20 Ağustos 2017

DENİZ TUTMASI

İstanbul'da, 
Barcelona'da
Veya bir başka yerde

Nerede olursak olalım

Bizi üzebilirsiniz geceden gündüze
Bizi yorabilirsiniz korkutarak
Bizi kovabilirsiniz yalanlarınızla

Ama yaşamamızı engelleyemeyeceksiniz
Yaşayacağız size rağmen
Ve yalnızca yaşayacağız

Yalnız değil üstelik 
Hep birlikte, bizim gibilerle
Ve bize benzemeyenlerle barış içinde

Aynı kentlerin meydanlarında
Aynı sokak lambaları altında
Aynı duygularla ve dayanışmayla

İnsanca ve medeni bir biçimde
Sıradan ve keyifli bir hayatı
Bu dünyada eğlenmesini bilerek

Yani sizin gibi değil

Biz mutlu olacağız
Biz vicdanlı olacağız
Biz iyi olacağız
Biz rasyonel olacağız

Sizin gibi olmayacağız özetle
İnsana ve yaşama düşman sizin gibi

Ölümü, şiddeti ve vahşeti kutsayanlara inat
Kendimize mavi gelecekler kuracağız
Çemberinde kötülüğün zerresi olmayan
Gülmeyi en çok hak edenler gülecek elbet

Kaybetmek yok umudu
Şimdi daha güçlü bir şekilde
Yaşasın sevgi
Yaşasın insan
Yaşasın hayat

***

Pastel boyaların morundan
Külliyatlar denizine

Bu bir serenat Deniz'e

Üzerinde arması işlenmiş bir ceket
Elinde jelatini açılmamış armağanlar

Oturuyor baş ucunda koltuğun
Gözlerinde bin ışık yılı hasret

Yatağa uzanmış zifiri karanlıkta
Göğsünün üstünde akıllı bir kutu

Parlayıp kayan ekran değil yıldızlar
Birer birer parmağından göklere

Sofraların dışına taşan
Çeşit çeşit kahve altlıkları

Biz yaylalardan adaya dönerken
Soğuk bir köy esintisi kıvamında

Şarap bağlarında koku ve aroma
Kadehlerle milonga yapan allık

Nereye gitsek bir masamız olurdu
Cebimizden çıkarıp sonsuzu koyduk

Hafif bir görme makyajı
Ütüsüz de olsa havadar bir gömlek

Yedik içtik tıka basa doyduk
Suyunu çekti kum saati sünger misali

Güneye indik tanıdık geldi
Doğum günü pastası niyetine

Batıya çıktık kale altı tropik
Kokteyllerde yüzdük kafa güzel

Eteklerin uçuşurdu tapınaklar şahit
Tanrıların savaştığı yüksek şehirde

Plakasından tanırdık komşuyu
Dere tepe kayalıklarında masalın

Sonra bizi alıp evine götüren
Elinden tutan mekanlar vardı sevdik

Belim tutulsa eğilsem sana
Çekip çıkarırdın beni haremlerden

Tarihi eserlere yazıldı ismimiz
Kalıntılarını topladık geçmişin

Binalar gördük resimlere baktık
Yürüdük kuşak gibi renklerin arasından

Gotik, gerçeküstü ve kübik
Şaşırdık zihni mest eden kertenkeleye

Kaktüslerin dikeninden kaçtık
Sığındık park ve bahçe müdürlüğüne

Harikalar diyarı bir labirentte kayıp
Plajında uzandık çıplak dalgaların

Hayali dönüp durmaktı bir dolapta
Binince farikasına geleceğin mutluluktan uçtuk

Askıda bir fotoğrafımız var seninle
Bol köpüklü ve tuzlu çerçevesi

Önüm arkam sağım solum deniz
İçim dışım yanım canım sen

Kat kat giyinmişiz kalın
Soyunmuşuz ortasında koridorun ince

Merdivenleri bir indik bir çıktık
Kurban olduk ağır ağır buz kütlesine

Zafer işaretini kavga belledik
Ödül mü beklersin bir de seçimlerine

Aileyi aynı kareye yerleştirip
Taşları dizince ahşap ıstakaya

Sarıldık ayrılırken sımsıkı geride kalanlara
Çok ağladık kurudu çöllerimiz

Yuva dedikleri yalancı bir bahar
Al valizini çık git bizimkisi

Çokça mecburi bir itiş kakış
Çokça sıkıştığımız dört duvar

Kolay olmadı
Çünkü patika yolları kapattılar bize

Kolay olmadı
Çünkü önden yargılayıp suçladılar bizi

Kolay olmadı
Çünkü arkadaşımızdan, bildiğimizden uzakta

Çünkü tek başımıza
Çünkü hep ikimiz
Çünkü şair
Çünkü deniz
Çünkü şiir
Çünkü biz

Sus n'olur konuşma şimdi
Çünkü biz sessizce de anlaşabiliriz

***

Öpücük konduruyorum
O küçücük dudaklarına
Bana seni anlatan yumuşacık ağzına

Duyuyorum
Her konuşmanda
Bir müzik eseri edasındaki radyo sesini

Tadını alıyorum
Ekşi, acı, şeker, tuzu
Ve beni aynı potada eriten dilinden

Bakıyorum
Derinlerine yüzdükçe kaybolduğum
Ve her seferinde benliğimi unutturan gözlerine

Tenine dokunuyorum
Narin, geçmişle çizik ellerine
Kapanmaktan çekinmeyeceğim ayaklarına
Endamına minnoş
Güzel gülen yüzüne
Belli belirsiz yorgunluğun izlerini taşıyan
Kaşına, kibrit kirpiğine
Ardında güvenli bir liman keşfettiğim gözlüğüne

Tenini hissediyorum
Bedenimi yakan memelerini
Vajinanı içindeyken bütünleştiğimiz
Bana destek olan incecik belini
Poponu etrafında dönüp durduğum
Kasığını ve oradan çıkan köprülerini
Göbeğini pamuk tarlası
Boynunu ne kadar değsem daha çok borçlandığım
Uzayıp yanlara doğru düşen kara saçlarını
Omuzlarını tel tel karası değdikçe kıskandığım

Sen benim mevsimlerimsin
Birbirini kovalayan ama hiç yakalayamadığım
Gelip geçtikten mütevellit
33'lük plağın hep başa sardığı
Üstüme dolu dolu ve dolu büyüklüğünde yağan
Kavruk ve esmer bir biçimde ısıtan içimi

Hayran olunası aklın
Pratik ve dereceli zekan
Dosdoğru ve büsbütün anlaman beni
Rakı masasından bile hoş sohbetin
Geneli eğip büken kültürün

Birilerine bir şeyler anlattığın zaman
Köşeme çekilip hayranlıkla dinlemek seni
Ve karşındakini allak bullak ettiğini görmek

Sevimli ve parıltılı öfken
Hiddetli bir biçimde yükselttiğin heceler
Kızınca oyuncağı alınmış çocuk gibi somurtman
Kendi kendine söylediğin mutfak şarkıları

Kulağından sıyrılıp tam, bağımsızlığını ilan ederken
Çerçeveni aniden düzeltmen
Bebeklerinin içiyle gülümsemen bir de

Caddede atlı kovalar gibi hızlı yürümen
Çantamı ömür boyu
Beni şu ana kadar atlıkarınca gibi taşıman
Sana söz bundan sonrası bende

Bana bazen vantuz gibi yapışıp
Bazen de ahtapot gibi sarılman
Sevişmen yatağa atıp beni

Saatlerce bıkmadan futbol ve spor konuşabilmek
Beraber yeni yerler öğrenmek
Yaşasın yemek yemek
Birlikteyken her şeyin keyfe dönüşmesi

Tedbiri elden bırakmaman
Üzülebilmen hayata ve insana dair
Hep koynunda beklettiğin vicdanını

Seninle aynı yapıdan çıkmak
Ne gelirse senden kabul ettim sevgilim

Seni sevdim her şeyinle
Ve bu sevda
Doğanın yağmura karşı sevgisi gibi
Sonsuz bir döngü içinde
Başlangıcı ve bitişi olmayan

Çıldırasıya özledim
Ve bu özlem ayaklarımdan başlayan
Ve beyne kadar ilerleyen
Bir titreme eşliğinde
Sanki bir nöbetmiş gibi
Sürekli bana kendini hatırlatıyor

Bak işte öyle ya da böyle
Mutlu ve umutlu şiirler de yazılabilirmiş
Senin öğretin bana, senden yadigar

Daha bizi dört gözle bekleyen coğrafyalar var
Rotalar ve haritalar içine gömülmek için
Yan yana yürünecek gizemli yollar
Maceradan maceraya koşacağız kilometre hesabı
Kırmızı halısıyla ve korosuyla festivallere
Toprağından çimine bir topun peşi sıra
Rüyalar göreceğiz odaların hapsedemediği

Kederlendiğimiz de olacak bazı bazı
Heyecan yapıp sevinçten titrediğimiz de
Sarhoşluk yaşayacağız bilhassa aşktan ve içkiden

***

Benim için ifade ettiğin anlam
Sığmıyor kitabevlerine ve kütüphanelere

Ama vazgeçtiklerim oldu

Köklü, bize değersiz kendine pırlanta
Aslında bir o kadar rezil rüsva

Hayat eşsiz bir amaç ve araç sırasında
Mutluluğu en çok hak eden kadının mutluluğu

Daha ne ister ki bir kişi bundan başka
Eğer bulduysa aynı gözlükten görebildiği bir dünya

Farklı, sıradanlıktan uzak, özel
Biz bir sevdadan daha fazlasıydık

Yalnızlar rıhtımında kadın ve erkek
Ayaklarımın beni sürüklediği uçurum

Bir başka ağır yaralının
Dur demesini beklermişim meğer

Durdum
Zaman ve kalp atışları durdu

Ne varsa seninle hatırladım
Ne varsa seninle unuttum

Son kullanma tarihi geçmeyen serum
Söküp atıyor zehrini ölmemeye değer

Kimseler bilmez
Avucumda kalan tek çizgiye tutundum

Oysa sen bilirsin
Üçgende indirilen saklı bir dikme gibi

Dertlere ortak olmaktan büyük sorumluluk var mı?
Meydan okumak ülkelere ve tek düzlüğe

Sen bilirsin
Ürpertiyle gelen güvercin tedirginliğini

Sağ salim
Ve çift kişilik uyumanın önemini

Bilirsin

Seni sevdiğimi
Ve sevdiğini beni

19 Ağustos 2017

Eren Loğoğlu


23 Temmuz 2017

AÇIK DENİZ

PEŞİ SIRA

Pılı pırtı atıp boş sırt çantasına
Malım mülküm çöküntü bir çöplükte

Ayaklandım yattığım yerden
Koşuyorum yastıklarımla birlikte

Yeldeğirmeni'nden Yeniköy'e doğru
Güzelçamlı'dan Gracia boyunca

Sen nereye dersen
Ben işte oraya

Ama yalnızlık var ya deniz aşırı
Ve birkaç ay

O baya paldır küldür bir öfke / Oysa

Biz nerede dersek
Aşk pekala orada

İNZİVA

Denizin kıyısına vurdum sığındım
Korkuyu söküp attım yanık cildimden

Bir baktım ki dibimde yoktun
Uyandım pis bir kabustan tek başına

Kum gibi dağılsam da bazen
Muhtacım yeni gel gitlerine

Dalgalarınla buluşsam birden
Köpük köpük maviliğine çoğalsam

Bilsem de nereye çıktığını
Atsam kendimi dar kanallarına

Bir kulaç boyundan kısa
Aramızdaki uzak mesafeler

BELİRTİ

Yani kim engelleyebilir ki kavuşmamızı
Raflarda çok sevenler ansiklopedisi dururken

Her şeye rağmen pişmanlık yok bende
Sessizlik daima evdeki ses

Eli kolu bağlı özgürlüğün
Malum devletin mesaisinde

Kağıtsız da nefes alınır
Geri dönemesen de yaşanır illa

Aile, arkadaş ve sevgili aynı bize
Biz bize yaşam

Çoğu kaybedilen hükümsüz değil
Ağırlığı vursa da karanlığın üstümüze

Hem nasıl bulduysak birbirimizi
Bilinmez boz iklimlerde büyüyüp

Şans büyük prensin beyaz midillisi
Bazı bazı sana kör bir hediye

Kader de keder kadar anlamsız
Gökyüzüne dört parmak bordo çalmadıkça

Kötürüm düşüncelere durup daldıkça
Sarıldık aç bir masumiyete beraber

Bana radyo sesinle güzel haberler ver

Yendik nasılsa gelip gördükten sonra
Kalp çarpıntısı hariç rahatsızlıkları

Yalan olmasın zırıl zırıl da ağladık

Karşısına geçince hemen elmanın
Yarım yamalak kesik bir konuşmak ile

Tangodan kıvrılan köşesinde odanın
Beklerken kavmin amansız göçünü

İKİMİZ

Yedik içtik ağız bozuldu
Masalarla seviştik heyhat dedik

Gezdik tozduk vücut yoruldu
Müzelerle savaştık bedel ödedik

Ama tablolar göstermez arkasını
Yüzüm gözüm kir pas içindeymiş

Olsa da aslında karşılıklı hisler
Saklar duldasında duvarlar biçimini  

Belki bir dil keşfedilir
Öğrenebilelim diye abecesini

Hasretliğin yabancı kursunda
Çatısını kurarız vicdan otelinin

Can havliyle bize kalan
Son durak koyunda

Sınır tanımayan bir meslek ile
İkimiz cebimizde boyalı bir anahtar

Düşeriz umutlu yollara
Yanımızda kim yok kim var

22 Temmuz 2016

Eren Loğoğlu