21 Şubat 2010

AS Roma Şampiyon Olmalı!



AS Roma şampiyon olur mu, Mourinho ve Inter var iken, zor!

AS Roma üst üste 20 maç kaybetmedi, Pana maçına gelene kadar. UEFA Avrupa Ligi mücadelesini de son anlarda yedikleri bir gol ile kaybettiler.

http://www10.mackolik.com/Futbol/Team/Default.aspx?id=161&season=2009%2F2010#

Roma'nın bu inanılmaz seriyle, lider, tekel konumlu Inter'in yakasına yapıştığı görülüyor. Karizma & Antipati eğrisinin en üst noktasında yer alan Mourinho için de sıkıntı doğuruyor bu geriden geliş hikayesi. Muhtemelen sezon sonunda Real Madrid'in yolunu tutarken, ceketinde şampiyonluk apoleti de dikili olsun istiyor Jose.

Sampdoria maçının gerginliği biraz da bu düşüncelerin sonucuydu. Mourinho'nun takımı evinde yine yenilmedi -muhteşem alan savunmasıyla- 9 kişi kalmasına rağmen, 100 maçı geçtiğini hatırlıyorum ancak çok yorulan Inter için Chelsea maçı serinin sonu olabilir. 2 kırmızı kart gören bir takımın mücadelesi açısından ise olağanüstü bir geceydi, bu da Jose'nin takımlarının karakteristik bir özelliği.

Roma, Catania ile oynayacak bu hafta, puan farkını 5'e indirme şansı, kazanırlarsa. Inter'i de konuk edecekler, ilerleyen zamanlarda, avantaj.

Brighi, De Rossi, Pizarro ile oyunun iki yönüne hakim olma çabasında -Lampard & Gerrard ya da Xavi & Iniesta isimlerinin olmadığı bir 2 yön cümlesi, ne hoş!- Totti, Baptista, Taddei, Vucinic gibi orta saha özellikleri olan oyuncularla sahaya daha iyi yayılan, yardımlaşan, daralan, paslaşan, kısaca güzel futbol oynayan bir takım AS Roma.

Bu takım, sistem, futbol felsefesi artık bir şampiyonluk hak etti kanımca!

21 Şubat 2010

A. Eren Loğoğlu

20 Şubat 2010

Moyes ve Everton Gerçeği



10 gün arayla Chelsea ve Manchester United'ı yendiler. Son 2 yılı 5. olarak bitirdiler, Big Four'un arkasında. Bu sezon Liverpool'un düşüş gösteren performansıyla, 4.lük şanslarını zorluyorlar. Geçmişi çok köklü, kazanma kültüründen beslenen Everton adına bu başarılar yeterli görülmüyor olabilir ancak Moyes küçümsenmemesi gereken bir iş gerçekleştiriyor.

Kurgusunu, savunma ve hücumu birlikte yapabilen, İngiliz futbolunun temel özelliklerini -hızlı paslaşma ve kanatlara inme gibi- sürekli kullanan, temposu düşmeyen, sabreden, çok mücadeleci bu takım, alkışlanmayı fazlasıyla hak ediyor.

Orta sahada, çok üst düzey olmasa da hücumu daha çok düşünen oyuncuları tercih eden Moyes, transfer tercihlerinde artık pek de yanılmıyor. Donovan yapıya çok uyan bir isim, örneğin.

Arteta, Cahill, Pienaar, Osman, Bilyaletdinov, Fellaini gibi olağanüstü bir hücum gücü, bu yapıya uçta eklenen Saha, Donovan ve Yakubu. Geriden onları destekleyen Neville ve Baines. Savunmanın merkezinde biraz sıkıntıları var, bunun sebebi de Jagielka'nın sakatlığı ve Manchester City'ye giden Lescott. Distin'in Lisbon maçında yaptığı hata, turu da zora soktu UEFA Avrupa Ligi'nde. Heitinga, Yobo ve Senderos alternatifleri bu bölgede. Kalede ise iyi bir kaleci, Howard bulunuyor. Duran topları Baines kenarlardan, Arteta karşıdan kullanıyor, çok etkili her ikisi de, Arteta sakatlıktan yeni döndü ve alışma sürecinde. Takımda benzer hücum özellikleri olan çok oyuncunun olması ve her birinin formu, Arteta'yı savunmaya biraz daha yaklaşan bir göreve yönlendiriyor.

Benzer bir başarı tablosu çizen O'Neill ve Aston Villa'dan uzak durup -güzel oyun izleme sevdasından ötürü- Moyes ve Everton'ı izlemek çok büyük futbol keyfi sunuyor bu aralar, takibe devam etmeli!

20 Şubat 2010

A. Eren Loğoğlu

15 Şubat 2010

Lizbon'dan Madrid'e Yolculuk



Atletico Madrid - FC Barcelona maçında oynanan futbolu, ana ve yardımcı etkenler şeklinde 2 kısımda inceleyebiliriz.

Ana Etken;

Atletico Madrid'in oyun yapısı, maçı asıl biçimlendiren noktaydı, Barcelona bu yapıya uymak zorunda kaldı. Savunmayı orta sahaya kadar çekerek, birbirine çok yakın 2 blok oluşturdu Atletico, 4 + 4 formasyonunda. Kalenin ve tehlike bölgesinin bir hayli uzağında konumlanan oyun, Barça'nın gole yaklaşmasını da engelledi. Savunmanın arkasına ve arasına atılan toplarla, Zlatan'ın pozisyon bulması, bu oyunun zaafıydı ancak daha önce de bahsettiğim Zlatan etkisi(zliği) kendini gösterdi. O kadar hazır değil ki Ibra, o kadar uyumsuz ki, nereye ne zaman koşu yapması, kime pas vermesi gerektiği gibi konularda hiçbir düşüncesi yok, bunun yanında adam eksilten, güçlü kalabilen yapısından da bir hayli uzak. Bu oyunun bir avantajı da genellikle Sergio'nun kaybettiği toplarda Forlan ve Aguero'yu, ilerde yakalanan Barça savunmasının arkasına rahatlıkla sızdırmasıydı. Oyunun çok dar bir alanda sıkışması, Barça'nın tehlike bölgesine pas ve dripling ile gelmesini kısıtladı, buna rağmen Barça, yine de pek çok gol pozisyonuna girdi, Xavi & Iniesta & Messi iskeleti sayesinde . Ölesiye yoksullaşan bir oyun tanımlaması ancak Barça'nın geçtiğimiz sezon gösterdiği performanslarıyla karşılaştırıldığında söylenebilir kanımca, sahada pek çok üst düzey takımdan daha iyi bir Barça vardı yine de.

Atletico Madrid'in Teknik Direktörü taktik yönden çok başarılıydı, bu da dikkate alınmalı. Rakibin en önemli zaafı Eto'osuzluğu çok iyi değerlendirdi, oyun kurgusunu dar alana ve öne taşıyarak çünkü Ibra'nın Eto'o etkisi bırakmayacağının farkındaydı. FC Barcelona'nın oyununu ve zaafını her futbolsever algılayabilir argümanına da karşıyım ki Barcelona bu sezon sadece 3. defa kaybediyor, bu anlamda Quique Sánchez Flores'in çok takdir edilmesi gereken bir olayı başardığını ve iyi bir Teknik Direktör ile karşı karşıya olduğumuzu belirtmeliyim. Taktik anlayışını övdüğüm Flores'in Benfica'nın başında iken Skibbe'nin Galatasaray'ına boyun eğdiğini de unutmayalım, oyun, strateji ve skor anlamında.

Taktik anlayışı belirleme konusunda, rakibin konumunun ne kadar önemli olduğu görülüyor. Flores'in Benfica'sının Galatasaray karşısında geniş alanda, ev sahibi sıfatıyla oynamasıyla, Barcelona karşısında dar alanda ve önde, blokları yaklaştırarak oynaması apayrı durumlar. Flores, Galatasaray karşısında yine Benfica maçındaki oyununu sergilemek isteyecektir, takımına güvenip. Ayrıca dar alanda oynamasını gerektirecek bir Zlatan -santraforsuzluk- da yok Galatasaray'da. 2. maç bizim için çok daha zor olacak.

Real Madrid, örneğin, Katalanlar karşısında Atletico Madrid gibi oynayamayacaktır Bernabeu'de, özgüveninden ve sahasında oynamanın getirdiği taraftar baskısından dolayı. Topu Barça'ya verip, oyunu dar alana yıkmak, blokları yaklaştırıp sadece kazanılan topları düşünmek, felsefe olarak taraftarı da gerecek ve sıkıntıya yol açacaktır gol atılmadığı sürece. 2 - 6 kaybettikleri maçta bile, çok daha zayıf bir kadroya sahip olmalarına rağmen bu oyunu sergilemeyip, Barça'ya oynama şansı verdiler geniş alanda, yine öyle yapacaklar, büyüklüklerine gölge düşürmemek, Ronaldo ve Kaka'yı küçültmemek adına.

Yardımcı Etkenler;

Beklerin oyuna katılamaması da önemli bir etken ancak Barça'nın bu yönde sadece Alves'i kullanarak Messi'yi çok verimli bir konuma yükselttiğini, aynı şekilde sol bölgede daha statik oynayan bir oyuncu tercih ettiğini biliyoruz. Atletico maçında Jeffren ve Maxwell hiç katkı sağlayamadılar, savunma ve hücum olarak.

Alves, Pique, Marquez, Toure, Abidal, Keita ve Henry'nin olmayışı da bir diğer yardımcı etken. Aslında Barcelona sisteminin iskeleti sahadaydı dün gece, Valdes, Puyol, Xavi, Iniesta ve Messi ancak yardımcı öğeler olmadan temelin dimdik ayakta durması da olası değil. Alves'in bindirmeleri, Messi'yi rahatlatması, sağ koridor verimliliği, Pique'nin topla çıkışları ve yerden, uzun, isabetli pasları, en önemlisi Toure'nin varlığı - Sergio'nun Oleguer kontenjanından yani Katalan olmasından dolayı sahada olduğunu tahmin edebiliyorum- Xavi ve Iniesta'yı öne doğru, tehlike bölgesine kaydırması, Henry'nin kanat ve yardımcı forvet performansıyla oyunun ters yönünü de işletmesi gibi olgulardan yararlanamadı Barça, oyuncu eksikliklerinden ötürü.

Sahadaki yeni oyuncuların performansı da çok yetersizdi, Jeffren, Maxwell, Milito, Sergio, Pedro ve Ibra. En azından Keita oyunda kalabilseydi çok daha dengeli bir oyun olabilirdi, dar alanda sıkışmak yerine. Neredeyse yan yana oynayan savunma ve orta saha blokları arasında zaman zaman Xavi, Iniesta ve Messi'nin kayboluşları, bu tür anlarda ters kanatta topla çok buluşan Pedro'nun etkisizliği -iyi bir Henry olsaydı, Madrid maçı gibi, tersten gelebilen- Sergio'nun akıl almaz top kayıpları ve Pep'den oyun durduğunda ne yapması, nerede durması ve nereye pas vermesi gerektiğine dair aldığı talimatlar ve Ibra, Ibra, Ibra. Sihir beklenen bu adam, ofsayta düşmemek adına sürekli çırpınsa da, onu mahkum olduğu bölgeden kanatlara taşıma olasılığını da gözden geçirmesi gerekiyor Joseph'in.

Barcelona, hala iyi ve güzel bir futbol oynuyor, Messi hala sahada, Xavi ve Iniesta'da öyle. Sakatlık geçiren oyuncuların bir kısmı da düzelecektir yakın zamanda, Henry ve Toure'nin dönüşü çok önemli, Ibra sorunu nasıl çözülecek, büyük bir soru işareti, pas futbolu, topu koşturmaca devam ediyor, dinamik ve kayan bir oyun yapısıyla. Fikstür Real'den yana ancak Madrid'e gitmek Barça için kesinlikle avantaj, CL yürüyüşünde rakipleri görmek gerekiyor, Stuttgart bile zor geçebilir.

Atletico - Galatasaray maçına dönecek olursak;

Atletico çok tehlikeli bir takım görüldüğü gibi. Analiz etmemiz gereken maç, Benfica 0 - 2. Duran toplar ve öne geçmek çok önemli yine, özgüven ve oyun hakimiyeti açısından. Barça maçı kadar önde oynatamazlar savunmayı, biz de Barça gibi pas yapamayız, farklı bir oyun olacak. Kendini göstermek isteyen, çok yetenekli oyuncularımız var. Pedro'nun olduğu sol bölgeye az yardım getiriyorlar, gerçi bu, Barça maçına yönelik bir hamle de olabilir. Arda bu bölgeye çekilebilir ya da Caner & Arda gibi koşu ve koşu yoluna pas oyunu yapılabilir. Rakibin merkez savunma ve önü oyuncuları çok hamleli, Messi'ye bile çoğu pozisyonda müdahale edebildiler, kanatlar dışında adam eksiltme gayretine çok girmemek gerek, Forlan, Reyes ve Aguero'da seri ve çabuk adamlar ve ayaklarını uzatıp top kazanabiliyorlar, büyük tehlike yaşarız, Topal, Sarp ve Elano dikkatli olmalı.

Benfica maçına göz atalım, eski defterleri karıştıralım biraz;

Kadro şu formasyonla sahaya yayılmıştı;



4 - 2 - 3 - 1 üzerine kurgulanmış, akıl ve kaos futbolunu doğru oranda bir karışımla sunmuştu Skibbe.

Takım, ilk topları sürekli kazanıyor, Meira, Ayhan sayesinde de olumlu kullanıyordu. Topal & Sarp ikilisinin oynamaması -Ayhan'ın denenmesi- konusundaki ısrarım da bundan, pas yapmamız gerekiyor bu bölgede ve kaptırıp tehlike yaratmadan. Sabri, Arda, Ayhan ve Ümit Karan bazlı yaratılan baskı dolu, ön alanda, blokların yakın olduğu, tempoyu Lincoln'un ayarladığı bir takım, o gün istediğini fazlasıyla almış ve Avrupa'da heyecan uyandıran bir galibiyete imza atmıştı.

Benzer şeyleri yine yapmamız zor gözüküyor, Rijkaard'la ve yepyeni oyuncularla birlikte karışımın akıl tarafına daha çok güvenebiliyoruz çünkü, Atletico Madrid ile karşılaştırma yapılabilecek bir hücum hattına da sahibiz. Flores'in benzer bir yapıyı Madrid'e uyarlayacağını düşünerek, Elano'yu Lincoln gibi Arda'ya yakın oynatmak ya da Elano'yu Ayhan konumunda ve Arda'yı Lincoln gibi kullanmak beyni yorucu fırtınalar yaratabilir. Kadroda Meira tarzı bir oyuncu yok, bu sıkıntıyı Emre G'nin çözmesi gerekecek. Bek oyuncularının, özellikle ters kademede ve çizgi ihlalinde çok önemli olduğu bir maçta, Uğur'un kullanılmasının büyük sorunlar ortaya çıkarma olasılığı yüksek, bu sebeple Lucas'ın bek bölgesinde oynaması ve oyun akışının her seferinde Leo'dan ona gelen pasla başlamasına özen göstermeliyiz.

Bir maç oynanırken atmosferden en çok etkilenen oyuncu kim deseler, herhalde kaleci derdim. Sebebine gelince, kaleci diğer takım arkadaşlarına göre tribünleri daha çok izleme şansına sahip maç içerisinde, korner vs. kullanılırken. Leo için atmosferine en alışkın olduğu yer sorulsa herhalde Vicente Calderon derdi ve orada maça çıkma konusunda rahat olacaktır, bu anlamda. Boğucu bir stad olduğu, hakemin etki altına kolay girebildiği bir atmosfer var ve kaleciler kolaylıkla motivasyonlarını kaybedebilirler, Leo'nun ekstra performans göstereceğine inanıyorum.

Baros sakat, Karan da artık yok, bu bölgede Galatasaray'ın başka bir şeyler sunması gerekiyor, Caner, Keita ve belki de Gio ile.

Murphy Yasası bizden uzak olsun!

Benfica maçına dair, arşivden yazılar;

http://erenlogoglu.blogspot.com/2008/11/avrupa-fatihine-dnen-oyun-anlay.html

http://erenlogoglu.blogspot.com/2008/11/liverpool-modeli.html

15 Şubat 2010

12 Şubat 2010

Cesc



30 yaşına gelen Xavi'nin yerine düşünülüyor olsa gerek. Ya da Iniesta'yı kanada gönderip, Toure, Xavi, Fabregas üçlüsünden yararlanma çabası, Henry'nin düşen performansı ve yaşlanmasından ötürü. Barcelona'nın DNA'sını çok iyi bilen, La Masia'dan yetişen Cesc, Barça için her anlamda özel bir futbolcu.

http://www.elmundodeportivo.es/gen/20100209/53888132711/noticia/acuerdo-verbal-entre-barsa-y-cesc.html

Resmi site ve Cesc yalanlasa da bu haberleri, Fabregas'ın Barça'ya dönmek istediği bir sır değil. Bu transferi koz yapan başkan adayları olduğu da konuşuluyor. Barcelona'nın bu sıkışık ortamında Madrid'in yolunu tutar mı Cesc bilinmez ama Premier League'de geriye sadece Rooney ve Torres kalır Barça'da oynayabilecek. (Lampard, Drogba ve Gerrard'ın artık yaş sorunsalları var transfer açısından)

13 Şubat 2010

A. Eren Loğoğlu

Kayserispor Fenomeni



5 Nisan 2008'de oynanan ve Fenerbahçe'nin Semih'in uzatmanın uzatmasında attığı golle 2 - 1 kazandığı Kayserispor maçı son hakemlik yaptığı maç oldu Hakan Sivriservi'nin.

Savunmanın ilk doldur boşaltı karşıladığı pozisyonda süre dolduğu halde maçı bitirmeye yüreği yetmemişti ve çok ağır söylemlere maruz kalmıştı o maç sonrasında. Karşı yaka pek sesini çıkarmamıştı, kazanmıştı nasıl olsa!

Açıklamalarından bir kısmı;

Bazı arkadaşlarının ve hocalarının kendisine, “Hakan, senin işini Kayserispor Onursal Başkanı Mehmet Özhaseki bitirdi” dediğini anlatan Sivriservi, şöyle devam etti: “Onlara defalarca, 'Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) ve kurulları özerktir, siyaseti karıştırtmazlar' dedim. Ancak geçen hafta oynanan Kayserispor-Galatasaray maçından sonra Özhaseki'nin, 'Bir hakem Fenerbahçe maçında bizimle uğraştı, haksızlık yaptı, onun düdüğünü ve formasını duvara astırtık. Bu çirkinlikler sürerse daha çok düdüğünü astıracağım adam çıkar' dediğini duyduğumda şaşkına döndüm. Bahsi geçen kişi bendim.

“Kayserispor Kulübü Onursal Başkanı Mehmet Özhaseki'nin açıklamalarının günahsız olduğunu ortaya çıkarttığı gibi bir güç gösterisine de kurban gittiğimi ortaya koyduğunu” savunan Sivriservi, “Aklanmış ve onurlu bir insan olarak futbol hakemliği görevinden istifa ediyorum. Aynı onurlu davranışı MHK Başkanı Sarvan'dan da bekliyorum” dedi.
Özhan Canaydın'ın Ali Aydın, Aziz Yıldırım'ın Vedat Yüksel ve Bülent Demirlek için uyguladığı bu güç gösterisi, hak arama yöntemi, ayağa kadar düştü ve Kayseri dolaylarına geldi artık. Canaydın'ınki tamamen, taraftarının gözüne girme çabasıydı, ciddiye alınmamalı, örgütlenme açısından.

Kayseri fenomenini yaratan siyasal iktidarın bu olaylardaki rolünü de unutmamak gerekiyor. Yepyeni bir stad, yatırımlar, Galatasaray'a dayılanan yöneticiler, billboard ile oyuncu satmama kepazelikleri, Aziz Yıldırım'a her toplantıda yaranmalar, Mehmet Topuz operasyonu gibi olaylarla gelinen nokta bu. 3 yılda 3 şampiyonluk sözü verirken, Anadolu'ya da göz kırpan ve sizden şampiyon çıkacak diyen -bunu 3 yıl daha ertelemiş oluyor haliyle, komik- Aziz Yıldırım'ın ekseninde örgütlenen bir yapının baş aktörlerinden biri konumuna geliyor Kayseri. Sivas katkısından sonra sıra onlarda. Daha İBB ve Gökçek'in Ankaragücü'sü var. Denizli'yi düşürme çabaları da sonuç verecek gibi duruyor bu sezon, üzücü.

Hakan Sivriservi'ye yüklenirken Fenerbahçe'nin adını hiç zikretmeyen Kayseri cephesinin, konu Galatasaray olunca aslan kesilmesini de bu örgütlenmeye ve çıkar ilişkilerine bağlayabiliriz.

Milli Takımlar Teknik Direktörlüğü ve yardımcıları meselesi de çözümlenecek Fenerbahçe merkezli olarak. Kırmızıyı pek sevmeyenler, Turkuaz yolunda ilerleyecekler yine.

Yabancı sınırlaması konusu da bekliyor bir köşede. Rijkaard'ın bile gerek görmediği bir durum, sınırsızlık. Aziz Yıldırım için başarının olmazsa olmaz ilk şartı. Büyük hedefleri olan takımlar, büyük yıldızları devre arası getirmemeli ama, öyle buyuruyor nevi şahsına münhasır insan, Nicolas Anelka'yı Ocak ayında getirdiğini unutarak. Tesadüf işte!

Sözü uzatmadan, Oğuz Sarvan ipini çekti bazı hakemlerin, kimisi çıkıp delikanlı gibi, bu operasyonun arkasında Aziz Yıldırım var diyor. Yıldırım'a güvenen, çıkar ilişkileri kurup bu düzenden yararlanmak isteyen ve bir maçta canı yanan, iktidar yanlısı Kayseri'de bu güç gösterisinde konumunu görebilmek adına bir hakemi kurban seçiyor ve sonuca ulaşıyor.

Ne diyeyim hayırlı olsun bu kirli düzenin yeni çarkı, Kayserispor fenomeni.

12 Şubat 2010

A. Eren Loğoğlu

11 Şubat 2010

3 Yılda 3 Şampiyonluk



Vedat Yüksel, Son Kale programında kendisine maç verilmemesinin sebebinin Aziz Yıldırım olduğunu iddia etti. Herhangi bir medya kuruluşu, bu iddiayı haber olarak alıp yayınlayamadı, sorgulayamadı. Enterasan ve organize işler dönmeye devam ediyor, aktaralım.

11 Şubat 2010

A. Eren Loğoğlu

Oynayan Efsane



16. Grand Slam zaferini Avustralya Açık'ta kazandı Federer. Murray'le olan H2H istatistikleri konuşuluyordu finalden önce, yenileceğini düşünen, O'nun hala tarihin en iyisi olduğuna inanmak istemeyenler vardı, Roger acımadı, hiçbirine.

Tüm zamanların en iyisi, Roger Federer, büyük ve yetenekli oyuncu kavramanın neresinde durduğunu bir kez daha gösterdi. Tarih, bu denli bir sürekliliği çok az yaşadı, pek çok farklı spor dalında.

6 Wimbledon, 5 Amerika Açık, 4 Avustralya Açık, 1 Fransa Açık, sayısız ve erişilmez olan rekorları, ağlayışları!

http://www.atpworldtour.com/News/DEUCE-Tennis/DEUCE-Australian-Open-2010/Roger-Federer.aspx

Bu adam, yaşayan efsane denir ya işte sadece bununla sınırlı değil, oynayan efsane tanımının karşılığı, hala kortlarda, 28 yaşında, yeni Grand Slam'ler peşinde!

Roger, oyun varolduğu sürece, Laver ve diğerleri tarafından alkışlanmaya devam edecek, yorulmaksızın.

11 Şubat 2010

A. Eren Loğoğlu

10 Şubat 2010

Santrforum Kayboldu, 4 - 6 - 0



Galatasaray santrforsuz oynuyor yaklaşımı çok moda bugünlerde! Aslında Hakan Şükür tipi santrfor kavramını Türk Futbolu'na başarılarıyla sunan Galatasaray'ın yeni bir modeli, yani 4 - 6 - 0'ı algıya açması da zaman alacak sığ beyinli, popüler, yer üstü spor medyası için.

Ana planı 4 - 3 - 3'ün üzerine şekillendirilen bir takımın, 4 - 6 - 0'a yatkın olabilmesi, üstelik formasyonu, Arsenal'in pas felsefesiyle birleştirmek isteyen bir düşünce için gayet akılcı duruyor.

İlginç olan Kewell'ın santrfor, merkez forvet olarak kabul edilmesiydi benzer zihniyet tarafından.

Ne tür alternatifler var Galatasaray için, buna bakalım;

Leo, zorunluluk olarak kalede. Ufuk ve Aykut'un, formsuz bir kaleciden formayı alamaması ise tirajikomik kanımca. Transfer politikası Premier League oyuncularına yönelmişken -kanımca La Liga ile dengeli bir transfer hamlesi uyum sürecini kolaylaştıracaktır- Stoke City'den Thomas Sorensen, Birmingham'dan Joe Hart ve Fulham'dan Mark Schwarzer'i önerebilirim.

Sağ bek Sabri'ydi ana planda. Sakatlığı sonrası geçici çözümler denendi, Uğur'dan beklenen verimin alındığını düşünmüyorum, daha iyi olacaktır zamanla ancak isabetli uzun top atabilen, çabuk bir Emre Güngör'den merkezde yararlanmak adına, topla kısa mesafelerle de olsa ilerleyebilen ve pas yapabilen, toparlayıcı bir Lucas Neill'in, ters kademe ve pozisyon bilgilerini de dikkate alarak, sağ bekte kullanılması ciddi olarak düşünülmelidir.

Merkez savunmacılar olarak Emre G ve Servet. Havadan ve yerden etkili, daha önce yan yana oynamış ve başarılı olmuş bir ikili.

Sol bek Hakan Balta'ydı ana planda. Yakın zamanda dönüyor sakatlıktan, diğer alternatif Caner'in bu bölgede kullanılması. Lucas'ın sağ bek olarak kullanıldığı bir düzen içerisinde Caner'in sol bölgeden yapacağı bindirmeler önemli bir kazanım olabilir. Rijkaard'ın Barça'da olduğu gibi beklerde bir savunmacı, bir hücumcu tercihinin yine geçerli olacağı öngörüsünü de unutmamak gerekiyor, Sabri varken Caner'in olmaması gibi. Bunun sağladığı katkı şu, Caner'in bölgesinden gerçekleştirilen bir atak sonrası, rakibin ani çıkışlarında eksik yakalanma riski, kayma sistemiyle ortadan kalkıyor. Defansif orta saha merkeze, merkez sol stoper bek bölgesine kayabiliyor.

Galatasaray'ın sorunlu bölgesi orta sahayla ilgilenelim;

4 - 3 - 3'ün Barça formasyonunda orta üçlü 1 - 2, ileri üçlü 2 - 1 şeklinde dizilir.

Sağ Bek______Merkez Savunmacı_____Merkez Savunmacı______Sol Bek = 4
_______________________Defansif Orta Saha_____________________ = 1
___________Sağ Orta Saha________________Sol Orta Saha_________ = 2
____Sağ Açık_____________________________________Sol Açık_____ = 2
_________________________Merkez Forvet________________________ = 1

Galatasaray'ın şartlar sonucu kullandığı 3 formasyona bakalım;

4 - 2 - 3 - 1

Sağ Bek______Merkez Savunmacı_____Merkez Savunmacı______Sol Bek = 4
___________Defansif Orta Saha_____Defansif Orta Saha__________ = 2
______________________________________________________________
_______Sağ Açık_________Hücumcu Orta Saha________Sol Açık_____ = 3
_________________________Merkez Forvet________________________ = 1

4 - 4 - 1 - 1

Sağ Bek______Merkez Savunmacı_____Merkez Savunmacı______Sol Bek = 4
______________________________________________________________
__Sağ Açık_______Orta Saha__________Orta Saha_______Sol Açık__ = 4
_______________________Hücumcu Orta Saha______________________ = 1
_________________________Merkez Forvet________________________ = 1

Hücumcu Orta Saha denilen oyuncular için deep lying forward ya da forvet arkası kavramları da kullanılabilir.

4 - 6 - 0 (özellikle Ronaldo'lu Man Utd)

Sağ Bek______Merkez Savunmacı_____Merkez Savunmacı______Sol Bek = 4
___________Defansif Orta Saha_____Defansif Orta Saha__________ = 2
__________________________ Orta Saha__________________________ = 1
_______Sağ Açık_________Hücumcu Orta Saha________Sol Açık_____ = 3
______________________________________________________________ = 0

Diyorlar ya, santraforsuz takım nasıl gol atar, Arsenal, Man Utd, Roma'yı, Avrupa Futbolu'nu takip edenler için bu sorunun cevabı çok yalın. Hızlı, yaratıcı, hareketli, yetenekli ve birbiriyle uyumlu oyunculardan kurulu dört hücum oyuncusuyla savunmanın boşluklarına geriden gelip sızarak gerçekleştiriliyor ataklar. Baros ve Jo'nun olmadığı ortamda, bu sistem nasıl kullanılabilir, buna değinelim;

Kanımca, Galatasaray'ın sezon başından bu yana en önemli sorunlarından biri Defansif Orta Saha ve Orta Saha oyuncularının top saklayamama, adam eksiltememe, alanı dikine geçememe, uzun pas atamama, top saklayamaması. Bu oyuncular Barış, Ayhan, Topal ve Sarp. Bu role en yatkın isim Ayhan ancak o da çok formsuz. Daha önce Batista ile iyi bir ikili olup savunmadan hızlı çıkabilmenin güvencesi olmuştu aslında. Barcelona'nın çok pozisyona girmesinin en çarpıcı sebebi, topu tehlike bölgesinde tutabilmesinden kaynaklanıyor. Xavi, savunmanın önündeki bölgeyi topu saklayarak, kaptırmayarak, dikine oynayarak hızlı geçebilen bir oyuncu, dinamik ve yaratıcı bir tarzının olması dışında. Oğuz Çetin'in kıçını rakibe dönerek attığı bir çalım vardı, o bölgeyi geçmek biraz da bu tür ekseni etrafında dönebilen ve adam eksiltebilen tam orta saha oyuncularında gizli. Topal ve Sarp bu görevi yapabilecek özelliklere haiz değil, görev ve yerleşim olarak Toure'nin yerini almaları daha doğru. Barış da pas hatasına uygun yapısından ötürü, yetersiz, geriye yine Ayhan ve yanında Topal ya da Sarp seçimi kalıyor. Topal ve Sarp'ın yan yana oynadığı her maç Galatasaray için eziyet olmaya, yaratıcı oyunculara çok top aktaramadan, geride top çevirip, bir süre sonra kaptırarak zamanı tüketmeye devam edecek.

Pasa dayalı hız futbolu, rakibin ön alanında baskısından kurtulmak adına bu bölgeyi bir an önce geçebilmek üzerine kurulu ve bunu pas ile yapmak zorundasınız. İngiliz ekolü, bu bölgeyi beklerin ve merkez savunmacıların diyagonal uzun toplarıyla geçmeyi tercih ediyor ve bunda da çok başarılı oluyorlar. Galatasaray'ın geçiş sürecinde bu alternatifi kullanabilmesi için bulabileceği tek çözüm Elano olabilir, onun da fiziksel gücü bu bölgede oynamaya ne kadar yeterli olur, bilinmez.

Topal'ın hiçbir şekilde uyum sağlayamadığı, Sarp'ın ise sezon başındaki başarısı göz önüne alındığında, Sarp & Ayhan, Sarp & Elano şeklinde çözümler düşünülebilir Defansif Orta Saha bölgesinde.

Bu bölgenin önünde 4'lü bir hücum bloğu, Sağ Açık Keita, Orta Saha Elano, Sol Açık Caner, Hücumcu Orta Saha Arda şeklinde yer alabilir.

Bu varyasyonlar daha çok, kısa vadede, özellikle 4 - 6 - 0 ve 4 - 4 - 1 - 1'in uygulanabilirliği ve Atletico Madrid maçları için geçerli, Rijkaard'ın ana planı hala Baros (Jo) kurgulu bir 4- 3 - 3.

Elano geriye kaydığında Arda onun yerine Gio da hücumcu orta saha olarak en uçta gözükebilir Madrid maçlarında, Ayhan'ın yerine de Topal muhtemelen form durumları göz önüne alındığında.

Çözümler üzerinden devam edelim. Gio'nun en verimli olduğu pozisyon Sağ Açık, keza Keita'nın da öyle. Burada bir tercih şart kanımca, Keita tarafında olunması gereken. Gio'nun kenardan gelen bir oyuncu olması anlamına çekilebilir bu, Baros ve Kewell'ın döndüğü bir ortamda Jo'nun da benzer bir konuma geçmesi gerekecektir.

Ana Plan;

Lucas Neill_____Emre Güngör_______Servet Çetin______Caner Erkin = 4
_______________________Mustafa Sarp___________________________ = 1
______________Elano___________________Arda Turan______________ = 2
____Keita__________________________________________Kewell_____ = 2
_________________________Milan Baros__________________________ = 1

Sabri, Hakan Balta, Topal, Gio ve Jo rotasyonun en önemli parçaları olabilirler.

Atletico Madrid ve 1 aylık süreçte Geçici Çözüm;

Lucas Neill______Emre Güngör_____Servet Çetin_______Hakan Balta = 4
___________Mustafa Sarp_______________Ayhan Akman_____________ = 2
___________________________Elano______________________________ = 1
_______Keita____________Arda Turan_______________Caner Erkin__ = 3
______________________________________________________________ = 0

Rijkaard'ın Arda'yı en uçta oynatma hamlesi kanımca doğru, Arda'nın Sivas maçında attığı 3 gol hatırlandığında, aslında gol yollarına iyi sarkabilen ve ceza sahası içerisinde daha çok bulunduğunda gol yapabilecek bir oyuncu olduğu görülebilir. Gio'nun uyum sürecinde olması, bu bölgede kullanılması ihtimalini azaltıyor. Gio'yu solda kullanıp Caner'i geriden getirmek de bir çözüm olabilir, denemeye değer özellikle antremanlarda. Israrla Ayhan tarzı, ekseni etrafında dönüp ilerleyen ve topu zor kaptıran bir oyuncunun savunmanın önünde oynayıp oyunu ileri Keita, Arda bölgesine taşıması elzem.

Tabii tüm bunların, futbolun, güzel futbolun, oyunun olabilmesi içinin, zeminin, havanın, hakemlerin ve kasap futbolcuların iznini alması gerekecek Rijkaard ve Neskeens'li futbol devriminin.

10 Şubat 2010

A. Eren Loğoğlu

09 Şubat 2010

Eto'osuzluk (Zlatan & Barca )



Sıkıntı var Barça'nın oyununda, önce sahanın dışından konuşalım, istatistik;

Eto'o 52 maçta 36 gol, Xavi & Iniesta 97 maçta 15 gol, Henry 42 maçta 26 gol, Bojan 42 maçta 10 gol ve Messi 51 maçta 38 gol kaydetmiş 2008 - 2009 sezonunda.

Ibrahimovic 29 maçta 13 gol, Xavi & Iniesta 63 maçta 6 gol, Henry 21 maçta 2 gol, Bojan 21 maçta 4 gol ve Messi 30 maçta 23 gol kaydetmiş 2009 - 2010 sezonunda. Ekstra katkı olarak Pedro 31 maçta 15 gol atmış.

2008 - 2009 sezonunda Barça, La Liga, CL ve Copa Del Rey dahil 3 kulvarda 38 + 15 + 9 = 62 maçta 105 + 36 + 17 = 158 gol atmış, maç başına 2.55 ortalamaya sahip.

2009 - 2010 sezonunda Barça, 3 kulvarda 21 + 6 + 4 = 31 + 5 (Supercopa de Espana, UEFA Super Cup, FIFA Club World Cup) = 36 maçta 52 + 7 + 9 = 68 + 11 = 79 gol atmış, maç başına 2.19 ortalamaya sahip.

Barça'nın gol ortalamasında belirgin bir azalma olduğu görülüyor. Bunun sebebini araştırmak için verileri kullanalım şimdi de;

Sistemin, 4 - 3 - 3'ün en ucunda oynayan iki oyuncuyu karşılaştıralım; Eto'o maç başına 0.69 ortalama ile oynamışken, Zlatan 0.45 ile oynuyor. Benzer düşüşler Xavi & Iniesta, Henry ve Bojan'da da görülüyor. Ortalamasını koruyan, çok az da olsa yükselten tek oyuncu Messi, 2008 - 2009 sezonunda 14 maçta oynayıp gol atamamış olan ve bu yıl 15 golle patlama yapan Pedro'yu bu karşılaştırmaya katmazsak.

Veriler bize eksik de olsa birşey söylüyor. Eto'o'nun yerinde ve görevinde Ibra'nın yer aldığı 2009 - 2010 sezonu Barça'sının verimi, Eto'o'nun yer aldığı fantastik 2008 - 2009 sezonu Barça'sından daha düşük.

Birkaç veri daha ekleyelim, geniş bir bakış açısı oluştursun diye;

Barça'nın oyununda kanımca önemli bir yere sahip olan Toure, 2008 - 2009 sezonunda 62 maçın 43'ünde yer alıp, 0.69 ortalama yakalamışken, 2009 - 2010 sezonunda 36 maçın 18'inde yer alıp, 0.50 ortalama yakalıyor. Toure'nin süreleri Busquets'e gidiyor, 0.66 ortalamadan 0.83'e yükselmiş.

Genel olarak;

Pep'in göreve geldiği günden bu yana, Barça ilk defa -hak etmese de- bir turnuvadan elendi bu sezon, düşündürücü, Barça'nın elenebilen bir takım olduğunun görülebilmesi açısından. 2008 - 2009 sezonunda Barça 9. hafta aldığı La Liga liderliğini, bir daha bırakmadı. Bu sezon ise 6. hafta aldığı liderliği 11. hafta Real Madrid'e vermek durumunda kaldı, bir hafta sonra tekrar devralsa da, yine düşündürücü. Ayrıca CL'de, bir önceki yıla göre daha zor bir gruba düştüğünü kabul etsem de, 5. maçı kazanıp gruptan çıkmayı garantileyebildi, çok düşündürücü.

Aslolana, saha içine bakalım bir de;

Sistem, 4 - 3 - 3, yerleşim ve görevler, Teknik Adam, oyun felsefesi aynı, süreklilik gösteren, ana yapıda tek bir farklılık var, Ibra ve Eto'o takası ve bunun diğer oyuncuların performansına etkileri.

Eto'o 5 yıl oynadı Barça'da, Zlatan'ın daha ilk yılı, karşılaştırma yapmanın bir haksızlık olduğu düşünülebilir. Değerlendirmede Eto'o ilk geldiği yıl ile değil, Barça tarihinin en özel sezonuyla yer alıyor, bunun sebebi açık, değişmeyen bir sistemin üzerine eklenen tek hamlenin Zlatan olması, böyle bir karşılaştırmayı doğuruyor. Eto'o, yıllar içinde büyüyen, yükselen Xavi & Iniesta ile oynarken, Zlatan, zaten formunun zirvesinde Xavi & Iniesta ile oynuyor, bu da son 2 sezonun karşılaştırılmasının adaletli olduğunu kabul etmeme sebep oluyor.

Zlatan, Inter'de topla çok oynayan, topu vermeyen, uzaktan şut denemeleri olan, stoperleri sırtında taşıyarak gole gidebilen bir sihirbazdı. Barça'nın hıza dayalı pas futbolunda bunların çok da hükmünün olmadığı görülüyor. Zlatan ağır kalıyor, pas trafiğinde yer alamıyor, sisteme alışkın olmadığından ve temponun İtalya'ya göre daha hızlı olmasından dolayı pas tercihlerinde yanlışlar yapıyor, topu taca atmak gibi, Barça'nın oyununda çok nadir görülen bir olaydır aslında bu. Driplinglerde yeteri kadar hızlı değil, eski fiziksel gücünün altında ayrıca. Alan savunması uygulayan rakip savunmanın arkasına sarkarken, nereye koşması gerektiği konusunda hala kararsız, topun ve oyunun yönünü kestiremiyor. topun arkasında, pozisyonun dışında kalıyor. Özellikle ceza sahası içine gelen toplarda ön direk, arka direk kokusu yetersiz, golcü değil kimlik olarak.

Bu saydığım özelliklerin hemen hemen hepsi Eto'o için geçerliydi, fark burada. Pas akışkanlığında öndeki 3'lünün merkezindeki oyuncunun yanlış tercihleri, diğer oyuncuların performanslarını da etkiliyor. Zlatan'ın fazla top tutması, duvar olamaması gibi merkez oyuncu sorunları, rakip ceza sahasının önünde bir blok halinde - Xavi & Iniesta ortada, Messi ve Henry kanatlardan içeriye kat ederek, 4 - 0'lık Bayern maçı- oynamayı prensip edinen bir hücum anlayışını tamamiyle kısıtlıyor. Barça'nın bu sezon attığı goller, bu bölgede yapılan pas alışverişleriyle değil, daha geriden gelinen ataklar ya da Alves temelli sağ kombinasyonlar kaynaklı, bir de Pedro etkisi var tabii, incelenmesi gereken.

Zlatan - Eto'o özellik ve uyum farklılığından Xavi & Iniesta ve Henry, istatistiklerden de anlaşıldığı üzere olumsuz etkileniyor. Henry de kişisel bir düşüş olduğu gerçeğinin de altını çizelim, sadece bu düşüşü Ibra'ya bağlamak haksızlık olur.

Peki, ne olacak bundan sonra, ne olmalı?

Zlatan ile devam edilecek, sistemden taviz verilmeksizin. Ibra'nın Henry'de olduğu gibi uyum sürecini atlatması beklenecek ki bu kupa kayıplarına sebep olabilir, La Liga ve CL'de, Barça artık kusursuz bir makina düzenine sahip değil, Ibra dişlisi arıza veriyor. Messi'yi, geçen sezonda olduğu gibi merkez oyuncu bölgesinde kullanıp, Ibra'dan Henry dönüşümlü bir kanat oyuncusu yaratma çabası da görülebilir, özellikle sıkışan maçlarda. Türkiye'de bu duruma santraforsuz formasyon yaklaşımı yapılıyor, komik! Önümüzdeki sezon için Ibra'yı Henry'ye dönüştürüp Torres, Higuain tarzı daha seri ve bitirici bir merkez oyuncu ile yeniden kusursuzluğa da erişebilir Barça.

Hala en iyiler, şüphesiz, Messi var bir kere ancak geçen sezon kadar verimli bir oyunları yok, Katalan medyası da, Guardiola da bunun farkında. Moralsiz Zlatan'ın arkasında bu kadar çok durmalarının sebebi, başka şanslarının olmaması. En azından Hiddink yok Chelsea'nin başında, Toure geri döndü, Madrid çirkefliği devam ediyor Marca'nın söylemlerinde, önemli bir motivasyon aracı Ronaldo gibi, Xavi de bunu belirtti Messi'yi korurken.

May the Force be with you, Barça!

http://en.wikipedia.org/wiki/FC_Barcelona_season_2008%E2%80%9309

http://en.wikipedia.org/wiki/FC_Barcelona_season_2009%E2%80%9310

9 Şubat 2010

A. Eren Loğoğlu

06 Şubat 2010

Billups @ Hollywood



Konferans Finali havasındaydı herşey. Kobe'nin liderliğindeki şampiyon Lakers, Melo'nun da yokluğuyla Chaunsey'in önderliğine ihtiyaç duyan "Bad Boys" Denver karşısındaydı, Staples Center'da.

İlk 2 çeyrek Lakers'ın istediği gibiydi, top ya Kobe'yle potaya gidiyor ya da pota altına iniyordu. Ne olduysa 3. çeyrekte oldu, Billups denilen adam, Mr. Big Shot, Lakers'ın şovunu çaldı. Tam 21 sayı attı bu çeyrekte, maç sonunda 39 sayı 8 asist, % 60 saha içi, 9 üç sayı isabeti istatistiklerine sahip idi. Sayıların eksik anlattıkları vardı bir de, Billups'un yüreği ve cesareti gibi.

Denver, Lakers'ın en önemli rakibi konumunda Batı'da, Utah ve Dallas hala bir adım geride kanımca. Doğuda da durum benzer, Cleveland ve Boston bir adım önde, Orlando'dan.

6 Şubat 2010

A. Eren Loğoğlu

04 Şubat 2010

Artık Yeter!



Türk Futbolu'nda devrim yapmak isteyenler en - gel - le - ni - yor. Marka değeri peşinden koşanların atladığı ya da görmezden geldiği, Skibbe'yle başlayan Rijkaard'la devam eden, pasa dayalı modern futbol anlayışının oturmasını, Galatasaray'ın başarılı olmasını, Galatasaray'ın Türk Futbolu'na kazandıracaklarını istemeyenler var, güzel futboldan nefret edenler.

Pehlivan bir santrafor, kasap orta saha ve savunma oyuncularıyla, iyi mücadele ettiğine inanılan takımlar var hala. Bileğe, ayağa, dize gelen sert müdahaleleri isteyen zavallı teknik adamlar var. Bunları televizyon ekranlarında alkışlayan, destekleyen yorumcular var. Bu yıldırma futboluna göz yuman hakemler var, en önemlisi. 3 yılda 3 şampiyonluk sözü verenlerin, Mehmet Topuz'u Beşiktaş'ın elinden alıp Fenerbahçe'ye hediye edenlerin, Galatasaray'a oyuncu satmam diyerek ahlak polisi kesilenlerin bulunduğu, kabloların kesildiği, muhalefet eden programların yayından kaldırıldığı, kalemlerin susturulduğu, hazımsızların çoğaldığı bir ortam var Türk Futbolu'nda, Aziz Yıldırım ekseninde oluşturulmuş.

Artık yeter!

Futbol oynamak istiyoruz, sahada! Futbol oynamaya, pas yapmaya, sakatlık yaşamamaya uygun, adaletli bir ortam istiyoruz!

Hakemin etrafını sarmanın zamanı, Hagi ruhuyla! Arda'nın gerçekten kaptan olduğunu algılamasının zamanı, Metin gibi oynamanın, yenilmekten korkmamanın!

19 Mayıs 2007'de yaşadıklarımızı Türk Futbolu'na hatırlatmanın zamanı, ders çıkartamayanlar için!

14 Mayıs 2006'yı, 10 Mayıs 2008'i yeniden, keser döner sap döner gün gelir hesap döner sözüne inanmayanlar için, duyumsamanın zamanı!

Galatasaray olduğumuzu hatırlamanın zamanı, Adnan Polat'tan Kapalı'sına!

Size sesleniyorum Galatasaray sevgisini yüreğinde taşıyan blog yazarları, sesinizi duyurun, isyan ateşine bir odun da siz koyun!

Güzel futbol oynamak için, haykırın, bağırın, çağırın, yazın!

Türk Futbolu'nu, marka değerini, izlemek ve içinde yer almak istediğimiz bu ortamı kirletenlerden arındırmak adına, sessiz kalmayın!

Kasap futbolcuları, buna prim tanıyan teknik adamları, alkışlayan yorumcuları yuhlayın!

Galatasaray'ın futbol devrimi ger - çek - le - şe - cek, Türk Futbolu'nun 17 Mayıs 2000'den bu yana, Aziz Yıldırım tarafından kısırlaştırılan ortamı, gelişimi yeniden ve yepyeni bir bakışla, vizyonla üretime ge - çe - cek.

Artık yeter!

Futbol oynamak istiyoruz, sahada! Futbol oynamaya, pas yapmaya, sakatlık yaşamamaya uygun, adaletli bir ortam istiyoruz!

4 Şubat 2009

A. Eren Loğoğlu