29 Ocak 2010

Yemekli Toplantılarda Futbol



90 Dakika'dan sonra, sıra Maraton'dan Erman Toroğlu'na geldi, o da Aziz Yıldırım yüzünden işinden olduğunu söylüyor tıpkı Haşmet Babaoğlu ve Hıncal Uluç gibi. Spor yazarlığının artık başka bir eksene kaydığından, bilgileri ve görüşleri eskimiş bu ve benzer yazarların popüler olma, yani daha çok para kazanma çabalarıyla yarattıkları sansasyonlarla Türk Futbolu'na verdikleri zarardan bahsedilebilir ama bunlar bir kulüp başkanının -siyasette çok tartışılan darbe yoluyla iktidar değişimi- onları işinden etmesinin doğru olduğunu göstermez. Aziz Yıldırım'ın Türk Futbolu'na verdiği dolaylı yoldan ve doğrudan zararın bilincinde olanlar için, durumun vehametini görmek de zor değil.

Toroğlu'nun röportajının satır araları iyi okunmalı;

http://www.hurriyet.com.tr/spor/futbol/13598050.asp?gid=229

"Mesela ihaleye iki gün kala Ertan Özerdem’in odasına Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, asbaşkanı Ali Yıldırım ve İstanbul Büyükşehir Belediyespor Başkanı Göksel Gümüşdağ girdiler. Burada Ali Yıldırım’ın Özerdem’e, “Yıllardır söz verdiğiniz halde Erman Toroğlu’nun işine niye son vermediniz?” cümlesi var. Bunu sağda solda söyleyen de Göksel Gümüşdağ’dır.

Yalnız burada iki ayrıntı var... Bu Kulüpler Birliği toplantısından sonra dört kulüp başkanı; Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, Kayserispor Başkanı Recep Mamur, Sivasspor Başkanı Mecnun Otyakmaz ve İstanbul Büyükşehir Belediyespor Göksel Gümüşdağ sohbete oturuyorlar... Burada benim mevzum geçiyor.... Ve sonra bu grup yemeğe gidiyor."
Enterasan ilişkiler dönüyor, tahmin edildiği üzere. Bir zamanların Galatasaray Kongre Üyesi, UEFA Kupası'na gidilen yolda uçuşların vazgeçilmez adamı, Emre ve Okan'ın ağabeyi Göksel Gümüşdağ -Emre'yi Fenerbahçe'ye transferinde ikna eden şahıstır- AKP'nin de yükselişiyle saf değiştirmiş ve Aziz Yıldırım'ın kuklası olarak Türk Futbolu'nu yönetmeye soyundurulmuş. Kulüpler Birliği Başkan Yardımcısıydı en son ve asıl hedef kendisini zamanı geldiğinde TFF Başkanı yapmak, bu yola da girilecektir, Turgay Demirel örneğinde olduğu gibi.

Sivasspor ve Kayserispor'un Fenerbahçe ve Galatasaray ile ilişkilerine bakıldığında toplantıya katılan grubun, öncelikle Fenerbahçe'nin menfaatlerine yönelik çıkan kararları onayladığı ve bu durumdan yani Aziz Yıldırım'ın safında olmaktan dolayı paylarına düşeni zamanla alacaklarına olan inançları anlaşılabiliyor.

Aziz Yıldırım, futbolun sahada oynanmadığını bildiğinden, transfer ihtiyacı da duymadan 3 yılda 3 şampiyonluk yolunda gerekli adımları yemekli toplantılarda atıyor.

Keser döner sap döner gün gelir hesap döner, dönecek, hem de sahada!

29 Ocak 2010

A. Eren Loğoğlu

2010'da Sinema



Sherlock Holmes / Ocak 2010

Yönetmen: Guy Ritchie Oyuncular: Robert Downey Jr. Jude Law, Rachel McAdams

Sherlock Holmes, Guy Ritchie'nin çektiği filmde bir İngiliz beyefendisi olmaktan çok uzak. İçki içiyor, dövüşüyor ve biraz keçileri kaçırmış gibi görünüyor. Sabah üçte kalkıp keman çalmaya başlıyor, etrafı kirletiyor, yıkanmıyor ve Watson'un kıyafetlerini çalıyor! Film 1891 yılında geçiyor. Holmes ve sağ kolu Watson İngiltere'yi yok edecek bir komployu durdurmaya çalışıyorlar.

The Lovely Bones / Ocak 2010

Yönetmen: Peter Jackson Oyuncular: Rachel Weisz, Mark Wahlberg, Susan Sarandon

Peter Jackson'ın bu filmi orklar ve hobbitler içermese de, ölümden sonrasını anlatıyor. Film, 14 yaşındaki Susie Salmon'un cinayete kurban gitmesiyle başlıyor. Susie'nin ruhu kendi cennetini buluyor. Kendi cennetinden dünyaya bakan Susie, oradan ailesini ve katilini izliyor. İçinde intikam duyguları olsa da, ailesinin huzura kavuşmasını ve cinayeti unutmalarını diliyor.

London Boulevard / Haziran 2010

Yönetmen: William Monahan Oyuncular: Keira Knightley, Colin Farrell, Anna Friel

The Departed filminin senaryosuyla Oscar kazanan Monahan'ın yönettiği Londra Bulvarı, İngiltere'de geçen, suçla karışık bir aşk filmi. Filmde Colin Farrell, hapisten yeni çıkmış, Güney Londralı bir sabıkalıyı canlandırıyor. Hayattan elini eteğini çekmiş bir aktrisle tanışıyor ve onun getir götür işlerini yapmaya başlıyor.

The Last Airbender / Temmuz 2010

Yönetmen: M. Night Shyamalan Oyuncular: Dev Patel, Noah Ringer, Nicola Peltz, Jackson Rathbone

Televizyonda tanıştığımız animasyon dizi Avatar'ın birinci sezonundan uyarlanan film, dört elementin insanlar tarafından kontrol edildiği bir dünyada geçiyor. Halklar kontrol edebildikleri elementlere göre hava, su, toprak ve ateş olmak üzere dörde bölünmüş. Ateş halkı dünyayı ele geçirmek için kanlı bir savaşa girişmiş, onları durduracak ve bu savaşa son verecek bir kişi var. O da Aang adlı 12 yaşındaki bir erkek çocuk.

Imaginarium of Doctor Parnassus / Mart 2010

Yönetmen: Terry Gilliam Oyuncular: Heath Ledger, Johnny Depp, Colin Farrell, Tom Waits, Lily Cole

Film günümüzde geçiyor. Hikaye Doktor Parnassus ve onun olağanüstü gezici tiyatrosunun etrafında dönüyor. Doktor Parnassus, tiyatroyu seyrdenlere ışık ve neşeyle, karanlık ve hüzün arasında bir seçim yapma hakkı tanıyor. Ama karanlık bir sırrı var. Şeytanla kirli anlaşmalar yapmış. Film 2009 Ocak ayında hayatını kaybeden Heath Ledger'ın son filmi. Onun yarım bıraktığı sahnelerde ise Johhny Depp, Colin Farrell ve Jude Law oynuyorlar.

Eclipse / Haziran 2010

Yönetmen: David Slade Oyuncular: Kristin Stewart, Robert Pattison, Taylor Lautner

Beyazperdeyi Converse giymiş çocuklar fethedecek derlerdi de inanmazdık. Stephenie Meyer'in 'Alacakaranlık' kitabını takip eden seri, son yılların en çok merak uyandıran yapıtlarından biri. Bella Swan ve vampir sevgilisi Edward arasındaki tehlikeli ilişki serinin üçüncü bölümü 'Tutulma'da devam ediyor. Bella, bu kez Edward'ın aşkı ve Jacob'ın dostluğu arasında hayati bir seçim yapmak zorunda. Yaşam mı, ölüm mü?

Robin Hood / Mayıs 2010

Yönetmen: Ridley Scott Oyuncular: Russell Crowe, Cate Blanchett

Robin Hood'un efsanesi şimdi de Ridley Scott'un hünerli ellerinde şekilleniyor. Üçüncü Haçlı Seferi'nde kutsal topraklarda savaştıktan sonra ülkesine geri dönen Sir Robin, Nottingham halkının bir tiranın baskısı altında zorlukla yaşadığını görüyor. Ve bir zamanlar kendisine ait olan toprakları geri almak için ünlü Sherwood Ormanları'na çekiliyor.

Salt / Temmuz 2010

Yönetmen: Philip Noyce, Oyuncular: Angelina Jolie, Liev Schreiber

Angelina Jolie, bu filmde CIA görevlisi Evelyn Salt adında görevine ve ülkesine sadık bir ajanı canlandırıyor. Bir sorgulama sırasında yakalanan Rus bir teröristten ABD başkanına suikast düzenleneceğini öğreniyor. Rus, suikastı düzenleyecek kişinin adını da veriyor, Evelyn Salt. İşte o andan itibaren film, Evely'in suçsuzluğunu kanıtlamaya çalıştığı bir kovalamacaya dönüşüyor.

Green Zone / Nisan 2010

Yönetmen: Paul Greengrass Oyuncular: Matt Damon, Jason Isaacs

Adını Bağdat'taki 10 kilometrekarelik uluslararası bir alandan alan film, ABD'nin Irak'ı işgalinin ilk günlerinde başlıyor. Amerika'nın Bağdat'taki üssü haline gelen ve halkın içeri alınmadığı bu bölgede görev yapan Roy Miller ve ekibi, kitle imha silahlarını bulmakla görevlendiriliyorlar. Askerler ölümcül kimyasal silahları ararken kendilerini özenle tasarlanmış bir tuzağın içinde buluyorlar.

Shutter Island / Şubat 2010

Yönetmen: Martin Scorsesse Oyuncular: Leonardo Di Caprio, Ben Kingsley, Michelle Williams, Mark Ruffalo

Filmin hikayesi 1954 yılında Shutter Adası'nda geçiyor. Büyük bir fırtına Massachussetts kıyılarını vurmaya hazırlanırken, sarp kayalıklarla kaplı adadaki tımarhaneden Rachel Solando adında cani bir hasta kaçmayı başarıyor. Teddy Daniels ve Chuck Aule adındaki iki polis, onu bulmak için adaya geliyorlar. Film, Edgar Allan Poe'nin esrarengiz romanlarıyla günümüzün postmodern tuzaklarını bir araya getiren şaşırtıcı ve nefes kesici bir yapım.

The Wolfman / Şubat 2010

Yönetmen: Joe Johnston Oyuncular: Benicio Del Toro, Emily Blunt, Hugo Weaving, Anthony Hopkins

Film 1880'lerde geçiyor. Lawrence Talbot adından gizemli bir adam erkek kardeşinin kaybolması üzerine yıllar önce terk ettiği Blackmoore kasabasına geri dönüyor. Ve insanüstü güçlere sahip kana susamış bir yaratığın bir süredir kasabalıları öldürdüğünü öğreniyor. Bu kanlı yapbozun parçalarını birleştirmeye başlayan Talbot, kanını donduran bir lanetten Kurtadam'dan haberdar oluyor.

Whatever Works / Ocak 2010

Yönetmen: Woody Allen Oyuncular: Larry David, Evan Rachel Wood, Patricia Clarkson

Kafası karşık bir New Yorklu satranç hocası, lüks yaşamını terk edip bohem bir hayat sürmeye başlıyor. Bu sırada güneyli bir kızla ve onun ailesiyle tanışıyor. Aralarında 40 yıllık yaş farkı olmasına ve farklı kültürlerden gelmelerine rağmen kızla evleniyor. Ve her Woody Allen filminde olduğu gibi zıtlıkların çarpıştığı noktalardan kara komedinin en has diyalogları ortaya çıkıyor. İnsan filmde o kadar çok gülüyor ki, sonunda midesine yumruk yemiş gibi hissetmekten muzdarip bir halde salondan dışarı çıkıyor.

Wall Street 2: Money Never Sleeps / Nisan 2010

Yönetmen: Oliver Stone Oyuncular: Michael Douglas, Charlie Sheen, Shia Leboeuf, Carey Mulligan

1987 yapımı Oscar ödüllü filmin devam yapımında Michael Douglas, Gordon Gekko rolüyle yeniden karşımıza çıkıyor. New York'ta geçen film borsanın çöküşüyle başlıyor. Film, yirmi yılın ardından hapisten çıkan Gekko'nun etrafında dönüyor ve onun bir yandan borsadaki düşüşü durdurmaya çalışmasını, bir yandan da kızı Winnie'yle arasını düzeltme çabalarını gösteriyor. İşin içine bir de cinayet giriyor.

Clash of The Titans / Mart 2010

Yönetmen: Louis Leterrier Oyuncular: Liam Neeson, Ralph Fiennes, Gemma Arterton, Sam Worthington

1981 yapımı filmin yeniden çevriminde ünlü oyuncular bir arada. Konusunu Yunan mitolojisindeki Persues'un hikayesinden alıyor. İnsanların güç için krallara, kralların ise tanrılara baş kaldırışı anlatılıyor. Filmde Sam Worthington tanrı doğup insan yetiştirilen Perseus rolünde. Kötülüklerin efendisi Hades rolünde Ralph Fiennes var. Tanrıların kralı Zeus'u ise Liam Neeson oynuyor.

Red Sonja / Aralık 2010

Yönetmen: Douglas Aarniokoski Oyuncular: Rose McGowan

Kılıç tutan kadın şeytan Kızıl Sonja geri dönüyor. Barbar Conan'la beraber kötülere karşı dövüşen Kızıl Sonja'yı 1985 yılında Briggitte Nielsen canlandırmıştı. Şimdi sıra adını Robert Rodriguez'in sevgilisi olarak duyuran kızıl güzel Rose McGowan'da. Sonja'nın köyü düşmanlar tarafından yakılıp yıkılmış ve ailesi öldürülmüştür. Küçük kız, o andan sonra kendini intikam almaya adar.

Iron Man 2 / Mayıs 2010

Yönetmen: Jon Favreau Oyuncular: Robert Downey Jr, Scarlett Johansson, Mickey Rourke, Gwyneth Paltrow

Milyoner playboy ve süper kahraman Tony Stark'ın maceralarının ikinci bölümü, serinin ilk filminden altı ay sonrasında geçiyor. Bu bölümde Stark, neredeyse bütün kötü kahramanlarına karşı savaşıyor, bir de alkolizmin pençesinden kurtulmaya çalışıyor. Serinin ikinci filminin, parti daha yeni başlıyor dedirtecek türden bir kadrosu var. Mickey Rourke, Tony Stark'ın azılı düşmanı Rus Ivan Vanko'yu canlandırıyor. Rolüne hazırlanmak için bol bol votka içip Rus hapishanelerii inceleyen Rourke, Rusça konuşmayı da öğrenmiş. Gwyneth Paltrow ve Scarlett Johansson filmin diğer starları.

Prince of Persia: Sands of Time / Mayıs 2010

Yönetmen: Mike Newell Oyuncular: Jake Gyllenhaal, Alfred Molina, Ben Kingsley, Gemma Arterton

1989 yılında kocaman disketleri bilgisayara sokup oynadığımız Prince of Persia, sonunda filme aktarıldı. Kılıç sallama, zıplayıp yukarı tutunma ve kendini çekme hareketleriyle zamanın çocuklarını büyüleyen bu efsanevi prensi filmde Jake Gyllenhaal canlandırıyor. Zalim bir hükümdarın dünyayı yok edecek bir kum fırtınası çıkarmasını önlemek için çabalıyor.

Harry Potter and The Deathly Hallows / Kasım 2010

Yönetmen: David Yates Oyuncular: Daniel Radcliffe, Emma Watson, Rupert Grint

Harry Potter serisinin sondan bir önceki kitabı olan Ölümcül Takdis, iki bölümlük birer sinema filmi olarak izleyiciyle buluşacak. İlk bölüm 2010'da vizyona giriyor. Bu bölümde Voldemort bütün Sihir Bakanlığı'nı ele geçiriyor. Voldemort'un kimsenin adını daha önce duymadığı bir sihir çubuğunun peşine düştüğünü duyan Haryy, olayı biraz kurcaladığında, Ölümcül Takdis denilen gizemli bir olayı öğreniyor.

Alice in Wonderland / Mart 2010

Yönetmen: Tim Burton Oyuncular: Johnny Depp, Mia Wasikovska, Helena Bonham Carter, Anne Hathway

Her şey bir Tim Burton filminden beklenecek kadar karanlık. Ama elbette bu karanlığın bile peri masallarına uygun bir pırıltısı var. Filmde Alice 19 yaşında genç bir hanımefendiyi oynuyor. Katıldığı bir davette yüzlerce insanın önünde zengin bir beyefendiden evlenme teklifi alıyor. Ancak Alice durumdan hoşlanmıyor, kaçmaya başlıyor ve beyaz bir tavşanın peşinden bir deliğe düşüyor. Kendisini yıllar önce geldiği ama sonra unuttuğu Harikalar Diyarı'nda buluyor ve bu ülkeyi Kırmızı Kraliçe'nin zulmünden kurtarmak için uzun ve zorlu bir maceraya atılmaya karar veriyor.

The Book of Eli / Ocak 2010

Yönetmen: Albert & Allen Hughes Oyuncular: Denzel Washington, Mila Kunis, Tom Waits, Gary Oldman

Yılın en iyi filmlerinden biri olmaya aday. Mad Max tarzı bir kıyamet sonrası filmi. Yalnız dolaşan kahraman Eli, kutsal saydığı kitabı korumak için kötülerle savaşıyor.

Bu yazı, Pegasus Magazin dergisinden derlemedir.

29 Ocak 2010

A. Eren Loğoğlu

27 Ocak 2010

Gio & Jo



Baros & Kewell sakatlıklarından dolayı üzerimize çöken sis bulutlarını dağıtmasından ötürü tinsel anlamı var bu transferlerin. Acıbadem markasıyla çalışılmasının yarattığı komplo teorilerinin son bulmaması ve takımdan ayrılan 2 oyuncunun Sağlık Kurulu hakkında yaptığı açıklamalar, zihinleri bulandırmaya devam ediyor. İçinde Fenerbahçe geçen ya da bu spor kulübünün menfaatinin olduğu her kurum ve kuruluştan uzak durmak, farklı rekabet alanları oluşturabilmek, çok daha akılcı bir strateji kanımca.

Gio & Jo, kiralık olarak takım kadrosuna katıldı. Frank Rijkaard'ın uzun vadeli planlarının bir parçası olma olasığı yüksek her 2 oyuncunun da. Katalanlar Johan'ın yolunda yürümeye devam ederken, Galatasaray da benzer hamleleri yapma çabasıyla kıvranıyor. Süreç sancılı, şampiyonluk şart olsa da Rijkaard, tereddüt etmeden zihninde yer alan projeleri uygulamaya bir an önce geçirmek istiyor, devre arası olmasına rağmen.

Ayağa, yerden pas mottolu, pas açısı oluşturmak adına dinamik ve hıza dayanan, dar alan kullanan bir hücum futbolu, yeni FCB.

Barcelona'ya benzer bir futbol oynama arzusu ya da projesini ütopik görenler elbet olacaktır ancak Katalanların oyuncu değerine erişilemeyecek olsa da, bu denli başarılı bir futbol mantalitesini, modelini Galatasaray'a kazandırabilmek Rijkaard'ın İstanbul'u tercih etme sebeplerinin başında geliyor.

4-3-3'ten 4-6-0'a uzanan geniş ve modern bir yelpaze, Gio & Jo, Baros & Kewell, Arda & Elano, Keita & Caner gibi üst seviye kombinasyonlardan oluşan bir hücum yapısı.

Geriye bazı Türk oyuncuların uyum sıkıntısı kalıyor ki bu da zaman alıyor. Balta, Topal, Servet, Uğur, Sabri, Sarp, Zan, Güngör, Barış, Serdar, Ufuk ve Aykut. Projenin başarıya ulaşma şansı, Türk oyuncu grubunun ne derece evrilebileceğine bağlı gibi gözüküyor. Haziran'da başlayan dönüşüm bazı oyuncular üzerinde etkili oldu, Sabri ve Sarp daha verimli bir oyun sergiliyorlar ancak Topal ve Balta gibi bir adım ileri gitmeyen oyuncuların varlığı da can sıkıyor. Gio & Jo gibi transferler, alışma sürecini hızlandırmak adına çok değerli.

Eksiklikler hala bulunuyor, Lucas proje için aranan isim miydi tartışılır, her ne kadar Bülent Korkmaz etkisi yaratacak olsa da, orta sahada ciddi bir box to box oyuncu eksikliği, Topal sadece savunma görevleriyle sahada bulunmalı ve kaleci sorunsalı, Aykut'un Kalli dönemi performansının Leo'nun bu yıl gösterdiğinden daha iyi olduğunu düşünüyorum ve yabancı kontenjanında sıkıntılar yaşanıyorken, bu sorunun da en azından sezon sonu çözüme kavuşturulması gerekiyor.

Hamit, Marco, Sinan Bolat, Marquez zihnime gelen ilk isimler, sezon sonu adına.

___________Baros_________
Kewell______________Keita
______Arda_____Elano_____

Bu yapıya Caner, Gio ve Jo da katıldılar, olağanüstü bir başarı.

Avrupa maçlarında kısa vade içerisinde, 4-6-0 düzeninde, Gio ve Keita'yı en önde, arkalarında Arda, Elano ve Caner'i görebiliriz.

Rijkaard'ın artık Davids hamlesini de yapması gerekiyor, devre arası ya da sezon sonu.

27 Ocak 2010

A. Eren Loğoğlu

23



Roger, üst üste 23 Grand Slam Yarı Final seviyesine erişme başarısına da ulaşmış oldu Avustralya Açık 2010'da. Nadal, Amerika Açık 2009'ta olduğu gibi yine gelemedi Fedex'in karşısına. Formunun zirvesinde olmadığı zamanlar Federer'e denk gelmeyince, H2H istatistikleri de olumsuz yönde bir değişiklik göstermiyor Rafa açısından. Rafa, Roger'i yenebilmek adına kazandığı fiziksel gücün getirdiği sakatlıklarla uğraşıyor son 1 yıldır. Oyun yapısını ya da Fedex'i yenme stratejisini fiziksel güç üzerine kuran bir sporcunun dramı da denilebilir buna. Federer'in sağlık ve başarı anlamında yakaladığı sürekliliğin ne kadar değerli olduğu anlaşılıyor, zaman sonsuz akışı boyu yol alınca Nadal'ın öyküsünde.

Federer, daha ne kadar ve nereye kadar gider bilinmez, motivasyon ve konsantrasyonun çok önemli olduğu tenis sporunda. Birkaç Grand Slam daha kazanmak isteyecektir elbette, Wimbledon özellikle.

C'mon Fedex.

27 Ocak 2010

A. Eren Loğoğlu

Zafere Kaçış

Altıkırkbeş suları

Yalnızlık köşe bucak
Yeni nesil kararsızlık kalıbına sokulmuş sürü

İncir ağacı dikilmiş ocak

Sessizlik çığlığıyla yankılanan hayvan çiftliği

Özgür ruh ve bedeni hapseden sınırlar ülkesinin

Acımasız, acınası, grotesk hali

Ey ahali!

Bizi çoğaltıp nöbet yerlerine yollamayı bırak
Soğuk namlunun ucundan uzaklaştır gövdemizi

Düşünüp taraf olalım diye okumak

Zafere kaçış değil mesele

Doğru düzgün olmayan esas

Kanlı fırça darbeleriyle inşa edilen

Bu yağlıboya tablo!

Ah Pablo,

Hangi sanat toplum için?

26 Ocak 2010

A. Eren Loğoğlu