2005'ten bu yana hemen hemen her kararda Laporta'yı eleştirdi. Destek olduğu ender konulardan biri formada UNICEF yazmasıydı. Zaten 2010 seçimlerinde ekonomoyi düzeltmek için formaya göğüs reklamı alınacağını da belirterek kazanmıştı başkanlığı.

Cruyff'la da 2005'ten sonra uzaklaşırlar. Rosell göreve geldikten hemen sonra Laporta'nın Onursal Başkan ilan ettiği Cruyff'u görevden alır kongre üyeleri seçsin diyerek. Aralarını en çok açan olay da budur.

Rosell, göreve geldiğinden beri belli bir yönetim şekli sürdürüyor, bir duruş da denebilir buna. Laporta döneminde eleştirdiği her konunun arkasında durup ona göre davranıyor. Ekonomi kötüye gidiyor diye feryat figan ediyordu, geldiğinde ilk iş buna kafa yorması oldu misal. 25 milyon Euro'ya alınan Chygrynskiy 15 milyon Euro'ya satıldı bu yüzden. Ekonomik sıkıntının varlığını bu tür reel olaylarla gösterip kanıtlamak da istiyor, bir nevi Laporta kupalar kazandırdı ama ekonomiyi batırmıştı, ben ikisini de başaracağım mesajı veriyor Katalanlara. Politik olarak mantıksız değil yaptığı çünkü kulüp zaten dünyada şu an en üst seviyede, daha başka nasıl bir konuma yükselecek diye düşünmektense, mevcut yapının aslında göründüğü kadar iyi olmadığını anlatmak çok daha kolay ve bunu düzeltir gibi davranmak da sizi başarılı kılabilir, takım sürekli kazanıyor nasıl olsa.

Ben, FC Barcelona'nın söylendiği gibi çok ağır bir ekonomik krizde olduğunu düşünmüyorum bu sebeplerden. Formaya göğüs reklamı alma hususu da, Rosell'in bakın paraya ihtiyaç var söyleminin bir parçası. Cruyff da daha önce ekonomik bunalıma inanmadığını ve bunun Laporta'yı yıpratma stratejisini olduğunu belirtmişti. 2009 yılında, Avrupa'da kar ettiğini açıklayan ender top class kulüplerden biriydi Barça, bu notu da ekleyelim. Eğer Rosell doğruyu söylüyorsa ve kulüp gerçekten ekonomik bir buhran yaşıyorsa, çözümlerden biri de buysa Madrid ile rekabet etmek için, çok da karşısında duramıyorum bu kararın.

Rosell'in bu politik atağına karşılık Cruyff da pozisyonundan -Laporta'ya yakınlık- ötürü bu tutumu eleştiriyor El Periodico gastesindeki köşesinde;

"The way I see it, by doing this, we stand to lose more than we gain, and that we are taking a huge step backwards. It seems indecent, and how that indecency is so widespread; something that was already done by everyone else. Barca carries the flag of this city, of this country, in this world. And as such, they should have looked at other means of generating income similar in value as selling the shirt to the highest bidder. By selling the shirt, it just shows how they lack creativity."

2005'te La Vanguardia gastesindeki yazısındaysa;

"For me, personally, there’s nothing more I like than seeing a Barca jersey without any advertisement, but the facts are different: FC Barcelona has an enormous debt."

Cruyff'un kendiyle çelişmesini anlayabiliyorum, bir konumlanma savaşı var ortada ve kılıçlar çekilmiş durumda, Rosell geri adım atmıyor, Laporta tamamen siyasete odaklanmış. Ben Cruyff'un günümüzdeki görüşüne katılıyorum, formaya göğüs reklamı alınmamasına ama alındı diye de çok ağır bir eleştiri getiremiyorum.

Olayı sosyalist Küba'nın varlığını devam ettirebilmek için bazı kapitalist uygulamalara başvurmak zorunda kalmasına benzetiyorum. Küreselleşme denilen bulaşıcı hastalık, öyle sarmış ki dört bir yanı, vücuddan onu atıp sağlığınıza kavuşmak için de sizi kendisine muhtaç bırakıyor.

FC Barcelona'nın da altyapı modelini, oyuncu yetiştirmeyi, güzel oynamayı, emeği yeryüzüne mesaj olarak verirken, bu mesajı verebilmek, derdini -bir kulüpten daha öte olma, Katalunya ülkesi- anlatabilmek adına bazı araçları -transfer, sponsor, merchandising, forma reklamı- kullanması gerekiyor. Bir gün formaya göğüs reklamının alınacağı biliniyordu aslında, kaçınılmaz sondu bu. Zamanlamasının Barça'nın en iyi ve popüler olduğu döneme denk gelmesi, tartışmayı alevlendiriyor. Bir ek, kulübün başarılarından, güzel oynundan dolayı popüler kültür ikonu olması asla Madrid'e benzemesi anlamını taşımıyor, iyi yönetilmenin ve kendi öz değerlerini daha iyi kullanmanın sonucu bu yaşananlar. Yıllar yılı arkaplanda kalmış, bağımsız, sanatsal, politik bir filmin gişede hasılat yapması gibi.

Rosell, şunu da ekliyor söylemine. Bu parayı ödeyen ve kutsal formaya ismini yazdıran, kar amacı gütmeyen bir vakıf, UNICEF'den farkı para almamız. Bir kulübe 5 yıllığına 170 milyon Euro ödeyip reklam ve kazanç düşünmeyen bir kurum olabilir mi, zor, başka gelir kaynakları yoksa. Katar Emiri'nin eşinin vakfı, Qatar Foundation, işlevleri de hakikaten sitelerinde yazdıkları gibi, enteresan şekilde. Para, devletin kasası hazineden çıkıyor muhtemelen. Peki, tanıtılacak bir ürün, marka yok iken amaç ne denirse, şu cevabı veriyorlar;

"We are thrilled at the opportunity to become FC Barcelona's new global partners. FC Barcelona is more than a football club. It is a global icon with the world's most dedicated and passionate fans and accordingly we nominated Qatar Foundation to have a brand presence on the front of FC Barcelona's jersey. FC Barcelona and Qatar Foundation share a belief in football's ability, as the world's favourite sport, to affect positive change. We can think of no better global partner to help raise awareness of Qatar Foundation's values and aspirations."

Çok açıklayıcı değil ve marka olmaktan bahsediyorlar. Aslında 2022 Dünya Kupası öncesi ülkenin tanıtımını ve futbola olan ilgiyi artırmayı amaçlıyorlar ve Barça onlara yardım edecek bu paranın karşılığında;

"This new global partnership between Qatar Sports Investments and FC Barcelona will also focus on supporting the ambitions of the club in the future. In addition, Qatar will work closely with the FC Barcelona management, coaches, players and academy staff as it seeks to develop further its domestic football at all levels and ages."

Bana makul geldi bu yöntem. Pep'in Katar'ın Dünya Kupası yüzü olması da bunun parçasıydı herhalde. Ortadoğu'ya futbol öğretmek güzel bir amaç, detaylar zamanla gün yüzüne çıkacaktır. Markası, ürünü olmayan Katar Vakfı'nın bu parayı hangi akla hizmet harcadığı Barça'nın sorunu olmamalı.

Ezeli rakip Real Madrid gibi formasında Zanussi, Parmalat, Teka, Siemens Mobile, BenQ Siemens, bwin.com yazmayacak FC Barcelona'nın. Barça'nın formasında Google, IBM, Coca Cola falan yazsa içim çok acırdı, belki o gün de gelecek bir gün.

15 Aralık 2010

A. Eren Loğoğlu

14 Aralık 2010

Alleke & Xavi



Sonunda buluşma gerçekleşti. Dünya Kupası zaferi sonrası İspanya takımı, Madrid sokaklarında otobüs ile tur atarken Alleke isimli şirin çocuğun "Xavi Nerede" diyerek ağlaması fenomen oluvermişti net ortamında.

Xavi'nin Katalan televizyonu TV3 tarafından düzenlenen Yılın Katalan Sporcusu ödülünü aldığı geceye davet edilen Alleke, Xavi ile tanıştı, yanağına bir öpücük kondursa da biraz utangaç davrandı. İsminin yazılı olduğu bir FC Barcelona forması -Dünya Kupasını kazanan İspanya değil de Barça forması vermeleri ayrıca dikkat çeken bir konu- hediye edildi kendisine ve Xavi imzaladı formayı, daha sonra kutsal forma giydirildi ve dünyanın en tatlı bebeği Alleke de bir culé -taraftar- oldu.

http://www.youtube.com/watch?v=RJUM4GWi0ro

14 Aralık 2010

A. Eren Loğoğlu

13 Aralık 2010

Anlayış



FC Barcelona'nın bu noktaya -gelmiş geçmiş en güzel oynayan takım, en başarılı olmadılar daha, yakınlar ama- geleceğini 3 yıl önce, Pep'in göreve gelmesinden 7 - 8 maç sonra fark edip, bu sürecin nerdeyse tamamını yakından gözlemleyen ve her platformda analizlerle bu durumu -tarihe tanıklık- anlatmaya çalışan biri olmanın yoğun hazzını yaşadığımı itiraf etmeliyim son zamanlarda.

***

Pique sarı kart sınırındaydı ve Mascherano gibi pahalı bir transferin süre alması, takıma uyum sürecinin kesintiye uğramadan devam etmesi gerekiyordu.

Pep bunları düşündü Sociedad maçına çıkmadan. Pique aynı sebepten Madrid maçından önceki Almeria deplasmanında da görev almamıştı. Pep, daha zor geçeceğini düşündüğü maçlardan önce bu tür hamleler yapıyor. Haftaya da Espanyol maçı var ve Pique'nin son 4 haftada 2. defa ilk 11'de olmamasının sebebi burada gizli ve Guardiola'nın futbol mantığının Mourinho'dan ne denli farklı ve olumlu işlediğinin de göstergesi Pique'nin oynatılmaması. Madrid maçında bilerek sarı kart görse cezasını Osasuna'ya karşı çekebilirdi veya Osasuna maçında kart görüp Sociedad karşısında kartları sıfırlayabilirdi, yapmadılar. Gerektiğinde oyuncuyu oynatmayarak rakibe ve oyna olan saygılarını kaybetmiyorlar. Süreç olağan şekliyle işlesin, Pique daha önce gördükleri gibi bir sarı kart alsın ve cezasını çeksin istiyorlar, doğru olan da bu. Ders veriyorlar -takımını bilinçli olarak sert oynatan ve buna karşın sarı kartlara itiraz eden, oyuncularından komik yöntemlerle sarı kart görmesini isteyen- Jose'ye, her yönden.

Pique ve Sergio kenarda, kalan 9 ideal oyuncu onbirdeydi. Abidal merkez savunmacı, onun bölgesinde bu sezon az forma şansı bulan ve küstürülmek istenmeyen Maxwell görev aldı. Değerli bir oyuncu ve Barça'ya katacakları olan Mascherano da, Busquets'in yerine ön süpürücüydü Xavi ve Iniesta'nın arkasında.

Pep, bu sene bir şeyi çok iyi irdelemiş. Xavi ve Iniesta'yı yan yana ve birbirine çok yakın oynatmaya çalışıyor. Daha önce Iniesta'yı kanada atıp, ters taraftan -sol- da etkili olmak istiyordu. Santrforsuz düzende Messi içeri ve daha çok sağ kanada doğru oynamaya eğilim gösterdiğinden, Iniesta sola, Xavi sağa doğru koridorları kontrol ediyorlar. Inter maçında sıkışan ve Iniesta'sını arayan Xavi figüründen eser olmuyor bu yerleşimde.

Ayrıca son maçlarda Barcelona, Pedro'yu sağ kanatta çok etkili kullandığından ötürü Dani Alves'in sürekli taç çizgisine paralel bindirme yaptığı bir hücum setine de ihtiyaç duymuyor, bu çok enteresan çünkü son 2 yıldır oynun temel şekillendiği bölge sağ kanad idi Messi'den dolayı ve Xavi ona yaklaşıyor, arkasına da Alves her pozisyonda geliyordu. Messi merkeze kayınca, Alves'in içe kat etmeleri de artış gösterdi, taç çizgisine yakın oynayan Pedro oluyor özellikle set hücumlarında ve Alves'e gerek kalmıyor. Barça bir anlamda oyunun ağırlık merkezini sağdan biraz içe doğru alıyor ve yanlış da yapmıyor açıkçası. Ters kanada da David Villa'yı atıp, sağdan gelen her pozisyonda ceza sahasına girmesini sağlıyorlar ve dokunmak kalıyor Villa'ya. İlk gol böyle gerçekleşti zaten.

İkinci golde de yine sağ koridor kullanıldı ve bu kez devreye giren Iniesta'ydı, Pedro verkacıyla. Pedro çok faydalı bir oyuncu, giderek büyüyor bu sistemin içersinde. Messi 10 yılda bir kez çıkar ama altyapılar Pedro gibi tamamlayıcı oyuncuları sürekli çıkarmak zorunda ve La Masia, bu konuda işinin ehli.

Xavi iyi bir gününde değildi dün gece. Daha önce de dile getirdiğim sakatlığının etkisi olabilir, çok dikkatli kullanıyor Pep Xavi'yi. Sakınıyor adeta. 68'de oyundan çıkarıldı bu sebepten. Milito iyileşince Puyol da dinlendirilecektir bazı maçlarda, şimdiden bu durum öngörülebilir.

3. golden bahsetmemek olmaz. Messi'nin resitaliydi, Alves'e haksızlık etmeyeyim ama. Aldı, verdi, aldı, verdi, aldı ve golü yaptı Leo. Barcelona'nın İspanya'dan farkının ve göze çok hoş gelmesinin sebebi Messi'nin bu deliciliği, skora katkısı. Barça'nın çok gol atması Messi'ye bağımlı, güzel futbol oynamasıysa ondan bağımsız, kültürünün bir sonucu. Messi'nin La Masia'dan yetişmiş olması ve bu sistem içersinde yoğrulması büyük şans gerçekten. Aynı istatistiksel verimi bir başka takımda gösterebileceğini zannetmiyorum ama bu durum, şu an dünyanın en iyi oyuncusu olduğu gerçeğini de değiştirmiyor.

Messi, maç sonu açıklamalarında güzel noktalara temas etti;

"Şu an formumuzun zirvesindeyiz ancak zamanla normale düşeceğiz, bu unutulmasın. Her hafta aynı oynu sahaya yansıtıyoruz, kolay gibi gözükse de bu çok zor bir iş."

Pep, sezon öncesi planlama yaparken Kasım sonunda takımı en üst seviyeye çıkarmayı tasarlamıştı ve ilk maçlardaki puan kayıpları biraz da bunun -ayrıca oyuncu tercihlerinin- sonucuydu. Madrid maçında doruğa çıkan form durumu, Pep'in ayarlamalarına göre mutlaka düşüş gösterecek ve tekrar yükselişe geçilecek. Bilimsel çalıştıkları ve oyuncuların da bunun farkında olduğu her söylemlerinden belli oluyor.

4. golü de es geçmeyelim, müthiş bir slalom, ilk anda bir şut feyki, Messi sağdan dalınca ceza sahasına, her salise şut çekme olasılığı doğuyor ve rakip savunmacılar da buna göre pozisyon alıyor. Messi sonuna kadar zorladı pozisyonu ve en uygun anı yakalayıp topu köşeye gönderdi. Messi klasındaydı.

Maçtaki ilginç tercihlerden biri Pep'in Mascherano'yu 53'de oyundan alıp Sergio'yu sahaya sürmesiydi. Tahminim haftaya zorlu maç öncesi Sergio ve önündekilerin ritminin korunmasıydı, kısa bir alıştırma yaptırdı Sergio'ya. Bir de Mascherano'nun sarı kartı vardı, kırmızı görmesini istememiş olabilir.

Pep, Pedro'yu da Bojan ile değiştirip, Bojan'a süre vermek istedi, o da golünü atarak güzel bir karşılık verdi bu hamleye. Zamanı geldiğinde ona da ihtiyaç olacak, seviyesini koruması gerekiyor.

Barcelona, rotasyonu da iyi ayarlıyor görüldüğü gibi. Her maç 5 - 6 oyuncu değiştirmek yerine 2 - 3 farklı ismi sahaya sürüp hem ideal olanları sıcak tutuyorlar hem de kenardan gelenlere süre verip küsmemesini sağlıyorlar, bu çok önemli kanımca.

Bir fotoğraf her şeyi özetliyor. Ayağının ucuna gelen topu Ronaldo'ya vermeyip önünde eğilmesini isteyen Jose Mourinho ve gözüne kirpiği kaçan Sergio'ya bizzat kendi yardım eden Joseph Guardiola, fark sadece futbol değil tamamen bir anlayış üzerine kurulu.

13 Aralık 2010

A. Eren Loğoğlu

11 Aralık 2010

O n u l m a z



Hagi'nin karnesi;

9 maç 3 galibiyet 2 beraberlik 4 yenilgi. Ve bu yenilgilerin 3'ü Ali Sami Yen'de. Kupayı çıkarsak kazanılan puan 8, atılan 3 ve yenilen gol 12 şeklinde bir tablo var, iç karartıcı.

8 maçta 3 gol bulabilmek elbette Baros ve Arda'nın eksikliğiyle bire bir doğru orantılı, sırf gol kısırlığına çözüm bulmak adına Rijkaard & Neeskens de, son Ankaragücü maçında takım savunmasını çok ilerde kurmaya çalışmış ve fiyaskoyla sonuçlanmıştı bu deneme, Servet ve Hakan Balta gibi sebeplerden ötürü.

Galatasaray gol atamıyor, atamayınca da Ali Sami Yen'de kazanamıyor. Gol atmaya dair herhangi bir plan da yok. Ligin en çok korner atan ve orta yapan takımı olmak da bununla bağlantılı, harala gürele bir anlayış, hala kanat ortalarından medet uman bir oyuncu zihniyeti. Teknik Adamların kanada inip sürekli topu ceza sahasına ortalayın dediğine kimse inandıramaz beni. Rijkaard bu mantalitenin parçası değildi, keza Hagi de. İlk dönemindeki Hakan Şükür & Cafercan değişikliği zihnimizin bir köşesinde duruyor.

Oyuncuları buna zorlayan, iten ne o zaman diye kendime sorunca, tek cevabın çaresizlik, düzensizlik olabileceğini düşünüyorum.

Tek sorun bu değil mutlak, o kadar çok hata, eksik, zaafiyet var ki, hangi birini anlatsam, diğerine haksızlık ederim!

Yönetim kısmına girmiyorum, o başlı başlına bir hezeyan. Yapmaları gerekenden bahsetmeli biraz bundan sonra;

Teknik Adam değiştirmek çözüm değil, görüldü, Hagi'nin durumu da ortada. Hagi, ne yaparsa yapsın kalmalı, neler olabileceğini görelim önce.

Sonra, oyuncuların tamamıyla bir görüşme düzenlenmeli ve şöyle denilmeli;

Ücretlerinizde % 100 indirime gidiyoruz, kabul edenlerle ve Hagi'nin devam etmeyi düşündükleriyle TT Arena'ya çıkacağız, herhangi bir pazarlık olmayacak, itirazı olanlar kadro dışıdır, satılık listesindedir, kendilerine devre arası kulüp bulsunlar!

Kaybedecek bir şey yok, yeni yüzlerle yola devam edilir, transferler yapılır, altyapıdan oyuncular çıkarılır, yanlarına da Arda, Cana, Lucas, Baros ve Kewell eklenir.

***

Galatasaray'ın kalesi için Ufuk ya da Aykut yeterlidir diyen kimse, bu gecenin en büyük sorumlularından biridir. Ufuk, bırakın güven vermeyi, zorla çalıyor elinizden inanç denilen metafizik olguyu. Ayağını kullanamayan, köşesini kapatamayan, önünde top sektiren, kalecilikle uzaktan yakından ilgisi olmayan ve spor yaparak para kazanan birisi. Ankaragücü maçı hala gözlerimin önünde. Yazık bu adamı yetiştiren ve potansiyel gören antrenörlere, ülke futbolunu bir adım öte götürmeyi bırakın, hayal gücü, vizyon gibi kavramlardan yoksun bir biçimde üç gün sonrasını bile tahmin edebileceklerini sanmıyorum.

G Zan, çok iyi niyetli, harika paslar attığı bir gece geçirdi. Savunmada yaptığı fahiş hatalara değinemiyorum korkumdan.

4 - 2 - 3 - 1 oynadı takım. Cana ve Barış'ın önünde Aydın, Ayhan, Kewell yer aldı. Ayhan'ın çok fazla ceza sahasına girme sebebi bu yerleşimdi. 2. yarıda Ayhan & Arda farklılığına gidildi.

Arda merkezde olacak bundan sonra, Misimovic'in solda denenmesinin ve istenmemesinin amaçlarından biri de bu sanırım.

Barış da, tıpkı G Zan gibi iyi niyetiyle mücadele etti, kızamıyorum onlara. Bu türden oyuncuların sadece kadro derinliği yaratabileceğini çözemeyen yönetenlerde kabahat olduğunu biliyorum çünkü.

Pino doğru tercih değil, ilk maçından sonra da söyledim bunu, zaman zaman parlasa da, toplamda beklenen katkıyı verebilecek bir oyuncu değil. M Batdal, Çağlar, Ali Turan, Serdar, M Sarp, uzar gider bu liste, harcanan emeğe ve zamana acıyorum artık, para umrumda değil, doğru ya bonservisi yoktu bu isimlerin!

***

Yazacak derman kalmadı, son yıllarda biraz da bu sebepten Barcelona yollarına daha çok uğrar olmadık mı bir çoğumuz, orada söylenecek çok söz vardı, anlatılacak onlarca hikaye, bıktırdı bu çarpık düzen!

4 - 5 hafta önce dile getirmiştim, küme düşme tehlikesi var, gururumuza yediremeyip üzerinde durmuyoruz ancak ciddiyetsizlik biraz daha devam ederse onulmaz yaralar açılabilir yüreğimizde.

Bu kulübün belini doğrultması 2 yılı bulacak en iyimser tahminle, taraftarının, yöneticisinin, oyuncusunun tamamen sefilleri oynadığı bir ortamda.

11 Aralık 2010

A. Eren Loğoğlu

10 Aralık 2010

Bir Formadan Daha Öte



Sayfaları geriye doğru çevirip 2006'ya gidelim önce;

http://www.unicef.org/media/media_35642.html

Futbol Club Barcelona and UNICEF today kicked off a global partnership to benefit children in the developing world. The first beneficiaries will be vulnerable children affected by HIV/AIDS in Swaziland. During the announcement ceremony, the legendary sporting club unveiled its 2006-2007 jersey featuring the UNICEF logo on the front, the first time in the club’s 107 year history that a logo has been featured.

In addition to the UNICEF-branded jersey, Futbol Club Barcelona (FCB) has also agreed to donate at least €1.5 million per year to UNICEF over the next five years to support UNICEF programmes for children all over the world. The first year’s donation will support programmes in Swaziland aimed at preventing mother-to-child transmission of HIV, providing treatment of paediatric AIDS, preventing HIV infection among adolescents and protection, and providing care and support for children orphaned and made vulnerable by HIV/AIDS.

The sporting club’s philanthropic history includes its foundation, Fundació Futbol Club Barcelona, which is committed to social, cultural, educational and humanitarian activities in Catalonia, and has expanded internationally during the last few years under its motto “More than a Club.”


5 yıl formasında UNICEF yazması karşılığında yıllık en az 1.5 milyon Euro verildi yardıma muhtaç çocuklar için uygulanan programlara, Barça tarafından.

Kulübün bu dönemde farklı ülkelerde yaptığı olağanüstü çalışmalara da bakılabilir;

http://www.fcbarcelona.cat/web/Fundacio/english/index.html

1994 yılında kurulan FC Barcelona Vakfı, devamında bazı anlaşmalar kapsamında güzel işler çıkardı;

In 2006 FC Barcelona joined the United Nations Millennium Development Goals and donated of 0.7% of the club’s ordinary income to the Foundation to support its programmes and projects. This has led to the strengthening of our early alliances with Unicef, UNESCO and UNHCR/ACNUR, and was culminated with Futbol Club Barcelona being awarded a position as a member of the ECOSOC (Economic and Social Council of the United Nations).

2006 yılında yapılan formaya UNICEF yazdırma hususu da tepkiler almıştı Katalan coğrafyasında. 107 yıllık tarihi boyunca forma, göğüs reklamına kapatılmıştı. Katalunya'yı temsil ettiğine inandıkları bir takım formasına reklam alamazdı, kutsallarıydı forma, dokunulmazdı, nostaljiydi, acıları hatırlatan bir bayrak, aidiyet, kimlik ve temsiliyet idi, başkaldırıydı geçmişe ve düzene karşı, almadılar da o güne kadar. O gün bir şeyler değişti elbette, belki bir hazırlık idi bugünlere ya da çok sonrasına.

Laporta, socios -kongre üyeleri- ve cule -taraftarları- diye ikiye ayrılabilecek Barça sempatizanlarının gönlünü almayı başarmıştı o zaman.

UNICEF bir yardım kuruluşuydu, çocuk fonuydu ve Barcelona, formasının herhangi bir santimetrekaresini satmıyordu ezeli rakibi Real Madrid gibi. Bağışta bulunuyordu çocuklar için, özel bir davranıştı ve endüstriyel futbolda yeri yoktu, özellikle o gün Şampiyonlar Ligi Şampiyonu, büyücü Ronaldinho'nun takımı Barça markası, apolet olarak taşınırken. Bu süreç Barcelona'nın bir kulüpten daha öte olan mottosunu daha da güçlendirdi yeryüzünde.

***



2010 yazında kulübün başkanı değişti, görevi Laporta'dan devraldı Rosell. Açıklamaları sürekli ekonomik yönden iyi bir tabloyla karşı karşıya olmadığı yönündeydi. Cruyff'u indirdi onursal başkanlıktan, kongre üyeleri seçimle belirlesin bu pozisyonu diyerek. Transfer sezonunu Cesc Fabregas'ın arkasında koşarak geçirip zaman kaybetti ve takımı dar bir kadroya mahkum ediverdi. Marquez, Toure, Chygrynskiy, Henry, Ibra gibi isimler nakit para sıkıntısını çözmek amaçlı gönderildi. Bir şeylerin yanlış gittiği belliydi ya da Rosell doğruyu söylüyordu.

Takımı makinalaştıran, dişli çarkları iyi yağlayan Pep, yönetimsel sıkıntılardan hiç etkilenmedi. La Masia'dan oyuncu getirdi, A takımda oynatıverdi, dar kadroyu avantaja çevirmeyi bildi, oyuncularına daha çok süre vererek.

Ve bugün kulübün resmi sitesine ve ajanslara bir haber düştü;

http://www.fcbarcelona.cat/web/english/noticies/club/temporada10-11/12/10/n101210114494.html

FC Barcelona have announced that they have reached an sponsorship agreement with the Qatar Foundation worth €170 million over five years and will carry their name on the football first team's shirts.

Blaugrana vice-president Javier Faus explained that the club will receive €30m each season for years, starting on July 1, 2011 running until June 30, 2016, plus bonuses for trophies won that could total €5m. During the 2010/11 campaign the club will also receive a further €15m for the concept of commercial rights, bringing the total of the deal to €170m.

Qatar Foundation will join Unicef on the Barça's team's shirts as part of the agreement and over the next month the new look logo will be designed and presented. Nike will then be able to include the design on the front of the kit for next season.

The Barça first team will also play a friendly match, which will not necessarily take place in Qatar and the Qatar Foundation will also help in projects alongside Unicef and the Fundació Barça.

The deal with the Qatar Foundation was reached without any commission being paid or any involvement to intermediaries representing the club and was ratified unanimously by the board of directors at an extraordinary meeting on Thursday.

Faus explained that on a legal level the agreement does not need the ratification of the general assembly because since 2003 the possibility of FC Barcelona carrying publicity on their shirts has been agreed. Nevertheless, he did open the door for the matter to be discussed in future assemblies.


FC Barcelona, 111 yıldır formasına para karşılığı göğüs reklamı almamıştı, yine almadı. Ama formasının bilmemkaç santimetrekaresini 5 yıllığına yaklaşık 170 milyon Euro'ya pazarladı.

Qatar Foundation, kar amacı gütmeyen bir vakıf, eğitim, bilimsel araştırma gibi farklı konularda yardımlarda bulunuyor;

http://www.qf.org.qa/output/page3.asp

Barça, tanıtıma ihtiyacı olmayan, herhangi bir ürün satmayan, para kazanmayan, şirket ya da marka olarak nitelendirilemeyecek bir vakıf ile sponsorluk anlaşması imzaladı. UNICEF gibi aslında, tek farkla, karşlığında para alarak.

Ezeli rakibi Real Madrid gibi formasında Zanussi, Parmalat, Teka, Siemens Mobile, BenQ Siemens, bwin.com yazmayacak FC Barcelona'nın. UNICEF ve Qatar Foundation yazacak, reklam dışı unsurlar. Vakfın logosunda ağaç var, UNICEF'te de anne ve çocuğu. Barça'nın formasında da bunlar olacak yeni bir tasarımla, güzel şeyler anlatılacak yine.

Pep, Katar'da oynamıştı daha önce ve 2022 tanıtım yüzlerinden biriydi, muhtemelen etkisi vardır bu sponsorluk anlaşmasında. Katar'ın amacının da ülkelerinde düzenlenecek Dünya Kupası öncesi futbola ilgiyi artırmak olduğunu düşünüyorum.

Barça'nın amacı da Rosell'in ekonomik sıkıntılardan kurtulma projesinin bir parçası, hem de rakiplerinin bel altı vuracağı bir reklam almadan. Formanın kollarında Katalan televizyon kanalı TV3 logosu olduğunu da unutmayalım.

Değişen bir şey yok aslında, küresel ölçekte iyi yönetilme çabalarından biri daha bu, Rosell doğruyu söylüyorsa. Real Madrid ile eşit şartlarda mücadele etmenin bir gereği, La Masia'yı fabrika gibi kullanırken David Villa transferi gibi.

Tepkiler olacak, ince bir sızı kaplayacak bünyeyi, vücud alışacak, bunlar yaşanacak sorgusuz, olmasaydı denilecek, sonra olmak zorundaydı alacak yerini.

Barça bizim hikayemizi anlatmayı sürdürecek, şüphe yok, öyle kolay değil onların geçmişini kirletmek, onları başkalarına benzetmek!

Bir kulüpten daha öte olan, özünü koruyor temsil ettiği değerlerle, aidiyetiyle, kimliğiyle. Formanın kutsallığı devam ediyor, gün gelecek belki Katalunya Milli Takımı'na devredilecek görev, Puyol'un kolunda kaptanlık bandı olarak Senyera olacak yine, sahaya El Cant Del Barça eşliğinde çıkılacak, Tiki Taka oynanacak her daim, La Masia anne, toprağı tırnaklayarak doğuracak Katalan çocuklarını, Xavi'ler yetişecek bu toprağın suyundan ve havasından, J o h a n yanı başımızda, önümüzde, arkamızda duracak hep, güzel oyun felsefesi kulaktan kulağa yayılacak, Gaudi, Dali ve Miro'nun şehri direnmekten vazgeçmeyecek elbet.

Ve FC Barcelona, kutsal formasıyla, geçmişinden güç alarak varolmayı sürdürecek ilelebet.

10 Aralık 2010

A. Eren Loğoğlu