31 Ocak 2011

Estrella Damm sunar: Barselona bize ne ifade ediyor?



Barça'nın resmi sponsorlarından Katalan birası Estrella Damm'in reklam videosu;

http://www.youtube.com/watch?v=s0O49MNnZSY

Katalan müzik grubu "Els Amics de Les Arts" üyeleri oynuyor görselde. Katalanca çeviri yapan birinin İngilizcesiyle, diyaloglar;

- Leo Messi best player of the world, Andres Iniesta second and Xavi third. The three formed on La Masia, the three were made here as Pedro, Bojan, Busquets and Valdes, Pique, Puyol, all of them made here and Pep Guardiola who most consider the best coach of the world. Born in Sampedor and made in La Masia. Do you realise? It's possible that we would have the best football team of history and most of their players are made here.

Girl: What do we have? (expression for ask to the waitresss, they play with words)

- What do we have? We have the Pyrenees, full of snow on winter and 580 km of coast from Alcanà to Portbou, 336 days of sun per year, we have L'Emporda, La Fageda, La Cerdanya, El Delta de L'Ebre, L'Estany de Sant Maurici and Aiguestortes, (all places in Catalonia) we have La Sagrada Familia and The Parc Güell, built here by a big man of here (Architect Gaudí), we have all the beautiful stuff that Miró did (painter), we have Dali's eggs at Portlligat (artist) and we have lots of stories of Merçé Rodoreda and Monzó (writers), visual poems of Joan Brossa (poet) and by the way we have and we'll always have the words of Joan Manel Serrat (poet-singer), we have things that only we have: el tió, el caganer, la sardana, la patum and the castellers (Catalan traditions). Well now they aren't only ours, they belong to all the Humanity (word-play with World Heritage), we have Llonganisa from Vic, the Recuit of Fonteta, of Ullastret (Catalan gastronomy) the galetes of Camprodon, the Calçots and the Romesco, the Capipota, the Trinxat and the best Anxoves of the planet (Catalan gastronomy) and we have the best chefs of the world, doing incredible dishes with the good things we have here, our things, good things that we have...

Estrella Damm, official sponsor of FCB.

***

Barselona'da bir barda, dergi / gazete okuyan -muhtemel Ballon D'or haberi, El Mundo Deportivo ya da Sport- ve birasını yudumlayan adam, şehrin sembolü, temsilcisi, bir kulüpten daha ötesi FC Barcelona'yı anlatıyor bar çalışanı kıza. Mekana yeni giren bir başka kız, aslında içki sormayı amaçlayıp neyiniz var diyor. Sahneyi bardan ayrılan grup üyelerinden biri alıyor ve şehrin, kültürün sahip olduğu pek çok değeri dile getiriyor. Beyoğlu, Tünel benzeri bir ara sokağa çıktığında, grubun diğer üyeleri de ona eşlik ediyorlar. Birinin elinde siyah kaplı bir kitap var, kime ait olduğu anlaşılmıyor. Ekrana dayanışmalarını özetleyen bir garson çalışması da yansıyor, arka plandan.

Tek sözcükle, büyüleyici!

Estrella Damm birasının, iki güzel reklamı daha bulunuyor, mutlaka izleyin, müzikler, mekanlar ve kurgu olağanüstü, özellikle ilkinde;

http://www.youtube.com/watch?v=1VRZlSSIrwY

http://www.youtube.com/watch?v=hhKpOz4SROE

İsveçli, Billie the Vision & The Dancers grubunun Summercat şarkısı yırtıyor gecenin sessizliğini, tonight tonight tonight tonight I wanna be with you tonight...

31 Ocak 2011

A. Eren Loğoğlu

30 Ocak 2011

Buraya Kadar mı?



20 Aralık'ta yazmıştım, Real Madrid'in düşüşe geçtiğini ancak bir şekilde lige tutunmayı sürdürdüğünü. Aslında 30 Kasım gecesi Camp Nou'da başladı psikolojik çöküş.

14 maç oynadılar 5 - 0'dan bu yana, ikinci defa kaybediyorlar, Kral Kupası rövanş maçında -iddiası yok idi- Levante'ye de yenilmişlerdi. 11 galibiyet ve 1 beraberlik -Almeria- aldılar, muazzam gözüküyor istatistik olarak ancak Pandora'nın kutusunu açınca hiç de öyle olmadığını ve puan kayıplarının olası olduğunu anlamak zor değildi.

Kazanılan 11 maçın 8'inin ilk yarısında beraberlik yazıyor, çok ilginç ve irdelenmesi gereken bir veri. Madrid, maçların çoğunu ikinci yarı kazanıyor, bir nevi kurtarıyor. Bu incelemeyi daha önce yapmıştım;

http://erenlogoglu.blogspot.com/2011/01/nereye-kadar.html

20 gün önce bir tablo sunmuştum;

Real Madrid yine yırttı. Lige tutunmayı bir şekilde sürdürüyorlar.

Osasuna maçı ikinci yarı tek gol 2 puan,
Sociedad maçı 74. dakikada galibiyet golü 2 puan,
Hercules maçı 82. dakikada galibiyet golü 2 puan,
Gijon maçı 83. dakikada galibiyet golü 2 puan,
Valencia maçı 74. dakikada galibiyet golü 2 puan,
Sevilla maçı 76. dakikada galibiyet golü 2 puan,

toplamda 12 puan çok zor kazanıldı. Çekirge zaten birkaç defa sıçrayıp Camp Nou'a lider olarak erişmeyi başarmış ancak bataklığa saplanıp kalmıştı o gece. 5 - 0'dan sonra bataklıktan hakemler çekip çıkardı onları Valencia maçında, sıçramaya yeniden başladılar sarı kartları çoğaltarak, sonları hiç iyi olmayacak.

Hak ettiklerinden fazla puan alıp, lig yarışında kalmaya devam etseler de, kazanamayacaklar sonunda.

2 puan da Villarreal maçıyla eklediler ve toplamda 14 puana yükselttiler bu durumu. Getafe maçındaki haksız penaltıyla açılan maçı saymıyorum.


Burda bir ek daha yapmak gerekir incelemenin üzerine, kazanılan 11 maçın 5'i tek fark ile ve Madrid'in son 5 resmi maçı 3 golün altında bitmiş.

Osasuna maçının devre arasında olaylar çıkmış koridorlarda, içeriği ve sebepleri bilmiyoruz daha. Barça, Almeria, Sevilla maçlarının sonunda da türlü tartışma ve kavgalar sahneye çıkmıştı. Villarreal maçında yaşananları söylemiyorum bile, çok sıcak hala. Her bir olayın taraflarından birinin Madrid olması tesadüf değil asla, bundan besleniyorlar. Sanırım Osasuna'nın Madrid'i, kendi yöntemiyle -futbol dışı unsurlarla, sahaya ikinci topu atarak, zaman geçirerek- yenmesini hoş karşılamamışlar, Jose'nin bu işleri sevdiğini -Inter, 20 Nisan 2010- ve Real Madrid kulübünün felsefesini -nasıl olduğu önemsiz, sadece kazanmak önemli- unutmamaları gerekir.

İlk Yarı sonuçlarına göre La Liga Puan Tablosu;

Barcelona 47 - Villarreal 45 - Sociedad 40 - Valencia 35 - Madrid 35

Eldeki veriler, Madrid'in ne kadar çok zorlandığını ve aslında gizliden gizliye büyük bir düşüş yaşadığını gözler önüne seriyor. Sahaya bakmak da yeterli aslında ama bazen Ronaldo kamuflajıyla iyi örtüyor duraklamanın üzerini, o hareketli, heyecanlı yapı aldatıcı olabiliyor.

Buraya kadar mı peki? Sanmıyorum, Guardiola da öyle diyor, Camp Nou'da Barça oyuncusu ve Teknik Adamı olarak sahaya çıktığı hiçbir -sanırım 14- El Clasico'yu kaybetmeyen adam söylüyor bunu, ona inanmak gerekir. Madrid rekabetçidir, pes etmeyecek ve sonuna kadar gidecektir diye devam ediyor sözleri. Rijkaard döneminde çok acı tecrübe edilen bir olaydı zaten bu.

Bir hatırlatma daha, Madrid'in kalan zor deplasmanları, Espanyol, Atletico Madrid, Athletic Bilbao, Valencia, Sevilla -intikam peşinde- ve Villarreal. İşleri çok zor olacak, hele de 7 puan önlerinde, tarihi en güzel oynunu sergileyen, kitleleri peşinden sürükleyen FC Barcelona varken!

Jose'nin iki şansı var, ilki Şampiyonlar Ligi, diğeriyse Kral Kupası Finali'nde Barça'yı yenmek, belki bir teselli -yahut gereklilik- de ligde oynanacak El Clasico'yu kazanmak olabilir.

ŞL'ni kazanmak ya da final oynamak, salt oyuna dayalı bir iş değil, Barça için bile kesin konuşulamaz. Manchester United, tekrar toparlanma sürecine girmeye başlayan Chelsea, Inter, AC Milan, Bayern Munchen gibi çok tehlikeli, Real Madrid'e oyun ve konum olarak denk takımlar var. Jose Mourinho, Lyon ve Liverpool'a elenen takımın üzerine yeni, doğru parçalar koyamadı daha, kendisi de belirtiyor bunu ve ikinci senenin beklenmesi gerektiğini vurguluyor, eğer kalırsa.

Espanyol'un Teknik Adamı Pochettino, iddialı bir açıklamada bulunarak, Villarreal'in Barça'dan sonra ligin en iyi futbol oynayan takımı olduğunu söyledi, aralarında oynanacak maçtan önce.

Barça için Arsenal maçları çok önemli, karbon kopyalarıyla oynayacaklar. Guardiola'nın bu turun geçilmesi halinde sözleşme yenileyeceği söyleniyor. Muhtemelen geçen sezon oynanan maçın kasedleri ve Villarreal karşılaşmaları izlenecektir. Villarreal de Barça tarzıyla -santrforsuz- müthiş işler çıkarıyor.

Cani & Cazorla'dan Xavi & Iniesta ve Rossi'den Messi yaratmayı başardılar. Borja Valero da inanılmaz bir oyuncu, arkayı toparlıyor, takım çok dinamik ve Barça'dan da seri hücuma çıktıkları söylenebilir. FC Barcelona, transfer havuzunu oluştururken, kendisine bu denli benzeyen bir yapıdan oyuncu almayı, mutlaka aklının bir köşesine koymuştur. Merkezde oynayan Rossi'nin Messi için en iyi alternatif olduğu ve Messi olmadığında Barça sistemini çok iyi tamamlayacağı net anlaşılıyor Villarreal maçlarında. Cani & Cazorla'nın da kısa, tek paslarla hücuma akışları Xavi & Iniesta'yı çok andırıyor.

Barça'nın önceliği Arsenal oldu son zamanlarda ama hedef Villarreal'e kaydırılabilir. Hatta Espanyol'un Katalan oyuncuları da listeye alınmalı, onlar da sürekli gelişiyorlar. Tottenham'dan Gareth Bale için 47 milyon Euro dedikodusunu inandırıcı bulmadım.

Yıllar sonra belki de futbol literatürüne girecek bir sözle noktayı koyalım, eski Barçalı, Katalan ordusunun neferiyim diyen Gary Lineker'in Almanlar söyleminin uyarlaması;

"Football is a game by 22 men, only 11 of whom are actually allowed to touch the ball – and they all come from Catalunya."

30 Ocak 2011

A. Eren Loğoğlu

"Şimdi Onlar Düşünsün, Fark 7" Bölüm 2



Teknik taktikten ziyade verilere dayanan bir yazı olacak, can sıkıntısı yoğun, şimdiden uyarıyorum.

Puyol dışında, ideal kadrosuyla sahadaydı takım. Biraz psikolojik, biraz ritmik oyun tarzı ve ceza sahasına otobüs park eden tarzıyla Hercules, ikinci karşılaşmada da zorladı Barça'yı. Maçtan önce Guardiola, sezonun en zor deplasmanı olabilir demişti.

Hercules'in savunma dörtlüsünün önünde oynayanların, pas yapan ve dinamik, rakibi kovalayan yapıları, ceza sahasına girip okazyon bulma şansını çok azaltıyordu. Benzer senaryoyu Bilbao Kral Kupası 2. maçında da görmüştük ancak ordaki fark, oyuncuların Barça'yı bozmalarının fiziksel üstünlüğe dayanmasıydı. Messi'nin de çok kötü gününde olması -inanılmaz fazla sayıda pas hatası yaptı- maçın 85. dakikaya kadar kopmamasına sebep oldu.

Bunun dışında bir analize gereksinim yok kanımca. Diğerleri ritüel olanlardı sahada, sadece Barça daha az pozisyona girdi, yine de kalesinde çok ciddi bir tehlike görmedi.

FC Barcelona, 14 maç üst üste -Rijkaard dönemi- kazanma rekorunu kırdı, 15 maça çıkarıp. Bunu başaran son takım, 1960 - 1961 Real Madrid'i, Puskas, Di Stefano'lu kadro.

21 maç sonunda puan 58, atılan gol 67, ortalama üçün üzerinde, yenilen gol sadece 11, artı 56 averaj var ortada.

11 Eylül'de kaybedilen -tek yenilgi- Hercules maçından sonra yaklaşık 4 ay sahadan boynu bükük ayrılmamışlardı, bu süreç 19 Ocak'ta oynanan Betis, Kral Kupası maçıyla son bulmuştu, 28 maç üst üste yenilgi içermeyen bir süreç. İlginç bir rastlantı gerçekleşmiş tam da burada;

Barça, eğer Kral Kupası'nda ve Şampiyonlar Ligi'nde Final yaparsa, Betis maçından sonra 29 maç oynamış olacak, üst üste yenilmeme istatistiğini geliştirme şansını yakalamış durumdalar, seriye de başladılar ve 3 maça çıkardılar şimdiden, hem de gol yemeden.

Guardiola, Barcelona'nın başında 157 maça çıktı, 115 galibiyet, 28 beraberlik ve 14 yenilgi aldı. Takımı 401 gol atıp, 116 gol yedi. 8 Kupa kazandı bu süre zarfında. Bu sezon 105 golü yakaladılar, 36 maçta. Guardiola dönemi gol ortalaması 2,57 ve bu sezon üçe çok yakın.

La Liga tarihine geçen iki istatistik var, Pedro'nun 6 maç üst üste gol atması ve Barça'nın üst üste 10 deplasman maçından galibiyetle ayrılması.

Messi, FCB tarihine geçmeye devam ediyor. Kulübün en çok gol atanlar listesinde 4. sıraya yükseldi 164 gol ile. Önünde Cesar, Kubala, Samitier var. Guardiola döneminde, sırayla 38 ve 47 gol atmıştı, bu sezon 37 golü buldu ve toplamda 122 gole erişti. Son 3 yılda gollerin % 30'luk kısmı onun hanesine yazılıyor, olağanüstü. Pep'in, benimle birlikte çok gol atacaksın söylemi ve bunun üzerinde duran stratejiler üretmesi -santrforsuz yapı, merkezde oynatma- Teknik Adamlık başarılarının en önemlilerinden biriydi.

Bu sayıların tamamı gerçek dışı, menajerlik oyunlarında bile ulaşılmaz seviyede veriler ama onlar başarıyorlar.

Fark yeniden 7, baskı Madrid'in üzerinde. Camacho'nun hediye etmemesini umarak, kurulalım ekran karşısına.

30 Ocak 2011

A. Eren Loğoğlu

27 Ocak 2011

Kral Kupası'nda Final Yolunda



Sonuç yanıltıcı olabilir aslında Almeria maça Barça'yı şaşırtarak başladı.

Topa sahip olmaya çalışıyorlar, dikine top sürerek oyunu ceza sahalarından uzağa, rakip yarı sahaya taşıyorlardı. Oynamak istiyorlardı, bu beyanı maçtan önce de vermişlerdi çünkü Camp Nou'da savunma yapmak çözüm değil gibiydi, hele de kupa maçında deplasmanda atılacak bir golün muazzam bir değeri varken.

Soğuk havadan etkilenen zemin, Barça oyuncularının acil sonuca gitme arzusu, ideal kadronun 4 oyuncusunun -Valdes, Alves, Puyol, Sergio- sahada yer almaması ve Almeria'nın oyun tarzı Barça'nın ilk 10 dakika bocalamasına sebep oldu.

Barça, Cruyff'un top bizdeyse onlar gol atamazlar felsefesini düstur edinerek sunduğu klasik set hücumu etkenliği dışında, hızlı ve seri oyuncularıyla kontratağa da yatkın bir takımdı. Almeria'nın oyunu önde kabul etmeye dayanan tarzı, Barça'nın üç hızlı, ani hücum golü bulmasını doğurdu, her ne kadar ikisinde ciddi kaleci hataları olsa da. Diego Alves'in yerine Esteban'ın oynatılma sebebini çözemedim, belki de kupa için bu kaleciyi tercih ediyor olabilir Almeria. Keza Guardiola da, Kral Kupası Finali'nde kaleyi Pinto'nun koruyacağını söylemişti Betis maçından sonra.

3 - 0'dan sonra oyun tamamen koptu, incelenecek herhangi bir durum kalmadı, oyuncu performansları dışında.

Bir noktaya vurgu yapmak istiyorum. Barça'nın oyun mantalitesi öyle bir noktaya yükselmiş ki, Mascherano, Afellay ve Adriano gibi, Liverpool, PSV ve Sevilla'nın önemli oyuncularından üçü de sanki takımın seviyesinin altında gibi gözüküyorlar. Oysa sorun yetenekleri değil, sisteme adaptasyonun zorluğu, bu yüzden altyapıdan gelen sıradan bir oyuncu, bir dünya yıldızından daha çok yarar sağlayabiliyor.

Javier'den bahsedelim, ilk 10 dakika, ikili mücadelelerde boşa düşen topları süpüremedi, doğru yerde değildi hiç. Bu da Almeria oyuncularının dikine 15 - 20 metre top sürmelerine olanak sundu. Normal olanı, Barça üçüncü bölgede top kaptırdığında, rakip orta çizgiyi geçmeden ön süpürücü tarafından topun kazanılması ve set hücumunun yeniden başlamasıdır. Mascherano'nun oynadığı her maç, top kazanımı 10 saniye gecikiyor ve rakip savunma hazırlıksız yakalanamıyor.

Kral Kupası Finali, El Clasico'ya ev sahipliği yapacak gibi duruyor. Tek maç üzerinden olması, sonucu kestirmeyi zorlaştırıyor ve bence bu durum Mourinho'nun avantajı, şapkadan tavşan çıkartabilir, üstelik de kalede Pinto olacak iken. Yalnız hem kupayı hem de ligi aynı anda kaybeden için çok zor zamanlar olur, Mourinho kazanırsa Tanrı katına yükselir, kaybederse tercüman demeye bile tenezzül edilmez, aralarında paylaşırlarsa çok üzülen çıkmaz, elbette lig daha önemli ama diğeri de ezeli rakibini yenerek kazanacağın bir kupa, hafife alınamaz.

Bir de Şampiyonlar Ligi var, her iki takım da çok iddialı. Burda ben bir çoklarından ayrılıyorum ve genel kanının aksine Real Madrid'in Şampiyonlar Ligi en üst seviyesinde olmadığını düşünüyorum. İngiliz ve İtalyan takımları karşısında çok zorlanacaktır, Manchester United ve Chelsea'nin de önünde değiller hala. Daha Inter, Bayern, AC Milan ve Arsenal de var. Son 2 yıl, Ramos ve Pellegrini ile müthiş seriler yakalayarak Şubat, Mart aylarına gelip, Liverpool ve Lyon'a elenmişlerdi. Mourinho, eğer kalırsa, ikinci sezonunda açıkları kapatacak ve çok daha dengeli bir takım yaratacaktır, o zaman Yarı Final ve ötesine şansları artar.

5 - 0 kaybedilen Barça maçından sonra toparlanamadılar, iki aydır zar zor kazanarak -biraz da hakemlerin itmesiyle- ilerliyorlar ve iyi futbol oynadıklarını söylemek Barcelona'ya haksızlık olur en başta. Yine de bir takımın başında Mourinho varsa, neler yapabileceğini de kestirmek kolay değil!

Final 20 Nisan'da, yer Valencia'nın Mestalla'sı, en dik tribünler önünde, La Liga'da Final, El Clasico 16 / 17 Nisan'da Madrid'de, üç gün arayla çok ilginç olacak! Sevilla'nın dün geceki maçtan sonra, Mayıs ayında yine kendi sahalarında oynanacak lig maçında Madrid'e çelme takmak için çok çaba sarf edeceğini de şimdiden not edelim bir kenara, gerek kalır mı bilinmez ama şampiyonluğu ellerinden alalım ya da bir tekme de biz vuralım diyebilirler, işler hangi noktaya varırsa!

27 Ocak 2011

A. Eren Loğoğlu

23 Ocak 2011

Yekta Sonrası Orta Saha



Son durum;

Zapata & Ufuk & Aykut & Emirhan

Sabri & Serkan
Lucas
Servet & G Zan
Insua & H Balta & Çağlar

Cana & M Sarp
Yekta & Barış
Culio & Ayhan

C Kazım & Pino & Aydın
Arda & Kewell & E Çolak
Stancu & Baros & Anıl & M Batdal

* Misimovic, Musa (kiralık)

6 (Zapata, Lucas, Cana, Culio, Pino, Stancu) + 2 (Baros, Kewell) + 2 (Misimovic, Insua) = 10 yabancı kontenjanı

Misimovic devre dışı kaldığından 9 yabancı üzerinden bir değerlendirme yapılması daha uygun.

Burda kritik oyuncu Pino, 5 + 1 gibi bir denklem sunabiliyor, Colin Kazım faktörünü katınca.

Pino'nun yerine ihtiyaca ve o maçın sakat / cezalı / analiz durumuna göre Kewell ya da Insua devreye girebilir. Insua'nın katılımı bek bölgesine olacağından, Pino'nun yerine yerli isimlerden biri görev alacaktır.

Bir alternatif de Zapata & Ufuk tercihinden doğacaktır.

Hagi'nin zihninde kompakt bir orta saha var. Takıma blok halinde hareket edebilme -kayma- yetisini kazandırmanın en kolay yolunun orta sahada kalabalık olmaktan geçtiğini biliyor. Böylelikle takım savunma ve hücum yönünden zaafiyet yaşamamış olacak ve dengeyi her zaman koruyacak.

Takıma bir sistem oturtmaktan ziyade, takım halinde hareket edebilme olgusunu yeniden yeşermeye çalışacak Hagi. Çift görevli ve yerleşimli oyuncular bunun bir parçası.

Cana'nın Servet'in yanına yerleşmesini zorunluluk olarak görüyorum, Lucas'ın yokluğunda. Takımda alternatifi olmayan tek isim Lucas görünüyor. Her ne kadar H Balta'yı savunma merkezine kaydırmak olası dursa da.

Cana tekrar yerine döndüğünde -Hagi'nin bu bölgede Ayhan denemeleri de oldu, Rijkaard da uygulamıştı bunu, takım pas ile çıksın diye- kenarlarına sol iç / sol açık, sağ iç / sağ açık oynayabilen isimler düşündüğünü öngörmek zor değil!

Culio ve Yekta bu açıdan bakıldığında daha anlamlı duruyor. Kompakt yapıyı oluşturmak için de önemli bir hamle.

Hagi geçiş sürecinde -Lucas'ın da yokluğunda- Ayhan'la devam edecektir yola ama uzun vadede planının bu olduğunu zannetmiyorum.

2000 yılına dönelim;

-------Suat-------
--Okan------Emre--

yapısını kurgularken, Okan ve Emre'nin arkadan gelen beklerle -Ümit, Capone, Fatih, Ergün, H Ünsal- kurduğu üçgenlerle oluşturduğu kanat işlerliği, hücum yönünden önemli bir artıydı. İşin savunma kısmındaysa, ilk sırada elbette rakibe nefes aldırmayan hücum presin etkisi vardı, diğer eylemse sol açık / sağ açık bölgesinden sol iç / sağ iç bölgesine kayan, ön süpürücünün yanına gömülen ve dörtlü savunmanın önünde üçlü blok oluşturarak pas açılarını daraltan yapıydı.

XXX----XXX----XXX----XXX
---Okan---Suat---Emre---

şeklinde.

Barça'ya karşı 5 savunma - 4 önlibero gibi dizilen takımların da amacı hep bu, boşluk vermemek.

Culio, Emre Belözoğlu'nu andırıyor zaten, top saklama, faul alma, topla ilerleme şekli gibi özellikleriyle. Ters top attığını görmedik sadece. Yekta için Ayhan benzetmesini kullanıyorum;

Yekta'nın forvet arkası oynadığını duymuştum, Türkiye'de iyi orta saha oyuncusu olmanın yolu öncelikle klasik 10 numara gibi izleyenlerin zihninde iz bırakmaktan geçer. Zamanla bu oyuncular yetersiz görülüp evrilirler, sağ / sol açık, defansif orta saha, sağ iç, sol iç, merkez orta saha gibi. Hasan Şaş, Suat, Tugay, Emre, Okan gibi pek çok örnek verilebilir. Sergen bu tanıma uymaz, istisnadır ve bu da çok yetenekli olmasından gelir, 10 numara olarak kalmıştır.

Ayhan'ı da iki yönlü bir oyuncuya dönüştüren Lucescu'ydu. Hagi'nin Lucescu benzeri taktik disiplin, oyun ve oyuncu anlayışıyla, Yekta'nın Ayhan gibi savunma ve hücum yönünden dengeli bir oyuncuya evrilmesinde katkı vereceğini düşünüyorum. Okan da denebilir belki, sağ iç şeklinde kullanılacaksa. Bu görevlendirme de Yekta'nın Okan'a tekabül etmesini sağlıyor Ayhan dönüşümünde. Hagi bunu başarabilirse tam aradığı oyuncuyu kazanacak.

-------Cana-------
--Yekta----Culio--

yerleşiminde, onları tamamlayacak ve dengeyi sağlayacak bir hücum / savunma görevi olan oyuncu da olmalı, bu isim Arda. Hagi, onu kendisi gibi düşünüyor ama yaşının da etkisiyle, mücadele gücünden de yararlanmayı ekleyecek sorumluluk almasına.

Keza Colin Kazım'ın fiziksel gücüyle merkez hücum bölgesinde daha başarılı olduğu düşünülürse, onun da çift görevle Arif -çift forvetin yardımcı unsuru- gibi kullanılacağı mantıklı durabilir. Colin, sağ açığa da kaçabilen, ikinci forvet gibi de davranabilen olacak ve Arif'in Hakan Şükür'ü beslemesi gibi görev alacak.

Bu tanımlamada isim değişikliği olabilir, Kazım yerine Pino gibi. Onun da merkezde daha iyi olduğu gözlemlendi.

Hagi'nin net bir kanat oyuncusu anlayışı yok ve bu algı, Pino, Colin Kazım gibi oyuncuların daha verimli kullanılmasını sağlıyor çünkü bu isimler, 4 - 4 - 2'nin kanadında etkisiz kalıyorlar. Aydın öyle değil misal veya 2. Hagi döneminin Ribery'si.

Kanat işlerliğinde asıl görev bek ve iç oyuncularının. Onların önüne kayan Kewell, Pino, Colin Kazım'la, ceza sahasında da çoğalmış olacak takım. Yeri geldiğinde Arda iyice geriye gömülüp, Colin Kazım'ı önde bırakacak ve çift forvetle oynanıyor izlenimi de doğacak.

Stancu ya da Baros'un Hakan Şükür etkisi vermesi beklenemez ancak o bölgeyi dolduran bir santrforun varlığı bile sistem verimi açısından çok değerli.

Hagi'nin 4 - 2 - 3 - 1'den daha kompakt bir 4 - 3 - 3'e geçeceği söylenebilir.

Bu varsayımları geliştirmek, dönüştürmek için 4 ay gibi şampiyonluk amacı olmayan, çok güzel bir zamanı var Hagi'nin.

Bu süre zarfında Aydın, E Çolak ve Anıl'dan birini de 14 - 15 kişilik rotasyonun parçası yapabilirse, müthiş bir iş başaracak Hagi. Yabancıların performansını değerlendirip, yerlileri de farklı görev tanımlarıyla denemiş olacak, hep birlikte gözlemleyeceğiz bu dönemi. Kalanlar / ayrılanlar belirlenecek haliyle ve yeni strateji oluşacak.

Eğer kupa kazanılırsa ve ligde 60 puan barajı yakalanırsa, Hagi de, taraftar da umud ile bakacaklar geleceğe.

23 Ocak 2011

A. Eren Loğoğlu

Şimdi Onlar Düşünsün, Fark 7



Alves'in yokluğunda Adriano sağ bek bölgesinde yer aldı. Pique rotasyona girip Abidal, Puyol'un yanına çekiliyor ve sol bek bölgesine de Maxwell geçiyordu.

Bu tercihlerin oluşumunda sağ koridor akışkanlığının sekteye uğrayacağı düşüncesinin etkisi vardı. Adriano'nun sol ayaklı bir oyuncu olarak sağda oynaması zaten birtakım işlevleri görmesini engelliyordu.

Guardiola, solda da Abidal'ı kullanıp kısır bir bek varyantıyla sahada yer almasını istemedi takımının. Daha hücum özellikleri olan Maxwell'in oynaması, bir başka yöntem doğuracaktı, sol koridor akışkanlığı.

Barça, NŞA sağ kanattan Alves & Xavi & Messi & Pedro üçgenler kullanır, kapanan ve iç içe geçen savunmayı kenarlara doğru genişleterek açar, boşluk yaratır ve oralara oyuncu sokup pozisyona girmek için de, ters kanada, sağdan sola doğru oyunu yönlendirir. Bu esnada da Maxwell & Iniesta & Messi & David Villa üçgenleri devreye girer. Bu geçiş çok kısa bir zaman dilimini kapsar ancak set hücumu daha çok sağdan akar ve sıkışma anlarında sola kaçılır.

Bu geceyse ana plan sol koridor üzerine kurgulanmış idi, Alves olmayınca ve Adriano, onun yerini dolduramayınca. İlk 10 - 15 dakika kusursuzdu hücum gelişimleri, ilk iki gol de o bölgeden var oldu. Pek çok pozisyon kalecinin ellerinde eridi.

Barça'nın uzun vadede Alves'in alternatifi sorununu mutlaka çözmesi gerekiyor. Bu tür geçici çözümler her rakibe karşı sökmeyecek ve ritmin bozulmasına yol açacaktır. Bu takım Racing değildi ama Hercules olabilir, ilk maç performansını da düşününce. Guardiola da Racing maçı sonunda yaptığı basın toplantısında, sezonun en zor deplasmanlarından birine gideceğiz dedi.

Aslında Guardiola, Puyol'u sağa atıp Pique'yle de başlayabilirdi oyuna ama Adriano'yu psikolojik olarak kaybetmemek adına bunu tercih etmedi. Alves sakatken bile oynayamıyorum düşüncesi beynini kemirebilirdi Adriano'nun.

Alves, Barça sistemini çalıştıran çok değerli bir parça. Hücum ve savunma yönünden müthiş katkıları var. Sözleşme yenilemedi hala ve 2. seviyeden bir anlaşma istiyor. Barça'da ilk seviye Messi, ardında Xavi, Iniesta ve Villa var. Bir sonraki seviyede de Valdes, Pique ve Puyol bulunuyor. Alves'e 3. seviyeden kontrat öneriliyor ve Alves 1 - 2 seviye arası bir konum istiyor, Messi'den sonra en çok ücret alan olmayı. Barça'nın Alves için ödeme sistematiğini bozacağını zannetmiyorum, muhtemelen 2. seviyeden anlaşma sağlanacaktır.

Guardiola, Alves'in daha uzun yıllar Barça'ya hizmet edeceğini düşündüğünü söyledi. O da sözleşmesini uzatmadı, Alves ve Sergio'yu beklediği söylentileri var.

Maçla ilgili çok fazla yazmaya ihtiyaç yok. Barça, erken gelen golün de etkisiyle, düşük tempoda, standartlarının altında, yine de çok pozisyona girerek ve % 72 topa sahip olarak, yorulmadan, zorlanmadan kazandı maçı. Havanın çok soğuk olduğunun da altını çizelim.

Sadece 40 ve 50. dakikalar arası gelişen cesur Racing atakları endişe vericiydi. Bunun da temel sebebi, atakların gelişim yönünün Barça'nın sağı -Adriano, kademe hataları, geride kalıp kafa vurdurması- olmasıydı.

Devrede Puyol sakatlanıp Pique oyna girdi. Abidal, sezon başından bu yana harika bir performans sergiliyor. Iniesta, açık ara en iyisiydi maçın. Xavi giderek yaşlanıyor, 2 sezon önceki insanüstü performansından eser yok ancak hala dünyanın en iyi orta sahası, yapamadığı bir harekete kızıp kendini zorluyor bazı pozisyonlarda ve topu daha çok kaybediyor son zamanlarda. Valdes, devleşen bir kaleci olma yolunda ilerliyor. David Villa pas organizasyonlarında çok başarılı, sisteme adaptasyonunu tamamladı.

Son değişiklik olarak Bojan ve Afellay'dan birisi kullanılacaktı, Pep, Bojan'ı tercih etti ve Afellay eşofmanları bile çıkarmışken, tekrar kulübeye oturdu, maçtan sonra Puyol'un zorunlu değişiklik olduğunu unutup bir an, ikisini birden oyuna almak istediğini belirtti Guardiola. Bojan 10 dakikalık performansıyla hocasını utandırdı da denebilir. Hız, çeviklik, süratlenme, ayakta kalma gibi özellikleri körelmek üzre Bojan'ın, bir şeyler yapılması şart.

Madrid ile puan farkı 7'ye yükseldi. Baskı, Türkiye Devrimci Spor Emekçileri Sendikası Genel Başkanı Metin Kurt'un “İspanyol diktatör Franko, Madrid’teki Bernabeu stadını yaptırırken, bana 100 bin kişilik bir uyku tulumu yaptırın demiştir" şeklinde anlattığı stadyumun üzerinde olacak, Mallorca maçında. Yanlış anlaşılmasın, baskıyla ifade edilen maç kazanma baskısı, diğer türlüsü ironi olurdu.

23 Ocak 2011

A. Eren Loğoğlu

21 Ocak 2011

Ne Kadar Rezil Olursak O Kadar İyi!



Başlık Can Yücel'in Sevgi Duvarı şiirinden, Ahmet Kaya'nın besteleyip seslendirdiği.

Ne anlatıyor (Başkan) Adnan Polat, kime, neyi anlatıyor?

- Ben çok partili demokratik sisteme ve hukukun üstünlüğüne inanırım.

Başkan kendisiyle çelişiyor, konuşmasının devamında demokrasilerde protesto etme hakkının olduğundan bahsetmişti. Protesto eden kitle 300 Spartalı, terör örgütü üyesi veya provokatör dahi olsa bu hak elinden alınamaz eğer demokrasi varsa ve demokratik sisteme inanan biri bunu savunur.

- Galatasaraylılığımı kimseyle tartışmam. Bana bunu kimse öğretemez çünkü ben oralardan geldim.

Galatasaraylılığının tartışılmasını istemeyen biri, başkalarının Galatasaraylılığını da tartışmaya açmamalıydı. Hele de Galatasaray'ının açılışına gelen taraftarının.

- Ben Galatasaray'ı her zaman siyasetin üzerinde tutmuşumdur çünkü Galatasaray siyasetin üzerindedir.

Galatasaray siyaset üstü bir kurumsa -ki öyle, 30 milyon sempatizanı var kozmopolit bir yapıda ve cumhuriyetten yaşlı bir spor kulübü, beşyüz yıllık tarihi bulunan- Galatasaray Başkanı, siyaset makamında oturan insanlardan azar, hakaret duymaz. Genel Kurulu vücud, taraftarı ruha benzeten birinin her iki olguyu da dış etkilerden koruması gerekir, camianın başkanı olarak. Gelip geçici olan ve halk tarafından verilen payelerle siyaset kurumuna yerleşenlerin Galatasaray'a ve taraftarına hiç hak etmediği sözler sarf etmesini engelleyemiyorsanız, Galatasaray'ı dibine kadar siyasetin içine sokmuşsunuz demektir.

- Rahmetli Özhan Ağabey, "Kaçarın yok, geleceksin" dedi. O dönem Siyaset Meydanı programında bir anket yapılmıştı. 7 başkan adayı gösterilmişti. Diğer 6 aday yüzde 8 oy almıştı, ben yüzde 92 oy almıştım. Ben hiç planımda olmamasına rağmen gerek başkanım gerek de taraftarım çağırınca göreve başladım ve o günden beri hayatımın yüzde 99'unu kulübe harcadım.

Acaba şu an bir anket yapılsa, yüzde kaç oranla başkanlığı bırakmasının isteneceğinden habersiz sanırım Adnan Polat.

- 3-4 bin kişilik yeri de boş bıraktık. Dedik ki bu stadın yapımı için emek harcayan hangi kurum varsa onları davet edelim. TOKİ, Metro, Bakanlık, Belediye, Karayolları, Emniyet… Hepsine sorduk. Birçok kurum bizden davetiye istedi. Örneğin VARYAP'a 1500 davetiye verdik işçiler gelsin diye. Orada çok muhteşem bir görüntü vardı. Açılışa Sayın Başbakanımızı da davet ettik ve o da kabul etti. Biz o gün çok yorgun ve uykusuzduk. Oradaki şovlar başladığı anda görev yapan emniyet mensupları olağanüstü önlemler almıştı. Emniyet Müdürlerinden biri bana, 'Davetlilerin dışında içeriye 300'e yakın sızma olmuştur' dedi. Bunların kim olduğu belli değildi. O da bizi endişeye sürükledi. Ben de stadın içinde 3-4 kere tur attım endişemden dolayı. Sayın Başbakanın gelmesinden sonra 300-500 kişiden tepki geldi. Bu işin doğasında var. Bunlar olabilir.

Emek harcayanları düşünürken ölen işçilerin aileleri ve isimleri nasıl unutulur! Emek harcayandan çok işim düşer kapısı olarak görülenlere çekilen peşkeş değil midir davetiye dağıtma meselesi! Hani başkanı dinleyen de arenanın inşaatında çalışan işçilerin, mühendislerin davet edildiğini zanneder! Üst düzey TOKİ, Bakanlık, Belediye, Karayolları, Emniyet yetkilileri ve onların yakınları diyemiyorsunuz elbette, emek harcayanlar oluyor tanım.

Başkan, olayda emniyeti de suçluyor, sızma var diyerek. Başbakanın geldiği bir yerde güvenlik zaafiyeti yaratan emniyet yetkilileri -kimse onlar, Emniyet Müdürü, Vali- derhal istifa etmelidir. Başbakanını korumaktan aciz bir güvenlik anlayışı vardı o gece gibi bir algı çıkar bu sözlerden.

Adnan Polat, alenen yalan konuşuyor aslında, kendisi de biliyor bunu söylemesi gerektiğini, aksi durumda kurul üyelerini, kombineli taraftarını suçlamak zorunda kalacak, emek harcama kontenjanından gelen yetkililer ve yakınlarının protestoya katılmayacağı düşünüldüğünde.

Sızma ne demektir yahu, biri bunu da izah etsin. Davetiyesi olmayanın belli bir noktadan öteye gidemediği bir stadyumdan bahsediyoruz. Giriş ve kontrol noktaları var bir sürü. Devlet erkanının geleceği bir ortamda üst düzey güvenlik var, hatta bunun istihbaratı bile var. Zeytinyağı gibi üste çıkma çabası bunlar, birilerine suç atıp en az zararla kurtulma planları.

Türkiye'de her olay provokatöre, Ergenekon'a, balyoz darbe planına bağlanmaya başladı. Bu örgütlenmeler yoktur demek komik kaçar bu saatten sonra ama her beğenmediğiniz konuyu da gidip aynı yere iliştirmeye çalışmak da sorumluluğu üzerinden atmaktan öte bir şey değil. Kolay yolu seçme, egemenlerin en büyük gücü olan, halkı aldatma gücünü.

- Konuşma orada yapılmaması gereken bir üslupta olabilir. Bu davetlilerimizi rahatsız etti ve tepki kondu. Bu da doğaldır. Dün Sayın Bayraktar beni aradı ve konuştuk. Bana dedi ki, 'Sayın Başkan benim nasıl bir Galatasaraylı olduğumu biliyorsun. Ben çok üzgünüm', Ben de 'Neden böyle konuştun?' dedim. 'Ben bu büyük kalabalığın önünde ilk kez konuşuyorum. Yanlış yaptım. Sadece yönetimin içinde bulunduğu zaafiyeti anlatıp o durumdan bu duruma nasıl bir çalışma yapıldığını anlatmak istedim. Ben bağırdıkça taraftar daha çok bağırdı ve olay farklı bir yere gitti. Ben hepinizden özür diliyorum' dedi. 'Bunu paylaşabilir miyim kamuoyuyla?' diye sordum ve 'Evet' dedi. Bu konu benim için kapanmıştır.

Hala TOKİ Başkanı'nı savunma çabaları, Galatasaraylıymış da, ben bilirim de söylemleri, çok yazık. Kendi ağzından dileyemediği özrü bir de aracı yoluyla iletiyor, bir gün çıkar ben söylemedim öyle bir şey bile diyebilir yani, yalanlayabilir, ucu açık. Konuşma, bilinçli olarak hazırlanmıştı, bunu bile görmezden geliyor Polat. Oğlunun önünde babasına küfür edilir mi yahu! Rahmetli Canaydın'ın durumunu anlatırken sarf ettiği özensiz sözcükler ve Galatasaray'ın asıl sahibi taraftarları önünde yöneticilerini rencide eden uzun cümleler. Geceye daha karanlık bir gölge düşemezdi. Haliyle tepkiler doğdu burdan. Uğultu, kulakları sağır edecek bir desibel seviyesine yükseldi, 300 opera sanatçısı getirsen çıkmayacak bir ses.

Organize işler tam da burada kendini gösterdi işte. Bu olumsuz havanın eseceğini oraya gelmeden önce tahmin eden kulüp başkanları, federasyon ve hükümet yetkilileri, nerdeyse eksiksiz bir kadroyla ortamı terk ettiler. Anlık bir karar alınsa mutlaka arada fireler olurdu diye düşünüyorum. Kararsız kalan başkan Adnan Polat da, açılış maçının ikinci yarısı ayrıldı arenadan, egemenlerin suyuna gitmek üzre, bağışlanma istemiyle.

- Ertesi günkü toplantıdan sonra bir açıklama yaptık. Keşke yazılı yapsaydık bu açıklamayı. Bu içeriye sızan ismi provokatör olarak tanımlanabilecek kişilerle ilgili konuştuk. Ali Sami Yen'de de her maç sonrası kamera görüntüleri emniyet tarafından alınırdı. Burada da öyle oldu. Bir de bu insanlarla ilgili bir söylemde bulundum. O yoğunlukta bunu yanlış biçimde "protestocular" olarak söyledim. Sonra anladım ki yanlış kelime kullanmışım.

Ne fark eder sözlü ya da yazılı olması, sızma, provokatör, big brother is watching you gibi kavramların bulunduğu ortamda. Ne değişir! Her şeyin kurgu olduğu sözcük hatasından bile anlaşılıyor.

- Kaldı ki demokraside protesto etme hakkı vardır. Ne ıslıkçı ne de protestocu avına çıkmadık. Biz kimsenin ismini emniyete vermedik. Öyle bir potre çizildi ki sanki biz Galatasaray taraftarını fişliyormuşuz gibi. Bu durumdan da kendine vazife çıkaran bir sürü insan oldu. Bu kelimeden yola çıkarak 5 gündür beni yargılıyorlar. Biz ne söylediğimizi, ne yaptığımızı biliyoruz. Bana kimse Galatasaray taraftarlığını öğretmesin. Taraftarı kışkırtıp taraftarı politikaya alet edip kendine pay çıkarmak isteyen bir sürü insan var. Bunların hiçbiri benim gözümü korkutamaz. Ben bugüne kadar yaptığım her şeyin arkasındayım. Ben bugüne kadar taraftarıma tek bir laf söyletmedim. Bana diyorlar ki, 'Pazar günü stada gitme protesto edecekler', Beni protesto edecekse Galatasaray taraftarı etsin. Bizi asacak Galatasaray taraftarı asar başka kimse asamaz"

Galatasaray taraftarı, u - 17 olayında da fişlenmişti, burda da aynı senaryo izleniyor. Bir grubun üzerine yıkarım ve kapatırım meseleyi diye düşünerek hareket eden Adnan Polat idi, başkası değil!

Taraftarıma tek bir laf söyletmedim diyor ya, orda çıkılıyor şirazeden. Yahu yalanıp yutulacak mı net ortamında devlet yetkililerinin ettiği hakaretler, kulaklar sağır, gözler kör mü oldu bir anda! Hem birilerine sitem edip hem de sitem edilen eylemin olmadığını nasıl söylüyorsunuz, hangisi doğru?

- Başkan Adnan Polat, bazı AK Partili dostlarının söylemlerinin de kendilerini kırdığını belirterek, "Galatasaray camiası 25 milyonluk, bazı ülkelerden fazla nüfusu olan bir kulüptür. Bu kulüp itilip kakılacak bir kulüp değildir. Kongre üyelerimize de seslenmek istiyorum. Bir süre televizyon ekranlarında konuşmayın, susun. Biraz sükunet lazım. Bizi değerlendirmek istiyorsanız 45 gün sonra genel kurulumuz var. Gelin oraya, değerlendirin. İbra edin veya etmeyin. Ama şu anda lütfen biraz sessiz kalın. Bir de bizim ağabey diye hürmet gösterdiğimiz bazı kişiler var. Bazı üyelerin oyları sanki bunların ipoteği altında. Sanki Galatasaray üyeleri kendi kendilerine karar veremezmiş gibi ağır ağabey görüntüsü veriyorlar. Kimse Galatasaray Kulübü'nün üyelerini bu şekilde aşağılayamaz."

Kulübün itilip kakıldığını kabul etmek bile başlı başına bir istifa sebebidir. Bunlara haddini bildiremeyen ve siyaset üstü bir kurumun başkanlığını yapmak sanrıdan öte bir şey değildir. Ya da siyaset altına inip hiç çıkamazsınız işin içinden.

- Türk Telekom Arena Stadı'nın devriyle ilgili görüşmeler sürdüğünü vurgulayan Başkan Polat, "Bunun da işlemleri birkaç güne kadar bitecektir. Bu stadyumu arzu ettiğimiz seviyeye getirene kadar biraz zamanımız var. Devri 10 güne kadar bitirmeyi planlıyoruz. TOKİ, stadyumu GSGM'ne teslim etti 68 sayfalık bir eksik listesiyle. Biz de onlardan alacağız stadyumu. Eksikler de tamamlanıyor yavaş yavaş. Biz devralmadığımız için de fazla bir şey yapamıyoruz şu an" diye konuştu.

Daha ne denilebilir, 68 sayfalık eksik listesiyle devri alınan bir arena ve edilen teşekkürler, dilenen özürler, ne için, bitirilmeyen işlerin ödülü mü?

Anlatsanıza;

Galatasaray, TOKİ’ye Aslantepe’deki stadın 24 ay içersinde bitirilmesi ve 49 yıllığına üst kullanım hakkıyla teslim edilmesi karşılığında 40 sene daha üst kullanım hakkına sahip olduğu, şehrin en değerli bölgelerinden biri olan 35 dönüm Mecidiyeköy arazisini bırakmaya razı oldu. Arazinin satışı ihale yoluyla gerçekleştirildi, Aşçıoğlu İnşaat 475 milyon TL ödeyecek TOKİ’ye. Bunun yanında Galatasaray’ın Seyrantepe’de 384 dönüm üst kullanım hakkı vardı ve bundan da vazgeçildi arena karşılığında. Kompleks 120 dönüm yer kaplayınca, kalan 264 dönüm alan için Şişli Etfal Hastanesinin taşınması düşünülüyor. Bu işlem gerçekleşirse, boşalacak olan mevcut hastane arazisi de değerlendirilecek. Uluslararası turnuvalar, saygınlık gibi kalemleri de var bu işin.

Cebinden çıkmayan paraların hesabını, geciktirilen ve bitirilmeyen işleri, olmayan lütfu, hayır hasenatı, iyiliği anlatsanıza, kimden ve neden çekiniyorsunuz, devir teslimi olmaz diye mi korkuyorsunuz!

Galatasaray sokakta oynarsa, kaldırımdan destekleriz biz, merak etmeyiniz. Motto bu!

- Ne ben ne de ailem bugüne kadar devletle hiçbir iş yapmadık. Bu ülkenin içinde yaşayıp da devletle işi olmayan var mı? Bizim hiçbir ticari ilişkimiz yok devletle. Bazı senaryolar var. Bunların hepsine de cevap verdim. Lütfen yeni senaryoları da getirin varsa, onların da cevabını alırsınız.

Devletle işi olmayan yoksa, neden siz istisna sayılmalısınız? Ege Seramik ve TOKİ bağlantılarının ne olduğuna bakılması gerekiyor sanırım. 2004 yılında enerji işine girdiğinizi belirten de sizsiniz.

- Artık futbola eğileceğim. Ben de bu işi biliyorsam ben de bu takımı iyi yerlere getireceğim. Yoğunluktan dolayı belki 3 sene zaman harcayamadım ama benim yönetimde olduğum zamanları hatırlayın. Bir 20:45 şampiyonluğu var bir de son 6 hafta hocasız kaldığımız şampiyonluk var. Transferlerin sözünü verdik ve yaptık. Transfer bitti mi hayır bitmedi. Galatasaray formasının hakkını verenler bu takımda kalacak, vermeyenler de ayrılacak. Önlerinde bunun için yeterli zaman var.

Ben ve Sezgin'in Teknik Adam olduğu diyememiş burada. Sayın Polat, ne zamandır aynı söylemi belirtiyor, futbola eğilim, Florya'da yatma. % 99 değil miydi zaten Galatasaray ilgisi, futbol bunun mutlaka büyük bir kısmını kapsıyor olmalıydı.

Utanıp sıkılmadan transfer mevzusuna girmeyi başarı saymış bir de Başkan, pes! Kalacaklar / ayrılacaklar masalı devam ediyor, 6 ay daha ötelenmiş.

- Eski dönemleri herkes unuttu. UEFA'nın kara listesinde 1 numara olan, elimizdeki malları kaybettiğimiz, hiçbir bankanın 5 kuruş para vermediği, sürekli icraların geldiğini dönemleri unuttuğu herkes. Ben o dönem "haydi" dediğimde, "deli misin sen?" diyenler şimdi ahkam kesiyorlar. Galatasaray şimdi cazip hale geldi. Bu da beni mutlu ediyor aslında. Demek ki iyi işler yapmışız.

Toplantının iki doğru sözünden biri buydu. Buydu da, sen değil misin ahkam kesenlerle beraber yolculuğa çıkan diye sormazlar mı?

- Dün yaptıkları yönetim kurulu toplantısında ikinci başkan Mehmet Helvacı'nın kendisine, "İbra olmayacağız, erken seçime gidelim" dediğini ifade eden Başkan Polat. “Benim ibra olmayacağım diye bir derdim yok. Ben yaptığım her işin hesabını veririm. Sanki Galatasaray yönetimi yolsuzluk, hırsızlık yapmışız gibi ibradan korkuyorlar. Bu kulübe şeffaflığı ben getirdim. Bana böyle bir öneriyle geliyor, "eğer olmazsa da imza toplar Seçim çağrısı yaparım" diyor. Ben bunu anlamadım bir daha sordum kendisine. Bunu da kendisi açıkladığı için söylüyorum burada. Yoksa açıklamazdım. Kimse Galatasaray yönetimini tehdit edemez, şantaj yapamaz. Sayın Mehmet Helvacı, Doğan Yalçınkaya ve Vedat Eşkinat'ı onurlu insanlar gibi istifaya davet ediyorum. Unutulmamalıdır ki Galatasaray Başkanı bir aslandır, kuzu değildir. Sayın Helvacı'yla bugüne kadar önemli işler yaptık ama bundan sonra beraber olmamız mümkün değil. Kendisinden bugün içinde bana istifasını getirmesini rica ediyorum."

Diğer doğru da bu. Rezilliğin son perdesi. Ne kadar rezil olursak o kadar iyi mısrasıyla yüklü geminin karaya oturduğu kısım. 2. başkanıyla kavga eden, onu istifaya davet edip, istifasını alamayan bir başkan. Kendisini yarı yolda bırakacaklarla mavi yolculuğa çıkan kaptan. Sen belirlemedin mi yönetim kurulunu?

Galatasaray, Lise hegomonyasından kurtulmalı, işin bu tarafı acı bir gerçek ama Polat o seçilmiş kişi değil!

Alayına da gider yapsa lisenin, iş işten geçti! Kendisini kurtarma çabasıyla bindiği bir filikaysa ya bu, nerden bileceğiz? Genel Kurul'a meydan okuyup, taraftarı yanına çekme hamlesiyse? Ben almayayım mavi hapı.

Bir gece sevgi duvarını aştık
Düştüğüm yer öyle açık seçik ki

Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi


21 Ocak 2011

A. Eren Loğoğlu

Bağımsız Galatasaray Taraftarları'ndan Kamuoyuna Duyuru



15 Ocak 2011 Cumartesi akşamı, uzun yıllardır beklediğimiz yeni stadımıza kavuşmanın heyecanını, gözbebeğimiz Ali Sami Yen Stadını terkedip, Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena'ya taşınmanın buruk sevincini tattık.

Tarihimizin mihenk taşlarından biri olacak o gecede yaşananları takip eden bazı hadiseler, Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena'nın açılış kutlamalarını gölgelemiştir.

Bu sebeple, müşterek olarak Galatasaray Kulübü taraftarlığından başka hiçbir kurum, grup, örgüt, kişi, veya siyasi hareket ile ilişkisi olmayan bağımsız vatandaşlar ve taraftarlar olarak kamuoyuna seslenmeyi görev sayıyoruz.

15 Ocak 2011 gecesi Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın stada girişi anons edildiğinde, taraftarımızın bir bölümü kendisini alkışlamış, diğer bir bölümü de ıslıklamıştır. Söz konusu tepki, medeniyet sınırları içerisinde kalmış, her hangi bir kötü söz içermemiştir. Tepkilerin boyutunun en üst noktaya çıktığı an, Toplu Konut İdaresi (TOKİ) başkanı Sayın Erdoğan Bayraktar'ın, merhum başkanımız Özhan Canaydın'ı, geçmiş yönetimlerimizi ve Galatasaray camiasını kabul edilemez bir üslupla eleştirerek, tüm Galatasaray taraftarları, kulüp ve kongre üyelerini ağır şekilde tahrik ettiği konuşmasıdır.

16 Ocak 2011 günü Galatasaray Spor Kulübü Başkanı Sayın Adnan Polat, protestocuları yönetim olarak "Galatasaraylı kabul etmediklerini" söyleyerek stadyumda bulunan Galatasaray taraftarlarına ağır şekilde hakaret etmiştir. Ayrıca protestocuları emniyet ile birlikte tespit ederek stada almayacaklarını söyleyerek onları tehdit etmiştir.

Yukarıda özetlenen hadiselerin ışığında Bağımsız Galatasaray Taraftarları olarak aşağıdaki tespit ve taleplerimizi kamuoyuyla paylaşırız:

* Her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının mevcut ya da muhtemel iktidar organlarını övme, eleştirme ve protesto etme hakları, altında Türkiye'nin de imzası bulunan uluslararası sözleşmeler ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın teminatı altındadır.

* Önemle ifade etmek gerekir ki, siyasi liderler bireylerin gündelik yaşamlarına doğrudan etki eden kararların mimarlarıdırlar ve övgüye de eleştiriye de hazır olmalıdırlar.

* Galatasaray taraftarlarının bu protesto sebebiyle devlet kademesi, medya organları ve Galatasaray Yönetimi tarafından hakarete maruz bırakılmasına, tehdit edilmesine ve baskı altına alınmasına Galatasaray Spor Kulübü ve kamuoyu seyirci kalmamalıdır.

* Söz konusu gecede yapılan protestolar neticesinde ortada kamera kayıtlarıyla tespit edilecek bir suç unsuru ve buna bağlı suçlular yoktur. İstanbul Emniyeti'nin güvenlik kaynakları suçla bağlantılı olmayan eylemlerin tespiti için seferber edilemez.

* Galatasaray Başkanı Adnan Polat ve Yönetim Kurulu üyeleri Galatasaray taraftarlarına karşı yapılan tehdit ve hakaretlere karşı kayıtsız kaldıkları gibi, söz konusu eylemleri gerçekleştirenlerle söylem birliğine giderek bulundukları mevkiye ihanet etmişlerdir. Bahsi geçen şahıslar Galatasaray camiasından ve taraftarlarından özür dilemeli ve derhal istifa etmelidirler.

* Galatasaray Kulübü Kongre Üyeleri , Başkan Adnan Polat ve yönetimini kınamalı, haklarında gerekli disiplin cezalarını uygulayacak süreci hemen başlatarak sorumluluklarını yerine getirmelidirler.

* TOKİ Başkanı Sayın Erdoğan Bayraktar, haddini aşan ve tahrik edici konuşması sebebiyle tüm Galatasaraylılardan özür dilemelidir.

* Protesto eden Galatasaray taraftarlarına medya aracılığıyla ve alenen ağza alınmayacak küfürler ve hakaretler savuranlar, onları "nankörlük", ve "teröristlik" ile itham edenler hakkında gerekli yasal işlemler Galatasaray Kulübü ve taraftarlarınca müşterek olarak başlatılmalıdır.

* Bağımsız Galatasaray Taraftarları olarak, Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena'nın Galatasaray Kulübüne kazandırılması adına çalışan herkese sonsuz müteşekkiriz. Emeği geçen bütün kişiler ve kurumlar teşekkürü ve saygıyı hak etmektedir.

* Ali Sami Yen Spor Kompleksi'nin yapımıyla ilgili, tarafımızdan teşekkürü öncelikle hak edenler, stadın her köşesine emeklerini harcayan işçilerdir. Stadın yapımına ilişkin katkısı olanlara teşekkür edilirken hayatlarını kaybeden işçilerin anılarına saygı sunulmamış olması üzüntü vericidir.

* Tüm Türkiye'yi defalarca gururlandırmış, ülkenin adını tüm dünyaya duyurmuş kulübümüz, bu tesisleri ve çok daha fazlasını sonuna kadar hak etmiştir. Camiamızın, bu tesisle ilgili hiçbir kuruma veya şahsa en ufak bir borcu yoktur. Unutulmamalıdır ki; Galatasaray Spor Kulübü, arazisi son derece değerli olan Mecidiyeköy'deki Ali Sami Yen Stadyumu üst kullanım hakkı ile birlikte Seyrantepe'deki yaklaşık 384 dekar arazinin 264 dekarlık üst kullanım hakkından feragat etmiştir. Bu arazilerin ihalelerinden devlet ciddi bir kazanç sağlamıştır ve sağlamaya da devam edecektir.Ayrıca bu kazancın yalnızca bir bölümü Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena'nın yapımı için ayrılmıştır.

* Konumu ne olursa olsun, hiçbir kişi veya kurum Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena'nın Galatasaray'a kazandırılmasını kişisel bir lütuf olarak gösteremez.

* Bu tesislerin Galatasaray Spor Kulübü'ne söz verildiği gibi teslim edilmesinin, şartnamelerle belirlenmiş taahhütlerin eksiksiz olarak yerine getirilmesinin sonuna kadar takipçisi olacağız.

Bağımsız Galatasaray Taraftarları

http://www.bagimsizgalatasaraytaraftarlari.com/

21 Ocak 2011

A. Eren Loğoğlu

20 Ocak 2011

Xavi Röportajı



Ballon D'or hakkında;

Bundan birkaç sene önce ödül için 3 Barça oyuncusu aday olacak deseler, delirmişsiniz diye karşılık verirdim. Çok mutluyum bu yüzden. Messi, kesinlikle en iyisi ve belki de tarihin en iyi beş oyuncusundan biri.

Bizim istikrarımızı bozmak için ödül olayını kullanmalarını komik buluyorum. Daha önce de pek çok yol denediler. Şimdi de Ballon D'or. Leo'nun kazanması gayet adildi ve sürpriz değildi.

Madrid'in huzurumuzu kaçırmak için her şeyi deneyeceği çok açık, biz buna gülüp geçiyoruz. Ne kadar başarılı olabileceklerini göreceğiz!

Politik konular hakkında, seni, Puyol ve Pique'yi tuzağa düşürmeye çalışıyor Madrid basını şeklindeki soruya;

Bakın, ben bir Katalanım, Barça taraftarıyım ama İspanya için oynamakla da gurur duyuyorum. Benim oynamamı istedikleri sürece de gitmeye devam edeceğim. Siyaset ve tarihi birbirinden ayırıyorum. Siyasete hiçbir zaman eğilimim olmadı. Ben bir futbol sevdalısıyım, çok şanslıyım ki işim için servet niteliğinde paralar kazanıyorum, kalbimin çarptığı kulüp ve dünya şampiyonu bir ulusal takım için oynuyorum. Bu bir cümbüş.

Orjinali ve tamamı için:

http://www.intereconomia.com/noticias-gaceta/deporte/%E2%80%9Cme-hace-gracia-que-ahora-intenten-desestabilizarnos-balon-oro%E2%80%9D

20 Ocak 2011

A. Eren Loğoğlu

Ayrılık Sinyalleri?



Katar, Milli Takımları için, bu yaz sözleşmesi sona erecek olan Guardiola'ya 20 milyon Euro teklif etmiş;

http://www.tribalfootball.com/articles/qatar-offer-guardiola-20m-plus-a-year-quit-barcelona-1394911

Inter ve CSKA da sırada.

Genelde sezon ortasında sözleşmesini uzatırdı, bu defa sezon sonuna bıraktığını açıkladı, haliyle dedikodular da çoğaldı. Başarılar kazandıktan sonra -treble- ayrılmayı düşündüğü söyleniyor. Kimisi Cruyff'un üst üste şampiyonluk ve kupa sayısı istatistiklerini geçmeden bırakmayacağını belirtiyor. Kendisi, Barça'ya gönülden bağlı olduğunu, sözleşmeye gerek duymadığını ifade ediyor ve şu an zamanı değil diyerek geçiştiriyor. Başkan Rosell, ömür boyu sözleşme önerelim diyor.

Acaba Laporta & Pep ilişkisinin bu karar bekletmeyle bir ilgisi var mı, merak etmiyor değilim. Barçalı oyuncular ara ara açıklamalarda bulunuyorlar, gidemez bir yere minvalinde.

Betis maçı sonrası rakibin Teknik Direktörü Mel'i tebrik ederken, kulağına bir şeyler söylemek için eğilmişti Pep ve gelecek sezon 1. ligde görüşmek üzre dediği yazıyor gastelerde.

Ayrılacağını zannetmiyorum ama zamanın ne göstereceği de belli olmuyor. Hele bir Mourinho alt edilsin, üst üste 3 yıl şampiyon olunsun, Şampiyonlar Ligi ve Copa Del Rey kazanılsın.



Karşı yakada da benzer haberler var. Valdano'yla bir türlü uyuşamayan Mourinho hakkında sezon sonunda bırakıyor manşetleri süslüyor başkent gastelerini. Belki de transfer baskısı kurmak istiyor ama kariyerini yanlış yönlendirdiğini ve Barça'nın en iyi zamanında buraya geldiğini de mutlaka hesaba katmalıydı Jose.

Real Madrid olunca konunun bir tarafı, ayrılmaz diyemiyorum, kovabilirler hiç acımadan. Capello, Schuster, Ramos, Pellegrini örnekleri hala sıcaklığını koruyor.

20 Ocak 2011

A. Eren Loğoğlu

Oyuncu Ücretleri Top 50



Sport Foot Magazine haberi, İspanyol AS gastesi de yer vermiş, kulüplerin en çok ücret ödediği 50 oyuncu;

1- Cristiano Ronaldo (Real Madrid/POR): 12 milyon Euro
2- Wayne Rooney (Manchester United/ING): 11,5
3- Lionel Messi (FC Barcelona/ARG): 11
4- Yaya Touré (Manchester City/CMA): 10,8
5- Samuel Eto'o (Inter Milán/ITA): 10,5
6- Bastian Schweinsteiger(Bayern Múnich/ALE): 9,7
7- Zlatan Ibrahimovic (Milan AC/SUE): 9
8- Kaká (Real Madrid/BRA): 9
9- John Terry (Chelsea/ING): 9
10- Emmanuel Adebayor (Manchester City/TOG): 8,4
11- Franck Ribéry (Bayern Múnich/FRA): 8
12- Fernando Torres (Liverpool/ESP): 7,8
13- Steven Gerrard (Liverpool/ING): 7,6
14- Carlos Tevez (Manchester City/ARG): 7,6
15- Frank Lampard (Chelsea/ING): 7,57
16- Xavi (FC Barcelona/ESP): 7,5
17- Andrés Iniesta (FC Barcelona/ESP): 7
18- Didier Drogba (Chelsea/CMA): 6,5
19- Rio Ferdinand (Manchester United/ING): 6,5
20- Andréa Pirlo (Milan AC/ITA): 6
21- David Villa (FC Barcelona/ESP): 6
22- Iker Casillas (Real Madrid/ESP): 6
23- Frédéric Kanouté (FC Sevilla/MAL): 6
24- Karim Benzema (Real Madrid/FRA): 6
25- Gigi Buffon (Juventus/ITA): 6
26- Patrick Vieira (Manchester City/FRA): 5,72
27- Wesley Sneijder (Inter Milán/HOL): 5,5
28- Garreth Barry (Manchester City/ING): 5,5
29- Arjen Robben (Bayern Múnich/HOL): 5,5
30- Asley Cole (Chelsea/ING): 5,41
31- Joe Cole (Liverpool/ING): 5,2
32- Diego Milito (Inter Milán/ARG): 5
33- David Silva (Manchester City/ESP): 5
34- Carles Puyol (FC Barcelona/ESP): 5
35- Kolo Touré (Manchester City/CMA): 5
36- Sergio Agüero (Atlético Madrid/ARG): 5
37- Francesco Totti (Roma/ITA): 4,9
38- Dimitar Berbatov (Manchester United/BUL): 4,87
39- Andrei Arshavin (Arsenal/RUS): 4,87
40- Nicolas Anelka (Chelsea/FRA): 4,8
41- Yoann Gourcuff (Lyon/FRA): 4,8
42- Paul Scholes (Manchester United/ING): 4,8
43- Daniele de Rossi (Roma/ITA): 4,6
44- Xabi Alonso (Real Madrid/ESP): 4,6
45- Jamie Carragher (Liverpool/ING): 4,6
46- Ryan Giggs (Manchester United/GAL): 4,6
47- Julio Cesar (Inter Milan/BRA): 4,5
48- Diego Forlan (Atlético Madrid/URU): 4,5
49- Alessandro Nesta (Milan/ITA): 4,5
50- Gabriel Heinze (Marseille/ARG): 4,5

Tablo bize neler anlatıyor, ona bakalım biraz.

En çok ödeyen kulüpler sıralaması yapılırsa, İlk 50'ye göre;

1 - Manchester City 48,02 milyon Euro
2 - Real Madrid 37,6
3 - Chelsea 33,28
4 - Manchester United 32,27
5 - FC Barcelona 30,5
6 - Bayern Munchen 28,2
7 - Internaziole 25,5
8 - Liverpool 25,2
9 - AC Milan 19,5
10 - Atletico Madrid 9,5
11 - Juventus 6
12 - Sevilla 6
13 - Roma 4,9
14 - Arsenal 4,87
15 - Lyon 4,8
16 - Marseille 4,5

Yanlış hesaplamadıysam durum bu. Savurgan City'nin listenin tepesinde durması olağan. Barça'nın Eto'o, Zlatan ve Toure'yi gönderme sebebi de belli, ücretleri. Oyuncularına en çok parayı ödeyip istediğini alamayan Real Madrid, City sayılmazsa. İlk 7'de yer alan diğer takımların hallerinden çok şikayeti yoktur, United şampiyonluğa gidiyor, Chelsea geçen sezon duble yaptı, Barcelona gelmiş geçmiş en iyi olma yolunda, Bayern ve Inter geçen yılın finalistleri CL'de, almadık kupa bırakmadılar. Sadece Madrid göze batıyor.

İlk 7'den sonraysa zirveye oynayan ama pek bir şey kazanamayan takımlar var. Arsenal'in durumu enteresan elbette, Premier Lig'deki rakiplerine göre. Onlar da her kulvarda yarışıyorlar ve top 50'de sadece bir oyuncuları bulunuyor, Arshavin.

Kulüpleriyle özdeşleşen bazı oyuncuların, takımdan ayrılmaması ve emeğinin karşılığı olarak yüksek ücretler aldığı da görülüyor, Totti, Giggs, Scholes, Buffon, Puyol, Kanoute, Carragher gibi.

Kaba bir tabirle en iyi 50 oyuncu da denebilir listeye. Real Madrid'in Barcelona'yı yakalaması için listenin 2 ve 6 numarasını bitirmesi şart, savunmasını toparladıktan sonra. Barça'nın da bu listeden bir ya da iki oyuncu daha transfer etmesi gerekiyor kadro genişliği yaratabilmesi için, sanırım listede olmayan Cesc ve 14, 36 numaralardan biriyle.

City'nin olası transfer listesi gözüyle de irdelenebilir 50 oyuncu.

20 Ocak 2011

A. Eren Loğoğlu

Nazar Boncuğu



Barça'ya dair geçmişte yaptığım analizleri haklı çıkaran bir maç daha.

İdeal onbirinden ne kadar az oyuncu oynatırsa Pep, o kadar çok zorlanıyor. Bunun temel sebebi, onbir dışında kalan oyuncularla ideal arasındaki kalite uçurumu. Betis karşılaşmasında, Pique, Xavi ve Messi ideal kontenjanından çıkarıldığında geriye kalan 8 rotasyon oyuncusundan sadece Mascherano ideal seviyeye yakın, yetenek sahibi bir oyuncu olarak görülebilir. Diğer oyuncular ne yazık ki FCB klasında değiller. Bu oyuncuların Barça'ya katkısı ideal onbire birkaç rötüş gerektiğinde ortaya çıkıyor ancak. Barça felsefesinin bir özelliği bu, sırıtmıyorlar aralara serpiştirilince. Sayı arttıkça uyum ve ritm kayboluyor, Sevilla'da da yaşandı.

Tek tek inceleyelim oyuncuları;

Hiçbir zaman beğenmediğim bir savunmacı olan Gaby Milito'nun nerdeyse 3 golde de hatası var. Onun oynadığı her maç arkaya sarkan forvetler tehlike yaratmıştır zaten. Takımın beraber oynamamasının getirdiği uyumsuzluğunun en göze çarpan sonucu 2 duran top golü yenmesiydi, yerleşmeyi başaramadılar.

Javier de bölgesini çok terk etmek zorunda kaldı ve bu da sorunlara sebep oldu, ara paslarını engelleme hususunda. Milito ve Adriano'nun ofsaytı bozan dengesizlikleri de eklenince buna, çok pozisyon verdi Barça.

Bojan yokları oynadı yine, Keita top tutmak dışında etkinlik sağlayamadı, Afellay sistemi bilmediğinden, nerde ne yapması gerektiğinin farkında değildi, durması gereken yerler konusunda bile sıkıntıya düştüğü oldu. Hücuma da genişlik kazandıramadı. Onun kanatlardan çok merkezde oynaması, daha çok verim elde edilmesi anlamını taşıyor.

Maçın ilginç kırılma anları da oldu açıkçası. 7 dakikada 2 - 0 olduktan sonra 15'te 3 farka taşıyabilirdi Molina skoru. +1 süre vermiş iken hakem, son vuruşu kullandırdı ve fark yeniden 2'ye yükseldi. Genelde İspanya'da hakemler kullandırmazlar bu tür son topları süre geçmişse, zira 90 + oynatmadı, bir anlamı olmadığından.

2. yarıysa Messi penaltı kaçırdı ve farkı bire indirip, en azından maçı berabere bitirme şansını ıskaladı.

Betis'i de kutlamak gerekiyor, bir alt ligde zirvedeler, Barça'yı ideal kadrosu olmasa da yenilgiyle uğurladılar evlerine, Camp Nou'da da nerdeyse ilk yarıyı 0 - 0 bitiriyorlardı, Mel harika bir Teknik Adam, şimdiden La Liga'ya yükseldiler de denebilir.

Barça, ideal dişlileriyle kusursuz bir makina ancak dişlilerden birini bile değiştirirseniz makinadan sesler gelmeye başlıyor, o derece de hassas.

Alves'in yokluğunda Adriano sorun yaratmayı sürdürecek sağ koridorda. Mascherano'nun hala yanlış pas tercihleri yaptığını gözlemliyorum, pas hatası değil karıştırılmasın. Pası, zor duruma düşüreceği arkadaşına atıyor ve ritmi bozuyor. Xavi'nin ekseni etrafında birden fazla dönüp pas verecek arkadaşını bulamayışı da sahaya yanlış yayılımın bir sonucu.

Barça 4 ay sonra kaybetti. Pep'in 14. mağlubiyeti ve yine önemsiz bir maçta geldi yenilgi. 5 - 0'dan sonra bazı oyuncuları dinlendirmek istedi ve eldekileri denedi Guardiola, mutlu olduğu söylenemez. Son 10 dakika iki ideal oyuncusunu alıp -Sergio, Abidal- bir de üçlü savunmaya dönmesi, sahadaki takıma çok da güvenmediğinin göstergesiydi.

Nazar boncuğu diyerek yola devam edelim. Yarı Final'deki Almeria maçları da kolay olmayacaktır Kral Kupası'nda.

20 0cak 2011

A. Eren Loğoğlu

17 Ocak 2011

Gidilecek Çok Yol Var!



Bu hafta puan farkının açılacağına dair olan heves, Real Madrid'in Almeria maçına Benzema'sız çıkmasıyla başladı.

Benzema, Madrid'in en yetersiz oyuncusu gibi görünebilir diğerlerinin yanında, gol atamıyor olabilir ancak sistemin, kanatlardan gelen oyuncular yönüyle işlemesini sağladığı da bir gerçek idi. Onun, uzun bir süre sonra 11'de yer almadığı ilk maç puan kaybedilmesi tesadüf değildi.

Jose, Kaka'nın sisteme dahil olmasını istiyordu bir an önce. Oysa Kaka daha hazır değildi ve takımın santrforu yoktu sahada. Barça'nın santrforsuz modelini bir maçta uygulayacağını sanmak bir yanılgıydı. Yanlışının farkına çabuk varan Mourinho, Kaka'yı 54'te Benzema ile değiştirdi ancak rakibin direncinin artmasına olanak tanımıştı bir kere.

Haftalardır zıplayan çekirge bu kez fena yakalandı lig sonuncusuna. Agresif bir hale büründüler, daha önceki maçlardan miras kalan. Çok sert fauller, aşırı hakem itirazları, Ronaldo ve Mourinho'nun yüzündeki ifade her şeyi çok açık anlatıyordu. Berabere biten maçın sonunda, az daha kavga da çıkıyordu oyuncular arasında.

Puan farkını 4'e çıkarma şansı yakalayan Barça, ideal kadrosuyla ve ritmiyle sahadaydı. 18. dakikada 2 - 0'ı yakaladılar, ardından Alves sakatlandı, Barça akışkanlığını kaybediyor derken durum 3 - 0'a geldi ve Malaga'nın golüne kadar da bir uyku süreci yaşandı. Yine topun hakimiyeti onlardaydı, yine rakibin üzerine gittiler ama motivasyonları azalmıştı bir kere, skorun etkisiyle.

Yenilen serbest vuruş golünden sonra tekrar ivmelenip bir gol daha buldular, ardından Bojan ve Afellay'ın kendilerini gösterme gayretiyle pozisyonlar ürettiler.

Afellay hakkında geçen hafta şunları belirtmiştim;

Afellay 10 dakika görev aldı, Pedro'nun yerinde. Pas trafiğine katılmaya çalıştı, topu ayağına yapıştıran ve saklayan bir oyuncu gibi gelmedi bana ama daha çok erken, üç beş maç beklemek zaten şart, Barça'nın sistemine adaptasyonun zorluğu sebebiyle.

Bu hafta üzerine katarak oynadı. Tek pas, ara pası, ceza sahasına girme gibi eylemlerde bulundu ve ışık verdi ilk defa, Iniesta'nın yerine merkezde oynadı ve kanatlara göre daha benimser gibiydi bu bölgeyi.

Barcelona, üst üste 28 resmi maç yenilmezlik serisi yakaladı, 11 Eylül'den bu yana kaybetmiyorlar. 19 maç 52 puan, 61 gol gibi inanılmaz istatistiklere erişildi La Liga'da ve en önemlisi takipçi Real Madrid ile olan puan farkı dörde yükseldi. Şampiyonluk şarkılarına başlamak yersiz olur çünkü karşınızda kollanan bir takım, insanüstü oynayan bir 7 numara ve deha bir tercüman var. 4 puan büyük bir avantaj, bir maç berabere kalma lüksü sağlıyor Barça'ya ama daha ötesi de yok açıkçası. Aynı ritmi, konsantrasyonu sezon sonuna kadar devam ettirmeleri gerekiyor.

Guardiola da bundan bahsetti maç sonunda. 4 puan farkın önemli olmadığından ve kendilerinin de puan kaybedebileceğinden dem vurdu, zorlu deplasmanları hatırlattı. Gidilecek çok yol var diyerek sözlerini tamamladı.

Milito kalıyor, Dani Alves 10 - 15 gün yok, Afellay ısınıyor, Pedro ve Sergio büyüyor, Xavi 550'nin üzerine koyuyor, tarihi yeniden yazıyor, David Villa gol koklamaya devam ediyor.

Alves'in yokluğunda -4 maç- ya Adriano sağ bek olarak görev alacak ya da Puyol sağa çekilip, Milito merkeze kaydırılacak. Bir başka opsiyon da Sergio'yu savunmaya alıp, Mascherano'ya orta sahada yer açmak, Pep üçünü de deneyebilir, ilkini kupa maçlarında, diğer ikisini zorluk derecesi yüksek lig maçlarında kullanacaktır kanımca. Sağ koridor işlerliğinden yoksun olmak, pozisyon üretim gücünü etkileyecektir.

Messi 31, David Villa 16, Pedro 16 gol istatistiğine eriştiler, sezonun yarısındayız şu an.

Guardiola'nın takımı son 3 yılda 153 resmi maç oynadı ve sadece 13 defa yenilgiye uğradı. Bunlardan birçoğu lig başında ya da sonunda alınan önemsiz mağlubiyetlerdi. 3 yılda kazanmaları gereken yalnızca 5 ya da 6 maçı kaybettikleri söylenebilir. 389 gol attılar, maç başına 2,54 ortalamayla oynuyorlar.

Gecenin en güzel anları, her gol sonrası öne geçiyormuş gibi sevinen oyuncuların, 3 - 0 öndeyken bile oturmayan, ofsayta, rakibin korner kazanmasına üzülen bir Teknik Adam'ın verdiği fotoğraflardı.

Bu takım her türlü başarıyı hak ediyor.

17 Ocak 2011

A. Eren Loğoğlu

16 Ocak 2011

Zapturapt

Çeki düzen verilemeyen kağıt parçaları
Zerre değersiz Kapalı Çarşı esnafı için

Mesaj taşıyan birer zümrüdüanka oysa
Belgesel seyretmeyle bilinmez her şey

***

Yankılanan iç ses, bir ölünün hiç duyulmayan sesi
Başkalarının yaşamını kendisinin sanan ses

Sütten çıkmış ak kaşık değil geçmiş

Hastalığınla debelenen evladın
Uzaklarda bir şairi sevmesi, nasıl anlatılır sana ey ebeveyn!

Sular ve ateş altında evle iş

İyilik, iyi sözcüğünden beslenen organizma

Yıpranmış duvarlarda
Ve ona dayanıp ayakta kalan boş koridorlarda gezinirken

Bir de görüş günü yasak diyorsun

Duyurusu olmayan bağ demirler arkasında
Yazarı anlasa da yüreğine mahkum

Hayal kuran bünyeyi bile reddediyorsun

***

Büyük ağabey seni izliyor
Devasa makinalar, kontrol noktaları

2 + 2 = 5 sonucunu söyleme zorunluluğu

İşkence gizliyor
Masumiyetini yitirmiş ütopyayı

Geleneksel eğitim sarmalı içeren projede

Bir çırpıda, tek celsede
Ardına bakmadan koş Lola, çıplak

Omuzlarında güzelliği taşıyarak

***

Sarsılan yorgun imgelem;

Aynı boylam ve enlemde, aynı zaman diliminde

Ayrı ekranlara bakarak
Yan yana yaşayıp aslında yaş(l)a(n)mamak

Seviyesi korunan algoritmalar
Kısır, cılız döngü

Tutku ve heyecan unutulmaya yüz tutmuş

Göğsünü yarıp kan revan eller ile alınır duygu
Sorgu sual ve yargı olmaksızın dalınır uykuya

Altı milyarda bir olasılık
Yaraya merhem sürmesini bilenin bulunması

***

Seslerin ön sevişme hali

Belki hazırlıklı bir refleks
Belki şaşırtıcı derecede korkusuz bir aforizma

Okunur kara kaplı kitabında

16 Ocak 2011

A. Eren Loğoğlu

13 Ocak 2011

Rotasyon Bekletme Stratejisi, Kral Kupası'nda Yarı Final'e Doğru



Bir Teknik Adam'ın gelişiminde yanlış tercihlerinden ders alması önemli bir aşamadır. Pep, Athletic Bilbao maçında yaptığı rotasyonu Betis'e karşı uygulamayıp ideal kadrosuyla çıktı sahaya, bu sefer işi ilk maçta bitirmek istiyordu, doğru strateji bu olmalıydı, ikinci maçı rotasyona uygun hale dönüştürecek avantajlı sonucu elde etmek için.

Kral Kupası'nda kalede Pinto'nun oynaması dışında farklılık yoktu onbirde ancak Barça oyuna konsantrasyon sağlayamadı bir türlü. Ayarlanamayan pas şiddetleri hataları doğurdu, tam gol vuruşunu yapacak iken ayaklar kaydı, paslar hep bir adım geride ya da ilerde kaldı, top kayıpları oldu, özellikle Alves'in.

FIFA Ballon D'or galasına Barça'dan 6 oyuncu çağrıldı. Oysa Barça'nın kadrosunda aynı klasmanda denilebilecek 7 oyuncu vardı, en üst seviye yani. Son isim Alves idi elbette ve sanırım orda olmaması zihnini biraz kurcalıyor gibiydi. Bir pozisyonda Pique'yle de ağız dalaşına girdi, Pique haklıydı, keza aynı pozisyon hatasını birkaç dakika sonra tekrarlayıp yine topu ezdi Alves. Umarım transferiyle ilgili bir durum yoktur çünkü görüşme aşamasındaydı en son.

Betis, klasik 4 - 4 - 2 ile yayılıp önde hareketli bir baskı kurdu, arkadaysa açık alan bırakmamaya çalıştı, topu kazandığında da hücum etmekten çekinmedi, gömülü oynamadılar savunmaya ve başarılı da olmalarına karşın golü, kontratakta az adamla yakalandıkları için gördüler kalelerinde.



Barça istediği pozisyonları buldu ama son bir ayda düşen temposuyla -program dahilinde- ve yaşadığı revahat ile zorlu bir 45 dakika geçirdi.

İkinci yarıysa işler bir anda değişiverdi, takım ritmini buldu, bunda biraz Betis oyuncularının Barçalıları ucuz hareketlerle -faul sonrası topu vermeme gibi- sinirlendirmesinin de etkisi vardı. Barça sağ koridoru çok iyi kullandı, tehlikeli bölgede konuşlandı ve akışkan pas trafiğini yeniden yakaladı. Hercules maçına kadar tempoyu biraz daha artırmaları gerekecek, zor bir deplasman olabilir.

Dünyanın en iyisi Leo sahne aldı ard arda, üstüne iki de akıl almaz gol kaçırdı. Alves kendine geldi, Pedro da golü yaptı. Iniesta 2 asist, Xavi 1 asist ile tamamladı geceyi. Afellay için çok erken ama Barça oyuncusu gibi durmuyor sahada.

Guardiola'nın rotasyon yapmama stratejisi tuttu ve bir hafta sonraki ikinci maçta, forma şansı vermek isteyeceği oyuncuları kullanma şansı doğdu, Afellay için tam bir sınav olacak ve muhtemelen elmas gibi parıldayan Thiago'yu izleyeceğiz.



Maç öncesinde takım orta sahada yarım bir çember oluşturdu, ortada üç aday Xavi & Iniesta ve Messi vardı, kaptan Puyol taşıdı ödülü ve teslim etti Messi'ye, altın top ile fotoğraf verdiler, arkadaşları alkışladı, tüm Katalanlar ayaktaydı, dünyanın en iyi takımını ve oyuncusunu onurlandılar.

13 Ocak 2011

A. Eren Loğoğlu

12 Ocak 2011

Altın Kalpli Top Sevdalısı Çocuk



FIFA Ballon D'or 2010 ödüllerine dair kaleme aldığım yazı, halkın gastesi BirGün'de yayınlandı;

http://www.birgun.net/sports_index.php?news_code=1294825542&year=2011&month=01&day=12

France Football dergisinin Ballon D'or ödülüyle, FIFA Dünyada Yılın Oyuncusu ödülü tek çatı altında birleştirildi bu yıl ve FIFA Ballon D'or adı verildi. Oylamaya teknik adamlar, milli takım kaptanları ve dünyanın dört bir yanından gazeteciler katılım gösterdi. Ve nerdeyse bir aydır merakla beklenen FIFA Ballon D'or 2010 ödülleri sahiplerini buldu Pazartesi akşamı, İsviçre'nin Zürih şehrinde. Leo Messi, üst üste ikinci defa kazandı altın topu. Akademi Ödülleri törenlerinde sırayla En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu ve en son En İyi Film kazananları açıklanır ve sahneye çıkarlar. FIFA'nın Yılın Takımı gibi bir ödülü olmadığından, yani turnuvalar zaten bunu belirlemek amaçlı yapıldığından, en önemli ödül de En İyi Erkek oyuncuya kayıyordu. Leo Messi'nin kazandığı ödülün son sırada verilmesi ve gecenin kapanışının bu şekilde yapılması, paralellik taşıyordu Oskarlarla. Brezilyalı Marta Yılın Kadın Oyuncusu, Jose Mourinho Yılın Teknik Adamı ödüllerini kazandılar. Jose'nin ödül aldığı açıklandıktan sonra sahneye çıkarken, çalıştığı oyunculara -Casillas, Maicon, Lucio, Sneijder, Ronaldo- tek tek sarılması güzel bir görüntüydü ancak nezaketen de olsa, yarıştığı iki değerli Teknik Adamı unutmaması gerekirdi tebrik konusunda, hele de yan yana oturuyorken. Samimiyet sınavında yine sınıfta kaldı.

Biraz önceye gidelim;

Bu seneyi özel kılan, yalnızca ödüllerin bir araya getirilmesi değildi. Futbol tarihinde bir ilk idi, aynı sezon aynı altyapıdan üç oyuncunun aday olması. Ballon D'or ödülünü Luis Suarez, Johan Cruyff, Stoichkov, Ronaldo, Rivaldo, Ronaldinho ve 2009'da Messi kazanmıştı FC Barcelona bünyesinde. Bu defa bambaşkaydı. Xavi 11, Iniesta 12 ve Messi 13 yaşında La Masia'dan içeri girmişlerdi. Xavi 30, Iniesta 26, Messi 23 yaşında şu an, sırayla 20, 14 ve 10 yıldır bu kulübün, organizasyonun içersinde yer alıyorlardı. Bunun yanında seçilen en iyi 11'de tam 6 Barcelona oyuncusu vardı, Puyol, Pique, Xavi, Iniesta, Messi ve Villa. Diğerleriyse Mourinho'nun kucaklaştıklarıydı.



Her tülü övgüyü ve ödülü hak eden Messi, tartışmasız dünyanın en iyi ve yetenekli oyuncusu. Bunu Xavi ve Iniesta da belirtiyor, hatta ödül zarfını ters açan ve altın topu veren Guardiola da. Dünya Kupası'nda Arjantin ile gösterdiği performans ve kulübü FC Barcelona'nın Şampiyonlar Ligi Yarı Finali'nde elenmiş olması, onun ödülü alma olasılığını azaltan etkenlerdi ve sürpriz diye nitelendiriliyordu kazanması. Ödül, iki farklı yarışmanın birleşmesiyle oluştuğundan böyle bir sonuç doğmuş olabilir, organizasyonun Avrupa ayağının ağırlığı hissedildi. Birleştirilmiş ödülün rayına oturması biraz zaman alacak. Yine de favori Iniesta ve plase Xavi'den birisinin kazanması asıl beklentiydi. Katalanlar, Xavi’yi istiyordu, yaşlanıyor ve ödülü bir daha kazanma şansı olmayabilirdi efsanevi oyuncunun. Iniesta’nın adaylığını kuvvetlendiren en ciddi veriyse Güney Afrika'da Hollanda'ya attığı gol ve onun yer alamadığı iki maç ile Barcelona'nın Şampiyonlar Ligi'nde Inter'e elenmesi olarak gösterilebilirdi. Bunların hiçbiri gerçekleşmedi ve Messi dil çıkararak sahneye yürüdü. Leo, mahallenin içine kapanan, kendisinden büyük topu taşımaya çalışan, taşın üzerinden giden topa itiraz etmeyip kafasını öne eğen, kaleciden aldığı topu bütün savunmayı çalımlayıp golle sonuçlandıran çocuğuydu. Sahnede herhangi bir figür, moda ikonu gibi durmuyor, içinden geldiği gibi davranıyordu, konuşmak için eğildi ve o pozisyonda tamamladı sözlerini, vereceği tarihi fotoğrafları hiç umursamadan.

Barça TV, kısa ve samimi bir video hazırlamıştı üç adaya dair;

Barselona şehrinde bir taksici, ödülü hayallerine erişmek için 10000 km koşan birisine verirdim diyor Camp Nou stadının yanından geçerken. Bir ekmek fırını ustası, ödülü çok çalışıp bundan yakınmayan kim olursa ona verirdim diyor. Mamalarını masaya ve yere saçan ikizlerin annesi, ödülü hiçbir zaman pes etmeyen kim olursa ona verirdim diyor. Xavier Romero, FC Barcelona Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı'nın 7 numarası, ödülü işinde örnek olan kim olursa ona verirdim diyor. Bir grafiti sanatçısı, ödülü tutkularına benzersiz bir dokunuş sağlayan kim olursa ona verirdim diyor. Salıncakta sallanan Barça formalı bir kız çocuğu, ödülü Xavi'ye verirdim diyor. Xavi, ben almayayım, İniesta'ya verirdim diyor. Iniesta, Messi'nin reklam panosunu gösterip, Leo'ya verirdim diyor. Ve Messi, ödül herkes içindir şeklinde bitiriyor. Ödül Katalanların, Barselona şehrinin, kulübün, taraftarların, herkesin ve en çok da La Masia'nın. Çiftlik ekrana geliyor, görüntünün sağında altyapıya bir şekilde yolu düşenlerin, FC Barcelona isimli başyapıt içersinde rol alanların isimleri akıyor aşağıdan yukarıya.



Üçünü birbirinden ayırmak çok zordu. La Masia'nın çocuklarıydı onlar. Ödülü, hikayesi en farklı duran, en yeteneklileri Messi aldı ve kazanan herkes oldu, La Masia, bir kulüpten daha öte olan FC Barcelona, güzel oyunun kendisi ve futbol sevdalıları.

12 Ocak 2011

A. Eren Loğoğlu

Zihinden Geçen Ne Varsa 4!



Zor, çok zor, acı, anıları bırakıvermek birden, ışığın bir daha yanmamak üzre sönmesi, Mecıdiyeköy'den her geçiş esnasında içine dalınan ve bir daha çıkılamayan göz önü film şeritleri, pankart boyanan, asılan günler, sabahlamalar, alkol ikindileri, kalabalık, birlikte olma hali, Sokak ruhu, sarı kırmızı, veda. Tugay'ın gözyaşı olarak kalacağız Ali Sami Yen'de.

http://erenlogoglu.blogspot.com/2010/12/bir-veda-havas.html

***

Real Madrid'in Birinci Kaptanı Iker Casillas, Messi'nin ödülü hak etmediğini ve İspanya Milli Takımı'ndan arkadaşları olan Xavi & Iniesta'dan birinin kazanması gerektiğini belirtti törenden sonra. Hemşehricilik sayılırdı yaptığı buraların deyimiyle. Aynı kalecinin, İspanyol Del Bosque -ki o da Real Madrid efsanesidir ayrıca- yerine mevcut Teknik Adamı Mourinho'yu tercih etmesi, Messi'nin ödülü hak etmediğine dair belirttiği söylemin tezini çürütüverdi. Bir bit yeniği vardı işin içinde. Jose'den aldığı psikolojik derslerin uygulamasıydı belki. Keza Jose'nin Xavi'yi teselli etme çabaları gözlerden kaçmadı.

Ronaldo da benzer şeyler söylemiş sanırım, Casillas ile.

Bizim çocukların arasını açmaya kimsenin gücü yetmez, eğer böyle bir amaç varsa ortada, Katalan medyası da böyle bir kampanya olduğunu iddia ediyor. Barça TV uçak görüntülerini yayınladı, Xavi, Messi ve Iniesta şampanyalarını yudumlayıp birlikte fotoğraf verdiler ve Leo ödülü Xavi & Iniesta'ya adadı. Sonra ekip toplandı, Puyol, Pique, Villa ile ve mesajı taşıdılar bekleyenlere. Biz birlikteyiz, burdan doğduk, FC Barcelona'dan, yüreğimiz burda, ödülü herkes kazandı ve sürdüreceğiz kazanmayı. Puyol'un yanında Malena Costa denilen güzellik vardı, onu da not düşelim.

http://www.youtube.com/watch?v=Bnh_MQLex3E





Bu arada Zürih'e giden FCB ekibi de bayağı sağlamdı, Stoichkov, Luis Suarez, Rexach, Serra Ferrer, Venables, Pique'nin kulüp yöneticisi, dedesi Amador, başkan Rosell ve tanımadığım pek çok dinazor ile oradaydılar. Oyuncuların aileleri de vardı yanlarında. En güzel kareler, dede ve torun, kaptan Puyol'un başkan Rosell'in kravatını düzeltmesiydi, FC Barcelona'nın nasıl bir aile olduğunu anlatıyordu.

12 Ocak 2011

A. Eren Loğoğlu

09 Ocak 2011

Nereye Kadar?



Yine aynı senaryo, yine aynı haksız kazanım.

Adalet denilen kavramı önemsemeyen bir güruh var karşınızda, nasıl kazandığımız önemli değil, yeter ki kazanalım diyen!

İlk yarı Villarreal oyunu sürklase etmiş, Real Madrid hiçbir şey yapamıyor, top Cani ve Cazorla'da sürekli, dönen topları Borja karşılıyor, bekler Capdevilla ve Angel Lopez bindiriyor yorulmadan, Rossi ve Ruben de arkaya sızıyorlar, harika bir takım. Biraz daha dikkatli olabilseler devreyi üç farklı önde bitirebilirlerdi.

Ronaldo'nun kişisel gayretiyle bulduğu iki gol Real Madrid'i ayakta tutmayı başarıyor ve ikinci yarıya umutla bakmasını sağlıyordu Jose'nin.

Devrede, Mourinho'nun taktiksel hamleleri de oldu. Villarreal'in orta sahanın merkezinde kurduğu -Xavi & Iniesta & Messi- Cazorla & Cani & Rossi üçgeni karşısında Lass Diarra çok kötü bir performans sergiledi, bunun yanı sıra Marcelo da bölgesini koruyamadı.

Lass oyundan çıkıp aynı görevle Khedira dahil oldu oyuna ve Jose, ilginç ve riskli bir denemeye gitti, üçlü savunma! Rakibin Barça formatlı merkez orta saha üçgeni ve Angel Lopez -Dani Alves- bindirmeleriyle tehlikeli olmasını engellemek için, Ramos'u üçüncü merkez savunmacı yapıp sol bölgeye gönderdi, Raul Albiol'u sağa çekti ve ortada da Carvalho oynadı.

Bu yapıda Marcelo sol açık, Di Maria sağ açık oynadı nerdeyse. Geriye hiç gelmediler, biraz da oyundan düşen, sinen Villarreal'in savunmaya çekilmesi sonucu.

Hakemin ikinci yarı başladıktan kısa bir süre sonra, gözü önünde olan açık arkadan çekmeye sarı kart göstermemesi, bir şeylerin olacağının habercisiydi.

Villarreal çok net pozisyonlar vermeden dayandı 79. dakikaya kadar. Ardından olanlar oldu. Ronaldo golü kaçırdı, kaleciden döndü top, pozisyonun devamında Benzema topa vurdu, rakipten sekti ve kalecinin önünde yatan Ronaldo, yerinde fırlayıp iki savunmacının arkasına geçip topu ağlara gönderdi.

Benzema'nın topa vurduğu an Ronaldo ofsayt pozisyonundaydı ve bu çok açıktı. Yan hakemin gözüne perde iniverdi. Villarreal takımının tamamı ve Teknik Adamı pozisyona itiraz etti ama değişen bir şey olmadı. Carlos Garrido oyundan atıldı.

Gol sevincini Jose Mourinho, bütün Villarreal kulübesinin önünden geçerek klasik parmak işaretleriyle kutladı. Alan ihlalinden onun da atılması gerekiyordu, atılmadı.

İlk yarıda oyun anlamında ezilmenin getirdiği baskıyı atmak için bir gol daha bekledi Jose ve bombayı son golde patlattı.

Yine rakip takımın kulübesinin sonuna kadar ilerledi. Daha sonra kulübenin arkasında bulunan Madridistalara yumruk göstererek yaşadı sevincini. Aslında yumruğu kulübeye göstermek niyetindeydi, istese kendi kulübesinin arkasındaki veya ters tarafındaki seyircilerle de paylaşabilirdi sevincini, tercih etmedi bilinçli bir şekilde. Birilerini tahrik etmeliydi.

Kendisine yakışanı yaptı yine Jose Mourinho, karaktersiz ama iyi bir Teknik Adam, özel olmayan. Bu kez karşılık verenler oldu kulübeden, Cani'ydi sanırım, su şişesini fırlatır gibi yaptı yüzüne doğru, sonradan salladı mı göremedim hengamede.

Real Madrid'in de Mourinho'dan aşağı kalır yanı yoktur elbette, özellikle tarihiyle. Yanlış hakem kararlarıyla kazanmaya devam ediyorlar. Klasik Real Madrid. Penaltılar, kırmızı kartlar, ofsaytlar, ceza sahasına yakın noktalarda faul almaya çalışarak kazanılan ucuz duran toplar, verilmeyen sarı kartlar, gole adam gibi sevinmek yerine rakibi tahrik etmek için depar atan, yumruk sallayan Teknik Adamlar.

20 gün önce bir tablo sunmuştum;

Real Madrid yine yırttı. Lige tutunmayı bir şekilde sürdürüyorlar.

Osasuna maçı ikinci yarı tek gol 2 puan,
Sociedad maçı 74. dakikada galibiyet golü 2 puan,
Hercules maçı 82. dakikada galibiyet golü 2 puan,
Gijon maçı 83. dakikada galibiyet golü 2 puan,
Valencia maçı 74. dakikada galibiyet golü 2 puan,
Sevilla maçı 76. dakikada galibiyet golü 2 puan,

toplamda 12 puan çok zor kazanıldı. Çekirge zaten birkaç defa sıçrayıp Camp Nou'a lider olarak erişmeyi başarmış ancak bataklığa saplanıp kalmıştı o gece. 5 - 0'dan sonra bataklıktan hakemler çekip çıkardı onları Valencia maçında, sıçramaya yeniden başladılar sarı kartları çoğaltarak, sonları hiç iyi olmayacak.

Hak ettiklerinden fazla puan alıp, lig yarışında kalmaya devam etseler de, kazanamayacaklar sonunda.


2 puan da Villarreal maçıyla eklediler ve toplamda 14 puana yükselttiler bu durumu. Getafe maçındaki haksız penaltıyla açılan maçı saymıyorum.

Guardiola'nın hafta içi, geçen sezondan daha fazla puan kazanmamız gerekebilir söylemi boşuna değilmiş, bir bildiği varmış yıllarca bu kulübe karşı rekabet eden biri olarak.

Tahrik edici ve çirkef tavırlarıyla, hakem kararlarıyla, bireysel performansa dayanan oyun anlayışlarıyla, federasyon zırvalarıyla -olay biliniyor, Osasuna maçında yaşananlar, üstüne bir de seyahat özgürlüğüne kısıtlama getiren bir öneri sunuyorlar Barça'ya, maçtan bir gün önce gidilsin deplasmanlara diye, amaçları ritmi bozmak, zihinleri saha dışı işlerle uğraştırmak- zorlamayla Santiago Bernabeu'de Barça maçına çıkarılacaklar, final ayağına. FC Barcelona, kendi göbeğini kendisi kesecek.

Belki de kaderin bir oyunu bu, Mourinho'nun takımlarının lig maçlarında evinde yenilmezlik rekorunu kırma onurunu da Barça yaşayacak ve bizlere yaşatacak. Real Madrid'in bu gece sergilediği oyunla herhangi bir şansı olamaz zaten, Villarreal'in ilk yarı sunduğu resitali her iki devreye de yansıtan ve bunu daha üst seviyede başaran, yakaladığı pozisyonları kaçırmayan bir FCB bulacaklar karşılarında. Hakem kararları, Mourinho'nun özel saha içi ve dışı taktikleri de sökmeyecek tarihin en iyisi önünde.

Lig dışında yenilgileri oldu elbette, biri de Barça'ydı, Rijkaard döneminde Stamford Bridge'de, unutmamıştır Jose.

Yarın ödül zamanı, Xavi, Iniesta ve Messi'den biri yılın oyuncusu seçilecek. Onlarsa hasta çocukları ziyaret ettiler Pazar günü, asıl ödülü çocukların sevgisinden aldılar.

9 Ocak 2011

A. Eren Loğoğlu

Yolculuk Durmaksızın!



8 Dünya Kupası kazananı + Messi + Alves + sol bek (Abidal) ideal formülüydü Barça'nın.

Pep'in Bilbao kupa maçıyla başlayan dönüşümlü rotasyon hamlesi Deportivo'da da uygulandı. Bu kez de Alves, Sergio ve Xavi yedekler arasındaydı. Yerlerineyse Adriano, Mascherano ve Keita görev aldı.

Bu rotasyon işi takımın ritmini bozuyor, daha önce de dile getirmiştim. Barcelona'nın kusursuz işlemesi için bütün çarkların aynı anda dönmesi gerekiyor, diğer türlü etkenlik azalıyor.

Guardiola, makro programı çerçevesinde sezonu ele alırken, Kasım ayının sonlarında formunun en üst noktasına gelmeyi, sonrasında Ocak - Şubat gibi düşüş yaşayıp, en zorlu dönem olan Mart'ta tekrar zirve yapmayı kurgulamıştı. Muhtemelen takımın ritminin bozulmasını göze alarak her maç üç farklı oyuncuyu dönüşüm yöntemiyle rotasyona sokmasının altında yatan sebep de makro planın parçası.

Ayrıca basketbol tabiriyle aynı bölgede birbirinin alternatifi olan oyuncuların eşit süreler almasını sağlıyor bu anlayış ve kadronun sürekli hazır kalmasına olanak tanıyor.

Sezon başında Alves'in yokluğunda bir sağ bek eksikliği oluşacağı biliniyordu. Mevcut kadro içersinden takviye etmeyi düşündüler. B'den Bartra ya da Puyol alternatif olabilirdi. Aslında sol bek bölgesinde zaafiyet olduğuna inanılıp Adriano transfer edildi ancak Abidal'ın muazzam performansı ve Maxwell'in de onu yedeklemesi, Adriano'nun hiç forma şansı bulamamasına yol açtı. Ciddi bir bonservis bedeli verilen oyuncuyu kullanmak için de sağ bek rotasyonunda ilk sıraya koydu Pep, Adriano'yu.

Sol ayağını kullanmasından ötürü Alves gibi dikine gidemeyen oyuncunun, sağ koridor set hücumunu sekteye uğratması ve bunun yanında bölgesinde geriye dönememe kaynaklı boşluklar bırakması, rakibin de ısrarla orayı kullanma arzusu, iyi sinyaller değildi. Sezon sonunda sağ bek transferi konusu tekrar masaya yatırılacaktır.

Xavi'nin yokluğunda pas dağıtımı ve derin oynama görevi Iniesta'daydı ve çok başarılı olduğunu söylemek olası değil. Barça özellikle ilk yarıda hiç üretken bir yapı yakalayamadı, topa sahip olmasına karşın. Onu Xavi'nin alternatifi yapmayan da bu tür denemeler, kusursuz bir tamamlayıcı Andres.

Mascherano özel bir oyuncu, top kazanma konusunda çok beceri taşıyor ve Barça felsefesine alışıyor, ilk goldeki dikine pası üçüncü bölgeye hızlı geçiş açısından önemliydi.

Afellay 10 dakika görev aldı, Pedro'nun yerinde. Pas trafiğine katılmaya çalıştı, topu ayağına yapıştıran ve saklayan bir oyuncu gibi gelmedi bana ama daha çok erken, üç beş maç beklemek zaten şart, Barça'nın sistemine adaptasyonun zorluğu sebebiyle.

Bu maçta da Pedro sol, Messi sağ, Villa merkezde oynadı. Pep bu üçlüyü hem maç içersinde hem de rakibin beklerine göre dolaştırmayı seviyor.

Messi antreman eksikliğini maçın ikinci yarısıyla atmayı başardı, ilk yarı zorlama driblinglerle gereksiz top kayıplarına sebep olmuştu. Standartlarının altında bir perfomans sunsa da, 1 gol 2 asist ile tabelayı değiştirme geleneğini sürdürdü. David Villa da kariyerindeki 14. Deportivo maçında 11. golünü kaydetti.

Bu sezon Messi 28, Villa ve Pedro 14 gol şeklinde tablo. Pep yönetiminde;

2010 - 2011 sezonunda FC Barcelona 30 maçta 84 gol atıp 18 gol yedi. 2,8 gol ortalaması.
2009 - 2010 sezonunda FC Barcelona 59 maçta 138 gol atıp 39 gol yedi. 2,33 gol ortalaması.
2008 - 2009 sezonunda FC Barcelona 62 maçta 158 gol atıp 55 gol yedi. 2,55 gol ortalaması.

Barça şu an 3 kupa kazandığı sezondan bile daha iyi durumda gol istatistiği olarak. Aradaki sezonda meydana gelen düşüşün sebebi de biliniyor, Ibra. Bunlar inanılmaz sayılar elbette.

Onları seyreylemek, çok şanslıyız!

9 Ocak 2011

A. Eren Loğoğlu

08 Ocak 2011

6 - 8 - 10 Üçgeni | Kalp ve Beyin İkilemi



Üç koca destan
Üç koca dünya
Üç denklem
Üç şifre
Üç atom çekirdeği
Ve bir çakmak
Bir kıvılcım
Bir de dinamid


Orhan Kotan'ın sözleri, Ahmet Kaya'nın bestesi ve sesiyle, dosta düşmana karşı bir duyuru niteliği taşır.

FIFA Ballon D'or ödülünden bahsediyorum aslında. Muhtemelen en kritik golleri atan, asıl adamın tamamlayıcısı rolüyle Iniesta çakmak, diğer ikisi sahada yer alsa da, takımı sonuca götürme rolüyle Messi kıvılcım ve ana yapı taşı, üzerine sistemin inşa edildiği adam rolüyle Xavi de dinamid olurdu, ateşleme mekanizması ekseninde. La Masia'nın üç atom çekirdeğiydi onlar.

Futbol tarihinde bir ilk idi, aynı sezon aynı altyapıdan üç oyuncunun aday olması. Daha önce AC Milan iki kez, ilk üç adaylığa ambargo koymuştu ancak altyapısından çıkardığı isimler değildi. FC Barcelona'nın tarihin bu evresine nasıl damga vurduğunun da ifadesiydi adaylıklar.

Xavi 11, Iniesta 12 ve Messi 13 yaşında La Masia'dan içeri girmişlerdi. Xavi 31, Iniesta 26, Messi 23 yaşında şu an, sırayla 20, 14 ve 10 yıldır bu kulübün, organizasyonun içersinde yer alıyorlar.

France Football dergisinin Ballon D'or ödülüyle, FIFA Dünyada Yılın Oyuncusu ödülü tek çatı altında birleştirildi bu yıl ve adına FIFA Ballon D'or denildi. İsviçre'nin Zürih şehrinde 10 Ocak 2011 Pazartesi günü sahibine teslim edilecek ödül, Xavi, Iniesta ya da Messi'ye. Oylamaya teknik adamlar, milli takım kaptanları ve dünyanın dört bir yanından gazeteciler katılacak.

Her iki yarışmada da son yıllarda paralel seçimler vardı, hatta son 5 yıl tamamen aynıydı.

2005 Ronaldinho, 2006 Cannavaro, 2007 Kaka, 2008 Ronaldo ve 2009 Messi.

Tercihlere bakıldığında Şampiyonlar Ligi, Dünya Kupası performansının öne çıktığı görülüyor. 2009'da FC Barcelona bütün turnuvaları silip süpürdüğünden Messi, 2008'de aynısını bir sezon önce gerçekleştiren Manchester United'dan Ronaldo ödülleri kazanmışlar. 2007'de Şampiyonlar Ligi Şampiyonu AC Milan'ın en değerli oyuncusu Kaka seçilirken, 2006'da Dünya Kupası kazananı İtalya'dan Cannavaro uygun görülmüş. O sezon Şampiyonlar Ligi Şampiyonu olan FC Barcelona'dan Ronaldinho'nun seçilmemesi muhtemelen İtalya'nın müthiş bir süpriz yapması ve 2005'te de bu ödülü kazanıp takdir edilmesinden dolayı olabilir.

Benzer sebepten Messi'nin kazanamayacağı düşünülebilir. Şampiyonlar Ligi Şampiyonu olan Internaziole'den bir oyuncu olmaması, oylamanın Dünya Kupası etkisiyle sonuçlandığını anlatıyor. Wesley Sneijder'in her iki platformda da final maçında oynayan ve takımının en önemli ismi olarak ilk üç adaylığa girmesi beklenebilirdi, en azından Messi'nin yerine. Bayern Münih'den Robben, Atletico Madrid'den Forlan da diğer alternatifler olabilirdi.

Tartışmasız Messi, dünyanın en iyi ve yetenekli oyuncusu. Bunu Xavi ve Iniesta da belirtiyor, hatta Guardiola da. Aday olarak yer alma sebebi de kanımca bu, oylamaya katılanların gözünde bıraktığı resim çok etkileyici Messi'nin.

Geriye Xavi ve Iniesta kalıyor. Hangisi kazanacak?

2010 Dünya Kupası Finali'nde galibiyet golünü atan ve 2009 macerasında Chelsea zaferini golüyle taçlandıran, İspanya ve Barcelona'nın kalbi -Jarque'ye adamasıyla- Iniesta mı yoksa İspanya ve Barcelona'nın nerdeyse aynı olan sisteminin beyni Xavi mi?

Kalp mi, beyin mi?



Katalanlar Xavi kazansın istiyor, sebebi yalın. Yaşlanıyor ve ödülü bir daha kazanma şansı olmayabilir efsanevi oyuncunun. Iniesta ve Messi'nin önünde daha uzun bir yol var Barcelona ve başarılarla dolu. Bir ihtimal de Xavi'nin Katalan olmasından dolayı halkta böyle bir beklenti bulunması. Gerçi Iniesta da Katalan sayılıyor onlar için, Katalanca konuşuyor, Visca Katalunya diye bitiriyor konuşmalarını ve Katalunya Milli Takımı'nda da oynadı, Johan Cruyff, Jordi Cruyff, Hristo Stoichkov, Johan Neeskens ve Kubala, hatta Di Stefano gibi.

Bu düşünceye ben de katılıyorum. Ayrıca sistemin beyni, bütün parçaları birbirine bağlayan en önemli unsuru kılmak Xavi'yi, çekici hale getiriyor ödül için. Onun varlığının değeri, yokluğunda daha iyi anlaşılıyor, sistemin verimi yarı yarıya düşüyor. Benzer mantıkla Messi'nin İspanya Milli Takımı'nda oynamadığı ve buna karşın iki büyük turnuvada da sonuca gidildiğini görmek, asıl adamın Messi olmadığını söylüyor. Gerçekten de öyle. Messi, sistemi daha büyüleyici gösteren, estetiği artıran, kusursuzluğa yaklaştıran, kolay sonuca götüren isim. İspanya'nın maçlarının az gol içeren ve Barça'ya göre sıkıcı durmasının sebebi de onun üretkenliğinden yoksun kalınması şeklinde açıklanabilir.

Burdan Iniesta'ya geçiş yaparsam, onun adaylığını kuvvetlendiren en ciddi veri Güney Afrika'da Hollanda'ya attığı gol ve onun yer alamadığı iki maç ile Barcelona'nın Şampiyonlar Ligi'nde Inter'e elenmesi olarak gösterilebilir. Başarılarda her daim Xavi'nin yanında yer alıp, görece başarısızlıkta onun olmaması, önemini biraz artırıyor gibi.

Yine de hangisinin yeri en zor doldurulur diye bakıldığında ben Xavi sonucuna varıyorum. Bunun elbet teknik sebepleri de var.

Barça TV, kısa ve samimi bir video hazırlamış üç adaya dair;

http://www.youtube.com/watch?v=CnPkUiinUIQ

Barselona şehrinde bir taksici, ödülü hayallerine erişmek için 10000 km koşan birisine verirdim diyor Camp Nou stadının yanından geçerken. Bir ekmek fırını ustası, ödülü çok çalışıp bundan yakınmayan kim olursa ona verirdim diyor. Mamalarını masaya ve yere saçan ikizlerin annesi, ödülü hiçbir zaman pes etmeyen kim olursa ona verirdim diyor. Xavier Romero, FC Barcelona Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı'nın 7 numarası, ödülü işinde örnek olan kim olursa ona verirdim diyor. Bir grafiti sanatçısı, ödülü tutkularına benzersiz bir dokunuş sağlayan kim olursa ona verirdim diyor. Salıncakta sallanan Barça formalı bir kız çocuğu, ödülü Xavi'ye verirdim diyor. Xavi, ben almayayım, İniesta'ya verirdim diyor. Iniesta, Messi'nin reklam panosunu gösterip, Leo'ya verirdim diyor. Ve Messi, ödül herkes içindir şeklinde bitiriyor. Ödül Katalanların, Barselona şehrinin, kulübün, taraftarların, herkesin ve en çok da La Masia'nın. Çiftlik ekrana geliyor, görüntünün sağında altyapıya bir şekilde yolu düşenlerin, FC Barcelona isimli başyapıt içersinde rol alanların isimleri akıyor aşağıdan yukarıya.



Üçünü birbirinden ayırd etmek çok zor. La Masia'nın çocukları onlar. Özellikle Xavi ve Iniesta'yı. Nazım Hikmet'in Havana Röportajı'nda ayıramadığı bazı kavramlar gibi;

dolaşıyorum Havana sokaklarını
asfaltla ağaçları birbirine karıştırıyorum
otomobillerle asfaltı birbirinden ayırdetmek olmuyor
yağmurla güneşi
ak bulutlarla masmavi yüzme havuzlarını
kadınlarla yemişleri birbirine karıştırıyorum
çocuk bahçeleriyle hürriyeti
hürriyetle bu şehrin insanlarını birbirinden ayırt etmek olmuyor
mitralyetlerle kapıları birbirine karıştırıyorum sütunlu sütunsuz demir tahta cam büyük küçük bütün sokak kapılarıyla mitralyetleri mitralyözleri
kum torbalarından barikatlarla Atlantiği birbirine karıştırıyorum
Amerikan uçak gemilerinin hayaletini gözleyen tanyerleriyle kum torbalarından barikatları birbirinden ayırdetmek olmuyor
köylü analarla Cumhurbaşkanı sarayını birbirine karıştırıyorum
Hoze Marti’nin anıtları heykelleri büstleriyle Fidel’in fotoğraflarını birbirine karıştırıyorum hele taş basma resimlerini
Fidel’le türküleri birbirine karıştırıyorum Enternasyonal marşıyla çaçaçayla
paçangayla Fidel’i
somos sosyalistas palante palante
bir alanda art arda tek sıra dizilip ellerini birbirinin sırtına koyup rumba oynayan yüz bin kişiyle Fidel’i birbirine karıştırıyorum
Fidel’le Havana’yı birbirinden ayırdetmek olmuyor


Ödülü hangisi alırsa alsın, kazanan videoda da söylediği gibi herkes olacak, La Masia, bir kulüpten daha öte olan FC Barcelona, güzel oynun kendisi ve futbol sevdalıları.

8 Ocak 2011

A. Eren Loğoğlu