Üç gün sonra
Gerildiği çarmıhtan kurtulup
Göğe yükseldi İsa
Üç gün sonra
Okyanusların suları çekildi
Yerkürenin yatağına
Üç gün sonra
Alevler ve dumanlar yükseldi
Uzayan kulelerinden kentlerin
Üç gün sonra
Güneş ve ay
Aşıklara bir sevgi duruşunda sanki
Terk etmedi yörüngesini
Üç gün sonra
Doğu ile batı
Sarılacakmışçasına
Yaklaştı birbirine koşar adım
Üç gün sonra
Hayvanlar alemi
İrkilerek uyandı bir garip sesle
Üç gün sonra
Ne bitki örtüsü ne toz ne toprak
Sessiz kalabildi bu manzaraya
Üç gün sonra
Seninle ben kavuşunca
Öyle bir çekim olacak ki aramızda
Kimyasal, biyolojik ve kanun namına
Tüm bunlar yaşanacak
Yabancılaşacak bizden başkası
Sadece biz kalmışız
Asansörün içinde gibi ikimiz
Görmüyoruz kendimizin dışında hiçbir şeyi
Binalar, börtü böcek ve yollar kayıp
Bir deniz var
Her güzelliğin hayata düşürdüğü derinlerdeki iz
Üç gün sonra
Ben sana kavuşunca
Kaldığı yerden
Ve yeniden başlayacak hikayemiz
18 Eylül 2017
Eren Loğoğlu
19 Eylül 2017
ÜÇ GÜN SONRA
20 Ağustos 2017
DENİZ TUTMASI
İstanbul'da,
Barcelona'da
Veya bir başka yerde
Nerede olursak olalım
Bizi üzebilirsiniz geceden gündüze
Bizi yorabilirsiniz korkutarak
Bizi kovabilirsiniz yalanlarınızla
Ama yaşamamızı engelleyemeyeceksiniz
Yaşayacağız size rağmen
Ve yalnızca yaşayacağız
Yalnız değil üstelik
Hep birlikte, bizim gibilerle
Ve bize benzemeyenlerle barış içinde
Aynı kentlerin meydanlarında
Aynı sokak lambaları altında
Aynı duygularla ve dayanışmayla
İnsanca ve medeni bir biçimde
Sıradan ve keyifli bir hayatı
Bu dünyada eğlenmesini bilerek
Yani sizin gibi değil
Biz mutlu olacağız
Biz vicdanlı olacağız
Biz iyi olacağız
Biz rasyonel olacağız
Sizin gibi olmayacağız özetle
İnsana ve yaşama düşman sizin gibi
Ölümü, şiddeti ve vahşeti kutsayanlara inat
Kendimize mavi gelecekler kuracağız
Çemberinde kötülüğün zerresi olmayan
Gülmeyi en çok hak edenler gülecek elbet
Kaybetmek yok umudu
Şimdi daha güçlü bir şekilde
Yaşasın sevgi
Yaşasın insan
Yaşasın hayat
***
Pastel boyaların morundan
Külliyatlar denizine
Bu bir serenat Deniz'e
Üzerinde arması işlenmiş bir ceket
Elinde jelatini açılmamış armağanlar
Oturuyor baş ucunda koltuğun
Gözlerinde bin ışık yılı hasret
Yatağa uzanmış zifiri karanlıkta
Göğsünün üstünde akıllı bir kutu
Parlayıp kayan ekran değil yıldızlar
Birer birer parmağından göklere
Sofraların dışına taşan
Çeşit çeşit kahve altlıkları
Biz yaylalardan adaya dönerken
Soğuk bir köy esintisi kıvamında
Şarap bağlarında koku ve aroma
Kadehlerle milonga yapan allık
Nereye gitsek bir masamız olurdu
Cebimizden çıkarıp sonsuzu koyduk
Hafif bir görme makyajı
Ütüsüz de olsa havadar bir gömlek
Yedik içtik tıka basa doyduk
Suyunu çekti kum saati sünger misali
Güneye indik tanıdık geldi
Doğum günü pastası niyetine
Batıya baktık kale altı tropik
Kokteyllerde yüzdük kafa güzel
Eteklerin uçuşurdu tapınaklar şahit
Tanrıların savaştığı yüksek şehirde
Plakasından tanırdık komşuyu
Dere tepe kayalıklarında masalın
Sonra bizi alıp evine götüren
Elinden tutan mekanlar vardı sevdik
Belim tutulsa eğilsem sana
Çekip çıkarırdın beni haremlerden
Tarihi eserlere yazıldı ismimiz
Kalıntılarını topladık geçmişin
Binalar gördük resimlere baktık
Yürüdük kuşak gibi renklerin arasından
Gotik, gerçeküstü ve kübik
Şaşırdık zihni mest eden kertenkeleye
Kaktüslerin dikeninden kaçtık
Sığındık park ve bahçe müdürlüğüne
Harikalar diyarı bir labirentte kayıp
Plajında uzandık çıplak dalgaların
Hayali dönüp durmaktı bir dolapta
Binince farikasına geleceğin mutluluktan uçtuk
Askıda bir fotoğrafımız var seninle
Bol köpüklü ve tuzlu çerçevesi
Önüm arkam sağım solum deniz
İçim dışım yanım canım sen
Kat kat giyinmişiz kalın
Soyunmuşuz ortasında koridorun ince
Merdivenleri bir indik bir çıktık
Kurban olduk ağır ağır buz kütlesine
Zafer işaretini kavga belledik
Ödül mü beklersin bir de seçimlerine
Aileyi aynı kareye yerleştirip
Taşları dizince ahşap ıstakaya
Sarıldık ayrılırken sımsıkı geride kalanlara
Çok ağladık kurudu çöllerimiz
Yuva dedikleri yalancı bir bahar
Al valizini çık git bizimkisi
Çokça mecburi bir itiş kakış
Çokça sıkıştığımız dört duvar
Kolay olmadı
Çünkü patika yolları kapattılar bize
Kolay olmadı
Çünkü önden yargılayıp suçladılar bizi
Kolay olmadı
Çünkü arkadaşımızdan, bildiğimizden uzakta
Çünkü tek başımıza
Çünkü hep ikimiz
Çünkü şair
Çünkü deniz
Çünkü şiir
Çünkü biz
Sus n'olur konuşma şimdi
Çünkü biz sessizce de anlaşabiliriz
***
Öpücük konduruyorum
O küçücük dudaklarına
Bana seni anlatan yumuşacık ağzına
Duyuyorum
Her konuşmanda
Bir müzik eseri edasındaki radyo sesini
Tadını alıyorum
Ekşi, acı, şeker, tuzu
Ve beni aynı potada eriten dilinden
Bakıyorum
Derinlerine yüzdükçe kaybolduğum
Ve her seferinde benliğimi unutturan gözlerine
Tenine dokunuyorum
Narin, geçmişle çizik ellerine
Kapanmaktan çekinmeyeceğim ayaklarına
Endamına minnoş
Güzel gülen yüzüne
Belli belirsiz yorgunluğun izlerini taşıyan
Kaşına, kibrit kirpiğine
Ardında güvenli bir liman keşfettiğim gözlüğüne
Tenini hissediyorum
Bedenimi yakan memelerini
Vajinanı içindeyken bütünleştiğimiz
Bana destek olan incecik belini
Poponu etrafında dönüp durduğum
Kasığını ve oradan çıkan köprülerini
Göbeğini pamuk tarlası
Boynunu ne kadar değsem daha çok borçlandığım
Uzayıp yanlara doğru düşen kara saçlarını
Omuzlarını tel tel karası değdikçe kıskandığım
Sen benim mevsimlerimsin
Birbirini kovalayan ama hiç yakalayamadığım
Gelip geçtikten mütevellit
33'lük plağın hep başa sardığı
Üstüme dolu dolu ve dolu büyüklüğünde yağan
Kavruk ve esmer bir biçimde ısıtan içimi
Hayran olunası aklın
Pratik ve dereceli zekan
Dosdoğru ve büsbütün anlaman beni
Rakı masasından bile hoş sohbetin
Geneli eğip büken kültürün
Birilerine bir şeyler anlattığın zaman
Köşeme çekilip hayranlıkla dinlemek seni
Ve karşındakini allak bullak ettiğini görmek
Sevimli ve parıltılı öfken
Hiddetli bir biçimde yükselttiğin heceler
Kızınca oyuncağı alınmış çocuk gibi somurtman
Kendi kendine söylediğin mutfak şarkıları
Kulağından sıyrılıp tam, bağımsızlığını ilan ederken
Çerçeveni aniden düzeltmen
Bebeklerinin içiyle gülümsemen bir de
Caddede atlı kovalar gibi hızlı yürümen
Çantamı ömür boyu
Beni şu ana kadar atlıkarınca gibi taşıman
Sana söz bundan sonrası bende
Bana bazen vantuz gibi yapışıp
Bazen de ahtapot gibi sarılman
Sevişmen yatağa atıp beni
Saatlerce bıkmadan futbol ve spor konuşabilmek
Beraber yeni yerler öğrenmek
Yaşasın yemek yemek
Birlikteyken her şeyin keyfe dönüşmesi
Tedbiri elden bırakmaman
Üzülebilmen hayata ve insana dair
Hep koynunda beklettiğin vicdanın
Seninle aynı yapıdan çıkmak
Ne gelirse senden kabul ettim sevgilim
Seni sevdim her şeyinle
Ve bu sevda
Doğanın yağmura karşı sevgisi gibi
Sonsuz bir döngü içinde
Başlangıcı ve bitişi olmayan
Çıldırasıya özledim
Ve bu özlem ayaklarımdan başlayan
Ve beyne kadar ilerleyen
Bir titreme eşliğinde
Sanki bir nöbetmiş gibi
Sürekli bana kendini hatırlatıyor
Bak işte öyle ya da böyle
Mutlu ve umutlu şiirler de yazılabilirmiş
Senin öğretin bana, senden yadigar
Daha bizi dört gözle bekleyen coğrafyalar var
Rotalar ve haritalar içine gömülmek için
Yan yana yürünecek gizemli yollar
Maceradan maceraya koşacağız kilometre hesabı
Kırmızı halısıyla ve korosuyla festivallere
Toprağından çimine bir topun peşi sıra
Rüyalar göreceğiz odaların hapsedemediği
Kederlendiğimiz de olacak bazı bazı
Heyecan yapıp sevinçten titrediğimiz de
Sarhoşluk yaşayacağız bilhassa aşktan ve içkiden
***
Benim için ifade ettiğin anlam
Sığmıyor kitabevlerine ve kütüphanelere
Ama vazgeçtiklerim oldu
Köklü, bize değersiz kendine pırlanta
Aslında bir o kadar rezil rüsva
Hayat eşsiz bir amaç ve araç sırasında
Mutluluğu en çok hak eden kadının mutluluğu
Daha ne ister ki bir kişi bundan başka
Eğer bulduysa aynı gözlükten görebildiği bir dünya
Farklı, sıradanlıktan uzak, özel
Biz bir sevdadan daha fazlasıydık
Yalnızlar rıhtımında kadın ve erkek
Ayaklarımın beni sürüklediği uçurum
Bir başka ağır yaralının
Dur demesini beklermişim meğer
Durdum
Zaman ve kalp atışları durdu
Ne varsa seninle hatırladım
Ne varsa seninle unuttum
Son kullanma tarihi geçmeyen serum
Söküp atıyor zehrini ölmemeye değer
Kimseler bilmez
Avucumda kalan tek çizgiye tutundum
Oysa sen bilirsin
Üçgende indirilen saklı bir dikme gibi
Dertlere ortak olmaktan büyük sorumluluk var mı?
Meydan okumak ülkelere ve tek düzlüğe
Sen bilirsin
Ürpertiyle gelen güvercin tedirginliğini
Sağ salim
Ve çift kişilik uyumanın önemini
Bilirsin
Seni sevdiğimi
Ve sevdiğini beni
19 Ağustos 2017
Eren Loğoğlu
23 Temmuz 2017
AÇIK DENİZ
PEŞİ SIRA
Pılı pırtı atıp boş sırt çantasına
Malım mülküm çöküntü bir çöplükte
Ayaklandım yattığım yerden
Koşuyorum yastıklarımla birlikte
Yeldeğirmeni'nden Yeniköy'e doğru
Güzelçamlı'dan Gracia boyunca
Sen nereye dersen
Ben işte oraya
Ama yalnızlık var ya deniz aşırı
Ve birkaç ay
O baya paldır küldür bir öfke / Oysa
Biz nerede dersek
Aşk pekala orada
İNZİVA
Denizin kıyısına vurdum sığındım
Korkuyu söküp attım yanık cildimden
Bir baktım ki dibimde yoktun
Uyandım pis bir kabustan tek başına
Kum gibi dağılsam da bazen
Muhtacım yeni gel gitlerine
Dalgalarınla buluşsam birden
Köpük köpük maviliğine çoğalsam
Bilsem de nereye çıktığını
Atsam kendimi dar kanallarına
Bir kulaç boyundan kısa
Aramızdaki uzak mesafeler
BELİRTİ
Yani kim engelleyebilir ki kavuşmamızı
Raflarda çok sevenler ansiklopedisi dururken
Her şeye rağmen pişmanlık yok bende
Sessizlik daima evdeki ses
Eli kolu bağlı özgürlüğün
Malum devletin mesaisinde
Kağıtsız da nefes alınır
Geri dönemesen de yaşanır illa
Aile, arkadaş ve sevgili aynı bize
Biz bize yaşam
Çoğu kaybedilen hükümsüz değil
Ağırlığı vursa da karanlığın üstümüze
Hem nasıl bulduysak birbirimizi
Bilinmez boz iklimlerde büyüyüp
Şans büyük prensin beyaz midillisi
Bazı bazı sana kör bir hediye
Kader de keder kadar anlamsız
Gökyüzüne dört parmak bordo çalmadıkça
Kötürüm düşüncelere durup daldıkça
Sarıldık aç bir masumiyete beraber
Bana radyo sesinle güzel haberler ver
Yendik nasılsa gelip gördükten sonra
Kalp çarpıntısı hariç rahatsızlıkları
Yalan olmasın zırıl zırıl da ağladık
Karşısına geçince hemen elmanın
Yarım yamalak kesik bir konuşmak ile
Tangodan kıvrılan köşesinde odanın
Beklerken kavmin amansız göçünü
İKİMİZ
Yedik içtik ağız bozuldu
Masalarla seviştik heyhat dedik
Gezdik tozduk vücut yoruldu
Müzelerle savaştık bedel ödedik
Ama tablolar göstermez arkasını
Yüzüm gözüm kir pas içindeymiş
Olsa da aslında karşılıklı hisler
Saklar duldasında duvarlar biçimini
Belki bir dil keşfedilir
Öğrenebilelim diye abecesini
Hasretliğin yabancı kursunda
Çatısını kurarız vicdan otelinin
Can havliyle bize kalan
Son durak koyunda
Sınır tanımayan bir meslek ile
İkimiz cebimizde boyalı bir anahtar
Düşeriz umutlu yollara
Yanımızda kim yok kim var
22 Temmuz 2016
Eren Loğoğlu
23 Ekim 2016
BULDUM
CAHİLİYE DÖNEMİ
Bir süredir karşımda duruyordu
Görüyordu ama farketmiyordu göz
Sanki bir örtü çekilmiş de
Sanki kalın cidarlar örülmüş de
Önüne ve ardına
Biliyordu ama hissetmiyordu yüz
Loş bir geçmişe düşen başıboşluk
Yitip giden uzun çalkantılar
Kirli sularda körleşen zihin
Ve yüz göz oldukça gerilen kaslar
Sonunda
Bıraktım bütün tiryakilikleri geride
Hani büyüsü bitmemiş gecelerde
Çok derinlerde ve az içerlerde
Tam kalbe yakın, kendi izbe yerlerde
Ararsın ya bazı soruların cevabını
Hiç anlamak istemezken hem de
Galiba buldum...
Çünkü ben saklandığım köhne mezardan
Yaşama doğru büsbütün ve dosdoğru doğdum
GÖRÜŞ GÜNÜ
Miladi takvimin başladığı zamana denk düşer
Evvela heyecanlı sesini duymam
Bir kitapçının üst katında
Sayfaların ve paragrafların altında
Dedim ya
Galiba buldum...
Önden zaruri sözler
Girişte koyu bir boya çalınan muhabbet
Ani gelişip kontra çoğalan cümleler
Bir ara
Hafif bir temas ve temaşa
Ara sıra
İnce bir telaş ve kargaşa
Ve sonra
Şimdi pek hatırlayamadığım birkaç adım daha
Gelmişiz
Gelinmesi gereken yere
Kalmışız
Birkaç gün kadar beraber
Belki de
Orada tanıdık biz birbirimizi
Belki de
Orada ısındık biz birbirimize
Belki de
Orada kopamadık biz birbirimizden
Ne varsa orada yaşandı ilk
Ne varsa oradan dağıldı evlerine
KARŞI
Ben bir gün bir vapura bindim
Getir götür işlerinde mahir
Beni sorgu sualsiz karşıya götürüyordu
Bizi yerli yersiz karşı karşıya getiriyordu
Niye yoktun bunca sene diye seslendim
Kendi kendime, herhalde içimden
Sana yahut vapura
Hatrı sayılır bir itiraz olmadı hiçbirimizden
Korktum,
İnkar ettim, kabul ettim, itiraf ettim
Gel zaman git zaman
Alıştım kendi kendime, herhal içime
Sana ve vapura
Bizi biz eden daracık sokaklara
Hep bize açılan çat kapılara
Düştüm,
Belimden tuttu
Kalktım,
Elinden tuttum
Güldüm, ağladım, acıktım, doydum
Dedim ya
Nihayet buldum...
Gözlüğünün arkasında
Kimselerin keşfetmediği o güvenli limanı
DENİZ TUTULMASI
Yorgun, yenik ve yaralı
Kaygı çökmüştü üzerine
Kucakladım seni
Haklarını ve kadını
Dava yüklemişti omzuna
Tanıdım seni
Buralardan gitmek gerekiyordu
Saatler öylece donakaldı
Erteledim seni
Karanlığını gördüm anadan üryan
Gölgene hevesle oturdum
Sevdim seni
En uzun gündüzden bir güneş önce
Ekine ve tütüne elveda derken
Karşıladım seni
Aynı şeylerden bahsettik aynı tonla
Farklı bir tutumla anlattık farklı şeyleri
Öğrendim seni
Benzer yanlarımız daha bir benzedi
Ayrı yönlerimiz daha bir ayrılırken
Öptüm seni
Ben bir vapura binmiştim ya
İşte tam da orada deniz tuttu beni
Taşıdı bana minik dalgalarıyla
Kolilere sığan bir küçük tarihi
Taşındı bana
Ve getirdi beni kuşlarla dolu bir adaya
Dedim ya
Buldum
s
e
n
i
23 Ekim 2016
Eren Loğoğlu
03 Temmuz 2015
Uzamış Sakalı Fırlamış Kramponuyla: Arda Turan
Türk futbol tarihinin en önemli transferi gerçekleşti. Rüştü Reçber 2003 Barça'sına -en kötü dönemlerinden- bonservissiz gitti. Arda Turan 2015 Barça'sına (tarihin en iyi takımı) €41m'ya. Mesut Özil €50m'a Arsenal'a transfer olmuştu. Arda Milli Takım'da oynayanlar arasında en pahalı transferi yaptı bi' anlamda. (Çalhanoğlu kırmazsa) Ayrıca Arda, birçoklarına göre tüm zamanların en iyi futbolcusu Messi ile aynı takımda oynama şansına ve onuruna da erişecek. Onun için uzaylı ifadesi kullanmıştı, demeçlerinde. Leo'nun yanı sıra Neymar, Suarez, Iniesta, Dani Alves, Pique, Busquets gibi pozisyonunun en iyi oyuncularıyla bir arada olacak. Daha Bravo, Mascherano, Rakitic, Pedro, Alba gibi kazanma karakteri yüksek isimler de var. Bunun adı seviye atlamak, boyut değiştirmek Arda için. Atletico (Simeone) çok özel bi' takımdı. Barça Madrid önünde La Liga kazanıp imkansızı başardı. ŞL finaline yürüdü, UEFA Kupası, Kral Kupası, UEFA Süper Kupa, İspanya Süper Kupası elde etmek gibi harika işler yaptı. Ama Barça. 2008 nüvesini hala taşıyan ve 7 senede 19 kupa elde edip futbolun oynanma biçimini değiştiren ve dünyaya model olan bi' takım. Bazı dönemler bazı takımlarla hatırlanır. Felsefeleri vardır. Gidişatı değiştirirler. 2005'ten sonrası Barcelona çağı olarak anlatılacak kitaplarda. 10 senede 4 ŞL, 7 senede 5 La Liga şampiyonluğu yaşayan omurga; Valdes-Puyol-Xavi jenerasyonundan Pique-Busquets-Messi'ye taşındı, arası ikisinde de yer alan Iniesta. 4 finalin dördünde de oynadı. Ve hala kazanmaya aç olduklarını söyleyen bi' arkadaş topluluğuna geldi Arda. Üst üste 2 ŞL kazanan ilk takım olmayı istiyorlar. Yeni bi' imza daha futbola. Xavi-Iniesta-Messi kombinasyonu 5 senede 16 kupa kazanmıştı. Devrettiler görevi. Messi-Neymar-Suarez tek senede 3 kupa. (6'ya yolu var şimdilik) Pique. Tecrübeli biri olarak 2014-15 sezonu bulunduğum en iyi soyunma odası atmosferine sahipti diyor. Belli ki devam edecekler yola. Pep Guardiola, tiki taka, İspanya Milli Takımı'nın 1 Dünya Kupası, 2 Avrupa Şampiyonası zaferi gibi argümanlar; içeriği daha da zenginleştiriyor. Artık Barcelona golü diye bi' şey var hayatımızda. Ya da pas futbolu. Japon kadın takımına Barcelona diyorlar. Topa sahip olmak deyimi sohbetlerin en can alıcı referansı. Thierry Henry. Barcelona tarzıyla oynamayı öğrenmek zaman alır, neredeyse yeni bir spor öğrenmek gibi bir futbolcu için diyor. Bu uyum çok zor Arda.
Buraya kadar kurguydu. Şimdi gerçekleşebilecek gerçekliğe dönüyoruz.
TEKNİK TAKTİK AÇILIM
Üçleme yapan takımdan en dikkat çekici ayrılık Xavi idi. 2206 dk. süre alan ve kadroda bu kategoride 14. sırada olan isimdi. Ama asıl olan Xavi'nin oyuna girdikten sonra kattığı sakinlik, topa sahip olmayı artırıp zaman öldürmesi (rakibin gerideyken hücum edememesi) faktörleriydi. Rafinha'nın süresini artırma, Samper'i A takıma yükseltme bir alternatif. Veya transfer. Orada da problem Pogba'nın önümüzdeki yaz gelecek olması. 2016 Ocak'ta 29 yaşına girecek olan ve Xavi'yle tarzı hiç benzemeyen Arda Turan'a €30-40m bandında bi' para verme fikri tepkilere yol açtı. Luis Enrique, Xavi sonrası -farklı tarz olsa da- mutlaka bi' orta saha istiyordu ve listesine 4 isim yazmıştı: Pogba, Koke, Arda Turan ve İlkay Gündoğan. Lucho'nun rotasyon takıntısı vardı ve geçtiğimiz sezonun ortasına kadar aynı 11'le sahaya çıkmayıp işler kötü gidince eleştiri almıştı. Takımın raydan çıkar gibi olmasıyla (+ Messi kriziyle) gala 11'e sarılıp üç kupaya uzanabildi. Elbette rotasyon, son düzlükte asların dinç kalmasını da sağlayacaktı. Aleix Vidal, Alves'i ve o kanadı rahatlatırken benzer hamleyi ön alanda Arda ile Iniesta üzerinde de düşünmüş görünüyordu Lucho. Arda tarz olarak Iniesta'yı andırıyor. Bi' alt sürümü denebilir. Teknik, kendine özel bi' sihri var, driplingle adam eksiltiyor, top saklıyor. Üçüncü bölgede en çok top kazanan hücumcuların başında geliyor. Bunun sebebi de zekası. Kayarak müdahalelerinde hep doğru zamanlama etken, oyunu iyi okuyor. O da Iniesta gibi (bi' nebze) geriye koşmakta zorlanıyor. Xavi kaldıramaz olmuştu ve Barça biraz da bundan bocalamaya başlamıştı. Rakitiç geldi. Atletico'da 442'nin sağ ve sol kanatlarında merkeze kayan bir orta saha gibi oynadı Arda. Koşu mesafaleri takımın en düşüklerinden biri. Sorun şu ki Arda net bi' merkez orta saha değil, kenar oyuncusu ama orta saha özellikleri ağırlıklı. Yani 433'te istenen box to box, her iki ceza sahasına maç boyunca bol bol gidip gelebilme kavramından uzak. Simeone de Arda'yı bu bölgede hiç kullanmadı, üçlü oynarken de sol öne attı. Barça'nın Neymar gelmeden önce Iniesta'yı bazen kullandığı gibi. Çok iyi bi' taktisyen olduğunu söylenemez Luis Enrique'nin. Takımın fizik kalitesini artırması, hırslı yapısı ve Suarez transferi çözüm getirdi. Barça yer yer topa sahip olma yer yer kontratak geçişini iyi harmanlayıp iki oyun stratejisini de uygulayabilmesiyle tekrar fark yarattı. Çünkü sahte 9 (Messi sağ forvet veya 10 numara ya da daha derinde orta saha gibi, kendisi karar veriyor maç içinde çözüm bulma adına) ve üçüncü bölgede sürekli pas yapıp boşluk arayan hücum seti zorlanır olmuştu. Özellikle bu sezon zayıf takımları bazen açamadılar. Xavi-vari bi' isimle eski düzendeki tempoyu kontrol, oyunu dikte eden bi' formata kavuşabilirlerdi gerektiğinde. Rakitiç-Iniesta ile yeni düzen zaten cepte. Lucho'nun Arda'yı seçmesi aslında MSN triosundan ötürü taç çizgisine açılan merkez orta saha (Iniesta-Rakitiç) tipine uymasından. Ana planı kuvvetlendirmek; Iniesta-Rakitiç'i yedeklemek istiyor. (Lucho istemiyor olabilir mi, bunu Bartemou söylüyor, yani yalan ifade kullanabilir mi? Sanmam. Çünkü ilk basın toplantısında Luis Enrique bunu ifşa edip seçimi kaybetmesine sebep olur. Bu risk alınamaz Barto için) Sezonun ilk yarısında sıklıkla denediği sistemi. (Transfer yasağı sebebiyle Arda Ocak’ta gelecek, yani Iniesta-Rakitiç’i 1-2 ay dinlendirebilir ancak, bu kadar kısa süre için böyle değerli rotasyon ismi büyük lüks ve anlamsız) Arda merkezde aksar. Pedro'nun Ocak'ta ayrılma olasılığına karşı da -bonservisle- ön tarafa opsiyon oluşturuyor Arda. Iniesta gibi skorer kimliği zayıf ama. Lucho’nun arayış dönemlerinde Pedro içeren 4-2-4 ve 4-1-4-1 gibi hamlelerinde Neymar’ı sol, Arda’yı sağ bekine yardım ederken görebiliriz, uçta Messi ve Suarez, yan yana veya önlü arkalı. Arda’nın ısı haritası daraldığında –sağ çizgide kalıp orayı domine ettiğinde- verimi de artıyor. Barça'nın en çok forma şansı bulan iki ismi Messi ve Neymar. Cezası olmasa Suarez de üçüncüsüydü. Daha çok dinlenmeleri için Pedro yetmeyecek gibi. Munir A Takıma. Arda bi' upgrade değil mevcut 11’e. 29 yaşında. Çok pahalı bi’ rotasyon parçası. Yine de kimi isterse almayı hak etti Lucho, üçleme yaptığı sezonla. Muhtemelen Leverkusen maçının uzatmalarında Arda'yı hayranlıkla izlerken tamam dedi. Atletico'yu penaltılara taşıyan, 1-0'ı tutan performansı sipsinin, muazzamdı. Bence transfer hikayesi oradan başlıyor. (Tata Martino'nun kulübe verdiği ve basına yansıyan listede de adı vardı gerçi) Nisan ayındaki bir rapordan bahsediliyordu. Savaşçı kimliği ve büyük maçlardaki öne çıkabilme cesareti onun atletizm, hız gibi zaaflarını perdeliyor. 2013 yazında neredeyse Galatasaray’a dönecekken Arda kendine sadece iki senede başka bir yol haritası çizdi.
BAŞKANLIK SEÇİMİ
Barça’da yaklaşan bir başkanlık seçimi var. Bartomeu, Real Sociedad yenilgisi sonrası seçimleri açıklamış ve tesislerdeki ateşi düşürmüştü. Kalan beş ayda her şeyi silip süpürdüler ve bu hamle Barto’yu başkanlıkta ciddi bir aday haline getirdi. Seçime belirli bir süre kala görevinden istifa edip idareyi Yönetim Kurulu’na bırakan Bartomeu, görev süresinin dolmasına birkaç gün kala; Pedro, Alba, Alves ve Luis Enrique ile sözleşme yenileyerek sükse yapmış, Aleix Vidal’i de Sevilla’dan transfer etmişti. Barcelona’nın seçim sonuçlanana kadar transfer marketinde yer almayacağı düşüncesi hakimdi o tarihten itibaren. Öyle olmadı. Barça başkanlık yarışı Laporta vs Bartomeu savaşından vaat edilen Pogba v Koke transferine doğru evrildi. Çünkü Xavi'nin 6 numaralı forması boştaydı. Laporta, Mavi Fil hareketiyle Cruyff akımını (Ve Guardiola'yı) yeniden Katalunya'ya getirmiş (2003-2010) ve bugünlerin temelini atmıştı. Bartomeu, Rosell'in devamıydı. (2011 başarısı Laporta'ya 2015 ona yazılabilir) Ocak'taki kriz yönetimi üçleme getirince bundan biraz sıyrıldı. Eski havasını dinamizmini kaybetmiş görünüyordu Laporta. Şaşalı değildi. Raiola ile arası iyiydi Laporta'nın. Pogba çok oy getirirdi seçimde. Bartomeu ise ısrarla Luis Enrique'nin talep ettiği bi orta sahayla anlaştığını söyledi. Manşetler Koke, Isco, Parejo diye ilerliyordu. Koke’nin 2014 yazında Barça’yı reddettiği biliniyordu. Pogba potansiyeli daha yüksek bi' oyuncu, bu kesin. Koke ise (bekleneni vermede) daha az risk taşıyan bi' isim. Tercih etmek gerçekten zor. Koke €40m ederse (Atletico 60'a satar) Pogba €60m eder (Juventus 80'e satar) market bedeli üzerinden değerlendirecek olursak. (Arda ise €20m eder) Gereksinim eksenli. Pogba, Lucho'nun transition sisteme direkt etki eder. Koke, Xavi gibi yeri gelince oyun kontrolü-tempo belirleme sağlar. 2003'te Patrick Vieira mı Xavi mi diye sorsak çoğunluk ilkini söyleyecekti. Ama günümüzden bakınca futbol tarihi ikincisine özel sayfa açtı. Zlatan Ibrahimovic mi David Villa mı diye sorsak 2009'da azınlık ikincisi derdi. Ama 2011'den görünce ilkinin sınırlı katkı verdiği ortada. Fabregas "perfect fit" idi post-Xavi için, pas DNA'sı içeriyordu. Tutmadı. Rakitic ise düzenden uzaktı ve değişim geçişini harika sağladı. Örnekleri artırmak mümkün, karşıt/benzer. Potansiyel, verim, uyum ihtiyaç temelinde. Koke ve Pogba süslerken gazeteleri bomba Deulofeu ile patladı. Everton’a geri alma maddesiyle satılmıştı. Kıyamet koptu. La Masia’nın potansiyeli yüksek isimlerinden biriydi ve başkan belirsizken bu satışın gerçekleşmesi kızgınlığa sebep oldu. Yetki tartışmaları başladı. Benzer bir durum Barça B antrenörlüğü için de geçerliydi. Bartomeu çalıştığı dönemden kalma kulübün iç işleyiş zincirini hala kullanır görünüyordu. O gizlenen orta saha için son dedikodu Arda Turan’dı. Sid Lowe, Arda’yı çok severim ama Bartomeu’nun başkanlık seçimi vaadi gerçekten Arda mı diyerek yaptığı iğnelemeyle meseleyi özetliyordu. Arda, bir Figo, Beckham, Ronaldinho veya Pogba değildi. Daha önceki vaatlerin ağırlığı altında kalıyordu. Guardiola, Puyol, Cruyff ve Xavi Laporta’ya dolaylı veya doğrudan desteğini açıkladı kampanya döneminde. Laporta’nın vaadi hala Pogba’ydı. (Barça Koke'yi alamazsa -öyle görünüyor- Xavi replacement olarak kesinlikle Valencia'dan Dani Parejo'ya yönelmeli Arda’ya değil. Pogba, sonraki sene daha makul bir plan. Maç başına ort. pas sayısı (53) pas başarı yüzdesi (85) yüksek. Top saklıyor. Xavi kadar olmasa da mobil. Ligin en çok gol atan orta sahası. Defansif contrubition gayet iyi. Box to box kıvamı, Rakitic-vari. 26 yaşı. Tüm alanlarda Arda’nın önünde esasında ama sipsi gibi kenarlarda oynama özelliği yok fazla. Sözleşme uzatmak üzere €50m buy out ile. (2017) 30-40 arası olur) Arda Turan'ın menajeri yeni kulübüyle protokol yaptığını söylüyor. Arda’nın Atletico Madrid’den ayrılığı kesinleşti. (Ya da bu tamamen bir menajer oyunu!) Tarih bile veriyorlar. 3-4 gün içinde. Yani 3-4 Temmuz civarı. Bahisler Barça'yı işaret ediyor. Katalan Radyosu Arda Turan’ın Barcelona ile anlaştığını haberlerini geçiyor. Laporta’nın Pogba hamlesine karşılık Bartomeu’nun çaresiz bir hamlesi gibi gözüküyor Arda ve komiteye bunu kabul ettirmek güçleşiyor seçimden önce. Pogba transferinin de önünü kesiyor esasında. Laporta, seçilirsem Pogba Barcelona’da oynayacak diyor çıkan haberler üstüne. Bu bir ön anlaşmanın olduğuna işaret. Bartomeu’nın sırf Pogba’yı ikna etmesi için transfer ekibinin başına getirdiği İtalyan Braida, Juventus yetkilileriyle buluşuyor hemen ardından. Fotoğraf servis ediliyor. Katalanlar anlaştık derken Juve kanadından anlaşmadık açıklaması geliyor. Anlaşılan hususun Pogba’nın bu yaz kimseye satılmayacak olduğu sonradan öğreniliyor. Arda kesin olarak Barcelona’da derken rüzgar tersten esmeye başlıyor. Arda'nın Barcelona tarafından resmi olarak açıklanması ve sözleşmenin son detayları seçim sonrasına (18 Temmuz) bırakıldığı yazılıp çiziliyor. Yönetim Kurulu bu riski almak veya bununla anılmak istemiyor ve Arda Turan tercihini yeni başkana bırakmak istiyor. Bartomeu’nun gölgesinin olduğu gazeteler Arda’nın alınmamasının büyük bir hata olacağını belirtip idare üzerinde baskı kuruyor. Oynamak için 6 ay beklemeyi göze alan Arda, transfer olmak için 18 gün daha beklemeyi göze alabilir yorumları yapılıyor. Laporta, Bartomeu’nun Arda operasyonun Pogba transferindeki başarısızlıklarına olan dikkati dağıtmak için olduğunu ve yapılacak transferlerde Messi’ye, soyunma odasına da danışılması gerektiğini söylüyor. Bartomeu, Pogba bu yaz gelmiyor ve Lucho başka birini istiyor diyor. Kılıçlar kınında durmuyor. Bu işin sonu nereye varır bilinmiyor. Laporta, seçime kadar –detayları finalize edip- Pogba’yı açıklayacağını söyledi son olarak. İtalyan kaynaklar Juventus’un Pogba’yı sadece Laporta’ya satacağını da manşetlerine taşıdı. Bartomeu kan kaybediyor. Ve Arda Turan sargı beziyle kapatılmış bir pansuman gibi, yaranın iyileşmesini beklerken Premier Lig’e doğru yavaş yavaş savruluyor.
25 Aralık 2014
Muhakeme
Ne kadar anlatırsan anlat
Dinlemez seni
Enseni kavrayan endişe
Sarar çepeçevre stratosferi
Olan biten
Bir ikindi üstü
Kibrit kutusu büyüklüğünde
Dumanında boğulur ateşi yakınca
Kül bulutunda kaybolan sine
Kararı kesin
Asılı mahkeme duvarına
Arar durur parçaları
Bulamayacağına ikna olup
Kuyruklu yalandır
O an kendine bunu söyler
İnanmaya endeksli borsa ekranına bakınca
Bir his denemez buna
Çünkü bir his yaşanmadan bilinmez
Noktalar birleşmeden elde edilmez doğru
Ama yanlışı ayırmak kolaydır birbirinden
İnsanı parçalamak
Dağıtmak edebi ve edebiyatı
Virgüller saçılır etrafa
Hiç sevilir mi ortasında kesilen cümleler
Yıldızlara parlaklığını veren yakınlık olmasa
Farklılık belirler uyumun uykusunu
Tulumu giyince artar sıcaklık kışın
Hayatında bulunması gerekmez arkadaşın
Yaşın yetmez bir ömrü tüketmeye
Bir sen varsın işte
Bir de varlığın çalışma masamda
Çizikler çizimler karalamalar yaralamalar
Koluma sürdüğüm rengi kırmızı alkol
Dönüp dolaşıp aynı yere yanaşıyor uzaydan gelen kalem
Orası onun huzur istasyonu
Gök anlamını yitirdi
Yokuş aşağı yuvarlanmadan mutluluk
Kavrasa da gizemini yer çekimi
Sevmek çok beklemenin fermantasyonu
Size de öğretirler...
Siz de belki geç zaman öğrenirsiniz...
25 Aralık 2014
Eren Loğoğlu
21 Aralık 2014
Sargı Bezi
-Başlangıç-
Aralık dokuzdu
Soğuktu zannımca
Hatırlamam zor
Bir Çarşamba günü doğdum
Onu biliyorum
Öyle diyor takvim yalan olsa da
Ortasıydı haftanın
Ortasındayım hayatın.
Tam otuz üç sene yaşadım
Aradım mutluluğu
Aramadım sevdalanmayı ama
Çünkü bütün Akdeniz ve Egeyi geçmem gerekiyordu
Rüzgar adasının kıyısına vurabilmek için
Oysa hiç iyi bir yüzücüyüm diyemem
Ama büyük aşklar gibi
Onu da zamanla öğreneceğim.
Saman sarısı bir gemiye biniyorum şimdi
Yüküm ağır
Yüküm iki kişilik
Gönlüm, yüreğim güvertede
-Karşılaşma-
En uzun geceden bir gece önce
Gördüm seni
Sesin geldi birdenbire
Evet o sensin
Kaskatı kesilen kol bacak
Dalgası denizin alaycı yerküreyle
Uzaklaşan güneş ve killi toprak
Bize karşı zaman
Köyiçi ve çarşı bizden taraf
Kervansaray acemi ürkek
Kek kalıplı kahve fincanına inat
Oyunbozan böcek çiçek suskun
Maviye doğru yolculuk yan yana
El ayak bir değiş mesafesi
Uzansam dokunurum sana
Hayallerime
ve tabiatın paletinden
bütün sarı rengini
çalan saçlarına
Talihli bir balıkçı teknesi yükselir göğe
Arka arkaya yürünen merdiven
Boşluğunda bırakmaz kimseyi
Tepemizde ağlara tutunmuş çömlek ve kader
Karşılar bizi
Avucumuzda anason
Üstüm başım telaşım sinem
Çok oda ve bir yemek salonu
Kendi halinde dağınık salaş barınak
Uğurlar gövdemizi
Bakınca
Nereye gidilir bulurum gözlerinden
Kaybolmak pahasına
Hazırlıksız
Yorgun ve tükenmiş hissedip
Beklerim seni
Bu gün ertesi gün yeni gün her gün...
21 Aralık 2014
Eren Loğoğlu
