İstanbul'da,
Barcelona'da
Veya bir başka yerde
Nerede olursak olalım
Bizi üzebilirsiniz geceden gündüze
Bizi yorabilirsiniz korkutarak
Bizi kovabilirsiniz yalanlarınızla
Ama yaşamamızı engelleyemeyeceksiniz
Yaşayacağız size rağmen
Ve yalnızca yaşayacağız
Yalnız değil üstelik
Hep birlikte, bizim gibilerle
Ve bize benzemeyenlerle barış içinde
Aynı kentlerin meydanlarında
Aynı sokak lambaları altında
Aynı duygularla ve dayanışmayla
İnsanca ve medeni bir biçimde
Sıradan ve keyifli bir hayatı
Bu dünyada eğlenmesini bilerek
Yani sizin gibi değil
Biz mutlu olacağız
Biz vicdanlı olacağız
Biz iyi olacağız
Biz rasyonel olacağız
Sizin gibi olmayacağız özetle
İnsana ve yaşama düşman sizin gibi
Ölümü, şiddeti ve vahşeti kutsayanlara inat
Kendimize mavi gelecekler kuracağız
Çemberinde kötülüğün zerresi olmayan
Gülmeyi en çok hak edenler gülecek elbet
Kaybetmek yok umudu
Şimdi daha güçlü bir şekilde
Yaşasın sevgi
Yaşasın insan
Yaşasın hayat
***
Pastel boyaların morundan
Külliyatlar denizine
Bu bir serenat Deniz'e
Üzerinde arması işlenmiş bir ceket
Elinde jelatini açılmamış armağanlar
Oturuyor baş ucunda koltuğun
Gözlerinde bin ışık yılı hasret
Yatağa uzanmış zifiri karanlıkta
Göğsünün üstünde akıllı bir kutu
Parlayıp kayan ekran değil yıldızlar
Birer birer parmağından göklere
Sofraların dışına taşan
Çeşit çeşit kahve altlıkları
Biz yaylalardan adaya dönerken
Soğuk bir köy esintisi kıvamında
Şarap bağlarında koku ve aroma
Kadehlerle milonga yapan allık
Nereye gitsek bir masamız olurdu
Cebimizden çıkarıp sonsuzu koyduk
Hafif bir görme makyajı
Ütüsüz de olsa havadar bir gömlek
Yedik içtik tıka basa doyduk
Suyunu çekti kum saati sünger misali
Güneye indik tanıdık geldi
Doğum günü pastası niyetine
Batıya baktık kale altı tropik
Kokteyllerde yüzdük kafa güzel
Eteklerin uçuşurdu tapınaklar şahit
Tanrıların savaştığı yüksek şehirde
Plakasından tanırdık komşuyu
Dere tepe kayalıklarında masalın
Sonra bizi alıp evine götüren
Elinden tutan mekanlar vardı sevdik
Belim tutulsa eğilsem sana
Çekip çıkarırdın beni haremlerden
Tarihi eserlere yazıldı ismimiz
Kalıntılarını topladık geçmişin
Binalar gördük resimlere baktık
Yürüdük kuşak gibi renklerin arasından
Gotik, gerçeküstü ve kübik
Şaşırdık zihni mest eden kertenkeleye
Kaktüslerin dikeninden kaçtık
Sığındık park ve bahçe müdürlüğüne
Harikalar diyarı bir labirentte kayıp
Plajında uzandık çıplak dalgaların
Hayali dönüp durmaktı bir dolapta
Binince farikasına geleceğin mutluluktan uçtuk
Askıda bir fotoğrafımız var seninle
Bol köpüklü ve tuzlu çerçevesi
Önüm arkam sağım solum deniz
İçim dışım yanım canım sen
Kat kat giyinmişiz kalın
Soyunmuşuz ortasında koridorun ince
Merdivenleri bir indik bir çıktık
Kurban olduk ağır ağır buz kütlesine
Zafer işaretini kavga belledik
Ödül mü beklersin bir de seçimlerine
Aileyi aynı kareye yerleştirip
Taşları dizince ahşap ıstakaya
Sarıldık ayrılırken sımsıkı geride kalanlara
Çok ağladık kurudu çöllerimiz
Yuva dedikleri yalancı bir bahar
Al valizini çık git bizimkisi
Çokça mecburi bir itiş kakış
Çokça sıkıştığımız dört duvar
Kolay olmadı
Çünkü patika yolları kapattılar bize
Kolay olmadı
Çünkü önden yargılayıp suçladılar bizi
Kolay olmadı
Çünkü arkadaşımızdan, bildiğimizden uzakta
Çünkü tek başımıza
Çünkü hep ikimiz
Çünkü şair
Çünkü deniz
Çünkü şiir
Çünkü biz
Sus n'olur konuşma şimdi
Çünkü biz sessizce de anlaşabiliriz
***
Öpücük konduruyorum
O küçücük dudaklarına
Bana seni anlatan yumuşacık ağzına
Duyuyorum
Her konuşmanda
Bir müzik eseri edasındaki radyo sesini
Tadını alıyorum
Ekşi, acı, şeker, tuzu
Ve beni aynı potada eriten dilinden
Bakıyorum
Derinlerine yüzdükçe kaybolduğum
Ve her seferinde benliğimi unutturan gözlerine
Tenine dokunuyorum
Narin, geçmişle çizik ellerine
Kapanmaktan çekinmeyeceğim ayaklarına
Endamına minnoş
Güzel gülen yüzüne
Belli belirsiz yorgunluğun izlerini taşıyan
Kaşına, kibrit kirpiğine
Ardında güvenli bir liman keşfettiğim gözlüğüne
Tenini hissediyorum
Bedenimi yakan memelerini
Vajinanı içindeyken bütünleştiğimiz
Bana destek olan incecik belini
Poponu etrafında dönüp durduğum
Kasığını ve oradan çıkan köprülerini
Göbeğini pamuk tarlası
Boynunu ne kadar değsem daha çok borçlandığım
Uzayıp yanlara doğru düşen kara saçlarını
Omuzlarını tel tel karası değdikçe kıskandığım
Sen benim mevsimlerimsin
Birbirini kovalayan ama hiç yakalayamadığım
Gelip geçtikten mütevellit
33'lük plağın hep başa sardığı
Üstüme dolu dolu ve dolu büyüklüğünde yağan
Kavruk ve esmer bir biçimde ısıtan içimi
Hayran olunası aklın
Pratik ve dereceli zekan
Dosdoğru ve büsbütün anlaman beni
Rakı masasından bile hoş sohbetin
Geneli eğip büken kültürün
Birilerine bir şeyler anlattığın zaman
Köşeme çekilip hayranlıkla dinlemek seni
Ve karşındakini allak bullak ettiğini görmek
Sevimli ve parıltılı öfken
Hiddetli bir biçimde yükselttiğin heceler
Kızınca oyuncağı alınmış çocuk gibi somurtman
Kendi kendine söylediğin mutfak şarkıları
Kulağından sıyrılıp tam, bağımsızlığını ilan ederken
Çerçeveni aniden düzeltmen
Bebeklerinin içiyle gülümsemen bir de
Caddede atlı kovalar gibi hızlı yürümen
Çantamı ömür boyu
Beni şu ana kadar atlıkarınca gibi taşıman
Sana söz bundan sonrası bende
Bana bazen vantuz gibi yapışıp
Bazen de ahtapot gibi sarılman
Sevişmen yatağa atıp beni
Saatlerce bıkmadan futbol ve spor konuşabilmek
Beraber yeni yerler öğrenmek
Yaşasın yemek yemek
Birlikteyken her şeyin keyfe dönüşmesi
Tedbiri elden bırakmaman
Üzülebilmen hayata ve insana dair
Hep koynunda beklettiğin vicdanın
Seninle aynı yapıdan çıkmak
Ne gelirse senden kabul ettim sevgilim
Seni sevdim her şeyinle
Ve bu sevda
Doğanın yağmura karşı sevgisi gibi
Sonsuz bir döngü içinde
Başlangıcı ve bitişi olmayan
Çıldırasıya özledim
Ve bu özlem ayaklarımdan başlayan
Ve beyne kadar ilerleyen
Bir titreme eşliğinde
Sanki bir nöbetmiş gibi
Sürekli bana kendini hatırlatıyor
Bak işte öyle ya da böyle
Mutlu ve umutlu şiirler de yazılabilirmiş
Senin öğretin bana, senden yadigar
Daha bizi dört gözle bekleyen coğrafyalar var
Rotalar ve haritalar içine gömülmek için
Yan yana yürünecek gizemli yollar
Maceradan maceraya koşacağız kilometre hesabı
Kırmızı halısıyla ve korosuyla festivallere
Toprağından çimine bir topun peşi sıra
Rüyalar göreceğiz odaların hapsedemediği
Kederlendiğimiz de olacak bazı bazı
Heyecan yapıp sevinçten titrediğimiz de
Sarhoşluk yaşayacağız bilhassa aşktan ve içkiden
***
Benim için ifade ettiğin anlam
Sığmıyor kitabevlerine ve kütüphanelere
Ama vazgeçtiklerim oldu
Köklü, bize değersiz kendine pırlanta
Aslında bir o kadar rezil rüsva
Hayat eşsiz bir amaç ve araç sırasında
Mutluluğu en çok hak eden kadının mutluluğu
Daha ne ister ki bir kişi bundan başka
Eğer bulduysa aynı gözlükten görebildiği bir dünya
Farklı, sıradanlıktan uzak, özel
Biz bir sevdadan daha fazlasıydık
Yalnızlar rıhtımında kadın ve erkek
Ayaklarımın beni sürüklediği uçurum
Bir başka ağır yaralının
Dur demesini beklermişim meğer
Durdum
Zaman ve kalp atışları durdu
Ne varsa seninle hatırladım
Ne varsa seninle unuttum
Son kullanma tarihi geçmeyen serum
Söküp atıyor zehrini ölmemeye değer
Kimseler bilmez
Avucumda kalan tek çizgiye tutundum
Oysa sen bilirsin
Üçgende indirilen saklı bir dikme gibi
Dertlere ortak olmaktan büyük sorumluluk var mı?
Meydan okumak ülkelere ve tek düzlüğe
Sen bilirsin
Ürpertiyle gelen güvercin tedirginliğini
Sağ salim
Ve çift kişilik uyumanın önemini
Bilirsin
Seni sevdiğimi
Ve sevdiğini beni
19 Ağustos 2017
Eren Loğoğlu
20 Ağustos 2017
DENİZ TUTMASI
23 Temmuz 2017
AÇIK DENİZ
PEŞİ SIRA
Pılı pırtı atıp boş sırt çantasına
Malım mülküm çöküntü bir çöplükte
Ayaklandım yattığım yerden
Koşuyorum yastıklarımla birlikte
Yeldeğirmeni'nden Yeniköy'e doğru
Güzelçamlı'dan Gracia boyunca
Sen nereye dersen
Ben işte oraya
Ama yalnızlık var ya deniz aşırı
Ve birkaç ay
O baya paldır küldür bir öfke / Oysa
Biz nerede dersek
Aşk pekala orada
İNZİVA
Denizin kıyısına vurdum sığındım
Korkuyu söküp attım yanık cildimden
Bir baktım ki dibimde yoktun
Uyandım pis bir kabustan tek başına
Kum gibi dağılsam da bazen
Muhtacım yeni gel gitlerine
Dalgalarınla buluşsam birden
Köpük köpük maviliğine çoğalsam
Bilsem de nereye çıktığını
Atsam kendimi dar kanallarına
Bir kulaç boyundan kısa
Aramızdaki uzak mesafeler
BELİRTİ
Yani kim engelleyebilir ki kavuşmamızı
Raflarda çok sevenler ansiklopedisi dururken
Her şeye rağmen pişmanlık yok bende
Sessizlik daima evdeki ses
Eli kolu bağlı özgürlüğün
Malum devletin mesaisinde
Kağıtsız da nefes alınır
Geri dönemesen de yaşanır illa
Aile, arkadaş ve sevgili aynı bize
Biz bize yaşam
Çoğu kaybedilen hükümsüz değil
Ağırlığı vursa da karanlığın üstümüze
Hem nasıl bulduysak birbirimizi
Bilinmez boz iklimlerde büyüyüp
Şans büyük prensin beyaz midillisi
Bazı bazı sana kör bir hediye
Kader de keder kadar anlamsız
Gökyüzüne dört parmak bordo çalmadıkça
Kötürüm düşüncelere durup daldıkça
Sarıldık aç bir masumiyete beraber
Bana radyo sesinle güzel haberler ver
Yendik nasılsa gelip gördükten sonra
Kalp çarpıntısı hariç rahatsızlıkları
Yalan olmasın zırıl zırıl da ağladık
Karşısına geçince hemen elmanın
Yarım yamalak kesik bir konuşmak ile
Tangodan kıvrılan köşesinde odanın
Beklerken kavmin amansız göçünü
İKİMİZ
Yedik içtik ağız bozuldu
Masalarla seviştik heyhat dedik
Gezdik tozduk vücut yoruldu
Müzelerle savaştık bedel ödedik
Ama tablolar göstermez arkasını
Yüzüm gözüm kir pas içindeymiş
Olsa da aslında karşılıklı hisler
Saklar duldasında duvarlar biçimini
Belki bir dil keşfedilir
Öğrenebilelim diye abecesini
Hasretliğin yabancı kursunda
Çatısını kurarız vicdan otelinin
Can havliyle bize kalan
Son durak koyunda
Sınır tanımayan bir meslek ile
İkimiz cebimizde boyalı bir anahtar
Düşeriz umutlu yollara
Yanımızda kim yok kim var
22 Temmuz 2016
Eren Loğoğlu
23 Ekim 2016
BULDUM
CAHİLİYE DÖNEMİ
Bir süredir karşımda duruyordu
Görüyordu ama farketmiyordu göz
Sanki bir örtü çekilmiş de
Sanki kalın cidarlar örülmüş de
Önüne ve ardına
Biliyordu ama hissetmiyordu yüz
Loş bir geçmişe düşen başıboşluk
Yitip giden uzun çalkantılar
Kirli sularda körleşen zihin
Ve yüz göz oldukça gerilen kaslar
Sonunda
Bıraktım bütün tiryakilikleri geride
Hani büyüsü bitmemiş gecelerde
Çok derinlerde ve az içerlerde
Tam kalbe yakın, kendi izbe yerlerde
Ararsın ya bazı soruların cevabını
Hiç anlamak istemezken hem de
Galiba buldum...
Çünkü ben saklandığım köhne mezardan
Yaşama doğru büsbütün ve dosdoğru doğdum
GÖRÜŞ GÜNÜ
Miladi takvimin başladığı zamana denk düşer
Evvela heyecanlı sesini duymam
Bir kitapçının üst katında
Sayfaların ve paragrafların altında
Dedim ya
Galiba buldum...
Önden zaruri sözler
Girişte koyu bir boya çalınan muhabbet
Ani gelişip kontra çoğalan cümleler
Bir ara
Hafif bir temas ve temaşa
Ara sıra
İnce bir telaş ve kargaşa
Ve sonra
Şimdi pek hatırlayamadığım birkaç adım daha
Gelmişiz
Gelinmesi gereken yere
Kalmışız
Birkaç gün kadar beraber
Belki de
Orada tanıdık biz birbirimizi
Belki de
Orada ısındık biz birbirimize
Belki de
Orada kopamadık biz birbirimizden
Ne varsa orada yaşandı ilk
Ne varsa oradan dağıldı evlerine
KARŞI
Ben bir gün bir vapura bindim
Getir götür işlerinde mahir
Beni sorgu sualsiz karşıya götürüyordu
Bizi yerli yersiz karşı karşıya getiriyordu
Niye yoktun bunca sene diye seslendim
Kendi kendime, herhalde içimden
Sana yahut vapura
Hatrı sayılır bir itiraz olmadı hiçbirimizden
Korktum,
İnkar ettim, kabul ettim, itiraf ettim
Gel zaman git zaman
Alıştım kendi kendime, herhal içime
Sana ve vapura
Bizi biz eden daracık sokaklara
Hep bize açılan çat kapılara
Düştüm,
Belimden tuttu
Kalktım,
Elinden tuttum
Güldüm, ağladım, acıktım, doydum
Dedim ya
Nihayet buldum...
Gözlüğünün arkasında
Kimselerin keşfetmediği o güvenli limanı
DENİZ TUTULMASI
Yorgun, yenik ve yaralı
Kaygı çökmüştü üzerine
Kucakladım seni
Haklarını ve kadını
Dava yüklemişti omzuna
Tanıdım seni
Buralardan gitmek gerekiyordu
Saatler öylece donakaldı
Erteledim seni
Karanlığını gördüm anadan üryan
Gölgene hevesle oturdum
Sevdim seni
En uzun gündüzden bir güneş önce
Ekine ve tütüne elveda derken
Karşıladım seni
Aynı şeylerden bahsettik aynı tonla
Farklı bir tutumla anlattık farklı şeyleri
Öğrendim seni
Benzer yanlarımız daha bir benzedi
Ayrı yönlerimiz daha bir ayrılırken
Öptüm seni
Ben bir vapura binmiştim ya
İşte tam da orada deniz tuttu beni
Taşıdı bana minik dalgalarıyla
Kolilere sığan bir küçük tarihi
Taşındı bana
Ve getirdi beni kuşlarla dolu bir adaya
Dedim ya
Buldum
s
e
n
i
23 Ekim 2016
Eren Loğoğlu
03 Temmuz 2015
Uzamış Sakalı Fırlamış Kramponuyla: Arda Turan
Türk futbol tarihinin en önemli transferi gerçekleşti. Rüştü Reçber 2003 Barça'sına -en kötü dönemlerinden- bonservissiz gitti. Arda Turan 2015 Barça'sına (tarihin en iyi takımı) €41m'ya. Mesut Özil €50m'a Arsenal'a transfer olmuştu. Arda Milli Takım'da oynayanlar arasında en pahalı transferi yaptı bi' anlamda. (Çalhanoğlu kırmazsa) Ayrıca Arda, birçoklarına göre tüm zamanların en iyi futbolcusu Messi ile aynı takımda oynama şansına ve onuruna da erişecek. Onun için uzaylı ifadesi kullanmıştı, demeçlerinde. Leo'nun yanı sıra Neymar, Suarez, Iniesta, Dani Alves, Pique, Busquets gibi pozisyonunun en iyi oyuncularıyla bir arada olacak. Daha Bravo, Mascherano, Rakitic, Pedro, Alba gibi kazanma karakteri yüksek isimler de var. Bunun adı seviye atlamak, boyut değiştirmek Arda için. Atletico (Simeone) çok özel bi' takımdı. Barça Madrid önünde La Liga kazanıp imkansızı başardı. ŞL finaline yürüdü, UEFA Kupası, Kral Kupası, UEFA Süper Kupa, İspanya Süper Kupası elde etmek gibi harika işler yaptı. Ama Barça. 2008 nüvesini hala taşıyan ve 7 senede 19 kupa elde edip futbolun oynanma biçimini değiştiren ve dünyaya model olan bi' takım. Bazı dönemler bazı takımlarla hatırlanır. Felsefeleri vardır. Gidişatı değiştirirler. 2005'ten sonrası Barcelona çağı olarak anlatılacak kitaplarda. 10 senede 4 ŞL, 7 senede 5 La Liga şampiyonluğu yaşayan omurga; Valdes-Puyol-Xavi jenerasyonundan Pique-Busquets-Messi'ye taşındı, arası ikisinde de yer alan Iniesta. 4 finalin dördünde de oynadı. Ve hala kazanmaya aç olduklarını söyleyen bi' arkadaş topluluğuna geldi Arda. Üst üste 2 ŞL kazanan ilk takım olmayı istiyorlar. Yeni bi' imza daha futbola. Xavi-Iniesta-Messi kombinasyonu 5 senede 16 kupa kazanmıştı. Devrettiler görevi. Messi-Neymar-Suarez tek senede 3 kupa. (6'ya yolu var şimdilik) Pique. Tecrübeli biri olarak 2014-15 sezonu bulunduğum en iyi soyunma odası atmosferine sahipti diyor. Belli ki devam edecekler yola. Pep Guardiola, tiki taka, İspanya Milli Takımı'nın 1 Dünya Kupası, 2 Avrupa Şampiyonası zaferi gibi argümanlar; içeriği daha da zenginleştiriyor. Artık Barcelona golü diye bi' şey var hayatımızda. Ya da pas futbolu. Japon kadın takımına Barcelona diyorlar. Topa sahip olmak deyimi sohbetlerin en can alıcı referansı. Thierry Henry. Barcelona tarzıyla oynamayı öğrenmek zaman alır, neredeyse yeni bir spor öğrenmek gibi bir futbolcu için diyor. Bu uyum çok zor Arda.
Buraya kadar kurguydu. Şimdi gerçekleşebilecek gerçekliğe dönüyoruz.
TEKNİK TAKTİK AÇILIM
Üçleme yapan takımdan en dikkat çekici ayrılık Xavi idi. 2206 dk. süre alan ve kadroda bu kategoride 14. sırada olan isimdi. Ama asıl olan Xavi'nin oyuna girdikten sonra kattığı sakinlik, topa sahip olmayı artırıp zaman öldürmesi (rakibin gerideyken hücum edememesi) faktörleriydi. Rafinha'nın süresini artırma, Samper'i A takıma yükseltme bir alternatif. Veya transfer. Orada da problem Pogba'nın önümüzdeki yaz gelecek olması. 2016 Ocak'ta 29 yaşına girecek olan ve Xavi'yle tarzı hiç benzemeyen Arda Turan'a €30-40m bandında bi' para verme fikri tepkilere yol açtı. Luis Enrique, Xavi sonrası -farklı tarz olsa da- mutlaka bi' orta saha istiyordu ve listesine 4 isim yazmıştı: Pogba, Koke, Arda Turan ve İlkay Gündoğan. Lucho'nun rotasyon takıntısı vardı ve geçtiğimiz sezonun ortasına kadar aynı 11'le sahaya çıkmayıp işler kötü gidince eleştiri almıştı. Takımın raydan çıkar gibi olmasıyla (+ Messi kriziyle) gala 11'e sarılıp üç kupaya uzanabildi. Elbette rotasyon, son düzlükte asların dinç kalmasını da sağlayacaktı. Aleix Vidal, Alves'i ve o kanadı rahatlatırken benzer hamleyi ön alanda Arda ile Iniesta üzerinde de düşünmüş görünüyordu Lucho. Arda tarz olarak Iniesta'yı andırıyor. Bi' alt sürümü denebilir. Teknik, kendine özel bi' sihri var, driplingle adam eksiltiyor, top saklıyor. Üçüncü bölgede en çok top kazanan hücumcuların başında geliyor. Bunun sebebi de zekası. Kayarak müdahalelerinde hep doğru zamanlama etken, oyunu iyi okuyor. O da Iniesta gibi (bi' nebze) geriye koşmakta zorlanıyor. Xavi kaldıramaz olmuştu ve Barça biraz da bundan bocalamaya başlamıştı. Rakitiç geldi. Atletico'da 442'nin sağ ve sol kanatlarında merkeze kayan bir orta saha gibi oynadı Arda. Koşu mesafaleri takımın en düşüklerinden biri. Sorun şu ki Arda net bi' merkez orta saha değil, kenar oyuncusu ama orta saha özellikleri ağırlıklı. Yani 433'te istenen box to box, her iki ceza sahasına maç boyunca bol bol gidip gelebilme kavramından uzak. Simeone de Arda'yı bu bölgede hiç kullanmadı, üçlü oynarken de sol öne attı. Barça'nın Neymar gelmeden önce Iniesta'yı bazen kullandığı gibi. Çok iyi bi' taktisyen olduğunu söylenemez Luis Enrique'nin. Takımın fizik kalitesini artırması, hırslı yapısı ve Suarez transferi çözüm getirdi. Barça yer yer topa sahip olma yer yer kontratak geçişini iyi harmanlayıp iki oyun stratejisini de uygulayabilmesiyle tekrar fark yarattı. Çünkü sahte 9 (Messi sağ forvet veya 10 numara ya da daha derinde orta saha gibi, kendisi karar veriyor maç içinde çözüm bulma adına) ve üçüncü bölgede sürekli pas yapıp boşluk arayan hücum seti zorlanır olmuştu. Özellikle bu sezon zayıf takımları bazen açamadılar. Xavi-vari bi' isimle eski düzendeki tempoyu kontrol, oyunu dikte eden bi' formata kavuşabilirlerdi gerektiğinde. Rakitiç-Iniesta ile yeni düzen zaten cepte. Lucho'nun Arda'yı seçmesi aslında MSN triosundan ötürü taç çizgisine açılan merkez orta saha (Iniesta-Rakitiç) tipine uymasından. Ana planı kuvvetlendirmek; Iniesta-Rakitiç'i yedeklemek istiyor. (Lucho istemiyor olabilir mi, bunu Bartemou söylüyor, yani yalan ifade kullanabilir mi? Sanmam. Çünkü ilk basın toplantısında Luis Enrique bunu ifşa edip seçimi kaybetmesine sebep olur. Bu risk alınamaz Barto için) Sezonun ilk yarısında sıklıkla denediği sistemi. (Transfer yasağı sebebiyle Arda Ocak’ta gelecek, yani Iniesta-Rakitiç’i 1-2 ay dinlendirebilir ancak, bu kadar kısa süre için böyle değerli rotasyon ismi büyük lüks ve anlamsız) Arda merkezde aksar. Pedro'nun Ocak'ta ayrılma olasılığına karşı da -bonservisle- ön tarafa opsiyon oluşturuyor Arda. Iniesta gibi skorer kimliği zayıf ama. Lucho’nun arayış dönemlerinde Pedro içeren 4-2-4 ve 4-1-4-1 gibi hamlelerinde Neymar’ı sol, Arda’yı sağ bekine yardım ederken görebiliriz, uçta Messi ve Suarez, yan yana veya önlü arkalı. Arda’nın ısı haritası daraldığında –sağ çizgide kalıp orayı domine ettiğinde- verimi de artıyor. Barça'nın en çok forma şansı bulan iki ismi Messi ve Neymar. Cezası olmasa Suarez de üçüncüsüydü. Daha çok dinlenmeleri için Pedro yetmeyecek gibi. Munir A Takıma. Arda bi' upgrade değil mevcut 11’e. 29 yaşında. Çok pahalı bi’ rotasyon parçası. Yine de kimi isterse almayı hak etti Lucho, üçleme yaptığı sezonla. Muhtemelen Leverkusen maçının uzatmalarında Arda'yı hayranlıkla izlerken tamam dedi. Atletico'yu penaltılara taşıyan, 1-0'ı tutan performansı sipsinin, muazzamdı. Bence transfer hikayesi oradan başlıyor. (Tata Martino'nun kulübe verdiği ve basına yansıyan listede de adı vardı gerçi) Nisan ayındaki bir rapordan bahsediliyordu. Savaşçı kimliği ve büyük maçlardaki öne çıkabilme cesareti onun atletizm, hız gibi zaaflarını perdeliyor. 2013 yazında neredeyse Galatasaray’a dönecekken Arda kendine sadece iki senede başka bir yol haritası çizdi.
BAŞKANLIK SEÇİMİ
Barça’da yaklaşan bir başkanlık seçimi var. Bartomeu, Real Sociedad yenilgisi sonrası seçimleri açıklamış ve tesislerdeki ateşi düşürmüştü. Kalan beş ayda her şeyi silip süpürdüler ve bu hamle Barto’yu başkanlıkta ciddi bir aday haline getirdi. Seçime belirli bir süre kala görevinden istifa edip idareyi Yönetim Kurulu’na bırakan Bartomeu, görev süresinin dolmasına birkaç gün kala; Pedro, Alba, Alves ve Luis Enrique ile sözleşme yenileyerek sükse yapmış, Aleix Vidal’i de Sevilla’dan transfer etmişti. Barcelona’nın seçim sonuçlanana kadar transfer marketinde yer almayacağı düşüncesi hakimdi o tarihten itibaren. Öyle olmadı. Barça başkanlık yarışı Laporta vs Bartomeu savaşından vaat edilen Pogba v Koke transferine doğru evrildi. Çünkü Xavi'nin 6 numaralı forması boştaydı. Laporta, Mavi Fil hareketiyle Cruyff akımını (Ve Guardiola'yı) yeniden Katalunya'ya getirmiş (2003-2010) ve bugünlerin temelini atmıştı. Bartomeu, Rosell'in devamıydı. (2011 başarısı Laporta'ya 2015 ona yazılabilir) Ocak'taki kriz yönetimi üçleme getirince bundan biraz sıyrıldı. Eski havasını dinamizmini kaybetmiş görünüyordu Laporta. Şaşalı değildi. Raiola ile arası iyiydi Laporta'nın. Pogba çok oy getirirdi seçimde. Bartomeu ise ısrarla Luis Enrique'nin talep ettiği bi orta sahayla anlaştığını söyledi. Manşetler Koke, Isco, Parejo diye ilerliyordu. Koke’nin 2014 yazında Barça’yı reddettiği biliniyordu. Pogba potansiyeli daha yüksek bi' oyuncu, bu kesin. Koke ise (bekleneni vermede) daha az risk taşıyan bi' isim. Tercih etmek gerçekten zor. Koke €40m ederse (Atletico 60'a satar) Pogba €60m eder (Juventus 80'e satar) market bedeli üzerinden değerlendirecek olursak. (Arda ise €20m eder) Gereksinim eksenli. Pogba, Lucho'nun transition sisteme direkt etki eder. Koke, Xavi gibi yeri gelince oyun kontrolü-tempo belirleme sağlar. 2003'te Patrick Vieira mı Xavi mi diye sorsak çoğunluk ilkini söyleyecekti. Ama günümüzden bakınca futbol tarihi ikincisine özel sayfa açtı. Zlatan Ibrahimovic mi David Villa mı diye sorsak 2009'da azınlık ikincisi derdi. Ama 2011'den görünce ilkinin sınırlı katkı verdiği ortada. Fabregas "perfect fit" idi post-Xavi için, pas DNA'sı içeriyordu. Tutmadı. Rakitic ise düzenden uzaktı ve değişim geçişini harika sağladı. Örnekleri artırmak mümkün, karşıt/benzer. Potansiyel, verim, uyum ihtiyaç temelinde. Koke ve Pogba süslerken gazeteleri bomba Deulofeu ile patladı. Everton’a geri alma maddesiyle satılmıştı. Kıyamet koptu. La Masia’nın potansiyeli yüksek isimlerinden biriydi ve başkan belirsizken bu satışın gerçekleşmesi kızgınlığa sebep oldu. Yetki tartışmaları başladı. Benzer bir durum Barça B antrenörlüğü için de geçerliydi. Bartomeu çalıştığı dönemden kalma kulübün iç işleyiş zincirini hala kullanır görünüyordu. O gizlenen orta saha için son dedikodu Arda Turan’dı. Sid Lowe, Arda’yı çok severim ama Bartomeu’nun başkanlık seçimi vaadi gerçekten Arda mı diyerek yaptığı iğnelemeyle meseleyi özetliyordu. Arda, bir Figo, Beckham, Ronaldinho veya Pogba değildi. Daha önceki vaatlerin ağırlığı altında kalıyordu. Guardiola, Puyol, Cruyff ve Xavi Laporta’ya dolaylı veya doğrudan desteğini açıkladı kampanya döneminde. Laporta’nın vaadi hala Pogba’ydı. (Barça Koke'yi alamazsa -öyle görünüyor- Xavi replacement olarak kesinlikle Valencia'dan Dani Parejo'ya yönelmeli Arda’ya değil. Pogba, sonraki sene daha makul bir plan. Maç başına ort. pas sayısı (53) pas başarı yüzdesi (85) yüksek. Top saklıyor. Xavi kadar olmasa da mobil. Ligin en çok gol atan orta sahası. Defansif contrubition gayet iyi. Box to box kıvamı, Rakitic-vari. 26 yaşı. Tüm alanlarda Arda’nın önünde esasında ama sipsi gibi kenarlarda oynama özelliği yok fazla. Sözleşme uzatmak üzere €50m buy out ile. (2017) 30-40 arası olur) Arda Turan'ın menajeri yeni kulübüyle protokol yaptığını söylüyor. Arda’nın Atletico Madrid’den ayrılığı kesinleşti. (Ya da bu tamamen bir menajer oyunu!) Tarih bile veriyorlar. 3-4 gün içinde. Yani 3-4 Temmuz civarı. Bahisler Barça'yı işaret ediyor. Katalan Radyosu Arda Turan’ın Barcelona ile anlaştığını haberlerini geçiyor. Laporta’nın Pogba hamlesine karşılık Bartomeu’nun çaresiz bir hamlesi gibi gözüküyor Arda ve komiteye bunu kabul ettirmek güçleşiyor seçimden önce. Pogba transferinin de önünü kesiyor esasında. Laporta, seçilirsem Pogba Barcelona’da oynayacak diyor çıkan haberler üstüne. Bu bir ön anlaşmanın olduğuna işaret. Bartomeu’nın sırf Pogba’yı ikna etmesi için transfer ekibinin başına getirdiği İtalyan Braida, Juventus yetkilileriyle buluşuyor hemen ardından. Fotoğraf servis ediliyor. Katalanlar anlaştık derken Juve kanadından anlaşmadık açıklaması geliyor. Anlaşılan hususun Pogba’nın bu yaz kimseye satılmayacak olduğu sonradan öğreniliyor. Arda kesin olarak Barcelona’da derken rüzgar tersten esmeye başlıyor. Arda'nın Barcelona tarafından resmi olarak açıklanması ve sözleşmenin son detayları seçim sonrasına (18 Temmuz) bırakıldığı yazılıp çiziliyor. Yönetim Kurulu bu riski almak veya bununla anılmak istemiyor ve Arda Turan tercihini yeni başkana bırakmak istiyor. Bartomeu’nun gölgesinin olduğu gazeteler Arda’nın alınmamasının büyük bir hata olacağını belirtip idare üzerinde baskı kuruyor. Oynamak için 6 ay beklemeyi göze alan Arda, transfer olmak için 18 gün daha beklemeyi göze alabilir yorumları yapılıyor. Laporta, Bartomeu’nun Arda operasyonun Pogba transferindeki başarısızlıklarına olan dikkati dağıtmak için olduğunu ve yapılacak transferlerde Messi’ye, soyunma odasına da danışılması gerektiğini söylüyor. Bartomeu, Pogba bu yaz gelmiyor ve Lucho başka birini istiyor diyor. Kılıçlar kınında durmuyor. Bu işin sonu nereye varır bilinmiyor. Laporta, seçime kadar –detayları finalize edip- Pogba’yı açıklayacağını söyledi son olarak. İtalyan kaynaklar Juventus’un Pogba’yı sadece Laporta’ya satacağını da manşetlerine taşıdı. Bartomeu kan kaybediyor. Ve Arda Turan sargı beziyle kapatılmış bir pansuman gibi, yaranın iyileşmesini beklerken Premier Lig’e doğru yavaş yavaş savruluyor.
25 Aralık 2014
Muhakeme
Ne kadar anlatırsan anlat
Dinlemez seni
Enseni kavrayan endişe
Sarar çepeçevre stratosferi
Olan biten
Bir ikindi üstü
Kibrit kutusu büyüklüğünde
Dumanında boğulur ateşi yakınca
Kül bulutunda kaybolan sine
Kararı kesin
Asılı mahkeme duvarına
Arar durur parçaları
Bulamayacağına ikna olup
Kuyruklu yalandır
O an kendine bunu söyler
İnanmaya endeksli borsa ekranına bakınca
Bir his denemez buna
Çünkü bir his yaşanmadan bilinmez
Noktalar birleşmeden elde edilmez doğru
Ama yanlışı ayırmak kolaydır birbirinden
İnsanı parçalamak
Dağıtmak edebi ve edebiyatı
Virgüller saçılır etrafa
Hiç sevilir mi ortasında kesilen cümleler
Yıldızlara parlaklığını veren yakınlık olmasa
Farklılık belirler uyumun uykusunu
Tulumu giyince artar sıcaklık kışın
Hayatında bulunması gerekmez arkadaşın
Yaşın yetmez bir ömrü tüketmeye
Bir sen varsın işte
Bir de varlığın çalışma masamda
Çizikler çizimler karalamalar yaralamalar
Koluma sürdüğüm rengi kırmızı alkol
Dönüp dolaşıp aynı yere yanaşıyor uzaydan gelen kalem
Orası onun huzur istasyonu
Gök anlamını yitirdi
Yokuş aşağı yuvarlanmadan mutluluk
Kavrasa da gizemini yer çekimi
Sevmek çok beklemenin fermantasyonu
Size de öğretirler...
Siz de belki geç zaman öğrenirsiniz...
25 Aralık 2014
Eren Loğoğlu
21 Aralık 2014
Sargı Bezi
-Başlangıç-
Aralık dokuzdu
Soğuktu zannımca
Hatırlamam zor
Bir Çarşamba günü doğdum
Onu biliyorum
Öyle diyor takvim yalan olsa da
Ortasıydı haftanın
Ortasındayım hayatın.
Tam otuz üç sene yaşadım
Aradım mutluluğu
Aramadım sevdalanmayı ama
Çünkü bütün Akdeniz ve Egeyi geçmem gerekiyordu
Rüzgar adasının kıyısına vurabilmek için
Oysa hiç iyi bir yüzücüyüm diyemem
Ama büyük aşklar gibi
Onu da zamanla öğreneceğim.
Saman sarısı bir gemiye biniyorum şimdi
Yüküm ağır
Yüküm iki kişilik
Gönlüm, yüreğim güvertede
-Karşılaşma-
En uzun geceden bir gece önce
Gördüm seni
Sesin geldi birdenbire
Evet o sensin
Kaskatı kesilen kol bacak
Dalgası denizin alaycı yerküreyle
Uzaklaşan güneş ve killi toprak
Bize karşı zaman
Köyiçi ve çarşı bizden taraf
Kervansaray acemi ürkek
Kek kalıplı kahve fincanına inat
Oyunbozan böcek çiçek suskun
Maviye doğru yolculuk yan yana
El ayak bir değiş mesafesi
Uzansam dokunurum sana
Hayallerime
ve tabiatın paletinden
bütün sarı rengini
çalan saçlarına
Talihli bir balıkçı teknesi yükselir göğe
Arka arkaya yürünen merdiven
Boşluğunda bırakmaz kimseyi
Tepemizde ağlara tutunmuş çömlek ve kader
Karşılar bizi
Avucumuzda anason
Üstüm başım telaşım sinem
Çok oda ve bir yemek salonu
Kendi halinde dağınık salaş barınak
Uğurlar gövdemizi
Bakınca
Nereye gidilir bulurum gözlerinden
Kaybolmak pahasına
Hazırlıksız
Yorgun ve tükenmiş hissedip
Beklerim seni
Bu gün ertesi gün yeni gün her gün...
21 Aralık 2014
Eren Loğoğlu
21 Eylül 2014
BEN NERDE YANLIŞ YAPTIM!
E harfini yazmayarak yapmadığım kesin, editörlük var ya serde.
Süper Kupayı Fenerbahçe'ye kaybeden evinde Eskişehir'i yenemeyen deplasmanda lige yeni yükselmiş Balıkesir'e futbolu bırakması gereken iki santrfordan yediği gollerle yenilen ve TT Arena'da Anderlecht'e yenilmekten son anda kurtulan Galatasaray'ın yanlış yaptığı ortada.
Köşe taşlarına, kırılma anlarına bakıyoruz;
DEĞİŞEN TEKNİK DİREKTÖRLER
Fatih Terim ile Ekim ayına girilmek üzereyken yolların ayrılmasından sonra riski en aza indirecek yerli teknik direktör -benim o zamanki önerim Şenol Güneş idi veya Mustafa Denizli olurdu- tercihi yerine takımı tanıma sürecinin üç sene üst üste şampiyonluk trenini kaçıracağını bile bile Mancini ile anlaşıldı. Çünkü Ünal Aysal'ın Terim sonrası eleştirilmesinin de önüne geçebilecek büyüklükte bir kariyere sahipti. Ve İtalyan'dı. Galatasaray'ın da ŞL'de grupta ekarte etmesi gereken takım da Juventus. Mucizevi bir maçın ardından (ve ilk maçtaki stratejiyle birlikte) takımı son 16 arasına yazdırdı Mancini ve bir de 9 senenin ardından Türkiye Kupası kazandırdı. Devre arası yaptırdığı €20m transfer harekatı ağır bir fiyaskoyla sonuçlandı ve belki bu sebeple takım kimyasının bozulmasıyla kaçan şampiyonluk tarihin değişmesine ön ayak oldu. Aziz Yıldırım kaldı. Fenerbahçe güçlendi. Aysal'ın manevra alanı da giderek daraldı. Operasyonun yetersiz olduğunun farkına varan ve bütçeli takımlar çalıştırmasıyla nam yapmış Mancini muhtemelen yüksek bonservis bedelli oyuncular istemesiyle görevinde kalamadı. Bu sefer Galatasaray'ın teknik direktör aramak için bolca zamanı vardı ve kararı İtalya'yı 2012'de Avrupa Şampiyonası'nda finale çıkartmış ve İtalyanlara alışılagelmişin dışında top oynatan Prandelli oldu. (Her iki TD'nin de TR'ye ayak uyduramamasının sebebi biraz da futbola tipik İtalyan gibi bakmamalarından) Fiorentina'ya seviye atlatmak dışında kulup başarısı ve herhangi bir kupası-şampiyonluğu olmayan Prandelli'nin haliyle yaz boyunca pek gıkı çıkmadı. Transfer son günü Napoli'den Pandev-Dzemaili isimleriyle de kulubün bakış açısı ve politika olarak Mancini'nin taleplerini karşılayamadığını da gördük. Kutsal topraklara gelmesine ramak kalmışken vazgeçen Lucescu Galatasaray'ın kaderiyle oynadı da denebilir.
TUTMAYAN TRANSFERLER
Selçuk-Burak-Alper Potuk-Olcan Adın-Tarık Çamdal. Buradan bakınca sorun yok. Pardon arada kaçan Potuk var. Mafyanın Fenerbahçe'ye verdiği ve orada da oynamıyor. Gerçi bu Galatasaray'da nasıl oynayabileceğine referans olmaz. Aslında Terim'in gelmesinden sonra her sene iç piyasadan alınması gereken yükselen yerli oyuncuyu mutlaka bünyeye kattık. Bence atladığımız tek isim Onur Kıvrak, o da elbette Muslera'dan iyi olduğu için değil -bu mümkün de gözükmüyor- yabancı kontenjanında bir boşluk açması ve diğer pozisyonları geliştirme şansını size vadediyor. Bir kaleci sonucu etkiler ama oyunu etkilemez. (Formasyon-kaymalarda yok görevi) Pozitif futbol için başka-merkez pozisyonları düzeltmen gerekir esas. Ve Onur Galatasaray'da olması gereken yabancı oyuncu kalite seviyesine en yakın yerlilerden biri. Tıpkı Gökhan Inler, Hakan Çalhanoğlu, Ömer Toprak gibi. Ancak bu isimler artık çok pahalı, €10m üzeri. Onur ise geçen sene 5-7,5 aralığında alınabilirdi. Galatasaray yerli kalitesini artıramadığı için Veysel-Yasin gibi isimlere de yöneldi. Ama asıl hüsran hiç beklenmeyen yerden yabancılardan geldi. Riera-Amrabat yüksek maaş-bonservis altında ezilse bile ciddi anlamda katkı verirken anlamsız şekilde gönderildiler. Stoper olmanın ilk kuralı çalım yememek iken bundan yoksun Chedjou ile ilk sezonundaki performansıyla Ujfalusi kadar olmasa da iyi işler çıkaran Dany upgrade edilemedi. Top tekniği yüksek Chedjou'dan pozisyon bilgisi yüksek olmamasına rağmen sağ bek veya defansif orta saha olurdu, o bile denenmedi. Dağınık görüntüsü, konsantrasyon problemi, karşıladığı topların rakibe gitmesi, pozisyon süzme yetisini zayıflığı ve rakibi karşılama eksikliği gibi pek çok sebepten ciddi zararlar verdi takıma geldiği günden bu yana. Aynı topu Dany de oynardı. Oysa suyun öte yakasında Bruno Alves bir stoper nasıl olur dersi verdi her hafta. Geçilmedi. Kaleye giden şutlara siper oldu. Yerini kaybetmedi. Arkayı süpürdü. Kritik anlarda hep ceza sahasında topa müdahale etti. Topu bir mıknatıs gibi çekti. Biz böyle bir oyuncu bulamadığımız gibi belki biraz da parasal sebeplerden ötürü Chedjou'nun yerine birisini de alamadık bu yaz. Büyük sorunumuz Chedjou'da da kalmadı. Fatih Terim'in önce 4-4-2 sonra 4-3-1-2 ile başarı yakaladığı iki sezonun ardından gelen yoğun eleştirilerle oluşan ortak akıl sonucu dripling yapan sol bek eksiği üzerine gidildi. Gerçekten kanatsız ve merkezin ön planda olduğu bir sistemde Cafu-R. Carlos türü iki bek ile ancak oyunu rakip yarı alana yıkmak mümkündü. Bugün Fenerbahçe hala Gökhan-Caner ikilisini önde tutarken arkayı Topal-Emre ve hatta Meireles ile kollayabiliyor ve oyunu kenarlara yayıp sıkıştırmayınca daha rahat baskı kurarak pozisyon üretiyor. Aynı şekilde top kazanımını da önde sağlayıp Sow-Emenike ve özellikle Kuyt ile ani ataklarla savunmanın eksik yakalanmasını cezalandırabiliyor. Galatasaray gitti Telles'i aldı. Riera'yı bıraktı. Ve hataydı. İdare ederdi ve sezon sonu market araştırması daha iyi yapılabilirdi. Alex Telles, Guiza'nın İspanya Ligi'nde tek sezonluk bıraktığı gibi bir iz yaratmış olsa gerek Brezilya'da. Zaten 21 yaşında o performansla Avrupa'nın yolunu tuttu ama görüyoruz ki bunun devamlılığı yokmuş. Belki de gelişimini birkaç sene daha izlemek gerekti, emin olma adına. Filipe Luis'in €20m ettiği piyasada €7m gibi bir paraya mükemmel ve hazır-pişmesi gerekmeyen sol bekler bulunabilirdi. Telles'in şu an geldiği nokta 5+3 yabancı kontenjanı olmasına rağmen ilk 18'e dahi giremeyen bir oyuncu. Ve kulübedeki koltuğunu kaptırdığı isim Hakan Balta. Gülünç. Az önce bahsettiğim sebeplerden Galatasaray ısrarla kanat oyuncusu istedi ve bence bu isteğin kendisi sorunluydu. Çünkü Sneijder-Drogba-Burak üçlüsünü en verimli şekilde 4-3-1-2 ile oynatmaktan başka yol yokken göz göre yedek kalabileceği belli olan 18 yaşındaki Bruma'ya €12m ödendi. GS tarihinin en pahalı ikinci transferi. 1-Jardel. Beklenti doğal olarak arttı. Ki bu yaşta bu paralar ödenen oyuncular listesini açın bakın zaten Cristiano Ronaldo falan görürsünüz. Premier Lig'de M. United'da CR7 olursunuz, oranın gelişim koşullarıyla burayı bir tutmayın. Oranın rekabet düzeyi, antrenman sahaları, çimleri, rakipleri, hakemleri, yabancı kontenjanları, taraftarları, futbol kültürleri farklı. Türkiye'de oyuncu gelişmez derken birçok parametreyi katıyorum denkleme ve geçmişe gidince çok da örnek göremiyorum. Bruma biraz da bu yüzden tutmazdı zaten. Chelsea'ye gitse bambaşka bir fizik-kondisyon-vücut-denge seviyesi yakalardı, bilemeyiz ama onu burada, buranın mentalitesinde yakalayamacağını bilebiliriz. Çünkü biz buralıyız, buradaki insanlarla yaşıyoruz. Neyse. Bu denli yatırım yapılan bir oyuncuyu ligde kullanamadık ve kupada oynatmak zorunda kalıp sakatladık. Wing-back mevzusuna girmiyorum Mancini'nin. Skandal tercihti. Seyredilen maçların tamamında görülen Bruma'nın karar mekanizmasının ve son vuruşunun yetersiz olduğu görüldü ve world-class veya başka ifadeyle elit bir oyuncu olamayacağına işaretti bunlar. Hızlı, seri, çalım atabilen ama kafasını kullanamayan -bu gelişmez- bir yıldız adayı vardı elimizde. 20 maça çıktı neredeyse ve 1 gol atabildi. Yani 4-3-3 veya 4-2-3-1 kenarında değil ancak eski usül 4-4-2'lerde çizgi kanat olabilecek ya da secondary striker denilen bir görevde kontratak kovalayacak bir oyuncudan öteye gitmeyecekti. Sınırları vardı Bruma'nın. Bir Ribery değildi. Ribery de burada kalsa o seviyeye gelemezdi muhtemelen. Salih'lere, Ontivero'lara Endoğan'lara hiç girmiyorum. Pandev-Dzemaili mi? Son gün transferi işte. Ya tutarsa. Dzemaili Meireles'in altında bi' topçu. Pandev de % 100 fit durmuyor.
FORMASYON SEÇİMİ
Tutmayan transferler çok da tutan formasyon az mı? Galatasaray geçen sezon bittiğinde bir karar verdi transfer politikası izlerken. Tek forvetim Burak Yılmaz olacak. Drogba gitti. Sonuçta Burak gol kralıydı ve ona güvenildi. Ama tanı teşhiş ve tedavi burada da yanlıştı. Burak Trabzonspor'da topa sahip olma zorunluluğu bulunmayan, rahatlıkla topun arkasına geçen ve rakip savunmayı orta çizgiye çeken bir yapıda oynadı. Haliyle arkada geniş alanlar bulup koşularıyla golünü attı. Stoperlerin kucağında kalmadı, onlarla boğuşmadı. Gerektiğinde de ceza sahasında temiz vuruşunu yaptı. Oysa Galatasaray'ın asla böyle oynama lüksü yoktu. Islıklanırsınız topa 2 dk. dokunmayın. Büyük takımlarda böyledir, burası İngiltere değil. Akdeniz ülkesi. Real Madrid bile ıslıklanır Bernabeu'de topa bir süre sahip olmayınca. Öyle maç boyu arkaya çekilip yatamazsınız. O Mourinho'nun işi. Taşşağınız o kadar büyükse ancak ses çıkmaz fazla. Ki ona da çıktı da maçtan bir saat önce stada gelip -Bernabeu o saatte bomboş olur- tribüne hadi beni ıslıklasanıza diye şovunu yaptı. Neyse Galatasaray'ın önde basması gerekir, en az % 45 seviyesinde topa sahip olması. Oyunu hükmetmesi mümkünse, rakipten güçlüyse. Burak böyle bir takıma geldi. Ama şanslıydı bu zamana kadar. Önce Umut ile oynadı. Sonra Drogba ile. Hep çift forvetti. Ne zaman ki Mancini Burak'ı uzak forvet yapmaya çalıştı ve Prandelli önde tek kullanmak istedi, Burak'ın defoları tek tek ortaya çıkmaya başladı. Demba Ba'nın Olimpiyat'ta Arsenal'e karşı Beşiktaş'ı nasıl rakip yarı sahaya yerleştirdiğini gördünüz. Topu uzun attılar gerekirse veya kısa oynadılar. Tuttu, döndü, sağına soluna baktı ve topu aktarıp içeriye geçti. Burak bunu yapamaz ve bu Burak'tan beklenmez, onun meziyetleri başka. ŞL'de 8 gol atmaktan şu duruma geldiği düşünülünce zaten konunun derinlemesine irdelenmesi gerektiği gerçeği de ortaya çıkıyor. Burak ofsaytta kaldı, gereksiz faul yaptı. Bunlar hep onda olan ve kötüleştikçe belirginleşen davranış biçimleriydi. Göze batmıyordu çünkü Burak gol atıyordu. Çok gol atıyordu. Ve böyle bir katkıyı yerliden almak vazgeçilmez bir başarıydı 6+0+4 ve 5+3'te. Galatasaray Burak Yılmaz'a tek forvet olarak güvendi ve defolarını görmezden geldi ya veya göremedi ya bu da işte futbol aklının zaaflar içerdiğinin göstergesiydi. Doğru okunamadı mesele Mancini-Prandelli tarafında. Cenk Tosun-Muhammet Demir gibi bir back-up veya genç yabancı ya da Almeida gibi çift forvete döndürebilecek bir opsiyonun kovalanmaması Burak'a mahkumiyeti ve az pozisyon üreten kısır futbolu beraberinde getirdi. Galatasaray'ın geri dönülmez ve en büyük hatalarından biri de bu. Burak sürecini taktiksel olarak iyi yönetememek mental değil. Mental düşüş sahada kötü olmayla başlıyor. Burak'ın hali Selçuk'tan farklı çünkü. Selçuk'a ayrıca değineceğim. Formasyon seçimine tekrar dönecek olursak şampiyonlukla biten iki seneye gidelim. Önce Dört merkez orta sahalı 4-4-2. Engin-Emre Çolak. Önde Necati-Elmander. Sonra 4-3-1-2. Melo arkada önü Selçuk-Hamit. Sneijder tek merkezde dilerse sola kayıyor. En uçta Drogba-Burak. Galatasaray tutmuş oturttuğu iki sistemini de kusursuzlaştırmaya gitmedi. En garipsenmesi gereken buydu. 4-3-1-2'nin beklerini uçak moduna alabilseydi takım, Drogba'yı benzer profilde biriyle ve Hamit'i Alper Potuk ile değiştirebilseydi bugün başka şeyler konuşuyor olacaktık. Ama gel gör ki kanat da kanat ısrarıyla düzen bozuldu. Mancini her türlü formasyonu deneyip ortaya sabit bir model çıkaramadı. Prandelli daha ikinci maçtan olmayacağını görüp 4-2-3-1'den 4-3-3'e çevirdi takımı. Olmadı olmadı. Çünkü maya bozulmuştu bir kere. Galatasaray tekrar ŞL'de Çeyrek Final oynadığı dönemdeki düzenine dönebilir mi? Sanmıyorum. Burak-Umut veya Burak-Pandev tercihleri var elde. Ki bu hamle Bruma'yı kenara atar Amrabat modeli. Sneijder'i sola çekmenin orta yapması dışında efektif bir yanı yok. (Hele de gol atması gereken 4-3-3 kenarlarında ve Burak uçtayken) Dikkat edin Galatasaray bekleri çizgiye indirmek ve Wes'in topu çekip orta yapması dışında bir gol planı uygulamasına geçemiyor tıkandığından. Duvar pası, ara pası veya kaleyi yoklama bunlar istatistiksel olarak genellikle merkezde olur ve Sneijder daha önce bunları yapıyordu. Şu an o da eriyor. Tabii bu formasyonda Selçuk-Hamit görevindeki iki oyuncunu topu driplingle öne taşıması gerekir. Bunu da yapmamız zor görünüyor. Elde Dzemaili-Yekta var. Hücum yönü çok gelişimiş olan ancak savunmada inanılmaz hatalar yapan Eboue'nin çalımlarını ve Sabri'nin orta sahaya katabileceği dinamizmi de başka sebeplerden kaybettik. 0'a 0, elde var sıfır.
FORMU DÜŞEN YERLİ YILDIZLAR
Burak'ı açıkladığımı düşünüyorum. Yırtınıyor, çabalıyor ama bu yapıyla olmaz. Asıl formu düşen Selçuk İnan. Nerede başladı? Terim'in ayrılmasıyla ve Milli Takıma alınmamasıyla. Çok açık nadasa bıraktı kendini o sezon. Çünkü biliyordu o sezon başarısızlık halinde birileri suçlanacaksa o futbolcu değil ya hocayı değiştiren yönetim ya da yeni gelen hoca olacaktı. Yerli topçuların kafası böyle çalışır. Bir de şu var es geçilen. Mancini üçlü oynatıyor ve oyuncuların bazı durumlarda rakiplerin yayılımına vs. göre dörtlüye geçmesini istiyor falan. Bu o kadar zor ki yerli oyuncu için. Altyapı eğitimi zayıf, öğrenme güdüsü yetersiz. Yapamaz demiyorum, belki zamanla ama taktik bilgisi bu denli eksik yerli oyuncularla -Arda'nın 442'yi şu zamanda öğrendim lafı yani 442'de kanat nerede durur hangi durumda nasıl davranır görevi nedir pas patternlerini nasıl takip eder ne zaman ceza sahasına akar ne zaman çizgide kalır savunmaya ne zaman döner ne zaman önde kalıp kontratak başlatır vs.- bunu denemek çok büyük riskler içerir. Burak'tan kenar forvet olmasını istemek de buna benzer, olmaz. Zorlama. Dönelim tekrar Selçuk'a. Türkiye Ligi'nde Hakan Şükür dışında 4 sene üst üste iyi performans vermiş bir yerli yok. E haliyle Selçuk da kervana katıldı. Kaldı ki futbol profili Hakan'a benzemeyen bu orta saha oyuncusunun belirli bir yaştan sonra düşüşe geçeceğini öngörmek zor değildi. Bunu da tahmin edemedi Galatasaray. Hataydı. Hamburg'daki Tolgay gibi birini ona mutlaka back-up yapıp hatta böyle çok formsuz olduğu durumlarda rekabeti hatırlatıcı şekilde onun önüne yazarak gösterebildik. Şu an onu tehdit eden bir isim yok formasını almak için. Olmayacak da. Ne kadar profesyonel olup olmadığını bilmediğimiz ama çok zeki olduğunu rahatlıkla kestirebildiğimiz Selçuk'un yapamadığı her hareketten sonra duygusal tepkiler vermesi ve bunun artık Burak'a da yansımasını olağan karşılamak güç. Bu sezon toparlamasını bekliyordum ancak Melo'nun ikinci senesi gibi bunu görmek Kasım-Aralık zamanları bulacaktı NŞA'da. Koşullar giderek değişiyor ve Selçuk da kontrolü kaybediyor. Artık saha içinden çok dışıyla bir bağı var. Menajeri konuşuyor. Melo'ya sallıyor. Takım arkadaşı. Selçuk takım kaptanı, sesini çıkarmıyor. Islıklanıyor. Daha önce formasını çıkarıp tepki amaçlı yere atmışlığı var. Dedik ya akıllı topçu ama ayaklarına artık hükmedemiyor. Ve bu hüküm edememe süreci uzadıkça Selçuk da sinirleniyor. Paralel ilerliyor her şey. Galatasaray'ın Burak-Selçuk sorununu saha içi-dışı her anlamda çözmeden şampiyon olma şansı yok maalesef. Durumun koşulsuz destek vermekle sırt sıvazlamakla ve zamana bırakmakla olacacağını sananlar da feci yanılıyor.
KULÜBÜN KAOSU-KARŞI DÜZEN
Hocalar değişiyor, transferler geliyor gidiyor. YK'lar yerinde durmuyor. Futbol şubesi sürekli değişiyor, Florya değişiyor. Eylül-Ekim ayına Galatasaray iki senedir kaos içinde giriyor. Böyle bir ortamdan başarı çıkmasını beklemek hayalcilikten öteye gitmez. 3 Temmuz'dan beri camiada birlik yok. Şike örgütüne ses çıkarmayanlar hala mevcut. Melo iki maç ceza aldı ve 4 puan şimdiden çalındı, Galatasaray'ın cebinden. Demirören TFF başı, Gümüşdağ KB. Yabancı kuralı GS zarar gördükten ve beli büküldükten sonra bir nebze düzeltilmiş. AB yasası rafa kalkmış, SPK dur demiş. Terim karşıya geçmiş. Fani Aysal evi terk etmiş, Yolanthe beş kez yatak odasını değiştirmiş. Anladınız siz onu. Her koldan bir saldırı ve Galatasaray'ın kendi sorunlarından başını kaldırıp bunlarla uğraşacak mecali kalmamış. Sözü hükmünü yitirmiş. Ülkede bir kulaktan girip diğerinde çıkan ses moda olmuş, müzik listelerinde ilk sıraya yükselmiş. Koltuklara yapışılmış. Beyefendi öyle emretmiş. Ha şunu da ekleyeyim. Galatasaray'ı mevcut düzen içinde başarılı kılabilecek tek adam da Terim. Çünkü yanına geçtiği karşıdakileri tanıyor ve onlara onların diliyle galebe çalabiliyor geçmiş iki senede olduğu gibi. Ha bunu kaç Galatasaraylı ister, o da ayrı konu. Ben istemem. Kulüp öyle bir kaos ortamındaki iki maçtır GS'nin ilk 11'i maçtan 7 saat önce AMK Gazetesine sızıyor.7 saat önce. Tepkisizlik, tepkinin kendisi olmuş. İspanya'da bir dönem Barça-Madrid içinde büyük olay çıkaran bir konu bu. Çünkü size taktik seçimler hakkında bilgi verebilir ve bazı ekstra tedbirler alabilirsiniz. Elbette gazetecilik başarısı! (Bahadır Çokişler GS muhabiri) Ama Galatasaray'a da müthiş zararlı. Yakın zamanda Pandev-Dzemaili başkan ile çekilmiş imza fotosunun da aynı gazetede çıktığını biliyoruz. Art niyetli yapılan haberin haddi hesabı yok medyada. Huzur yok. Bu sene de bize mutluluk yok anlaşılan...
Yoruldum, sıkıldım, bunaldım. Uzatmayacağım. İşemem gerek...
Yanlış bizde. Yanlış çok. Yanlış tek tek ve her şeyin bir araya gelmiş hali. Yanlış içimizde.
Yanlış yapılır ama düzeltilebilir de. Bizimki üstüne merdiven çıkmak üzerine.
Başka Galatasaray kalmadı.
Kalmadı.
Tükeniyoruz...
