
Rijkaard ile Hiddink'in sorunu aynı, istedikleri oyunu, taktik disiplin içersinde uygulayacak, futbol eğitimi almış oyuncu sayısı çok az bu coğrafyada. Rijkaard, açığı yabancılarla kapatmaya çalışarak, Hiddink'in sarılması gereken noktaya da işaret ediyor, yurt dışında yetişmiş oyuncular.
Bizim futbol DNA'mızı çözmüş Terim, Denizli ve Güneş, vizyon olarak dar geliyorsa kimilerine, o zaman futbol kültürümüze uyan birini tercih etmek daha doğru olurdu, Hiddink yerine. Son 20 yıl incelendiğinde zaten bu tür seçimlerin başarılı olduğu görülür, Alman Feldkamp, Daum, Rumen Lucescu gibi. Fenerbahçe'nin Brezilya tandansından yararlanan Zico ve Parreira'yı da eklemek gerekir. Zaten Milli Takım daha çok Galatasaray'a benzer ve Fenerbahçe örneklerini istisna tutmak daha analitik bir çözüm sunar bize.
Türkiye, Volkan, Servet, Aurelio, Emre, Nihat, Semih vb. oyuncularla devam edecekse, Fatih Terim neden gönderilir ki! Dünya Kupası'na gitmediyse, Avrupa Şampiyonası'na götürürdü, bu şekliyle.
Eğer Guus Hiddink, ülke futbolunda revizyon yapsın diye getirildiyse, Oğuz Çetin aklından sıyrılıp bunu gerçekleştireceği ortamın ona yaratılması gerekir, Rijkaard'ın düştüğü durumları yaşamasın isteniyorsa.
Rijkaard'ın model futbol oynayan FC Barcelona'sını da, onun eksiklerini tamamlayan ve devamlılığı sağlayan Guardiola'nın, durdurulamaz denilen FC Barcelona'sının nasıl elenebileceğini en güzel şekliyle örnekleyen Hiddink'in -bir maçlık- stratejik futbol oynayan Chelsea FC'sini de izledim, bu nedenle zerre şüphem yok ikisinden de. Uyum, iletişim gibi pek çok faktörden söz edilebilir elbette, performanslarını değerlendirirken ancak futboldan anlamıyorlar gibi bir klişeyle, kariyerlerinin de hiçe sayılarak eleştirilmelerini asla kabul edemem.
Sinan Bolat, Serdar Taşçı, Malik Fathi, Ömer Toprak, Gökhan İnler, Nuri Şahin, Hamit Altıntop, Mesut Özil, Mevlüt Erdinç, Eren Derdiyok gibi bir havuzdan sadece bir oyuncuyu sürekli kullanabiliyor, üçünü de oynatmıyoruz her ne hikmetse. Diğerleri yetiştiği ülkeleri tercih etti haklı olarak.
Bundesliga'yı çok takip eden birisi değilim, yurtdışında oynayan yerli isimleri çok takip ettiğimden de söylenemez ama benim bile bir çırpıda sayabildiğim 10 - 15 civarı oyuncu varsa Türkiye'de oynayabilecek, o zaman gerçekten bir sorun var demektir kadro seçimlerinde ya da değişim istenmiyor, perdenin arkasında başkaları var ve hazırlanmaları için Milli Takım stajyer eğitimi vermektedir, bunun başka izahı yok. Ersun Yanal da kalan alt yapılardan sorumlu ne de olsa.
Arda'yı niye zorlayıp sakatladıklarının sebebi de anlaşıldı, 2 maç 0 gol ve 0 puanla, Arda bu takımın herşeyi.
Arda, Gökhan Gönül, Selçuk İnan'ın yanına yurt dışında yetişmiş 7 - 8 oyuncu -Sinan, Hamit, Nuri, Mevlüt vb- monte edilemezse, Emre Belözoğlu'nun kaptanlığını yaptığı cemaat anlayışlı -birbirini haksız da olsa kollayıp emek çalan- bu yapı Hiddink'in sonu olacaktır.
12 Ekim 2010
A. Eren Loğoğlu
12 Ekim 2010
R e v i z y o n
10 Ekim 2010
Zihinden Geçen Ne Varsa!

Bilinen
Hani deniyor ya Franco dönemi çoktan geçti, Real Madrid'i tanımlarken artık bu unsurları kullanmak gerçekçilikten öte bir duygusallığın sonucudur diye, kısmen doğru olsa da bu tabir, bazen tam tersi de geçerli oluveriyor, kulübün oyuncusuna verdiği kültürün, aşıladığı düşüncenin sonucunda.
Sergio Ramos'un Katalan dilini aksan olarak gösterme cesaretini, tarihin hangi sayfalarından aldığını belirtmeye gerek yok. Katalan dilinde yayın yapan bir kanalın, kendisine uygun şekliyle röportaj isteme hakkından doğal bir şey olamaz herhalde.
La Masia'dan Adaya
Katalan gazeteler, İsrailli oyuncu Gai Assulin'in M. City'ye transfer olduğunu yazdılar. Cesc, Arteta, Pique, Merida, Pacheco gibi o da Ada'nın yolunu tuttu. La Masia'dan çıkan her oyuncunun FC Barcelona'da oynamasını beklemek, beklentileri çok yukarı çekmek anlamına gelir. Barça, takım omurgasını elbette altyapıdan oluşturacak ve yanlarına doğru tespitlerle eklemeler yapacak, yeri geldiğinde eksikler için yine La Masia'ya yönelecektir. Bu yönden bakıldığında bir kayıp olarak görmemek gerekir Assulin'i, her ne kadar ortada Cesc örneği olsa da, kültürü almış bir oyuncunun istendiğinde Barça'ya gelmeyi nasıl istediği görülmektedir ve biraz da önemli olan budur kanımca.
Tek Pota
Euroleague Şampiyonu Barcelona, NBA Şampiyonu LA Lakers'ı yenmeyi başardı. Hazırlık maçından öte bir hırsla oynadılar. Pota altındaki Celtics taraftarının -muhtelemen Barçalıydı da- keyfine diyecek yoktur herhalde, içinin yağları erimiştir. Katalan Gasol ve kariyerine İtalya'da başlayan Kobe'nin bir gün -kariyerlerinin sonunda- Barça forması giyeceğini düşünüyorum, bu yakınlaşmanın ve şehrin büyüsünün de etkisiyle.
Mesut Özil vs Arda Turan
Koparılan yaygaraya değdi, Mesut, konsantrasyon zaafiyeti gösterip kötü oynasa da, golünü attı, gol sevinci yaşamadı ve göz kırptı kendisini yuhalayanlara.
Şair Nevzat Çelik'in deyimiyle Almanya'da Türk olmak kavramını bir seferlik kenara bırakıp, doğduğu, yetiştiği ülke için oynayan bir çocuğa haksızlık yapanların, Arda'yı bilinçli olarak harcayanlanların yanında olmamayı tercih ettim. Maç esnasında keyfimi korusam da, Türklerin staddan ayrılışı anında Almanların yaptığı güle güle tezahüratı içimi burktu. Patron Almanlar, işçi Türkleri yenmenin gururuyla söylüyorlardı bunu. Mesut'u ıslıklasalar da işçiydi onlar, yanlarında durulmalıydı, bir seferlik affetsinler, ikinci maç telafi etme sözüyle.
Arda'nın olmadığı bir takımın yaratıcılıktan ne denli yoksun kaldığı bir kez daha gözlemlendi. Diğer yerli oyunculardan -Hamit de dahil, hatta fundemantal eksiği olmasa Mesut ayarındadır Arda- kesinlikle ayrışıyor Arda, yetenekleriyle. Galatasaray ve Milli Takım'ın bunu ne kadar işleyebildiğinin en güzel iki örneği, Mesut Özil ve Emre Belözoğlu'nda gizlidir. Inter'e giden Emre'nin geldiği nokta Fenerbahçe'yken, kariyerinin başında olan Mesut'un Real Madrid'in değişmez oyuncusu konumuna yükselmek üzre olma noktasında bulunması şaşırtıcı değildir. Bu coğrafyanın verdiği futbol eğitimiyle, Almanların sağladıklarının arasındaki fark da ortaya çıkıyor haliyle.
"İyi olacak hastanın doktor ayağına gelir" sözünü kanıtlayan bir olaylar silsilesi sonucu -konferans, İstanbul, ameliyat- 6 - 8 haftalık bir süre sonunda sahalara dönecek Arda. Sakatlanma sürecinde kimler hatalıydı kısmına çok girmeyeceğim, eğer girersem Oğuz Çetin'e ana avrat dümdüz gitmem gerekir. Zamanında Hiddink'in bir Fenerbahçe, Aziz Yıldırım projesi olduğunu ve Oğuz Çetin'in yetiştirildiğini söylemiştim ve Hollandalı'nın sadece adı geçiyordu o dönem. Yanılmadığımı kanıtlama uğraşındalar.
Emir Kusturica
Dezenformasyon diz boyu gidiyor, önünü kesmek olası değil, bir iddia çürütülse bir başkası atılıyor ve adamın verdiği röportajların da önemi kalmıyor haliyle. Çamur atılmak isteniyorsa, amaç propagandaysa durulamıyor karşısında.
Dolly Bell'i Hatırlıyor musun?, Babam İş Gezisinde, Çingeneler Zamanı, Arizona Dream, Yeraltı, Ak Kedi Kara Kedi gibi unutulmayacak filmlere imza atan, Cannes Fim Festivali'nden ödül almayı gelenek haline getirebilmiş, döneminin en iyi yönetmenlerinden biridir Emir Kusturica. Maradona belgeseliyle de futbol romantiklerinin gönlünde, yerinden kolay kalkmayacak bir taht kurmuştur.
Devrimcidir, anti-emperyalist bir yapı üzerine kurmuştur yaşam algısını, Tito dönemine özlem duyan biridir, kendini Sırp hissettiğini söyler, geçmişini de asla inkar etmez, Boşnak ve Müslüman kanı taşıdığından dem vurur, babası Ateist iken Hristiyandır.
Referansım filmlerimdir diyen bir adam, politikacı değil yönetmen. Eleştirilmesi gereken noktanın omurgasızlık olduğunun da bilincinde. Sizin Başbakanınız Milosevic'in partisinin üyeleriyle el sıkışıyor, bunda bir gariplik yok mu deme cesaretini ve rahatlığını da gösteriyor. Üstelik kısa bir zaman önce Bursa'ya gelmiş ve herhangi bir tepki de oluşmamış, konu başka noktalara gidiyor haliyle.
Milosevic'i desteklemediğini defalarca dile getirmiş, bunu yazan bir gazeteciyi dava etmiş ve kazanmıştır ayrıca.
Kusturica'nın savaşa dair çarpıtılan sözlerinden tutun da, Sırp milliyetçiliğine yakınlaştığı eleştirilerine, Yugoslavya hakkındaki düşüncelerine kadar pek çok konu tartışılabilir hakkında. Nihayetinde bir film festivali için davet edilmiş büyük bir yönetmendir sadece, olayı amacının dışına çıkarmak, muhafazakar refleksler gösterme hastalığının nüksetmesinden öte bir şey değildir. Ülkenin Kültür ve Turizm Bakanı da, Berlin'de ödül alan Bal / Süt / Yumurta'nın yönetmeni Semih Kaplanoğlu da, bu dersten ikmale kalmıştır.
Gider ayak da şunları söylemiş;
http://www.haberturk.com/kultur-sanat/haber/559937-ve-kusturica-juriden-cekildi
Manu Chao, Maradona ya da Emir Kusturica, bir futbol maçında Batılılara karşı 3. Dünya ülkelerini tutan adamlar, taraf olanlar, sadece sanatları için değil, bu tercihlerinden dolayı bile büyük bir saygıyı hak ediyorlar. O, Almanlara karşı Türkiye'yi tutmaya devam ededursun, bizler, onu bu ülkeden gönderen zihniyetin esareti altında yaşayanlar, çoktan çektiler desteğini ülkelerinden, üstelik de bir defaya mahsus işçi - patron maçında, ülkelerinin yanında olmaları gerektiğinin bilincinde hareket etmeyip.
10 Ekim 2010
A. Eren Loğoğlu
05 Ekim 2010
Benzerlik
Nou Camp'ın zemininde de bozulmalar var, sürekli çim kalktı maç boyu ve Pedro sakatlandı bu durumdan ötürü.demiştim, ders alma ve çim konularında, paralel bakış açısıyla bir görüş sunuldu hemen;
İç sahada 3 maçta 2 gol atılabildi, 5 puan kaybedildi, umarım ders çıkarılır, Mourinho 1 puan öne geçmesinin keyfini doyasıya çıkarabilir, çok uzun sürmeyecek çünkü!
Valencia maçına kadar -2 hafta var- çimleri yenileme kararı almışlar Katalan gazetelerinin haberine göre, resmi siteden bir açıklama gelmedi daha.
Ve Guardiola resmi siteye şu açıklamayı yaptı;
“We failed to win because we failed to take our chances. We have to learn that lesson and make sure it doesn’t happen again.”
Ders almam, veririm diyen zihniyete karşı duruşunun bir gereğiydi ders almalıyız söylemi.
Barça'nın gol pozisyonlarını sonuçlandıramadığı dönemler -ay bazında- yaşanıyor, bir önceki sezona gidelim hemen;
2009/10
La Liga, Matchday 6, FCB 1-0 Almeria
La Liga, Matchday 7, València 0-0 FCB
Champions League, FCB 1-2 Rubin Kazan
La Liga, Matchday 8, FCB 6-1 Saragossa
Copa del Rey, Cultural 0-2 FCB
La Liga, Matchday 9, Osasuna 1-1 FCB
2010/11
La Liga, Matchday 2, FCB 0-2 Hèrcules
Champions League, FCB 5-1 Panathinaikos
La Liga, Matchday 3, At.Madrid 1-2 FCB
La Liga, Matchday 4, FCB 1-0 Sporting Gijon
La Liga, Matchday 5, Athletic 1-3 FCB
Champions League, Rubin Kazan 1-1 FCB
La Liga, Matchday 6, FCB 1-1 Mallorca
Barça bu sezonki ilk 6 lig maçında 76 şutun 10'unu gole çevirebilmiş, geçen sezonun Ekim ayıyla aynı, 63 şutun 10'u gol ile sonuçlanmış.
Hikayenin devamı biliniyor.
Endişeye mahal yok!
Yeryüzünün gelmiş geçmiş en güzel oyununu sergileyen takımın tökezlemesi için bekleyenlerin hevesi kursaklarında kalacak, futbol ihanet etmeyecek onu sevenlere.
Madrid kazanamayacak, Barselona şehri direniş gösterecek 3'te 3 için. Messi, Bernabeu'de, formasında yer alan kulüp logosunu öperek yaşayacak gol sevincini. Özel olanın kalmayacak bir özelliği.
Londra'da olunacak bir Mayıs gecesi, Puyol'un kolunda Senyera ve sahada, en önde.
5 Ekim 2010
A. Eren Loğoğlu
04 Ekim 2010
Barça DNA & Adaptasyon

Mascherano, Pep'in istediği 2 orta saha oyuncusundan biriydi, diğeri Cesc zaten. Bunun sebebi de, Sergio'nun sertliğe karşılık veremediği maçlarda -Inter @ Milano- ciddi bir kontratak zaafiyeti yaşanmasıydı. Yine de Sergio bir adım önde, Barça DNA'sıyla. Dün maç esnasında oyunun savunma yönüne katkı verdi sadece, bir de üçüncü merkez savunmacı gibi oynamayı daha önce hiç denemediğini düşünüyorum Javier'in, Sergio bu taktiksel anlayışa da kısa sürede uyum sağladı, La Masia farkı aslında.
Barça'nın ilginç bir özelliği var La Masia'yla ilgili. Altyapıdan A Takıma yükselen pek çok oyuncu, ilk zamanlarında çok sıradan gibi gözüküyor sahada, hatta kötü, Barça seviyesinde değil denilenler bile oluyor. Valdes, Puyol, Pique, Xavi, Iniesta, Sergio, Pedro, Bojan diye liste uzar gider. Messi öyle değildi, biliniyordu büyük oyuncu olacağı her halinden, diğerleri, kimisi az kimisi çok, mutlaka şüphe barındıyordu.
Valdes'i hatırlayın, kova bir kaleciydi, akıl almaz hatalar, içeri alınan toplar. Şu andaysa dünyanın en iyilerinden biri kanımca, inanılmaz bir güven veriyor önündekilere.
Puyol, ilk çıktığında sağ bek idi, sert oynayan, pas verebilen ama topla ilerleyemeyen, boyu kısa olduğundan merkez savunma görevi alamaz denilen, mücadele gücü yüksek, vasat bir savunmacıydı, yine de umut vaad ediyordu. Şu andaysa futbol tarihinin en önemli savunmacılarından biri, lider olmanın tanımı, Barça'nın ta kendisi.
Pique, United döneminde çok az maç oynadı, aldığı futbolcuyu mutlaka birkaç seviye yükselten sir Alex Ferguson bile ondan verim alamadı. Barça'ya geldiğindeyse Pep'in isteğiyle, sürekli 11'de oynayan ve bir orta saha gibi top kullanabilen en iyi savunmacılardan biri oldu çıktı.
Xavi, sürekli forma şansı buldu ilk çıktığından bu yana, kenardan geldiği de çok oldu. Ancak bu denli etkili bir oyuncu değildi 2005'ten önce. Şu andaysa dünyanın en iyi orta saha oyuncusu.
Iniesta da Xavi'nin geçtiği yollardan yürüdü, biraz bocaladıysa da yetenekli olduğu biliniyordu ilk andan itibaren, tıpkı Xavi gibi. Onlar Guardiola olma hayaliyle büyüyen çocuklardı.
Sergio, en net örnektir, bildiğin kazmaydı adam, bu fizikle defansif orta saha olunmazdı ama başardılar Katalanlar. Sistemlerinin zaferiydi adeta, hiç beğenilmeyen biriyken, Madrid altyapısının efsanesi Del Bosque de ondan vazgeçememişti Dünya Kupası'nda, önemli bir referansdı. Bizim Mehmet Güven'den yaratamadığımız adamdır Busquets ve bunun sebebi sadece sabır değil futbol felsefesi, altyapı eğitimi gibi apayrı unsurlarda yatar.
22 yaşına kadar keşfedilmemiş bir adamın yeteneğine zerre güven olmaz bizde, Barça'daysa durum öyle değil, Pedro en güzel örnek bu konuda, bekleyeceksin pes etmeden.
Bugünlerde Bojan saç baş yolduruyor ama bunlar da unutulacak belki ilerde, ne forvet ama denilecek onun için de.
Messi, başlangıcından itibaren kendini belli ediyordu, aynı Arda gibi. Aydın, Uğur, Ferhat, Güven ve pek çokları yok oldu gitti ve bence bu yetenek eksikliğinden değil, işlenemeyişlerinin bir sonucuydu. Bizde altyapıdan gelmeyen bir model, eğitim olmadığından, oyuncuların seviyesi yükselmiyor, aksine geriliyor. Wenger ve Ferguson gibi iki futbol dehasının bireysel çabasıyla Ada'da yarattıkları bu seviye atlatma meselesini Barça zaten Cruyff'un modeliyle otomatik olarak gerçekleştiriyor, gelen giden farketmeksizin ve tam 20 yıldır.
Adaptasyon kısmına döneyim tekrar;
Kişisel düşüncem Barça'nın oyun felsefesinin bir akım olarak yayılacağıdır ve bu dalgaya Türkiye de kendini kaptıracak, hele sahalar bir düzelsin, yerden kısa pas yapma sevdasıyla dolacak dört bir yanımız. Şu an Barça'yı izleyen, gören, takip eden geleceğin teknik adamları bu akımın öncüsü olacaklar ve Barça'nın transferlerinin uyumsuzluğu konusu 4 - 5 yıl sonra rafa kalkacak.
Bir başka mevzu La Liga'nın kendisi. Uyum sorunu yaşayan ve yaşamayan oyunculara bakıldığında -genel olarak- La Liga'dan gelenlerin bir farkının olduğu görülür. Sevilla'dan gelen Alves ve Keita, iki net örnektir buna. Barça kadar olmasa da daima pozitif oynayan, hücum düşünen, pas yapan Villarreal, Sevilla, Valencia ve Atletico Madrid gibi takımlar Barça'nın adaptasyon sorunu olmayan oyuncularının havuzu kalmaya devam edecekler.
Merkez La Masia, ordan oyuncu gelecek Barça DNA'sı yüklenmiş bir şekilde. La Masia'dan yana şans yaver gitmezse, gidecekleri bir kapıları mutlaka olması gerekir. Zamanında bu yer Hollanda'ydı, şimdiyse Barça'nın karbon kopyası Arsenal. Aynı oyunun bir alt versiyonu var orada. Cesc, Nasri, Arshavin, Clichy Barça sistemine cuk oturacak oyuncular, bir de Tevez derim hep, başkan Rosell Torres'in peşinde oysa.
4 Ekim 2010
A. Eren Loğoğlu
R o m a r i o

Brezilya ve FC Barcelona efsanesi, Rüya Takım'ın en önemli parçalarından biri Romario, Brezilya Sosyalist Partisi'nden -PSB- milletvekili seçildi.
http://www.birgun.net/sports_index.php?news_code=1274961562&year=2010&month=05&day=27
http://www.telegraph.co.uk/news/worldnews/southamerica/brazil/8041059/Romario-elected-to-Brazils-legislature.html
Ah şu fotoğrafın rengi, nasıl da heyecanlandırıyor yüreğimi;
Somos sosyalistas palante palante!
4 Ekim 2010
A. Eren Loğoğlu
03 Ekim 2010
EPL Özet

Premier League'de ilk sezonunu geçiren Charlie Adam harikalar yaratmaya devam ediyor, Blackpool'dan önce Rangers'da da iyi bir sezon geçirmişti 2006 - 2007'de. Biraz yaşlı gösteriyordu, 25 imiş daha. Tam bir serbest oyuncu, klasik 10 numara, kanatlara da kaçıyor, Hagi türünün son örneklerinden, lider, sol ayağı raket, duran toplar çok etkili. Bizim ligde her takımda oynar, Cernat kontenjanından. Bir de bunun Stoke City'de Etherington ismiyle oynayanı var, gol ve asist sayılarında çok istikrarlı bir oyuncudur.
Chelsea - Arsenal maçına da göz attım, o nasıl bir tempodur öyle! Premier League diğer Avrupa liglerinden bu yönüyle kesinlikle ayrışıyor. Taktik disiplinden kopmadan, mahalle maçına dönmeden top bir o kalede, bir bu kalede olabilme şansını yakalıyor.
Birkaç yıl önceydi, en iyi santrfor tartışmaları vardı, Torres, Eto'o, Drogba, Ibra gibi isimler arasında. Tercihimi Eto'o'dan yana kullanmış ancak oyunda en çok etki bırakan ismin Drogba olduğunu belirtmiştim, eğer yaşlanmamış olsaydı onu söyleyeceğimi de. Hala inanılmaz performansını devam ettiriyor, çok özel bir oyuncu.
Ramires'i pek çözemedim, yüksek bonservis ücretiyle alındıysa paralar boşa gitmiş gibi duruyor, ekstra bir şey yapmıyor, bunun yanında fiziksel gücü de yok Mikel tarzı.
Arsenal'de Nasri büyülemeye devam ediyor, topu verdikten sonra yaptığı koşularla Barça'nın futbol felsefesini özünden hissedip uyguladığını gösteriyor. Eğer oyunu izlerken onu takip etmezseniz topsuz oyundaki inceliklerini asla göremezsiniz.
Fabregas'ın olmadığı Arsenal, Xavi'siz Barça'yla eşdeğer, etkenlik yarı yarıya düşüyor. Savunmayı tutturamadığı sürece de Chelsea ve United'ın rakibi olamayacak Wenger. Bunun farkında ve sürekli yeni isimler deniyor -Vermaelen, Koscielny, Squillaci- ama bir türlü oturtamadı geriyi.
Bu sezon şu ana kadar dikkat çeken diğer isimler, elbette Malouda, Essien, Nani, Berbatov ilk akla gelenler. Tottenham'da Galli sol bek / açık, genç Bale, Rafa Van Der Vaart, WBA'dan her zaman beğendiğim Chris Brunt, Everton'dan her daim Arteta ve Baines, Fulham'dan Dembele -çok adı geçmişti, denilen kadar varmış- City'den Tevez, Bolton'dan Elmander sezona iyi başlayanlardı.
City'nin Newcastle maçında bir oyuncu dikkatimi çekti, 24 numaralı, Tiote. Twente'den gelmiş, Fildişi Sahili'den, orta sahanın merkezinde oynuyor, dinamo gibi çalışıyor, topu ayağına yapıştırabiliyor, çok seri, çabuk, süratlı ve tatlı sert oynuyor. Bir pozisyonda Yaya Toure'yi perişan etti kısa boyuyla. Bizim ligde çok iş yapabilecek bir başka adamdır gözümde, EPL'de böyle çok oyuncu var zaten, Fulham'a giden Salcido, Wolves'daki Van Damme gibi.
Tevez'den de bahsetmeden olmaz, öyle ateşleyici bir isim ki, takıma dinamizm katmak konusunda üstüne adam tanımıyorum, oyun anlamında. United'da Ronaldo gibi çok seri dikine giden bir oyuncuyla bunu daha rahat gösteriyordu, keza geçen yıl aynı görevi Bellamy üstlenmişti, Stamford Bridge'de fethedilemeyen Chelsea kalesini ele geçirmişlerdi. Messi'nin yanına en çok yakıştırdığım oyunculardan biri, Barça'da görmek istediğim.
Liverpool'un düştüğü hal içler acısı, Steve G, savunmanın önünde, süpürücü gibi oynuyordu ilk yarı, dayanamadım Anfield'in haline ve diğer maçlara geçtim.
Bir not da bizim ligden, İBB maçından sonra takımda herhangi bir gelişme olmadığını, bunun denilebilmesi için kanat oyuncularının topu sırtı dönük ve marke vaziyette değil, yüzü kaleye dönük ve demarke vaziyette top almasını şart koşmuştum. Selçuk & Colman'ı izledikten sonra ikinci bir şartı da ekliyorum;
Ne zaman ki orta saha çizgisinin 10 metre gerisinde top alan bir merkez oyuncu, topla birlikte 20 metre ilerleyebilir, o zaman bir gelişimden bahsedilebilir. Zaten bu tanımın biraz daha açık hali, box to box oyuncuya doğru yol alır.
Trabzon'da bunun Colman yapıyor, Selçuksa ters toplar dağıtıyor kanatlara.
4 Ekim 2010
A. Eren Loğoğlu
K u m a r

Bazen kötü oyunu tanımlamak amaçlı, biraz da mübalağa ederek kullanılır ya 3 pas üst üste yapamadılar cümlesi, tam da bu maçın ilk 15 dakikasında Mallorca'nın düştüğü acziyetin bire bir karşılığıydı bu gece. Bu süre zarfında Barça'nın topla oynaması % 90, ilk yarı sonunda da % 80 idi, skorsa 1 - 1. Çünkü topa sahip olma istatistiği gole dönüşmediğinde bir anlam ifade etmiyordu.
5 rotasyonun -Milito, Abidal, Mascherano, Keita, Bojan- ikisi zorunluydu Xavi ve Villa'nın yokluğunda, Puyol yaşı dolayısıyla dinlendiriliyordu, Mascherano da transfer bedeli ve yedek beklemeyecek repütasyonundan dolayı sahadaydı, Sergio yerine, tartışılabilecek kararlardı yine, Hercules maçını benzer bir biçimde kaybetmiş olmanın yeri daha hafızalarda bu denli tazeyken.
Cruyff'un bu sezon başlangıcıyla ilgili 2 temel eleştirisi vardı, zorunluluk içermedikçe rotasyona girmemek ve öne geçtikten sonra rahatlatıcı ikinci gol için daha konsantrasyonu yüksek oyun anlayışı. Ayrıca genel bir kanı da vardı, transfer edilen oyuncuların boyu kısa, ayrılan oyuncularsa uzundu ve bu durum, özellikle duran topların tehlikeli hale gelmesi anlamı taşıyordu.
3 eleştirinin de haklılık payı, bu maçın içeriğinde sahne alıyordu. Puyol'un yerine Milito -hiç ısınamadığım bir oyuncudur- tercihi, kısa kalmaya kesilen duran top cezalarının devam etmesi, Bojan'ın 9 numaranın altında ezilmesi, Abidal ve Keita'nın katkısızlığı, rotasyonun takımın kimyasını -özellikle ikinci yarı- iyice bozması, ortaya çıkan acı sonuçlardı.
Pep'in Hercules maçından ders almayıp yine rotasyon kumarı oynaması, hanesine eksi olarak yazılmıştır. Xavi ve Villa yok iken, 2 değişiklikle, takımla çok oynamadan sahaya çıkılması gerekirdi. Model takımı olan FC Barcelona için tek bir oyuncunun bile değişmesi, taşların yerinden oynaması demek ve yeni, genç isimlerin uyum sürecinde bu zorluklar sıklıkla yaşanıyor.
Tüm bu olumsuzluklara karşın, ilk yarıda şiir gibi de bir oyun vardı ancak ikinci gol bir türlü gelmedi. 2009'un bol kupalı takımının bugünkünden farkı da bu noktada ortaya çıkıyor;
Takımda Eto'o & Henry gibi gol vuruşu belirgin, net bir isim yok, Villa dışında. Bu iki isim, takımı rahatlatan golü bulma hususunda çok ustaydılar, şimdiyse Messi ya da Pedro kilidi açsa da, devamı gelmiyor, aynı oyun düzenini bozmayan rakipler karşısında kaçırılan gollerin faturası da ağır oluyor haliyle.
Bojan, büyük hayal kırıklığı olma noktasında ilerliyor. Ayrıca Villa'nın Bilbao'daki sorumsuzluğunun da cezası çekildi, onun gol kokusuna çok ihtiyaç vardı bu gece. Abidal'ın hücum yönündeki eksiklikleri de takıma sekte vuruyor, çizgiye kadar inip en kötü pas tercihlerini yapmasıyla.
Xavi'nin olmadığı bir gecede, Iniesta pek onun yerini dolduramadı ve Xavi'ye dair değer ölçümünde bir birim daha eklenmesine sebep oldu. Xavi'ye tek alternatif Cesc, bunu her defasında kanıtlıyor Iniesta'nın performansı, o Xavi'nin büyüleyici işler yapan yardımcısı olabiliyor, asıl yönetmen değil.
Barça sezon başında bir tercih yaptı, felsefesine, altyapsına güvenerek, bazı eksik bölgelere transfere gerek görmedi ve dar bir kadroyla sezona başladı. Zorunluluk hallerinde La Masia'dan yardım istenecekti. Bu gece oyuna alınan üç isimden ikisi -Thiago, Nolito- bu tercihin ürünüydü. Real Madrid'deyse kenardan Benzema geliyor, örnekler çoğaltılabilir. Mallorca maçında, kısa vadede, bu tercihin yanlış olduğu kanısına varılabilir ancak uzun vadede hep karlı çıkanın onlar olduğunu, birkaç yıl öncesinden biliyoruz. Sadece zamana gereksinimi var bu genç isimlerin. Nolito pek bir varlık gösteremedi ancak Thiago'nun özgüveni yerindeydi ve ilerde adından sıkça söz ettirecek bir oyuncu olacağının sinyallerini verdi diyebilirim. Altyapı felsefesinden beslenen bir kulübü ve bu kültürünü suçlayamam, kenardan gelen oyuncuların şu an yetersiz olduklarını, bunun puan kaybını önleyemediğini düşünsem bile.
Mascherano'ya da değineyim, bu gece görevini başarıyla yerine getirdi, rotasyonda sorgulanmayacak tek isim de oydu performansına bakılınca. Guardiola sezon sonunda, geriye dönüp baktığında Sergio ve Javier'e eşit şans vermiş olmayı umuyor, bu sebeple bu rotasyon çok sık görülecek. Oyuncuya ödenen bonservis, oyuncunun kalitesi de, bu durumu zorlayan unsurlar olarak göze çarpıyor.
Nou Camp'ın zemininde de bozulmalar var, sürekli çim kalktı maç boyu ve Pedro sakatlandı bu durumdan ötürü.
İç sahada 3 maçta 2 gol atılabildi, 5 puan kaybedildi, umarım ders çıkarılır, Mourinho 1 puan öne geçmesinin keyfini doyasıya çıkarabilir, çok uzun sürmeyecek çünkü!
3 Ekim 2010
A. Eren Loğoğlu