30 Temmuz 2009

Elano Galatasaray'da



Rijkaard, Neeskens, Roca Teknik Heyette,

Kewell, Baros, Keita, Elano, Tobias, Leo, Nonda yabancı kontenjanından kadroda,

Bu isimlerin yanında Arda, Topal, Balta, Servet, Ayhan, Zan, E Güngör, E Aşık, Sabri Türk Milli Takımının temelini oluşturan yerli oyuncular olarak kadroda,

Altyapıdan gelen, Uğur, Serdar kadroda

Daha Türk Milli olamayan Barış, ayrıca Alpaslan, M Sarp var. Elano heyecanıyla ismini saymadıklarım da olmuştur.

Haldun Üstünel'in yaratımında büyük emek sarfettiği bu kadro, Rijkaard'ın elinde Avrupa'nın her anlamda en üst seviye takımlarıyla yarışır bir konumu yer edinecektir. Avrupa Ligiyle başlayan süreç önümüzdeki sezon CL ile devam edecek, 1 sezonluk takımı tanıma, sistemi oturtma kazanımlardan sonra eksikler daha iyi görülecek ve birkaç takviye ile de çok güçlü bir şekilde Barcelona'ların olduğu gruplara gönül rahatlığıyla düşülecektir.

Elano, bu düşünceleri bünyeye zerk edebilecek kadar önemli bir transferdir. Algıları bozacak derecede farklıdır da üstelik. Baros, Kewell ve Keita'nın transferi için kariyeri düşüşteydi sebebini öne sürenler, Galatasaray tercihini görmezden gelenler, kariyerinin düşüş evresinde olmayan, daha birkaç gün önce, Milan ve Inter'in istediğinden bahsedilen Elano'nun transferini nasıl karşıladılar acaba!

Santos'u Brezilya Milli yapanlar, dünya kulüpleri peşindeydi diyenler Elano için ne söyleyebilirler, konuşma şansları var mıdır yoksa ağızlarını bıçak bile açmaz bir hale mi bürünmüşlerdir!

Santos kötü oyuncudur diye söylemiyorum bunu, oluşturan imaja, alaca bulacaya, camiasını kandırmak isteyen, Aziz Yıldırım'ı dolaylı yoldan da olsa besleyen sahtekar tavra itirazım. Elano'yu nasıl bir kategoriye sokmamız gerek, 35 kere Brezilya Milli olmuş bir oyuncu, bölgesinde oynayan pek çok yıldız isim var iken.

Kadrosunda 8 Brezilyalı bulundurup, 7'sini sahaya sürerek, 4 yabancı kontenjanı hakkını Türklerden yana kullananlar, Brezilya Ligi takımı hüviyetinde adaletsizliklere güvenerek yarışanlar bunları anlayamazlar, daha önce de anlayamadılar, vizyon denilen sözcüğün anlamından uzak, Aziz Yıldırım ve zihniyetine tamah edip, taparcasına bağlı olanlar, daha uzun bir süre de algı sorunu yaşayacaklar. Bir de engellenen Seyrantepe Stadı biterse, 10 yılda uzay çağına eriştiği söylenen Aziz Yıldırım'ın Fenerbahçe'sinin Galatasaray'ın olmadığı bir ortamda vizyonsuzluk sonucu, ne tür bir seviye yakaladığı görülecektir. Aradan geçen 12 yıla rağmen hala Avrupa'ya hazırlanıyoruz masalına -bilinçli olarak getirilmeyen iyi teknik adamlar da dahildir buna- kananlar için, Rijkaard'ın 2 yıl içinde oluşturacağı süreç ve başarı belgeseli büyük bir şaşkınlık yaratacak, belki de asıl devrimi, Türk Sporu'nun üstündeki karanlık gölgeleri de bir daha düşmemek üzere kaldırarak gerçekleştirecektir.

Elano, bu derece önemli bir transferdir de.

Gelelim maddi ve teknik boyuta. 10 milyon Euro üzerinde bir değer biçilen ve transfer olan bir oyuncu için, harcamayı bu seviyenin altına düşürerek imza attırmak bir başarı. Oyuncunun yaşı, kariyeri gereği de en az Keita kadar hatta Keita'dan bile potansiyelinin yüksek olduğu söylenebilir, geri dönüşüm anlamında.

City'de orta 3'lü ve 4'lüde görev aldı, SWP ve Ireland ile, arkalarında Kompany ya da Zabaleta oynadı. Topal ya da Sarp'ın önünde Elano & Arda, Elano & Tobias, Elano & Ayhan şeklinde alternatifler var, tercihim süreklilik ve uzun vade açısından Tobias'ı içeren olur. Xavi & Iniesta benzetmelerini duyar gibiyim. Elano kanatlarda da oynayabilir, bu da önemli bir artı. Kewell, Keita, Arda, Serdar ve Elano olacak ki, müthiş ötesi. Özellikle Elano & Arda içeren bir orta 3'lü Türkiye Ligi'nde 20 maçı rahatlıkla götürür ancak zorluk derecesi artan deplasmanlarda ve Avrupa Arenasında, Tobias'ın devreye girdiği bir yapı, takımın başarı grafiğini daha yukarı çekecektir, bu da önceki yazılarımda da ısrarla vurguladığım 2 yapıyı ortaya koyuyor;

Alternatif 1:

_____________Topal________________
______Tobias_______Elano__________
___Keita__________________Arda____
_____________Baros________________

Alternatif 2:

_____________Topal________________
______Elano_________Arda__________
___Keita__________________Kewell__
_____________Baros________________

Alternatif 2'nin biraz fantastik kaçtığını ve savunma zaafları yaratacağını söylemek olası. Xavi & Iniesta benzetmesini yaparken, Xavi'nin savunma yönünü ve Barça'nın topla daha çok oynama kaynaklı olarak, pek çok takıma göre daha az savunma yapmak durumunda kaldığını belirtmekte fayda var. Başarılı bir alan paylaşımlı savunma, özellikle Barça'nın yaptığı gibi geride beklese de hareketli, pas arası kovalayan bir anlayış içerisinde bu 2 oyuncu, hem Arda'nın hem de Elano'nun zayıf da olsa savunma algıları olmalarından ötürü, başarı sağlayabilir. Ben yine de Tobias'ın olduğu bir yapıyı daha sağlıklı buluyor ve önemsiyorum.

Sabah Atahan ile telefonda konuşurken şöyle bir benzetme yaptı. Lincoln Ronaldinho ise, Elano Kaka türünde bir oyuncudur. Bunun anlamı takıma uyumu daha kolay olan -bunu zaten Premier League'de oynayan Brezilya bir oyuncu olmasından anlıyoruz- sorun çıkarmayan, bunları sergilerken Brezilya tekniğini de sunan, topla adam eksilten, uzaktan şutları olan ve en önemlisi duran topları çok iyi kullanan bir oyuncu Elano. Penaltı, korner, frikik her duran topun başına gelir ve golle sonuçlandırır, Türkiye Ligi açısından bu çok önemli bir hamle ve başarıya giden en kısa yol. Elano özellikleri, fiziği, topu sürüş biçimi açısından da Kaka'yı andırıyor, Milan O'nu isterken, Madrid'e giden Kaka'nın yerine düşünüyordu zaten, bu da Elano'nun oyunun iki yönünde de varolan tarzını ortaya koyuyor.

Elano'nun saha içi katkısının yanında, belirttiğim psikolojik katkısı da çok mühim. Türkiye'deki en ciddi rakibinizin 8 Brezilyalısı var ve hiçbiri Elano kadar Milli Takım'a seçilememiş.

Maliyet hesabı bilmeyenlere, bunlarla ilgilenmeyenlere de ek bir bilgi verelim. Elano + Keita'ya yapılan harcama Fenerbahçe'nin hemen hemen Mehmet Topuz ve Özer'e yaptığı ile aynı.

Rijkaard'ın yarattığı özgüven havası bir kalkan oluşturarak Elano'yu koruyacak, medyanın Lincoln'ü, hem oyuncunun hem de taraftarın yanlışlarıyla düşürdüğü durum, yaşanmayacaktır. Yine de dikkatli olunmalı, yalan yanlış ve art niyet içeren haberlere sezon boyunca aldırış etmeden, sabır yeminleri edilen Rijkaard'a güvenerek -Elano'yu o istedi çünkü- yola devam etmeliyiz, özellikle bu akşam yaşanabilecek bir sıkıntı karşısında su koyvermeden.

Türkiye'de yılın transferidir Brezilyalı Elano. Türk Futbolu'nun başarı merkezi Galatasaray, görevi yeniden almak için hazır.

30 Temmuz 2009

A. Eren Loğoğlu

28 Temmuz 2009

Türk Futbolu Komedisi



Türk Futbolu diye bir şey yok, Sivasspor gerçeği diye bir şey hiç yok.

Şampiyonlar Ligi Ön Elemesi'nde Anderlecht karşısında Türkiye Ligi 2.sinin, sonucu önemsemeden söylüyorum, düştüğü durum ortada. 3 pas bile yapamadılar.

Valisi, Başkanı, Teknik Adamı, küfür eden ama etmediği iddia edilen centilmen taraftarı ve hak etmediği zaman bile kazanmak istemesi gibi pek çok unsuruyla küçük Fenerbahçe'yi andıran Sivasspor'un Avrupa kaderi hak ettiği şekilde büyüğüne benzedi. Devlet desteğiyle Edirne dışına çıkmayı başarabilen futbol katledicisi bu zihniyet, asıl meydanda, desteksiz ve orantısız gücünün ne kadar olduğunu gördü. Türkiye Ligi'ndeki gibi rakipleri sindirmeye izin veren bir hakem, kural dışı sertliklere serbestlik yok Avrupa'da. Sahaya yabancı madde atamazsınız, yaptırımlar ağır, Anadolu takımı şirinliği, hokkabazlığı yok, topunu oynarsan varsın yoksa ekmek yedirmezler, 45 dakikada yarı sahana hapseder, aklını alırlar böyle, türbülansa uğrarsın.

Türk Futbolu diye bir şey yok, inanmayın bu masala! Galatasaray ne zaman başarılıysa, Türk Futbolu da o zaman başarılıdır, gerisi La Fontaine. Zico dönemi Fenerbahçe'sinin CL başarısı da tesadüf zaten Aziz Yıldırım'ın söylediği tekrarlanmama kuralından ötürü.

Bilica'yı verip Yasin'i alırsan Fenerbahçe'den, olacağı da budur. Gerçi o camiadan yetiştiği için Uygun, iyi bilmesi gerek Fenerbahçe'nin menfaati her şeyin üzerindedir.

Kızına küfredilmedi, 6 olmaz 5 olur dedi oldu, dil uzattığı Arsene Wenger'in Arsenal'inden kurtuldu, daha ne!

Geçmiş olsun faşizm, Bülent Efendi, masal anlatıcıları, hayalperestler ve Türk Futbolu sevicileri!

Teşekkürler toplumcu gerçekçi şiir, Anderlecht ve futbolun adaleti.

28 Temmuz 2009

A. Eren Loğoğlu

27 Temmuz 2009

Yılın Transferi, Ibra Barça'da



Sonunda gerçekleşti beklenen transfer. Ronaldo ve Kaka transferi, Zlatan'ın Barça'ya gelişi ve Eto'o'nun gidişine dair, bu zamana kadar alisamiyen.net forumuna yazdıklarımı derliyorum, karmaşık durabilir, bütünsel gelmeyebilir ama zaman sorunsalı yaşamamdan ötürü böyle bir yol seçmek durumundayım, anlayışla karşılanacağı ve derlemeden çıkarımlar yapılabileceğini umuyorum.

http://www.fcbarcelona.com/web/english/noticies/destacades/n090726107746.html

Başlangıcı eski bir yazımın yorum kısmına eklemelerle yapmıştım, önce oraya uğrayalım;

http://erenlogoglu.blogspot.com/2009/06/7-cristiano-ronaldo.html

Kaldığımız yerden devam edelim yorumlara, 15 Haziran tarihli bir başka yazı;

http://erenlogoglu.blogspot.com/2009/06/etoo-transfer-olaslklar.html

Eto'o'nun transfer bedeli üzerine, 17 Haziran tarihli bir yazı;

http://en.wikipedia.org/wiki/Webster_ruling

Eto'o, bu kural sonucu, transfer bedeli yerine, kontrat bedeli karşılığı ayrılabiliyor takımdan, bu da en fazla 10 milyon Euro yapar.

Kuralın İngilizcesi de şu, yanlış çevirip çevirmediğimi görmek açısından;

"It outlines the provisions which apply if a contract is terminated without just cause, and the requirement for the party in breach to pay compensation. Specifically, it states that any player who signed a contract before the age of 28 can buy himself out of the contract three years after the deal was signed. If he is 28 or older the time limit is shortened to two years. Article 17 was introduced in December 2004, with effect from 1 July 2005."

Bir de kaynaklar içerisinde geçen bir kısım var, onu da ekliyorum;

"The regulations provide that outwith the “Protected Period” (three years’ service for a player whose contract was executed before he was 28, and two years for a player whose contract was executed after he was 28, a player may unilaterally break the remainder of his contract of employment and be entitled to transfer his registration certificate (his licence to play football) to a new club. Unless the contrary is stated in the contract, however, compensation will be payable to the club as a consequence, which, in terms of article 17, para 1 “shall be calculated with due consideration for the law of the country concerned, the specificity of sport, and any other objective criteria”."

Bir avukat arkadaşımın konuya yorumu;

"Bahsedilen olay kulüplere tanınan bir hak değil, geçerli bir sebep olmadan yapılan sözleşme feshine ilişkin ödenecek tazminat tutarının belirlenmesi.

Yani bahsedilen 17. madde şu kadar getirirsen serbest kalırsın demiyor, taraflardan biri sözleşmeyi haklı bir sebep olmaksızın feshederse kulübe şu kadar tazminat ödenir diyor.

Bu çerçevede feshedilen sözleşmenin son senesi olup olmamasının bir önemi yok. Sözleşmelerin korunmuş bölümünün bitmesi şartıyla (ki bu bölüm sözleşmenin imza anında 28 yaşından küçük olan oyuncular için 3 sene, büyükler için 2 senedir) eski kulübe bir tazminat ödenir. Bu tazminatın miktarı belirlenirken ise , fesh edilen sözleşmede en fazla 5 seneye kadar olan zaman dilimi için futbolcunun sözleşmeyi feshetmeseydi o tarihten sonra hak kazanacağı ücret ve eski kulübün yaptığı sair masraflar dikkate alınır diyor.

Yani Eto'o 10 milyou getiren takıma gidemez, Eto'o sözleşmesini fesh edip bir takıma gider ise ve Barcelona'ya ödenecek tazminat yukarıdaki çerçevede belli olur."

Tazminatın ana kalemini oyuncunun sözleşmesi gereği alması gereken ücret oluşturuyor. Ek olarak ödenen masraflar da var ama daha az olan bir miktar, eksik verdiğim bilgi bu.

Kuralın kulüplere hak tanıdığını söylemedim zaten, oyuncunun gitmek istemesine, daha çok para kazanmasına ve ödenen abartı transfer ücretlerine karşı oluşturulmuş bir sistem bu genelde. Kontratının son yılına gelen ve Protection Period içerisinde yer almayan oyuncuları, kulüpler önce Bosman sonra da Webster kuralı çerçevesinde dikkate alıyorlar ve yeni sözleşmeler öneriyorlar oyuncularına.

FIFA yönetmeliğinde şöyle bir fark var;

FC Barcelona, Eto'o Bosman kuralına göre bedelsiz gitmesin diye, sözleşme yenilemek arzusunda, yenilenmez ise de Internaziole Eto'o'yu Webster kuralı çerçevesinde belli bir tazminat bedeli karşılığı transfer etmek istiyor. Bu da yaklaşık 10 milyon Euro yapıyor, sözleşme bedelinin dahil olduğu bir tazminat olarak. Zlatan'ı da 30 milyon Euro'ya verebilecekleri için, karşılıklı anlaşmaları kolay gözüküyor, FIFA'ya düşecek bir ceza durumu olmadan. Kerem'in tanımı kesinlikle doğru, benimki gibi eksikleri de var ancak son cümlede yaptığı yorum yanlış, sebebi de 2 kulübün bu takas çerçevesinde anlaşıyor olması.

10 milyon Euro bedelini, İspayol basınından okumuştum, takas haberlerine göz atarken. Sonuçta Eto'o'nun Barça'da ne kadar ücret aldığına dair bir veriye hiç kimse sahip değil. Tahmini olarak bu sayıyı verdim, bunu da belirttim zaten en fazla 10 milyon Euro'dur diye, tazminat da buna yakın oluyor, ana kaynağı sözleşme ücreti olduğundan.

Lincoln'e de bakalım;

Schalke'ye transferi Skysport'tan: "The two clubs agreed the deal on Wednesday with Lincoln signing a four-year deal at the Arena AufSchalke and Seitz receiving a two-year contract at the Betzenberg Stadion."

Galatasaray'a transferi FIFA.com'dan: "Lincoln, 28, will sign a four-year deal with the Istanbul club. Schalke did not disclose the transfer fee for a player who had a year to go on his contract but German media estimated the amount at five million euros"

'Schalke, 1 yıl sözleşmesi kalan oyuncusu için transfer bedeli açıklamadı fakat Alman Medyası değeri 5 milyon euro olarak tahmin etti' şeklinde çevirdim son cümleyi.

Sözleşmesinini bitimine bir yıl var iken, Galatasaray transfer ediyor. Lincoln'ün statüsü şu; transfer olurken, Bosman Kuralı'na 6 ay kalmış, Webster Kuralı'na da uyuyor, 2005'te 4 yıllık sözleşme yapmış Schalke ile ve sözleşmesinde 3 yılı doldurmuş.

Lincoln'un sanırım Teknik Adam ile sorunları vardı, sözleşme yenilemek yerine ayrılmak istiyordu, Galatasaray da devreye girdi bu noktada, tazminat bedeli yerine -ki bu işi yokuşa sürmek, zorlaştırmak, mahkeme yollarına girmek anlamına da geliyor eğer ihtilaf olursa- bonservis bedeli ödeyerek Lincoln'un transferini kolaylaştırdı. Ödenen 5 milyon Euro, tazminat bedeli de belirlense, Lincoln'un 2.5 milyon Euro sözleşme ücreti olduğunu varsayarak, 3.5 - 4 milyon civarında olurdu gibime geliyor. Transfer bir an önce bitirilmek istendiğinden, Özhan Canaydın'ın böyle bir hamleye ihtiyacı olduğundan, 1 - 1.5 milyon Euro'luk zarar göz ardı edildi, yorumum bu yönde, farklı düşünen, transfer başarısızlığı diyen de olabilir buna.


20 Temmuz tarihli bir başka yazı;

Eto'o'nun değeri 50 milyon Euro olabilir kariyeri, oyunculuğu ve yaşı açısından, katılırım ancak 50 milyon Euro'ya transfer olmalıdır diye bir koşul belirtilemez. Transfer sözcüğü geçtiğinde devreye FIFA kuralları, sözleşme şartları girer. Değeri milyon Euro'larla ölçülebilecek pek çok oyuncu, Bosman kuralıyla sözleşmesinin bitimine 6 ay kala, bonservis bedeli ödenmeden transfer olmuşlardır, Juve ve Bayern çok sever bu işleri.

Dünyanın en iyi, en yetenekli, en verimli, en formunun zirvesinde hücum oyuncuları diye listeler oluşturulsa Zlatan tamamında ilk 5'e girer. Drogba, Torres ve Eto'o da yer bulur kendine, Villa bulamaz asıl değil yardımcı forvet olmasından dolayı. Bu açıdan bakıldığında sorun yok duruyor olsa da Barca'nın futbol modeline Eto'o kadar uyum gösterip gösteremeyeceği tartışılacaktır Zlatan'ın. Tüm karakter sorunlarına karşın, şampiyonluk kutlamalarında mikrofonu eline alıp Madrid'e hakaret edebilen, Madrid'den gelen ve en çok golü Madrid ağlarına bırakan, Katalanlaşan Eto'o'yla, Ronaldo'dan sonra 2. sevimsizlik abidesi İbrahimoviç'i karşılaştırınca, bünyenin Zlatan'ı kabul etmesi kolay gözükmüyor. Galatasaray ve Florya gibi havası, suyu farklıdır Barcelona şehri ve Katalan kimliğinin ama bu adama etki eder mi, bilinmez.

Laporta Eto'o'nun kalmasını istiyor pek çok Katalan gibi ancak FCB'nin menfaatleri kişisel düşüncelerden önce geliyor. Eto'o sözleşmesi bitince kalmak istemeyeceğini gösteren bir tavır sergiliyorsa, belli bir değeri var iken onu gönderip yerine aynı seviyede başka bir oyuncu almayı düşünmek transfer becerisi olarak çok olumlu. Zlatan Eto'o kadar etki yapar mı, kanımca hayır, umarım Eto'o kalır.
Zlatan, Eto'o, Drogba'dan hangisinin en iyi olduğuna dair bir tartışmadan, 25 Temmuz tarihli bir yazı;

3 oyuncu arasındaki tartışmaya dönecek olursam, karşılaştırmaya dair sorulması gereken sorular gözden kaçırılmamalı.

Neye göre seçim yapılacak, oyuncunun yeteneği mi, takımına sağladığı katkı mı, yıllar boyu gösterdiği performans mı, kısaca özellik, verim, kariyer kriterlerinden hangisine göre bir karşılaştırma yapılması isteniyor, bunun belirtilmesi gerekir. Bu soruların cevapları farklı olabileceği gibi, hangi sorunun daha önemli olduğu da ayrıca tartışma konusudur.

Detaya girmeden;

Zlatan daha yetenekli, Eto'o daha kariyerli, Drogba daha verimli denilebilir. Yetenek kısmında az tartışma olabilir, verim konusu oynanan takımla da ilgili olduğundan kararsızlıklar yaşanabilir, kariyer ise veriler üzerinden değerlendirilebilir.

Drogba'nın şöyle bir farkı var, mutlaka gözetilmesi gerekir tartışma esnasında. Mourinho'nun 2000'li yıllarda tekrar ön plana çıkarttığı ve günün en moda oyun şablonu olan 4 - 3 - 3'ün yeniden doğuşunda oyuncu olarak en önemli pay Drogba'ya aittir. Mourinho'nun tek santrafor, kenarlarında 2 hızlı kanat oyunculu sistemi, zamanla diğer takımlara yayılmış ve dönüşümler de sağlanmıştır. Drogba ayrıca, bu sistemle birlikte rakip savunmayla tek başına mücadele eden bir santrafor modelini de futbola tamamen kabul ettirerek, hızlı, seri, bitirici, kısa 2. forvet modelini ortadan kaldırmıştır. Saviola, Owen gibi oyuncuların kariyerlerinde düşüşe geçmelerinin en önemli nedenlerinden biri, üst düzey takımların çoğunun tek santraforlu sistemi tercih etmeleri kaynaklıdır. Kuyt, Henry gibi bazı oyuncuların tek santrafor yerine kenar oyuncularına dönüşmesi de, varlıklarını devam ettirebilmeleri adına önemli bir kazanım oldu. Torres, Zlatan ve Eto'o, Drogba'nın sunduğu modelin en başarılı temsilcileri, bunu da belirtelim.

3 oyuncuya dair sorunun çeşitlemeleri de olabilir;

Örneğin X takımın Kulüp Başkanı ya da Teknik Adamı olsanız, hangi oyuncuyu seçerdiniz. Bu soruya verilecek cevap X takımının kurgusu, oyuncu yapısı, ekonomik durumu gibi pek çok etmenle ilintilidir. Bir takıma oyuncu seçmek konu olduğunda oyuncuların yaş, sağlık ve ödenmesi gereken para durumları da dikkate alınmalıdır.

Drogba 31, Eto'o ve Zlatan 28 yaşlarında, değerleri de yaşlarıyla ters orantılı olarak düşünülebilir. Zlatan estetik yanı da olan bir oyuncu olmasından ötürü biraz daha yüksek bir bedele sahip kanımca.

Bu karşılaştırmaya 25 yaşında olan Torres'in de katılması gerekir, eğer dünyanın en iyi santraforu gibi yalın bir soruya cevap aranıyorsa. Daha önceki yıllarda böyle bir tartışma olsa cevabım Drogba olacak iken, şu an Torres ve İbra arasında kararsız davranırım, Eto'o bir adım geride kalır yetenek ve potansiyel açısından. Ancak bu Eto'o'nun Barça'nın sistemine en uygun oyuncu olduğu gerçeğini asla değiştirmeyecektir.

Bu sezon, belki de dünyanın en iyi 4 hücum silahı, Messi, Ibra, Ronaldo, Kaka karşı karşıya gelecekler, bu yönden de efsanevi maçlar bizi bekliyor olacak, umarım Barça ve Real CL'de de karşı karşıya gelir, Kral Kupası'nda da. Madrid, Messi'ye cevap vermişti 2 transfer ile, Zlatan durumu eşitledi. Psikolojik ve taktiksel olarak hala Madrid'in cevabının olmadığı Xavi - Iniesta ikilisi var bir de, bu da büyük bir avantaj olacak Barça adına. Zlatan'ın sisteme ne kadar uyum sağlayacağı, Eto'o kadar hareketli olup rakip savunmaların boşluklarına sarkıp sarkamayacağı, pas organizasyonuna katılıp katılamayacağı Barça'nın işlerliği açısından çok önemli, zira Eto'o geçtiğimiz sezon boş kaleye de çok top yuvarladı ama o topla buluşmak adına hep doğru yerde oldu.
Sonuç olarak kanımca yılın transferidir Ibra, bedeller hakkında çelişkili sayılar var farklı kaynaklarda. 40 milyon Euro + Eto'o + Hleb kiralık formülü işlediyse eğer, Barça'nın zarara uğrayan taraf olduğu söylenemez. Eto'o sözleşme şartları ve FIFA kuralları gereği 10 milyon Euro üzeri bir bedelle transfer olamayacağından, Ibra'nın transferi yaklaşık 50 milyon Euro'ya, Kaka'dan bile ucuza gelmiş oluyor. Ronaldo için 90 milyon Euro ödenen bir ortamda, Zlatan'ın da bu değeri edeceğini rahatlıkla söyleyebilirim. Hem bu açıdan hem de Madrid'e psikolojik olarak karşılık verebilme açısından çok olumlu bir transfer. Eto'o'nun şu anki tavrı ve önceki yıllarda takımın uyumunu bozan tutumu göz önüne alındığında yerini doldurmak adına transfer edilebilecek 3 isimden birinin de alınmış olması önemli. Elbette bu transfer bir risk taşıyor, işleyen bir sisteme, daha kaliteli de olsa yeni bir parça eklemek risk almak anlamına gelir. Pep, Ronaldinho ve Deco'dan sonra Eto'o'yu da bir anlamda göndererek, Rijkaard döneminden kalan temizliği tamamlamış oldu. Ibra da benzer bir oyuncu, sorunlar yaratabilir, bu da düşünülmüş olmalı. Ibra'nın en önemli artısı, dünyanın en iyi futbol oynayan takımına, kendisinden daha iyi bir oyuncunun yanına gelmesi ve bunun sağlayacağı motivasyon olacaktır. Yeteneklerini, özelliklerini konuşmaya, tartışmaya gerek yok, sisteme uyumu, Eto'o kadar hareketli olması, pas organizasyonlarına katılması, ayağında top tutmadan duvar olabilmesi, tek top oynaması, topsuz koşuları daha sık yapması gerekecek. Teknik olarak bir katkısı da Eto'o'nun CL Finali'nde olduğu gibi zaman zaman 3'lünün kenarlarına geçmesi görevini, Zlatan daha başarıyla uygulayacaktır. Egolarını törpüler, kendisini başarıya odaklarsa, doyumsuz bir sezon daha yaşayacaktır Katalanlar.

27 Temmuz 2009

A. Eren Loğoğlu

25 Temmuz 2009

Bitti!

Görkemsiz Khalkedon
Akdeniz dalgalarıyla kuşatılmış sevdasızlık kalesi

Falezlerde yükselen
Dönüşü ve sınırı olmayan ölüm kulesi

Gözü pek, kara, esmer bir asker

Orada, arasında gezinip bir şeylerin,
Bir şeyler olmasını bekler

Oranın hakları ve halkları yok!

Ve dağlanan yüreğinden kopup gelenleri
Mektubuna şöyle ekler;

Çalakalem yazılan senaryonun içinde

Dram kokan bir filmin afişinde adın

Kendisini keşfetme yolculuğunu yaşamadan
Toplumun kendisine biçtiği rolü oynayan kadın

Tinsel yanları törpülenmiş heyecansız tutkuyla
Sahte gülümseme anlarında oluşan cansız coşkuyla

İçi doldurulmuş oyuncak bir bebek gibi olsan da

Yağmur damlasının
Gökyüzünden yeryüzüne düşme süresi boyunca sevdim seni

Toprağa karışan su çokluğunda sevdim.

Göç etti geride bırakılan yanılsamalar
Sırada sebepsiz, sargılı ürperti nöbetleri var

Yokluğuna bile duyulan sancılı özlem
Karın ağrısı, titrek ergen tavrı

Bitti!

Uçtu hüzün, kanadı kırık, gitti!

25 Temmuz 2009

A. Eren Loğoğlu

13 Temmuz 2009

Matematiksel Futbol



Oyuncu karakterleri ve taktiksel düşünceler takımların belirli formasyonlarla -simetrik ya da geometrik- sahada yer almalarına sebep olurlar. En yalın ifadeyle futbol sahasının 105×68 metreden oluşan bir dikdörtgen, geometrik bir unsur olduğu göz önüne alındığında, bu alanı en iyi kullanabilme adına 11 oyuncunun en verimli şekilde sahaya nasıl yayılması gerektiğinin zihni yorması, tutarlı, sağlıklı ve daha çok dikkat verilmesi gereken konulardan biri olmak zorundadır. Formasyonu, oyuncular hep bu belirtilen yerde duruyorlar şeklinde de algılamamak gerekir, her oyuncunun formasyon üzerinde konumlandırıldığı bölgeyi bir dairenin merkezi kabul ederek, oyuncunun yoğun olarak bu bölgeyi savunması ya da hücum anlamında kullanması istenir.

Şu da kabul edilmelidir, futbol sadece formasyona dayalı bir oyun da değildir. Fiziksel güç, psikoloji, rakibin taktiksel yapısı ya da oyun akışkanlığı bu duruma örnek teşkil edebilir. Oyun akışkanlığını biraz açayım;

Fenerbahçe ile oynuyoruz, Yeni Açık Tribün tarafında bulunan kale seçimi yapıldı, Eski Açık'a doğru hücum ediyoruz diyelim. Arda'nın taktiksel tercih gereği sol bölgede, Kapalı'nın önünde oynadığını varsayalım. Taç çizgisine paralel bir top alsın ve topla ilerlesin bu bölgede, oyun rakibin sağ bölgesine, Galatasaray'ın sol bölgesine Arda'nın topu tutabilme ve pas verme anına kadar -pas verme eylemindeki tercihi de önemli, oyunu açmak adına ters kanat düşünebilir- yığılacaktır. Bu yığılma esnasında, maç öncesinde ve oyunun genelinde oyuncuların sıklıkla durması gereken yeri belirten 4 - 3 - 3 formasyonu kaymalar yaşayabilir. Sol bek Arda'nın yanına kadar gelmişken, sağ bek 3. bir merkez savunmacı gibi çizgi savunma oluşturabilir, yine Arda'ya simetrik düşen sağ bölge oyuncusu, Keita olsun, ceza sahası içine girip 2. bir forvet gibi davranabilir. Bu tür oyun akışkanlığına bağlı eylemler, 4 - 3 - 3 gibi oyun formasyonlarının, oyun anlayışına, felsefesine, oyun içi karaktere dönüşmesi olarak da ifade edilebilir. FC Barcelona'nın sıkça başvurduğu oyun akışkanlığı içerisinde üçgenler kurmak, pas açısı yaratmak adına kısa koşular yapmak futbolun matematikselliğine dair örneklerdir.

Formasyon, sistem, taktiksel strateji, model, anlayış gibi konuları içeren eski bir yazımı referans sunuyorum, okumanız adına;

http://erenlogoglu.blogspot.com/2009/05/tek-model-yok.html

Ayrıca ProZone isimli futbolu tamamen matematiğe çeviren bir Futbol Analiz şirketi var. Çok profesyonel ve bilimsel bir algıyla bakıyorlar futbola. Yakın zamanda Real Madrid kulübü, bu şirketin programlarını satın alıp kameralarını Santiago Bernabeu'ye koyma kararı aldı. Futbolun simetrisinin, geometrisi olduğunun varlığına dair bir başka örnek de budur;

http://www.prozonesports.com/news_real_madrid_new_client.htm

Bunların yanına İran Milli Takımı Asistan Teknik Adamı Human Afazeli'nin "Modern 4 - 4 - 2 Formation Theory" isimli araştırma makalesinden grafik içeren kısımlar ekliyorum matematiksel olmaya, simetriye dair ve 4 - 4 - 2, 3 - 5 - 2 karşılaştırması üzerine;



Bu siteden makalenin tamamı bulunup okunabilir:

http://www.osysa.com/coach/coacharticles.htm

Tüm bunların yanında FC Barcelona'nın 2008 - 2009 sezonunda oynadığı 4 maçın başlama görüntülerini sunuyorum;

4 - 1 biten Copa Del Rey, Athletic Bilbao maçından;



6 - 2 biten La Liga, Real Madrid maçından;



1 - 1 biten CL Semi Final, Chelsea maçından;



2 - 0 biten CL Final, Manchester United maçından;



4 maçta da Barcelona, aynı şekilde yayılarak başlıyor oyuna. Dairenin içine giremediklerinden dolayı öndeki 3'lü biraz farklı sadece. Her seferinde, simetrik ve aynı formasyonu 4 - 3 - 3'ü sergiliyorlar, bu çok net görülüyor. Geri 4'lünün önünde, Xavi ve Iniesta'nın arkasında tek bir oyuncu duruyor örneğin, orta 3'lünün yayılış şekli olarak bu isteniyor çünkü. Madrid maçında bekler önde kalmış. 4 - 3 - 3 şablonunu koruyarak oyun akışkanlığı -üçgen, pas açısı- sağlıyorlar maç boyunca. Bu yayılışların aynı olması tesadüf eseri değil, taktiksel ve sistematik sebeplerden ötürü. Bir başka deyişle futbolda matematiğin devreye girmesinin sonucu.

Matematiksel futbol, teknolojinin sunduğu olanaklarla birlikte, vazgeçilmez bir araştırma konusu olarak karşımızda duruyor. Bunun üzerine eğilmek, yeni düşünceler üretmek, hem analizlerin gelişimi hem de okuyucuların daha bilinçli birer izleyici olmaları açısından büyük önem taşıyor.

13 Temmuz 2009

A. Eren Loğoğlu

10 Temmuz 2009

10 Numara Kaptan, Arda Turan



Arda Turan, hem 10 numara hem de Galatasaray'ın 1. Kaptanı.

23 Aralık 2008'de dile getirmiştim Arda'nın kaptan olması hususunu;

http://erenlogoglu.blogspot.com/2008/12/arda-turan-ve-kaptan-olmak.html

Hasan Şaş'ın takımdan ayrılmasından sonra Arda'nın 1. kaptan olması son derece doğru bir tercih. Bir kere Arda Galatasaray'ın altyapısından yetişme, lider özellikleri olan, altyapıdan gelen her oyuncunun örnek aldığı bir isim, bunun yanında sürekli ilk 11'de yer alacağı için 2. kaptan gibi sorunlar da olmayacaktır. Galatasaray Yönetimi bu hamleyle altyapıdaki ve altyapısına koşacak olan çocuklara şunu diyor; Sizler de Arda olabilirsiniz, Metin Oktay'ın 10 numaralı formasını giyebilirsiniz, kaptanlığa yükselebilirsiniz. Bu çok önemli bir mesaj ve olumlu etkiler bıraktığını göreceğiz uzun vadede, Emre Çolak, Serdar, Cem gibi gençlerin çalışma azminde.

Arda yaşıtlarına göre karakteri daha oturmuş bir oyuncu, mutlaka eksiklikleri var. Zeki, konuşmasını ve nerede nasıl davranması gerektiğini bilen, Galatasaray değerlerini özümsemiş, sözü dinlenen ve en önemlisi, farklı takımları tutan insanların bile ısınabildiği, sevebildiği bir isim. Hakemlerle diyalogu da iyi olacaktır bu anlamda.

2. kaptan Ayhan, 3. kaptan da Emre Aşık ve Servet olacak. Takımda kalma süreleri gözetilmiş, tutarlı.

Mehmet Topal birkaç gün önce Adnan Polat'ın Avrupa Kupası almadan ayrılamazsınız dediğini belirtmişti. Arda hamlesi de bu eksende akıllıca.

Sırtında Metin Oktay'ın, Hagi'nin 10 numaralı forması, kolunda Bülent Korkmaz'ın taktığı kaptanlık bandı, sıkıysa bırak bu sorumluluğu der gibi.

Arda büyük bir yükün altına giriyor, üstesinden gelecektir, takım arkadaşlarının da yardımıyla. Takımın toplantı yaptığı ve bu karara çok sevindiği belirtiliyor, tek soru işareti Ayhan'da olabilir ama onun da sürekli ilk 11'de yer almaması sorun yaratırdı.

Bayrak Adam olma yolunda ilk adım. Arda sık sık Metin Oktay'ın "Bizi sevenlere ihanet etmeyelim Baba" sözünü kullanır konuşmalarında, şöyle bitirelim yine Taçsız Kral'dan;

"Bence, Galatasaraylılık din gibi, mezhep gibi yerleşmiş köklü bir inançtır. Galatasaray işte bunun icin tercih edilir ve bunun icin her zaman Galatasaraylılığımla gurur duyarım”

Çok yakışacak 10 numara Arda'ya, kolunda kaptanlık bandı, Ali Sami Yen'e en önde çıkacak taşıdığı Galatasaray Ruhu'yla.

10 Temmuz 2009

A. Eren Loğoğlu

09 Temmuz 2009

Bahisler Açıldı



Dünyanın en çok bahis oynanan sitelerinden bwin -AC Milan'ın forma reklamı- Türkiye Ligi şampiyonluk oranlarını açıkladı. Geçtiğimiz sezon ligi 5. bitiren Galatasaray ile çifte kupalı Beşiktaş eşit oranlarla ilk sırayı aldı. Ligi 4. bitiren Fenerbahçe ise 3. sırada yer bulabildi.

Objektif! medyada ise sadece Corriere Dello Sport'un bahis oranları haber oldu, şaşırmadım.

La Masia vs Galacticos 2.0 rekabetinde bahislerin çoğunluğu hala Barça'dan yana;

Miapuesta: Barça 1.85, R. Madrid 2.10, At. Madrid 21.00
Ladbrokes: Barça 1.83, R. Madrid 2.00 , Sevilla 13.00
Bwin: R. Madrid 1.90, Barça 2.00, At. Madrid 23.00
Unibet: Barça 1.90, R. Madrid 2.15, At. Madrid 25.00
Betfair: Barça 1.96, R. Madrid 2.12, At. Madrid 30.00
Interapuestas: R. Madrid 2.00. Barça 2.10, Sevilla 16.00
Bet365: Barça 1.90, R. Madrid 2.10, Sevilla 19.00
Mybet: Barça 1.90, R. Madrid 2.20, Sevilla 21.00
Bet At Home: R. Madrid 1.85, Barça 1.95, València 30.00
Eurobet: Barça 1.91, R. Madrid 2.25, Sevilla 13.00
Betclic: Barça 1.80, R. Madrid 2.10, At. Madrid 20.00
Paddypower: Barça 1.83, R. Madrid 2.10, Sevilla 21.00
Expekt: Barça 1.85, R. Madrid 2.00, At. Madrid 15.00
9 Temmuz 2009

A. Eren Loğoğlu

Bono Camp Nou'da



Bono is well-known for his support of development issues so it was no surprise when he backed up Barça’s work with UNICEF by wearing a Barça shirt with the UNICEF logo and the slogan “More than a Club” at the U2 concert in the Camp Nou on Tuesday.

Bono told the fans at the concert: “FC Barcelona is the only football club in the world that wears UNICEF on their shirts”. Given the huge fame of the Irish rock star and his proven commitment to the underprivileged, his actions will do much to project Barça’s social policies to a worldwide audience.

Bono did not mention football but instead highlighted Barça’s commitment to charitable projects. By wearing the Barça shirt he has boosted the Club’s image of social commitment.


Tamamı için: http://www.fcbarcelona.com/web/english/noticies/club/temporada09-10/07/n090701105751.html

9 Temmuz 2009

A. Eren Loğoğlu

08 Temmuz 2009

Harry Kewell Olmazsa?



____________Topal____________
______Tobias______Arda_______
__Keita______________Kewell__
____________Baros____________

Mevcut kadroda Kewell'ı ilk 11'de düşünüyorum, en azından Arda'nın orta 3'lüde deneneceğini varsayarak. Eğer bu deneme başarısızlıkla sonuçlanırsa Kewell'ın rotasyona sık giren bir oyuncuya dönüşebileceği gerçeğini de göz ardı etmiyorum. Kewell'ın ilk 11'de olmayacağı olasılıklara bakalım;

Alternatif 1:

____________Topal____________
______Tobias______Ayhan______
__Keita_______________Arda___
____________Baros____________

Alternatif 2:

____________Topal____________
_______Barış_______Tobias____
__Keita_______________Arda___
____________Baros____________

Alternatif 3:

Serdar veya Emre Çolak'ın müthiş performansı, Gerets döneminde Arda'nın başardığı gibi.

____________Topal____________
____Linderoth______Arda______
__Keita______________Serdar__
____________Baros____________


____________Topal____________
_______Tobias_____E Çolak____
__Keita_______________Arda___
____________Baros____________

Alternatif 4:

Temel kadro düşüncem Lincoln'un kalması üzerineydi. Arda'nın orta 3'lüde oynayan daha üst seviye bir oyuncuya dönüşeceğine inanmıyorum. Sol çizgide çok verimli oynuyor, bu yönde kendisini geliştirmeli. Lincoln ise Iniesta tarzı oyuna daha uygun, ortadan hücum edebilmeyi, pas açılarını zihninde tam oturttuğu için, hep bu bölgeye yakın oynadı çünkü.

____________Topal____________
_______Tobias____Lincoln_____
__Keita_______________ Arda__
____________Baros____________

Alternatif 5:

Lincoln'un yerine benzer özelliklerde bir oyuncu, Emana, Deco gibi. Lincoln'ün takımda kalmayacağı kesinleştiğine göre, kendisine kulüp bulduğu an, bu bölgede oynayan bir oyuncu transfer edilecektir, bu da Kewell'ın kenardan oyuna dahil olması anlamına gelebilir.

____________Topal____________
_______Tobias_____Deco_______
__Keita_______________ Arda__
____________Baros____________

Alternatif 6:

Marco'nun transferi, bittiğinden söz ediliyor.

____________Topal____________
_______Tobias____Marco_______
__Keita_______________ Arda__
____________Baros____________

Alternatif olmasına bile gerek olmayan durumlar var bir de, Arda'nın ortada oynamaya evrilememesi konusu gibi. Eğer Arda gelişme göstermez ise orta 3'lüde, Rijkaard muhtemelen A1 ve A2'ye yönelecektir, Kewell'ı zaman zaman kenarda düşünüp.

Sol Açık ve Sağ Açık bölgesinde Arda ve Kewell var iken Keita'yı neden düşündü Rijkaard, özellikle Lincoln'un yokluğunda orta 3'lüde oynayan bir oyuncu elzem iken;

1 - Arda'yı kesinlikle orta 3'lüde düşünüyor Iniesta gibi.

2 - Arda veya Kewell'ın geçen yıl gösterdiği performansı yeterli bulmadı, 4 - 3 - 3'ün oyuna yaratıcılık katan bu pozisyonunda Keita gibi bir oyuncu kullanmanın şart olduğunu düşünüyor. Kanımca yeterli bulmadığı isim Kewell, Arda'nın değişmez olacağına inanıyorum.

İkisi de olabilir elbette, 2.sinin yüzdesini daha yüksek buluyorum.

Tüm bu olasılıkların yanında, Kewell'ın fiziksel sorununu halledebileceğine ve sakatlık sonrası azalan teknik yeterliliğini daha ileri götürebileceğine pek inanmıyorum. Benitez'in gelişinden bu yana Liverpool, Avrupa'nın fizik güç seviyesi en yüksek, hücum pres uygulayan ender takımlardan biridir Kuyt, Torres, Gerrard, Benayoun ile, izlerken yorulursunuz. Kewell böyle bir ortamda bile fiziksel seviyesini yukarıya taşıyamamıştır sakatlığından ötürü. Galatasaray'da geçen yıl gösterdiği performanstan daha iyi bir konuma yükselmesi de zordur.

Birkaç istatistik vereyim;

Kewell 12 gol atmış, 36 maça çıkmış, 2762 dakika oynamış. Lincoln 9 gol atmış, 38 maça çıkmış, 3064 dakika oynamış. Arda 12 gol atmış, 46 maça çıkmış, 3861 dakika oynamış.

Arda maç başına 83.9 dakika
Lincoln maç başına 80.6 dakika
Kewell maç başına 76.7 dakika

oyunda yer almışlar.

Barcelona'da benzer pozisyonda oynayan oyunculara bakalım;

Messi 51 maç, 38 gol, 4089 dakika, ort. 80.2
Iniesta 41 maç, 5 gol, 3264 dakika, ort. 79.6
Henry 40 maç, 25 gol, 2991 dakika, ort. 74.8

oyunda yer almışlar.

Galatasaray'da 3 oyuncu çok az rotasyona girerken, Barcelona'da 3 oyuncu çok sık rotasyona giriyor. Messi, Iniesta ve Henry'nin kenardan geldiği veya maçın erken kopup kenara alındıkları maç sayısı bir hayli fazla, bu da ortalamalarını düşürüyor. Avrupa maçlarında zaman zaman Barcelona'lı oyuncular dinlendirilip kenardan oyuna girerken, Galatasaray'da bu söz konusu bile değil. Kupa maçlarında benzer durumlar geçerli. Sadece lig baz alındığında Galatasaray'da ortalamalar aynı kalırken, Barcelona'da artış gösteriyor.

Kewell geçtiğimiz yıl başarılı olsa da, büyük hedefleri olan, Avrupa'da istikrarlı bir başarı arayan ve ligde de şampiyonluk kovalaması beklenen makina düzeninde sistemli ve kusursuz bir Galatasaray, Barselonaşan bir takım için oyunda kaldığı süre, fiziksel güç, gösterdiği performans ve teknik beceri anlamında yeterli değildir. Bu sebeple rotasyona giren bir oyuncu olması takıma daha verim sağlar. Kenardan geldiği maçlarda ateşleyici olabilir, pek çok maça yine ilk 11'de çıkacaktır ancak artık ilk 11 için net olarak düşünülmemesi, alternatifler aranması da akılsızlık değil, vizyon, farklı düşüncelere açık olabilmeyi içerir.

8 Temmuz 2009

A. Eren Loğoğlu

07 Temmuz 2009

2009 - 2010 Sezonu Galatasaray Fikstür Analizi



2009 - 2010 Sezonu Fikstür İnceleme;

16.07.2009 UEL Second qualifying round, 1st leg FC Tobol (d)
23.07.2009 UEL Second qualifying round, 2nd leg FC Tobol (ASY)
30.07.2009 UEL Third qualifying round, 1st leg
06.08.2009 UEL Third qualifying round, 2nd leg
09.08.2009 TSL 01. hafta Gaziantepspor (d)
16.08.2009 TSL 02. hafta Denizlispor (ASY)
20.08.2009 UEL Play-off, 1st leg
23.08.2009 TSL 03. hafta Kayserispor (ASY)
27.08.2009 UEL Play-off, 2nd leg
30.08.2009 TSL 04. hafta Ankaraspor (d)
13.09.2009 TSL 05. hafta Beşiktaş (ASY)
17.09.2009 UEL Group stage, Matchday 1
20.09.2009 TSL 06. hafta Kasımpaşa (d)
27.09.2009 TSL 07. hafta Eskişehirspor (ASY)
01.10.2009 UEL Group stage, Matchday 2
04.10.2009 TSL 08. hafta MKE Ankaragücü (d)
18.10.2009 TSL 09. hafta Trabzonspor (ASY)
22.10.2009 UEL Group stage, Matchday 3
25.10.2009 TSL 10. hafta Fenerbahçe (d)
01.11.2009 TSL 11. hafta Sivasspor (ASY)
05.11.2009 UEL Group stage, Matchday 4
08.11.2009 TSL 12. hafta Diyarbakırspor (d)
22.11.2009 TSL 13. hafta Manisaspor (ASY)
29.11.2009 TSL 14. hafta Bursaspor (d)
03.12.2009 UEL Group stage, Matchday 5
06.12.2009 TSL 15. hafta İBB (ASY)
13.12.2009 TSL 16. hafta Antalyaspor (d)
17.12.2009 UEL Group stage, Matchday 6
20.12.2009 TSL 17. hafta Gençlerbirliği (ASY)
24.01.2010 TSL 18. hafta Gaziantepspor (ASY)
31.01.2010 TSL 19. hafta Denizlispor (d)
07.02.2010 TSL 20. hafta Kayserispor (d)
14.02.2010 TSL 21. hafta Ankaraspor (ASY)
18.02.2010 UEL Round of 32, 1st leg
21.02.2010 TSL 22. hafta Beşiktaş (d)
25.02.2010 UEL Round of 32, 2nd leg
28.02.2010 TSL 23. hafta Kasımpaşa (ASY)
07.03.2010 TSL 24. hafta Eskişehirspor (d)
11.03.2010 UEL Round of 16, 1st leg
14.03.2010 TSL 25. hafta MKE Ankaragücü (ASY)
18.03.2010 UEL Round of 16 2nd leg
21.03.2010 TSL 26. hafta Trabzonspor (d)
28.03.2010 TSL 27. hafta Fenerbahçe (ASY)
01.04.2010 UEL Quarter-finals, 1st leg
04.04.2010 TSL 28. hafta Sivasspor (d)
08.04.2010 UEL Quarter-finals, 2nd leg
11.04.2010 TSL 29. hafta Diyarbakırspor (ASY)
18.04.2010 TSL 30. hafta Manisaspor (d)
22.04.2010 UEL Semi-finals, 1st leg
25.04.2010 TSL 31. hafta Bursaspor (ASY)
29.04.2010 UEL Semi-finals, 2nd leg
02.05.2010 TSL 32. hafta İBB (d)
09.05.2010 TSL 33. hafta Antalyaspor (ASY)
12.05.2010 UEL Final (Hamburg, Germany)
16.05.2010 TSL 34. hafta Gençlerbirliği (d)

Türkiye Kupası kuraları daha çekilmedi, bu fikstüre finale kadar olan süreçte 9 maç daha eklenmesi anlamına geliyor eğer statü geçen yıl ile aynıysa.

UEFA Avrupa Ligi'nde Gruplara kalınırsa 12 maç, Final'e kadar gidilirse 21 maçlık bir periyod var. 9 maç kupa ve 34 maç lig ile toplam 55 - 64 arası maça çıkacağız.

TSL maçlarında Pazar gününü baz aldım, elbette Cuma ve Cumartesi de maçlar olacak ve fikstür az da olsa yeniden şekillenecek. UEFA Avrupa Ligi maçlarında ise sadece Aralık ayındaki maçlar için gün opsiyonu var, diğer günler sanırım netleşmiş.

34 TSL maçının 24'ü İstanbul ve Ankara'da olacak, 5 İstanbul, 3 Ankara takımı olmasından dolayı. Geriye deplasman anlamında 10 şehir kalıyor, Gaziantep, Eskişehir, Bursa, Trabzon, Diyarbakır, Sivas, Kayseri, Antalya, Denizli ve Manisa. İlk 7 şehrin çok zor geçeceği, önceki yıllardan biliniyor.

İstanbul ve Ankara, yolculuk ve oyuncu psikolojisi açısında rahat 2 şehir, bu yüzden ayrıştırma gereği duydum.

Galatasaray Gaziantepspor'u takip ediyor fikstürde. Aslında önemli bir veri, Gaziantepspor'a puan kaybeden bir takımın, Galatasaray karşısına çıkarken puan kaybetme lüksü olmuyor. Tam tersi de geçerli Gaziantepspor'dan puan çıkaran bir takımın, sonraki hafta Galatasaray'dan puan koparmasına ihtiyaç olmayabilir. Gaziantepspor'un ne seviyede olacağı, Galatasaray için önemli.

İlk maçın Ağustos sıcağında Gaziantep deplasmanı olması şanssızlık, puan kaybı olabilir. 2. hafta ASY'de Denizlispor'la başlayan ve 12. hafta Diyarbakırspor deplasmanına kadar devam eden 10 maçlık Ankara & İstanbul süreci var. Az seyahat ve yorgunluk anlamına gelen bu süreci çok iyi değerlendirmeli takım. Rijkaard'ın takıma ısınma ve alışma evresinin, böyle bir sürece denk gelmesi de sevindirici. Kalli döneminde olduğu gibi ligin ilk mağlubiyeti Kadıköy'de olabilir 10. haftada. İlk yarı Gaziantep, Fenerbahçe, Diyarbakır ve Bursa deplasmanları olacak. Gaziantep dışında iklim sorunu olmayacak gibi Sivas, Diyarbakır, Antalya gibi deplasmanlarda. Bursa’da yağış, Kayseri’de kar olabilir.

Geçtiğimiz sezon Galatasaray'ın düşüşe geçtiği ay Şubat'tı. Denizli, Kayseri ve Beşiktaş deplasmanlarının yanında bir de UEFA Avrupa Ligi Son 32 turunda olmamız olası, gerçekten zor bir Şubat yine bizi bekliyor. 2. yarı her 2 haftada bir, zor bir deplasmana gidilecek. Beşiktaş'tan sonra sırayla Eskişehir, Trabzon, Sivas, Manisa'ya doğru yol alınacak. 19. haftada başlayan bu dönem tam 12 hafta sürecek ve bu süreçte 7 deplasman maçına çıkılacak. Galatasaray'ın şampiyonluk koşusunu muhtemelen yine bu aralık belirleyecek. Bir hafta arayla, üst üste 5 çok zor deplasmana çıkmak, fikstürün en önemli dezavantajı görebildiğim kadarıyla, daha iyi dağılabilirdi. UEL Son 16 ve Çeyrek Final maçları da bu dönemin sonuna doğru olacak. Şubat - Nisan arası çok şeye gebe duruyor.

Nisan başındaki Sivas maçından sonra 6 maçın 4'ü Ali Sami Yen'de. Manisa ve Gençlerbirliği deplasmanları var. 6 maçlık bir galibiyet serisi ile lig tamamlanabilir. Bu tür seriler şampiyon olmak adına her zaman çok önemli ve ciddi bir gereksinim.

Son hafta Ali Sami Yen'de değil, kutlamalar bir hafta önce Ali Sami Yen'de Antalyaspor maçının bitiş düdüğüyle olabilir. 3 gün sonra da Hamburg'a gidilir.

Biraz da ezeli rakip Fenerbahçe'ye bakalım;

Trabzonspor'u takip ediyorlar. Çok iyi ya da çok kötü bir etki bırakabilir bu durum, Gaziantepspor bu anlamda daha dengeli bir takım. Trabzonspor'u takip etmenin şöyle bir avantajı var, o maçta çıkan kartların cezası, Fenerbahçe maçlarına yansıyabilir.

Galatasaray'ın Şubat - Nisan arasında yaşadığı süreci Fenerbahçe tam 21 hafta yaşayacak. Ligin zor kabul edilen deplasmanlarına birer hafta arayla gidecek neredeyse. İlk 21 haftada tam 11 deplasman içeriyor ve 9 çok zor deplasmandan sadece biri -Galatasaray- bu 21 maça dahil değil, çok ilginç olacak. Eğer potada kalmayı başarırsa Fenerbahçe, son 13 hafta İstanbul ve Ankara dışında bir yerde olmayacak, bu da önemli bir avantaj onlar adına. Bunun temel sebebi ise rahatlığı seven karakterde bir oyuncu yapısına ve psikolijisine sahip olmaları. 2008 - 2009'da aynı durum Galatasaray için geçerliydi, kullanamadı. Daha fazla Türk oyuncuyla oynayan Galatasaray için bu tür kısa veya uzun yolculuk psikolojik olarak fark yaratmıyor, Fenerbahçe'de ise durum böyle değil. Kişisel gözlemimdir Galatasaray'ın deplasmanlarda Fenerbahçe'den daha başarılı olduğu, son 20 yıl incelenip bu veriye ulaşılabilir belki de. Alex, Deivid, R Carlos gibi temelini Brezilyalı oyuncular üzerine kuran Fenerbahçe için, uzak seyahatler gerektirmeyen son 13 hafta avantaj olabilir potada kaldığı sürece ve şampiyonluk yarışını sonuna kadar kovalar.

Daum bıraktığı yerden Denizli'den başlıyor, anılarını tazeleyecektir, bu da ilginç olmuş.

Genel anlamıyla olumlu bir fikstür, ligden belli bir süreye kadar kopmayan takımlar, haftalar ilerledikçe daha iyi oluyor ve zor deplasmanları rahata çevirebiliyorlar, Beşiktaş da bunu yaşadık hep birlikte.

İlk yarıdaki 10 maçlık periyodu ve Şubat - Nisan arasını iyi geçebilirse Galatasaray, ligi seriyle tamamlayıp şampiyon olur, UEFA Avrupa Ligi'nde de Final sözcüğünü içeren turları görür.

Şubat başına kadar askerde olacağım. Kadıköy'e gidemiyorum, askerden kaçıp, o güne tanıklık etsem mi diye düşünmeden edemiyorum. 2. yarı Ali Sami Yen Sokağı ve Stadı'ndaki yerimi alacağım.

7 Temmuz 2009

A. Eren Loğoğlu

06 Temmuz 2009

90 Dakika



Fazla söze gerek yok!

Üç senede üç şampiyonluk sözü verenler, sezonu erken açtı. Geçtiğimiz sezon parasızlıktan Maldonado ve Josico'ya kalan takım, çok forma satmış olmalı ki bol bol para kazanıp harcadı transfer döneminde.

Yeterli miydi bu transferler? Kendine, takımına ve Teknik Ekibine güvenemeyen, 2001 yılında Teknik Adamı'na takımı sen değil ben şampiyon yaptım diyen başkanlar için yetersizdi, onlar futbolun sahada oynanmadığını düşünüp, dile getirenlerdi çünkü.

Bu düşünce ekseninde NTV'nin 90 Dakika programına da el atıldı ve yayından kaldırılması sağlandı. Yıllarca Aziz Yıldırım düzeninin korkusuzca eleştirildiği tek programdı 90 Dakika. NTV, komik bir gerekçe olan mali kriz sebebiyle -Rıdvan, Ünsal ve Sergen neredeyse her gün devam ederken- böyle bir karar alındığını söyledi. Oysa Haşmet Babaoğlu'nun yazısı bunu yalanlayan bir eğilimdeydi.

Bağlantıları kurmak çok kolay aslında;

NTV'nin bağlı olduğu Doğuş Grubu'nun patronu Ferit Şahenk iyi bir Fenerbahçeli, programın ana damarı Hıncal Uluç azılı bir Fenerbahçe ve Aziz Yıldırım düşmanı. Asıl referans ise Haşmet Babaoğlu'nun gazetesinin köşesinde yazdığı düşünceleri;

İyi de...
Bir de şöyle düşünün...
Hangi kulüp başkanı objektif yorum ve habercilikten hoşlanıyor.
Hatta bazıları bundan nefret ediyor. Koşullar el verse gazetelere, televizyonlara baskın yapacaklar.
Onlara göre...
Medya sadece kendilerinin istediği ve izin verdiği haberleri yapmalı!
Futbol yorumcuları da yağdanlık olmalı!
Şimdi söyleyin bakalım...
Bu başkanlar takımlarının "hastası" medya patronlarını etkilemezler mi?
O formalı medya patronları da bir yıl, iki yıl direnseler bile, onca tazyik karşısında eninde sonunda pes edip başkanların isteklerine boyun eğmezler mi?

Ne demek bu şimdi, diyeceksiniz...
Şu demek...
Önümüzdeki Süper Lig sezonu kıran kırana geçecek!
Görüyorsunuz, büyük kulüpler krizi falan umursamadan çılgıncasına para harcıyor.
Ne için?
Ne pahasına olursa olsun, şampiyon olmak için!..
Bu durumda, kulüp yöneticilerinin kendi takımlarının fanatik taraftarı olan medya patronlarını, hatta reklam verenleri "göreve çağırmaları" ihtimalini yabana atmamalıyız.
Yani demem o ki...
Önümüzdeki sezon başlamadan önce medyada çok kirli bir "temizlik operasyonu" başlayabilir.
Kimsenin günahını almak istemem!
Ancak içimde tatsız bir his var!
Tamamı için: http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/babaoglu/2009/07/06/takim_formali_medya_patronlari_ve_gelecek_sezon

Haşmet Babaoğlu isim vermiyor ama adresin kimi gösterdiği belli, lig bu şartlar altında oynanacak ve yorumlanacak, Aziz Yıldırım aleyhine konuşanlar da susturulacak, düzenleri konuşulsun istemezler çünkü. Açığa çıktıkça kazanamayacaklarını bilirler, her şeyin saha içine bağlı olduğu bir ortamda yarışmak istemezler, korkarlar.

Bu düzen elbet yıkılacak ulan, az kaldı Rijkaard devrimine.

Dayan Galatasaray.

6 Temmuz 2009

A. Eren Loğoğlu

Rasheed Celtics'e



NBA'de hamleler devam ediyor. Efsane Pistons'ın en önemli parçalarından, manevi direnç noktalarından biri, artık devrin de kapanmasıyla ayrılıp, en doğru tercihe Boston'a geçiyor.

Artest'i kadrosuna katan 2009'un şampiyonu Lakers, Ariza'yı bırakmak zorunda kalmıştı Houston'a, bu anlamda Artest hamlesinin ne kadar etkenlik yaratacağı, Ariza'dan daha verimli olabileceği şüpheliydi. Spurs'un Jefferson hamlesi ve Cavs'in Shaq hamlesiyse önemliydi.

2008'in şampiyonu Celtics ise Rasheed hamlesi üzerine yoğunlaşmıştı ve başarıya ulaşmış gibi. Free agent olan oyuncunun, mid-level exception durumunda bir 2 yıllık kontratı kabul etti söyleniyor. Bu tercihin temel sebebi yeniden şampiyon olma isteği ve Sheed'in bu konudaki motivasyonu.

Pierce, Allen, Garnett, coach Doc Rivers, organizasyonun başkanı Danny Ainge ve sahibi Wyc Grousbeck geçtiğimiz hafta Rasheed'i evinde, Detroit'te ziyaret etmişti. Wallace, 3 saatlik görüşmenin ardından, Orlando ve San Antonio'nun tekliflerini de düşünmek istediğini belirtmişti. Şimdi ise free agent oyuncuların resmi transfer sezonlarının açıldığı ilk gün, diğer görüşmeleri iptal edip, Celtics'e imza atacağını söylüyor.

Takım kurgusuna bakalım Sheed katılımıyla;

Rajon Rondo, Stephen Marbury, Eddie House, Tony Allen, Ray Allen, Paul Pierce, Leon Powe, Glen Davis, Kevin Garnett, Rasheed Wallace, Kendrick Perkins.

Sheed muhtemelen Perkins'in zamanlarından çalacaktır C pozisyonunda. Zaman zaman da PF pozisyonunda Garnett'i dinlendirecektir. NBA'in en iyi pota altına artık Celtics sahip diyebiliriz bu anlamda. Rasheed pota altına size getiriyor, dış şut tehdidi var ve sırtı dönük oynayabiliyor. 3 farklı alanda katkısı olacak, çok önemli. Bunun yanında oyun konsantrasyonu, Celtics'e uyan karakteriyle de kusursuz bir parça, eksikleri gidermek adına.

Celtics'in bir de Rasheed gibi ateşleyici bir dış oyuncuya ihtiyacı var Posey gibi. Geçtiğimiz sene, Marbury bunu başaramadı. Garnett olmamasına rağmen yine de iyi dayandılar.

Şimdi Garnett'in önderliğinde, Pierce, Allen, Rasheed ile bir başka Bad Boys akımını yeniden yaratabilir, kaldıkları yerden devam edebilirler.

Celtics Rasheed hamlesiyle, Lakers, Spurs ve Cavs'in bir adım önüne geçer.

6 Temmuz 2009

A. Eren Loğoğlu

Tarih Yazarı Roger Federer, 15



Bir devrin kapanışı ne 2008 Wimbledon ne de 2009 Avustralya Açık olabilirdi. Tarihin En İyi Tenis Oyuncusu'na olan güvenim beni yanıltmadı, önce Nadal'ı yenip Madrid'i, sonra Roland Garros'u ve 14. Grand Slam'i, en sonunda da Wimbledon'ı ve 15. Grand Slam'i kazandı Roger.

Federer, Wimbledon ile 15. Grand Slam'ini kazanıp, Sampras'ı geçti ve tarihin en çok Grand Slam kazanan oyuncusu oldu 27 yaşında.

Avustralya Açık, Roland Garros, Wimbledon ve Amerika Açık'ın tamamını kazanan nadir isimlerden biri Fedex. Her üç zeminde de GS elde edip, ne kadar yönlü ve gelişime açık bir oyuncu olduğunu kanıtladı. Sampras'ın 14 GS'i olmasına rağmen Roland Garros'u yoktu. Kusursuz ve estetiğe dayanan muhteşem tekniğini, 2008 yılında zayıflayan fiziksel gücü ile tekrar birleştirdi.

Bugün Roddick karşısında Nadal'ı bulsa muhtemelen kazanacaktı, o derece inanılmaz bir performans sergiledi ancak yorgunluğun etkisiyle son servislerinde sürekli basit hatalar yaparak kaybetti Final'i.

7 yıl üst üste Wimbledon Finali'ne yükselen Federer, 6. defa kazanmış oldu bu turnuvayı. 20. Grand Slam Finali'nde 15. zaferiydi Fedex'in. Her iki istatistikte de rekor artık Federer'in ellerinde, daha geliştirecek, önce bir baba olsun, Nadal'a Amerika Açık kazanma şansı da tanımayacaktır.

2005 Wimbledon - 2007 Amerika Açık arasında 10 GS üst üste Final'e kaldı. Djokovic'e 2008 Avustralya Açık Yarı Finali'nde kaybetmese, üst üste Final'e çıkma rekoru sayısı 17'ye yükselecekti bugün oynanan Wimbledon ile. 2004 Wimbledon - 2009 Wimbledon -hala devam ediyor yani- arasında 21 GS üst üste Yarı Final'e kaldı.

Bu istatistikler, bırakın başarmayı, tenise başlayan, profesyonel oynayan, yakından takip edenler için hayal bile edilemez ama Federer bunların hepsini gerçekleştirdi. Çünkü o Tarihin En İyi Tenis Oyuncusu, tartışmasız.



Kimler gelmişti O'nu, Tarihin En İyisi'ni izlemeye;

Tenisin En Büyükleri, Rod Laver, John McEnroe, Pete Sampras, Björn Borg oradaydı, O'nu alkışlamak için. Büyük bir şölendi bu, bir saygı duruşu. Federer'in tarihi yazdığı yerde, tarihe tanıklık etmek isteyenler, tenisi sevenler oradaydı, O'nu elleri kabarırcasına alkışlamak için. O'nu bir kez daha, en iyi olduğu yerde, 15. GS'i kazanırken, en iyi olduğunu kanıtlarken izlemek, yıllar boyu gerçekleştirilemeyecek bu başarıları gelecek nesillere anlatmak adına oradaydı seyirciler ve ekranı başında olanlar.

Woody Allen, Russell Crowe, Sir Alex Ferguson, Michael Ballack, Andy Roddick'in eşi Brooklyn Decker da oradaydı tarihe tanıklık etmek için.

Mirka Vavrinec, Federer'in eşi, hamile olduğu halde oradaydı, O'nu desteklemek için. Fedex'in yakın arkadaşı Bush grubunun eski solisti Gavin Rossdale da oradaydı, haykırışlarıyla.

Oyunun kırılma anları vardı. 2. sette tie break oynanırken Roddick 2 - 6 öne geçmesine rağmen, Fedex'e 6 sayı üst üste vererek oyunu kaybetti ve setler 1 - 1'e geldi. 5. sette oyun 8 - 8 iken Federer'in servisinde 15 -40'a gelmişti, Fedex buradan da oyunu döndürmeyi başardı bir Şampiyon'a yakışır şekilde.

Maç istatistiklerine biraz değinecek olursam;

50 Ace attı Federer, oyunda tutunmasını sağlayan da daha çok buydu. Servisi nereye atacağının son anda belli oluşunu gösteren çizimler çok şey anlatıyordu O'nun oyununu tanımlamak için. 107 Winner ile bitirdi maçı. Andy'nin ilk servisleri oyuna sokma oranı % 70 idi, bu da O'nun maça tutunma noktasıydı. Federer ilk sette 4, diğer setlerde 3 defa yakaladığı servis kırma şanslarından sadece birini, sonuncusunu kazanıp maçı bitirebildi. Aslında oyun içerisinde rakibinden daha çok sayı alan Fedex'ti ve servis kırması daha çok beklenebilirdi, öyle de oldu ama sonunu bir türlü getiremedi, son sette bile sanırım 3 defa Deuce durumundan oyunu döndürmeyi başardı Andy.

Tam 4 saat 16 dakika sürdü mücadele. Epik bir Final oldu.

237 hafta üst üste sıralamada 1. olarak bulunmuştu, 18 Ağustos 2008'de Nadal'a devretmişti ilk sırayı, aradan 1 yıl geçmeden tahtını geri aldı Nadal'dan. Kariyeri bitti, geri dönmesi zor diyenlere inat yeniden ve küllerinden doğdu Şampiyon, Tarihin En İyisi.

Ceketine 15 işlenmişti bile.

Bu sefer ağlamadı ama güzel adam, gurur doluydu Laver'ın, Sampras'ın, Borg'un, McEnroe'nun önünde.

Tarihi yeniden yazan adama, Roger’a, binlerce kez teşekkürler, bu güzel anıları yaşattığı ve bizlere tarihe tanıklık etme fırsatını verdiği için.

Okunmalı;

http://www.atpworldtour.com/News/DEUCE-Tennis/Federer-15-Quest/Road-To-15-Slams.aspx

http://www.atpworldtour.com/News/DEUCE-Tennis/Federer-15-Quest/Slams-Stats.aspx

http://www.atpworldtour.com/News/DEUCE-Tennis/Federer-15-Quest/By-The-Numbers.aspx

http://www.atpworldtour.com/News/DEUCE-Tennis/Federer-15-Quest/Federer-Genius.aspx

6 Temmuz 2009

A. Eren Loğoğlu

05 Temmuz 2009

Harbiye'den Yükselen Ses, Inti Illimani



Harbiye Açık Hava'da, Agire Jiyan, Sesler ve Düşler, Moğollar ve Inti İllimani ile buluştu yaklaşık 4000 kişi.

Agire Jiyan'ın Kürtçe türküleri, ağıtlar ve halaylar, Ahmet Kaya'dan Türkçe Başım Belada söylemesi keyifliydi, bir de ses problemi olmasa.

İstanbul Üniversiteli gençlerden oluşan Sesler ve Düşler, Nazım Hikmet'in "Kerem Gibi" şiirine yaptıkları besteyi seslendirdiler. "Hava kurşun gibi ağır" sözleri yankılandı. Ünol Büyükgönenç'in bestelediği Nazım Hikmet'in "Yapıyla Yapıcılar" şiirini de söylediler. Ciao Bella, Hasta Siempre haykırıldı.

Verilen aranın ardından ses düzeni ayarlamalarıyla beklenilen Moğollar konserine geldi sıra. Bir değişiklik vardı, Cem Karaca'nın oğlu Emrah da gruba katılmış. Moğollar'ın 40 yıldır sanat için emek verdiğini de belirtelim. Bu yaşlarında gösterdikleri enerji dolu performansları ayakta alkışlanmaya değerdi, öyle de oldu. Cem Karaca şarkıları Tamirci Çırağı, Namus Belası, Resimdeki Gözyaşları hep bir ağızdan yankılandı Harbiye'den. Türk Sinemasına sundukları, kült haline gelmiş enstrümantal şarkıları da seslendirdiler, Ağrı Dağı Efsanesi, Devlerin Aşkı, Selvi Boylum Az Yazmalım gibi. Issızlığın Ortasında, Dinleyiverin Gayri ve Bir şey Yapmalı ile topluluğa veda ettiler. Şarkı aralarında Nükleer Enerjiden, Kapitalizmin zayıf noktası Küresel Isınmadan bahsetmeyi de unutmadılar.

Son olarak, yoğun alkışlar arasında Şili diyarından devrimci grup Inti Illimani aldı sahneyi, 8 üyesiyle. 15 - 20 arası enstrüman vardı denebilir ve her bir üye herhangi bir enstrümanı çalabiliyor, şarkılarda yer değiştiriyorlardı. Olağanüstüydü her anlamda. Sambalando ile coşturdular, enstrümantal şarkılarıyla ruhlara huzur yolladılar. O kadar dingin bir havası vardı ki müziklerin, ruha sirayet ediyor, etkilenip transa geçmeyi sağlıyorlardı. Venceremos ile sol kollar mavi gökyüzüne doğru yükseldi. Şenol Hocama da teşekkürler, anladığı kadarıyla İspanyolca şarkıların hikayesini anlatmaya çabaladı. Coulon Kardeşler, bu konserin planları dahilinde değil son anda gerçekleştiğini belirtmeyi de ihmal etmeyip, Türkiye'ye her zaman gelmek istediklerinin mesajını en kibar şekliyle dile getiriyordu.

19.30 sularında başlayan serüven 12 sularında sona ermek üzereydi. Inti selamını verdi, sahne arkasına doğru hareketlendi. Bu sırada topluluk, ısrarla El Pueblo Unido Jamas Sera Vencido sloganıyla bu şarkıyı da çok istediğini dile getiriyordu. Inti Illimani, bu güzel eylemi karşılıksız bırakmayıp sahneye geri döndü ve 2 şarkı daha söyledi. El Pueblo Unido Jamas Sera Vencido haykırışlarıyla inledi yer ve gök.

Dağların Ezgileriyle buluşmak, dostlarla bir arada olmak, Harbiye'den haykırmak heyecan vericiydi.

5 Temmuz 2009

A. Eren Loğoğlu

04 Temmuz 2009

Kader Keita Galatasaray'da



Transferi haberini aldığım günden beri çok hareketli zamanlar yaşadım, dostların Kapalı Üst Kombine alma girişimi, basketbol turnuvası, taşınacak bir kiracı olarak ev sahibi ağırlama, buluşmalar, Inti Illimani konseri derken yazacak zaman olmadı.

Lyon'dan Keita transfer edildi. Lyon resmi sitesi transfer bedelinin 8.5 milyon Euro olduğunu yazdı, doğruluğu konusunda şüpheliyim. Lyon taraftar forumlarında kar - zarar işlerine çok önem veriyorlar. 16 milyon Euro'ya alınıp pek de başarılı olamayan bir oyuncunun en azından alınan bedelin yarısının üstünde bir paraya gitmesini istiyorlardı. Bunun bir sonucu olabilir Lyon'un haberi. Tahminim 6 - 7 milyon Euro civarı. Mehmet Topuz'un daha yüksek bir bedele transfer edildiğini de belirtelim.

Bunun yanında Galatasaray, Fenerbahçe'nin Mehmet Topuz'a, dünya yıldızı görüntüsü vermeye çalıştığı, stadda kalabalık bir taraftar kitlesi önünde bir imza töreni de gerçekleştirmedi Keita'ya, bu tabloyu hak etmesine karşın. 2 kulübün oyuncuya, insana bakış, abartma, perdenin arkasını göstermeme adına nasıl apayrı düşüncelerde olduğunun ince bir anlatımıydı görmek isteyene. Keita muhtemelen kampa katılacak, İstanbul'a gelmeyip.

Lille döneminde çok başarılı olan Keita, 3 yıl Şampiyonlar Ligi'nde kendini gösterme şansı buldu. AC Milan, Liverpool gibi en üst düzey takımlar tarafından istendi, Lyon 16 milyon Euro gibi tarihinin en yüksek 2. transfer bedelini ödeyerek transfer etti Keita'yı. Lyon'un oyuncu bulma, potansiyelini keşfetme, ortaya çıkarma ve transfer gerçekleştirme konusundaki ustalığı düşünülünce, Keita'nın kötü bir performans göstermese, Benzema örneğindeki gibi 35 - 40 milyon Euro değerinde bir oyuncu olduğu rahatlıkla söylenebilir. Bu derece potansiyeli olan bir oyuncu Keita. Galatasaray ve Rijkaard, eğer oyuncunun potansiyelini ortaya çıkarırlarsa, Türkiye tarihinin en yüksek bedel ile -20 milyon Euro civarı- transfer olan oyuncusu Keita olur. Anelka ve Ribery ile bu tren kaçmıştı, bakalım çekirge üçüncüde de sıçrayacak mı?

Lyon'da istenen ve beklenen performansı yakalayaması, Keita'nın Galatasaray'a transferini gerçekleştiren temel etkendir kanımca. Bunun yanında Lyon'da Teknik Adam değiştirme, yenilenme gibi bir kaos ortamı da var, böyle bir ortamda Keita'nın potansiyelini ortaya koyamaması çok da önemsenmemeli.

Biraz da işin teknik kısmına değinelim. Rijkaard transferi denilebilir, 4 - 3 - 3'ün öndeki 3'lüsünün hem sağında hem de solunda oynayabilmesinden dolayı. Owen konusunda da belirtmiştim, Galatasaray'ın ihtiyacı Babel türü bir oyuncuydu, Keita oldu bu isim, tarz olarak yakın oyuncular. Yattara ve Ribery benzetmeleri yapılıyor, katılıyorum onlara da. Yattara'nın daha disiplinli ve yetenekli olanı, Ribery kadar hızlı ve topu sürükleyen bir oyuncu Keita. Futbol fiziksel özellikler ve hıza evrildikçe, bu tür oyunculara çok ihtiyaç olacak ve bu anlamda da önemli bir transfer Keita. Geniş alanlar bulacağı ve daha iyi konsantrasyon göstereceği Avrupa maçlarında takımın oyunu en çok etkileyen oyuncusu olacağından şüphem yok. Solda Arda, Kewell, Serdar, sağda da Kewell ve Keita arasında bir rotasyon düşünülebilir, bir ay Afrika Kupası'na da gidecek, rotasyon zorunlu hale gelecek zaten. Bir de Arda'nın orta 3'lüye alıştırılma durumu var, ona da bir başka yazıda değineceğim.

Görsel yayın organları, saatlerce, günlerce Mehmet Topuz canlı yayınları yapıp, özellikle forma giymesine ve bir takımı tuttuğunu söylemesine karşın diğer takıma onu angaje etme çabasına girmişlerdi. Keita'nın transferini ise Aslantepe ihalesi fesh edildi diye duyurdular.

Biz işimize bakalım, Keita çok önemli bir transfer her yönüyle, uyum sürecini çabuk atlatıp bir an önce sağ koridorda, koş, sür, git ve anlamsız ses tepkileriyle topu alıp giderken görülmelidir. Ribery'den sonra en heyecan verici oyuncu olabilir.

Sol beklere kolaylıklar diliyorum.

4 Temmuz 2009

A. Eren Loğoğlu

01 Temmuz 2009

1 Temmuz Transfer Bayramı



Resmi olmayan ile başlayalım önce. Sevgili Eray Sözen'in zihnime düşürdüğü, Neill transferi oluyor galiba mesajından sonra, haberler düşmeye başladı net ortamına;

http://www.theworldgame.com.au/aussies-abroad/gala-poised-to-swoop-for-neill-200651

Öyle bir referansı var ki Neill'in, inanma olasılığını daha da artırıyor;

http://www.smh.com.au/news/aussie-update/neill-good-enough-for-barca-neeskens/2006/06/21/1150845244340.html

Bu transfer gerçekleşecek gibi, bonservis bedeli yok ve Neeskens'in 2006 yılındaki söylemlerine bakılırsa da çok olumlu bir hamle olur bu. Uzun yıllar kaptanlık yapmış bir oyuncunun kötü performans gösterme, dış faktörlerden etkilenme şansı da zayıf kanımca.

Gelelim resmileşenlere;

Futbolda Leo Franco, Basketbol Erkeklerde Radoslav Rancik, Basketbol Bayanlarda Zafer Kalaycıoğlu ve Yelena Leuchanka transferleri gerçekleşti.

Leo Franco'ya değinmiştim önceki yazılarımda. Diğerlerine de göz atalım.

Rancik, Benetton'dan transfer edildi, PF ve C oynayabilir, bir anlamda geçen yıl elde tutulamayan Zizic gibi kullanılması muhtemel. Hüseyin kalırsa daha faydalı olur Rancik zira C bölgesi için kısa kalabilir, 2.06 ile.

Daha önce Can Akın ve Evren Büker transferleri yapılmıştı, PG ve SG pozisyonlarında görev alan iki oyuncu dış rotasyon ve gelecek açısından akıllıca hamleler. Cüneyt de ayrılmasaydı tecrübesiyle, katkı sağlayabilirdi. PG pozisyonuna mutlaka yabancı transferi yapılacaktır.

Sanırım bütün yabancılar ayrılıp yerlerine daha uygun bedellerle isimler alınacak. Hosley, Toliver, Milojevic, Gurovic, Atkins, Graves'ten Milojevic ve Graves kalmalıydı aslında. Rancik transferi Milojevic'in de düşünülmediğini gösteriyor.

Geriye kalan isimler, Tufan, Murat, Polat, Cemal. Yabancı oyuncu transferlerinden sonra daha sağlıklı yorumlar yapılabilir takımın geleceği hakkında. Efes'in Rakocevic'i getirdiği bir ortamda, şampiyonluktan bahsetmek olası gözükmüyor.

Bayan Basketbolda ise, tahmin edilen ve öfke duyulan transferler var. Zafer Kalaycıoğlu, yuvaya geri döndü. Fenerbahçe'nin Galatasaray modeli olmadan başarılı olamayacağının örneklerinden biriydi. Fenerbahçe kültürsüzlüğüyle yoğrulduğu yılları üzerinden atmasını beklemek hayal olur, kazanmak uğruna yine her şeyi yapacak, sahaya girecek, hakemlere anlamsız ve haksız tepkilerde bulunacak, taraftara oynayacak.

Kalaycıoğlu iyi transferler yapacaktır, Sophia kaldı, Augustus'un durumu belli değil, Yelena C pozisyonu için iyi transfer, Sutton Brown ve Nevriye'nin pota altı üstünlüğüne karşı bu pozisyonda uzamak, ribauntlarda etkili olmak ve blok tehdidi oluşturmak önemliydi. Keşke WNBA'den C alınsaydı ama düşünülmüyor sanırım Yelena transfer edildiğine göre. Kress de gitmeyecek deniyor, bakalım, beklemek de fayda var. Bayan takımına yatırım yapmaya devam edecek Yönetim, Teknik Adam transferinden anlaşılan bu.

Şaziye'den sonra bir de Zafer Kalaycıoğlu'nu bünye kaldırmayacak, bu belli. Yazık, heyecansızlık var artık.

1 Temmuz 2009

A. Eren Loğoğlu

21



Atlanta Hawks'da oynadığı dönemde Michael Jordan'ı tutma görevi hep onundu, SG olmasından ötürü. Steve Smith'ten bahsediyorum. MJ'in performansını yavaşlatmayı başardığı bir maç sonrasında -sanırım MJ o maçta da 30 küsür sayı atmıştı- bunu nasıl başardığı soruldu gazeteciler tarafından.

Steve Smith şöyle demişti: "O'nu tutmak imkansız değil ama emin olun imkansıza çok yakın."

Roger Federer için de geçerli bu. O'nun başardıkları imkansız değil belki de ama buna çok yakın. Zorlu geçmesi beklenen Karlovic engelini de rahat bir şekilde aşarak Wimbledon 2009'da Yari Final'e geldi. Rekorunu geliştirmeye devam ediyor, hakikaten inanılmaz, üst üste 21 Grand Slam boyunca Yarı Final'e yükseldi Fedex. Bunu başarma ihtimali olduğunu zannetmiyorum başka bir oyuncunun.

2004 Fransa Açık'ta 3. Turda elenmesinden sonra Yarı Final'den aşağı bir turda veda etmedi turnuvaya. Bu 5 yıllık süreçte 17 defa Final oynayıp 12'sini kazandı ve sadece 3 defa Yarı Final'de elendi.

Spor tarihinde, özellikle tüketimin bu denli yoğun olduğu bir dönemde, bu kadar domine edici bir performansı sürdürebilmek, En Büyük olmanın bir ifadesi açık ve net.

Master of Skills, yoluna devam ediyor her zaman olduğu gibi.

O kadar şanslıyım ki, Federer'i seyretmiştim diyebileceğim nesiller boyu.

1 Temmuz 2009

A. Eren Loğoğlu

Leo Franco Galatasaray'da



Bilinen bir gerçekti, bugün resmileşti. Bu zamana kadar açıklanması konusunda neden beklenildi deniliyor ama Bosman kuralıyla 6 ay önceden yapılan ön sözleşmenin geçerliliği yok, 1 Temmuz'da oyuncunun sözleşmesi sona erdiğinde imzaladığı sözleşme önemli.

En son Atletico Madrid'in 4 - 3 kazandığı Barcelona maçında izlemiştim. 3 gol yemesine karşın, gollerde hatası yoktu ve Barça'nın yakaladığı pek çok pozisyonu savuşturmasını bilmişti.

Leo Franco'ya dair eski anılar da var, 3 aşırtma golü yediği Mallorca - Galatasaray maçı en can alıcı örnek zihinlerde kalan. Üzerinden çok zaman geçti ve mutlaka kendisini geliştirmiştir diye düşünüyorum, özellikle kalecilerin yaptıkları hatalardan en çok ders alıp, yaşları arttıkça daha başarılı olunan pozisyonda oynadıklarını düşününce.

La Liga'da Mallorca ve Atletico Madrid formaları giydi. İspanya Ligi'nde en uzun süre forma giyen yabancı kalecilerden biriydi. Rüştü'nün bunu başaramadığını unutmamak gerek. İspanya Ligi, çok gol pozisyonu olan ve kalenizde çok gol görebileceğiniz bir lig. Beğendiğim bir kaleci olan Coupet'ye formayı bırakmadı, bu da önemli bir referans.

Bonservis ödenmemesi de transferi başarılı kılan bir diğer unsur.

De Sanctis'ten kötü olmaz, mucize de beklememek gerekir, daha dengeli bir kaleci Sanctis'e göre, havadan gelen toplarda çok iyidir. De Sanctis çizgi ve refleks kalecisi olduğu için Avrupa maçlarında -Berlin, Benfica- iyi performans gösterirken, önündeki savunmanın da zaaflarıyla Türkiye Ligi'nde başarılı olamadı. Degaj sorunu, şutlara erken atlaması gibi sıkıntılarıyla da konsantrasyon eksikliği olduğunu gösterdi. Leo daha dengeli derken, bu sorunları azaltacaktır düşüncesini taşıyorum. Türkiye Ligi'nde iyi bir savunma kurgusuyla -orta saha çok önemli- daha az gol yer, geçtiğimiz sezona göre.

1 Temmuz 2009

A. Eren Loğoğlu