17 Mart 2013

Kaderin Oyunu: Real Madrid


Maç Takvimi 

La Liga'da bir maçı eksik olan Barça'nın 10 puan gerisinde olan R. Madrid için bizim maçlar öncesi fikstür çok zorlayıcı gözükmüyor. Daha 11 hafta var ve matematiksel olarak başkent temsilcisinin şampiyonluk şansı sürüyor ancak gerek Mourinho'nun açıklamaları ve buna binaen yaptığı rotasyonlar gerekse Katalanların lig konsantrasyonu ve ciddiyeti mutlu son olasılığını çok düşük seviyede tutuyor. Eğer Barça ŞL çeyrek final öncesi oynayacağı Rayo ve Celta Vigo maçlarında puan kaybı yaşayıp R. Madrid 10 ve altında puan farkıyla yarışa dahil ederse bu durum Galatasaray için küçük de olsa bir avantaj yaratabilir. 2011 Nisan'da oynanan El Clasico sonrası puan farkı 8'de kalmış, belki de lig kaybedilmiş ancak buna karşın Mourinho sezonun kalan bölümünde çok fazla rotasyona gitmemeyi tercih etmişti. Elbette bunun sebepleri arasında Barça'yı alt etmek için oturtması gereken ideal 11'in adaptasyon sürecini hızlandırmak ve yaz çalışmalarının (hazırlık maçlarının tamamında neredeyse aynı 11 oynadı) planlamasını o andan itibaren yapmak vardı. Keza bir başka çaba da C. Ronaldo'nun her maç oynatılıp son haftalarda gol krallığında Messi'yi geçmesini sağlamaktı ve son iki sezona bakıldığında bu bilinçli tercihin ne denli doğru bir etki yaptığını gözlemledik. İlk 9 El Clasico'da yalnızca iki gol kaydeden Ronaldo son 8 El Clasico'da 8 gol attı.

(Mayıs 2011 ŞL yarı final maçları sonrası Madrid elenip Barça devam edince 34. hafta sonu Barça 89, Madrid 81 ve Messi 31, Ronaldo 29 gol kaydetmişti. Barça'nın odağı 15 gün boyunca El Clasico serisindeyken Wembley'e kaydı. 35. hafta, şampiyonluğu Camp Nou'da kazanma uğraşıyla tam kadroya yakın 11'le sahadaydı Barça, Messi, Iniesta ve Xavi barındıran. Madrid ise biraz eziyet edercesine şampiyonluğu geciktirmek istiyordu, onlar da tam kadroya yakın 11'le sahaya çıktılar ve Ronaldo 4 defa ağları buldu. 3 hafta kala 8 puan fark korundu. Burada asıl mesele 2-0'dan sonra gol atmaya ihtiyacı olmayan Barça'yla, elinde kupadan başka hiçbir şey bulunmayan Madrid'in açlığını karşılaştırmamaktı. 36. hafta şampiyonluk için sahadaydı Katalanlar, ideal onbir yakınlığında kadroyla, Iniesta yoktu sadece ve beraberlik yetiyordu, buna göre oynadılar, zorlamadılar hiç, son 18 dakika orta sahayı bile geçmediler. Madrid de nerdeyse tam kadro sahadaydı, Ronaldo 3 gol daha attı. 37. ve 38. haftalarda Barça tamamen yedek ağırlıklı oyuncularla sahaya çıkarken, Mourinho biraz da kaybedilen ŞL sonrası oyuncularını dinlendirmeyerek takımın sezonu en üst limitlerinde bitirmesini istedi. Ronaldo 4 gol daha attı son 2 hafta ve gol sayısını 40 yaptı, Messi 31'i geçemedi. Bu andan itibaren Portekizli süper yıldız psikolojik üstünlüğü almadı ama dengeyi yakaladı ve Madrid'i El Clasico'larda taşımaya başladı. Kırılma noktası Mourinho'nun onu Messi'nin önünde gol kralı yapmasıydı, keza benzer uğraş Ballon D'or için de verildi birtakım haklı argümanlarla ancak oylamaya dayalı sistemde daha çok sevilen Arjantinli'nin geçilmesi imkansıza yakındı)

Milli maç arası
30 Mart Zaragoza (d)
3 Nisan Galatasaray (i)
6 Nisan Levante (i)
9 Nisan Galatasaray (d)

Eğer bu hafta Barça puan kaybetmezse Zaragoza maçında bazı as oyuncularını dinlendirecek Mourinho. Manchester United karşılaşması öncesinde oynanan El Clasico'da bile rotasyon yoluna gidebiliyorsa bunu yapacağına dair en ufak bir şüphe duymaya gerek yok. Callejon, Morata, Kaka, Modric, Essien ve Pepe muhtemelen şans tanınacak isimler, yani Galatasaray maçında ilk 11'de çıkmayacaklarına da işaret sağlayacak Zaragoza mücadelesinin kadrosu. Emsalen Higuain en uçta tercih edildiğinde Benzema'nın bizim maçta oynayacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Çok az dinlendirilen Ramos'un da bu iki lig maçından birinde kenara alınabileceğini düşünüyorum, İspanya ile iki maç yapacağını da hesaba katıp. Milli maç arasında oluşabilecek sakatlıklar da belirleyici durabilir elbette kadro seçimlerinde.

İki Galatasaray maçı arasında iç sahada Levante maçı olması da Madrid için avantaj gözüküyor. Çeyrek Final ikinci maçının deplasmanda olması da olumlu onlar adına, oyun formatına uygunluk perspektifinden.

Teknik Taktik

Mourinho'nun üç sezonluk R. Madrid performansına göz attığımızda geçmişte çalıştırdığı takımlardan izler olduğu açık. Özellikle Chelsea ve Inter. Hatta yakın dönem olması itibariyle İtalya benzerlikleri daha fazla. Portekizli Teknik Adam futbolun evrildiği yeri -Barça'yı bir kenara ayırmak koşuluyla, sui generis çünkü- iyi analiz etti, gelişime bizzat kendisi de destek verdi. Barça & İspanya oyun modelini kısa vadede kopyalamak imkansız olduğundan futbol bir süre Almanya & R. Madrid ekseninde oynanacak. (transition game) Geçiş futbolundan bahsediyorum. Özellikle Almanların Joachim Löw ile kusursuza yaklaştırdığı bir felsefeden. Topun kazanıldığı an üçüncü bölgeye en kısa sürede akılan bir oyundan. Heyecan katsayısı yüksek. Çok tempolu. Birbirini iyi tanıması için sürekli yan yana oynaması gereken oyuncularla. Pas ve koşu. Ama en az seviyede pas ve en fazla seviyede koşu. Bir nevi Barça'nın antitezi. İlk El Clasico'da Jose Mourinho Barça'dan topu kazanmak için yapılması gereken aksiyonlar konusunda yeterlilik oluşturamamasının cezasını çekmişti. Madrid'e gelirken zihninde belirginleştiği yayılım ve anlayışın Katalanlar karşısında hemen bir sonuç vereceğini düşünmüş ve yanılmıştı. 5-0 biten maçtaki ofansif tercihler bugüne kadar oynanan diğer 16 El Clasico'yu şekillendiren temel unsur oldu. 'The Special One' Madrid planını iki parçaya ayırdı; Barça maçları ve bunun dışında kalanlar. İki ayrı strateji. Daha sonraları her ikisini birleştirme başarısını da gösterecekti. Mourinho R. Madrid'in başına geçtikten sonra çıktığı ilk 10 El Clasico yalnızca 1 kez kazanırken son 8 El Clasico ise sadece bir kez kaybediyordu. JM, El Clasico durumu dengelerken Pep'siz Barça'ya üstünlük kurdu, bunu da göz ardı edemeyiz. (vs Pep 11 maç 2 G 4 B 5 Y ve Pep ardı 6 maç 3 G 2 B 1 Y) Pepe'nin orta sahaya kaydığı Üç ön kesicili sistem, Ronaldo'nun en uçta oynadığı sistem gibi türlü varyantlar denendi bu süreçte. Ve en önemlisi Barça'yı kusursuz A planından uzaklaşmaya zorladı. Geçiş hücumundan canı yanan ve bundan çekinen Katalanlar topun kaybedildiği bölgede 6 saniye içinde baskı ile topu kazanmak yerine topun arkasına geçmeyi denediler bu sezon ve rakibe daha çok topla oynama şansının yanı sıra pozisyona girme fırsatı da verdiler. Üstelik bu topun arkasına geçme durumu topun kazanım bölgesini geriye (birinci) çektiğinden ötürü geç bile olsa kazanılan topların rakip ceza sahasına taşınma süreleri arttı. Pas dolaşımı yavaşladı, kaleye atılan isabetli şutlarda azalma oldu. (Bence bir takımın maça hükmettiğini veya verimli hücum ettiğini anlamamız için topa sahip olmadan daha önemli veri kaleye atılan isabet şut sayısı bana göre ve Barça önceki dört sezonda Avrupa lideriyken bu sezon ilk üçte bile değil) Esasında son üç sezonda R. Madrid Barça üzerinden şekillenmek zorunda kalsa da sonuçta 2010 yazında Mourinho'nun arzuladığı formatı da bünyesine yerleştirdi.

Mourinho'nun R. Madrid'i gol ve puan rekorları kırdı ama zaten devraldığı takım da Pellegrini döneminde 96 puan alırken 102 gol atmıştı ligde. (2009-10) Mesele başkaydı. Önce savunma. Alan. Top kazanımı. Sonra kullanım biçimi. Devrim orada gerçekleşti işte. Madrid'in attığı goller incelendiğinde büyük bir kısmının rakip savunmaların eksik ve az adamla yakalanması kaynaklı olduğu görülebilir. Salt kontratak oyunu da diyemeyiz buna keza Madrid, Barça ve B. Münih kadar olmasa da topla oynama oranında % 50 - 60 arasında bir seviye de tutturur. (Denk takımlara karşı % 50 altına düşebilir zaman zaman, umursamaz) La Liga'yı kazandıkları sezon olan 2011-12 ile 2012-13 arasındaki puan farkı özellikle zayıf rakiplerin evinde bile oynamaktan ziyade R. Madrid'e topu daha çok bırakmasıyla açıklanabilir. Bu sezon deplasmanda çok puan bıraktılar çünkü geçen sene geçiş futbolunu tecrübe eden antrenörler Madrid'in istediği açık alanları bırakmadı. Buna karşılık olarak Mourinho ise takımının topa sahip olduğu anlarda üçüncü bölgede yapması gerekenler üzerine odaklanma sağladı. (Ceza sahası dışından şut ve kenar forvetlere kadar devam eden bir pas sirkülasyonu. Bknz. Old Trafford'daki Manchester United maçı golleri, rakibin 10 kişi kaldığını unutmadan elbette) Ek stratejilerle de yapıyı besliyor. İngiltere'deki maçta Modric'i oyuna alıp orta sahayı kalabalıklaştırdığı an maçı kazanan hamleyi yapmıştı. Portekizli maçın gelişimine müdahale etme hususunda o kadar usta ki skor 1-2 olur olmaz en ufak bir olasılığı hesaba katıp Pepe'yi de sahaya sürdü. Yine de baskı yediler son 10 dakika, bunun geleceğini biliyordu.

Galatasaray için iki referans maçı var R. Madrid öncesinde. Deplasmandaki M. United ve Schalke 04 maçları. Çünkü her iki karşılaşmada da istenen tempo vardı, STSL'den farklı olarak elit takımlar düzeyinde bir oyun hızı yakaladık. 2-3'lük maçı baz alırsak Sneijder'in topu bir sn. bile ayağında tutmadan oynadığı tek pas ve doğru tercihlerle yarattığı geçiş hücumu hızı yeterince yüksekti. Keza 1-0'lık maçta Amrabat ve Hamit'in taşıdığı toplar. Bunu daha da iyi yapmalıyız. Biz elbette Madrid'in adada oynadığı tempoya erişemeyiz, zaten onları bu seviyenin altına çekmeliyiz. Ama şunu da gösterdik tempolarına belli bir yere kadar karşılık verebiliriz. Çıkarken açık alanda yakalanmayalım yeter ki!

4-2-3-1

D. Lopez
Arbeloa Varane Ramos Coentrao
X. Alonso Khedira
Di Maria Mesut Özil C. Ronaldo
Benzema

Casillas'ın Mart sonu iyileşeceğini biliyoruz ancak D. Lopez'den, daha doğrusu Mourinho'dan gelir gelmez formayı alabilir mi, belirsiz. Zaten Lopez transfer edilirken de belirtmiştim La Liga'nın en iyi kalecilerinden biri ve bunu da Düşler Tiyatrosu'ndaki performansıyla gösterdi. Aziz Iker'in olmaması elbette ufak da gözükse avantaj çünkü emsal olarak Messi'nin son El Clasico'da attığı golü kesinlikle yemezdi, inanılmaz kurtarışlar yapma konusunda bir spesiyalist ve bence tüm zamanların en iyi kalecisi.

Savunma dörtlüsünde Pepe & Varane arasında bir tercih yapacak gibi duruyor Mourinho. Ramos'u stoperden kesip sağ bek bölgesine çekmesi söz konusu değil. Nitekim son El Clasico'da böyle olacağı zannedildi ancak Essien sağ bek, Ramos & Varane tandem ve Pepe ön kesici oynadı. Varane şu an için bir adım önde görünüyor. Her iki oyuncu da müthiş hamleli, geçilmeleri çok zor, anlık reaksiyonları başarılı, hava toplarında hakim, çevik ve dayanıklı. Varane rakibinden topu çok temiz alabiliyor, neredeyse hiç faul yapmıyor, her savunmacıda bulunmayan türden bir yeti. Madrid'in planlarını bozacak, dengesini sarsacak unsurlardan biri pek alışkın olmadıkları iki santrfor içeren yapı. Genelde stoper ikilisi paylaşımı bir santrfor ve süpürmek üzerine kurguluyorlar. (La Liga ve ŞL'de birçok takım uçta tek santrfor ile oynuyor) Burak & Drogba ikilisi bu açıdan tandemin pozisyon almasını zorlaştıracaktır. Ramos ve Pepe çok sert müdahalelerde bulunabiliyorlar, kamikaze gibi ortadaki topa çok hızlı hareketlenip rakibi korkutuyorlar. Hücum oyuncularımızın temastan kaçmaması şart. Aksi durumda stoperlerin kazandığı toplar anında Mesut veya Alonso'ya aktarılıyor geçiş hücumu için. Madrid'in topu kazandığı yer sıklıkla birinci bölge, başrolde Pepe & Ramos bulunuyor. Pepe Messi'nin eline bastıktan sonra bu yönde bir repütasyon edindi ve artık hakemler onu kolay kolay es geçmiyor. Pepe'nin diğer özelliği topla çıkışlar yapabiliyor ve seri olduğu için çalım da atabiliyor. Bunu kesinlikle durdurmak gerek çünkü belirli bir alanı (veya bizim orta saha blokunu geçtiğinden) ekarte ettiği için Ronaldo'ya da geniş boşluklar sağlıyor bu hareketi. Benzer bir özellik Marcelo'da var, hücum yönü çok kuvvetli -bindirme- ancak muhtemelen onun yerine son dönemde Coentrao tercihi yapılıyor, o daha dengeli bir bek. Marcelo oynadığında sol kenarı sürekli kullanıp koridor noktasına getirebiliyorlar Brezilyalı oyuncu rakip yarı alanına yerleşilen set hücumlarında da etkili olduğundan. Diğer stoper Ramos, Puyol'un gençliği tamamen. Liderlik olarak aynı düzeyde görünmese de müthiş bir markaj, kesici özelliği mevcut, doğuştan bir savunmacı. Ancak Pepe'den farklı olarak onun rakibe hamleleri hakemler tarafından cezalandırılmıyor. Artık imza hareketine dönüşen rakip forvete yerden kalk işaretleri, kimi zaman kaldırmaya yönelik davranışları için şimdiden tedbir almalıyız. Pepe ve Ramos'un en çok sevdiği faul şekli topa vurduktan sonra rakibe de topla karışık dokunmaktan asla çekinmemeleri. Genelde cezalandırılmıyorlar, La Liga'da hakemlerin kırmızı kart gösterme eğilimi düşük ama aynı durum ŞL için geçerli olmayabilir. Burak, Drogba ve Sneijder'in bu tür aksiyonları hakeme gösterme adına düşmelerine abartı tepkiler katması ihtiyacı doğabilir. (Görülmesi zor olan ayak bileğine veya baldıra basma gibi durumlar için)  Diğer bek Arbeloa da çok dengeli bir oyuncu. O da diğer savunmacılar gibi -Marcelo ve Coentrao'yu da eklemleyelim- art niyetli fauller yapmakta ısrar eden yapıya sahip. Madrid'in solundan oynamak her zaman daha akılcı, C. Ronaldo'nun az yardım getirmesinden ötürü, yeri geldiğinde Di Maria bek gibi davranıyor.

Xabi Alonso & Mesut Özil
ŞL gruplarında oynanan iki maçta da R. Madrid'e oyun ve skor olarak boyun eğmeyen B. Dortmund'un teknik direktörü Jurgen Klopp C. Ronaldo'yu durdurmanın tek yolunun Xabi Alonso'yu kontrol altında tutmak olduğunu belirtti. Pas kanallarını tıkamak. Xabi'ye bire bir adam markajı yaptırmadı ama topu kazandığı an etrafında bir oyuncu bulunmasına da özel bir yaklaşım sergiledi. (Götze, M. United maçı kırmızı kart çıkana kadar Welbeck) Di Maria, C. Ronaldo veya Marcelo'ya atılacak ters, uzun, diyagonal topların başlangıcında sıklıkla Alonso, onun ardından ise stoperler oluyor. Galatasaray'da en uçtaki oyunculardan birinin veya Dortmund'ta olduğu gibi en uçtaki ismin arkasındaki oyuncunun, yani Sneijder'in Xabi'nin oyunu ikinci bölgeden üçüncü bölgeye taşımasına engel olması gerekecek. Benzer bir görevi Nisan 2010'da oynanan Barça-Inter ŞL YF ikinci maçında (1-0) Mourinho Sneijder üzerinden Xavi'ye uygulamıştı. Hollandalı yıldız bu görev için biçilmiş kaftan. İkincil pas istasyonu Mesut Özil. İnceci bir sanatkar gibi topu ayağına aldığında ve altını çizerek belirtiyorum; taç çizgisine yakın topu aldığında kenar forvetlerin koşu yoluna olağanüstü paslar çıkarıyor. (bknz. 2012 Nisan Camp Nou v Barça 1-2, Ronaldo'nun golü ve calma hareketi) Onun adamı Melo. Tabii Brezilyalı takip ve yakınlık hususunda çok uyanık olmak zorunda. Boşaltacağı alana, özellikle merkezde Khedira sızacaktır, onun ekstra koşularının etkili olduğunu biliyoruz.

C. Ronaldo Durdurulabilir mi?
Kesinlikle hayır. Ona gelecek olan top sayısını azaltmak (bir önceki argüman; Alonso & Mesut pas kanalları) ikili kademelerle oynadığı alanı daraltmak yavaşlatabilir. Barça ilk zamanlar Alves & Pique kombinasyonu ile üstünlük kurmuştu ancak o dönem öz güveni daha oturmamıştı. Ona yalnızca bir kanat oyuncusu muamelesi yapamıyorsunuz çünkü ceza sahasına sarkıp ikinci bir forvet gibi kafa golü atabilir, son dokunuşu yapıp topu ağlarla buluşturabilir. Salt dribling özelliği üzerinden değerlendirmek yetmiyor yani. Ronaldo bazı maçlar ceza sahası dışından çok fazla şut deniyor ve isabet yüzdesi bayağı azalıyor, kalecisine çok güvenen bir takım Portekizliyi böyle bir yola yönlendirebilir ama büyük risk içerdiği de ortada. Duran topları da kullanıyor. Bir çözümü yok o vuruş tarzının. Tehlikeli bölgede faul yapmayacaksın, en çok da Di Maria'nın kendini yere bırakmalarına dikkat ederek. Ronaldo her zaman olduğu gibi sol forvet oynarsa Eboue & Hamit kombinasyonu ile karşılaşacak, onlara stoper bölgesinden Dany de yardımcı olacaktır. Bu türden kademeli bir savunma onu bir nebze performans düşmesine itebilir. Jose maç içinde A. Riera faktörüne dikkat kesilip (Schalke 04 ilk maçı seyrederler zaten) Ronaldo'yu sağ kanada da çekebilir. Bu durumda işte kötü bir gün geçirmesini ummaktan başka çare yok gibi. Oraya yakın oynayacak isim Selçuk. Çok ekstra işler yapması gerekecek yardım ve kademe konusunda. Pek çok tavsiye Di Maria'nın savunulmasında da geçerli, rahat adam eksiltiyor, şut tehdidi var, takımın asist sayısı en yüksek ikinci ismi Mesut Özil'in ardından, her iki kenarda da oynuyor. Beklerimizin bu iki oyuncuya karşı ayakta kalabilmesi çok değerli tur açısından.

Hücum hattının en ucunda Higuain & Benzema ikilisinden biri tercih edilecek, farklı tip forvetler, son dönemde Arjantinli yıldız bir adım öne fırladı ancak Galatasaray maçında fiziksel özellikleri daha ağır basan Fransız forvetin tercih edilme olasılığı daha fazla bence ve bizi zorlayacak isim de o gibi. Dany vs Higuain veya Semih Kaya vs Benzema eşleşmeleri makul, markaj gereken anlarda, elbette alan savunması kapsamında.

Ölü Toplar
Ceza sahasının sağ ve sol kenarlarından duran topları Xabi Alonso kullanıyor kesme şeklinde. Selçuk İnan tarzı. Ve çok etkili. Köşe vuruşlarını Mesut Özil topun başına geçiyor. Kaleyi cepheden görüyorsa C. Ronaldo ve akula. Faulden kaçınmak zorundayız, Di Maria, Ronaldo çok kolay faul alabiliyor, yere de atlıyorlar sık sık. Köşe vuruşuna asla izin vermemeliyiz, topun dışarı çıkmaması için azami çaba gösterilmeli, diğer türlü bedeli ağır olabilir. Varane, Ramos ve Pepe gibi çok iyi yükselen ve kafayı vuran isimler var. Genellikle altıpasın köşesine kavisli gelen toplara geriden koşarak gelip vuruyorlar. Bir diğer atraksiyonları da ön direkten arka direğe topun aktarımı, bazen o da etkili oluyor. Bizim kullanacağımız duran toplar da çok önemli çünkü R. Madrid'in yediği gollerde ciddi bir pay sahibi ölü toplar. Sıklıkla adam paylaşım hataları ön plana çıkıyor ve Mourinho gibi bir deha buna hala çare bulabilmiş değil. Adam değişimi istememesine karşın oyuncular refleks olarak bazen sahada kendileri karar verebiliyor. (Ramos ve Pepe'nin geçen sezon Kral Kupası Çeyrek Final birinci maçı El Clasico'da Puyol markajını değişmesi ve gelen köşe vuruşu golü)

Akıl Oyunları
Jose Mourinho kritik maçlarda kullandığı üzere akıl oyunlarına başvuracak mı, bunun cevabını şimdilik bilemiyoruz. Gerektiği anlarda veya kendisine taş atıldığında buna karşılık verecek keskinlikte bir zeka ile saldırıya geçeceği aşikar, bu yüzden ona polemik mertebesine erişecek açıklamalarla yaklaşmak akılcı değil. Şu an için Portekizli teknik adam ile ilişkiler son derece iyi seviyede. Onun nefretini kazanmamış olmak kesinlikle bir artı, tur için ekstra bir motivasyon ile dolmasını asla istemezsiniz. Fatih Terim elit antrenörler arasında git gide yerini sağlamlaştıran bir konumda. Forumlara katılıyor, onları ağırlıyor, onlar tarafından ağırlanıyor ve onlara karşı oynuyor. Mourinho da onlardan biri. Tıpkı Sir Alex Ferguson gibi. Bu yönden bakınca herhangi bir sorun çıkmayacak algısı çabuk oluşuyor, bence de öyle ancak Portekizli'nin canı yanarsa, bir hakem kararı veya bir başka eylemden ötürü mevcut dostluğa istinaden sessiz kalmayacak ve laf çarpacaktır. Buradan beslendiği ve rakibin psikolojisine oynama adına mevcut iletişim araçlarını  etkili kullandığı hakikat. Yarattığı aura, oluşturduğu karizma diğer bütün antrenörlerden üstün, çünkü başarılı ve bu uğurda her yolu deneyebilir. Taktiksel olarak bir dahi olmasının yanında onun bu yönünü asla arka plana atamazsınız. İşinin bir parçası. İnsan yönetimi ve yönlendirme. Onunla çalışan her oyuncu ona tapıyor ama rakip olanlar saygı duymasının yanında sevgi sözcükleriyle gelmiyor ve haklılar. Messi'ye yaptığı ve ne olduğu anlaşılamayan -kokuyorsun- el hareketi, Alves'e küfretmesi, Marcelo'nun Fabregas'ı biçmesi sonucu saha karıştığında önce Cesc'in kafasına tekme atması, sonra Tito'nun gözüne parmağını sokması, otoparkta hakem beklemesi, ısrarla ve alaycı biçimde rakip antrenörleri küçümsemesi (Preciado - 2. lige düşeceksiniz işareti) şikayet ettiği maç programının daha birkaç ay önce kendisine yarar sağlaması (Salı-Pazar) vb. birçok sevimsiz davranışı oldu. En meşhuru "por que" söylemiydi. Barça'nın başarısını UNICEF'e bağladı ve kendisinin hiçbir zaman hakem hatasıyla ŞL kazanmadığını belirtti. Oysa Porto ile M. United'ı elerken Scholes'un ofsayt gerekçesiyle sayılmayan golü turun kaderini belirlemişti, 2003'te. Keza 2010'daki Inter vs Barça eşleşmesinde Milito'nun golünde ofsayt vardı, son saniye Alves'e ceza sahasında yapılan hareket penaltı değeri görmedi ve en önemlisi Camp Nou'da son saniye gelen nizami gol Toure'nin eline çarptığı gerekçesiyle -göğüs- geçerli sayılmadı. Bu sezon da Cüneyt Çakır'ın Nani'ye gösterdiği kırmızı kart çok tartışıldı. Mesele bunlar değil zaten ama bu denli taktik algısı yüksek bir teknik adamın bu tür yöntemleri kullanmaya teşebbüs etmesi bile anlamsız, ihtiyacı yok diye düşünüyorsunuz, o keyif alıyor böyle olmaktan. Pragmatist ama daha çok makyavelist. Umarım bize denk gelmez o günlerinden biri. R. Madrid'in sezon sonu yollarını ayırmak üzere anlaştığına dair haberler var bu arada. Kontratı 2016'da bitiyordu. Chelsea'ye gidebilir sezon sonu ama onun için şu an her şeyden önemlisi R. Madrid ile ŞL kazanıp bir kere daha tarihe geçmek. Hem İspanya kariyerini taçlandırmış olacak hem de üç farklı takımla bu kupayı kazanan ilk isim. "The 2X Special One" olma yolunda, Galatasaray'ı geçmek zorunda. Tabii İspanyolların penceresinden bakınca bizi geçen sezon yine çeyrek finalde en zayıf rakibi çekmeleri üzerinden -Apoel- betimliyorlar.

Hikayelerin Ortasında
Birbiriyle çakışan, iç içe geçen, büyüyen, serpilen birçok hikaye barındırıyor R. Madrid vs Galatasaray ŞL Çeyrek Final eşleşmesi. Biri Fatih Terim ve Jose Mourinho'nun dostluğu üzerine. Birbirlerine sarılacak ve başarı dileyecekler maç öncesi ve bitimi. Şaraplar ikram edilecek belki de. Türkiye için oynamayı tercih etmeyen ve Almanya formasıyla Milli Takım'a gol attığında pek çok ülke insanını üzüntüye sevk eden Mesut Özil'ün gözünden de başka bir maç olacak. ŞL'nde 8'er golü bulunan Burak Yılmaz ve C. Ronaldo rekabeti başka bir boyuta taşınacak. Forma numarası, oyun tarzı hatta gol sevinci bile Portekizli'yi andıran Burak için ayrı bir anlam teşkil edeceği kesin. Bu yüzden ki içinden hep R. Madrid çıkacak diye geçiriyordu kura öncesi. Hamit Altıntop için de ayrı bir önemi var eşleşmenin. R. Madrid'ten geldi Galatasaray'a. Sezon boyunca dokuz kez topu direğe nişanlayıp doğup büyüdüğü ve formasını giydiği Schalke 04'ün stadında ilk golünü attı parçalı formayla, üstelik de top direğe çarpıp içeri düştü. Kaderin garip bir oyunuydu Hamit'e ve şimdi sıra diğer eski takımında, Bernabeu'de belki de. Wesley Sneijder ve Didier Drogba ikilisi. Hollandalı yıldız R. Madrid'te oynadı ancak iyi bir şekilde ayrıldığını söyleyemeyiz. 2010'da Inter ile ŞL kazandığında gönderilmesinin büyük bir hata olduğu da söylenip durdu, Robben gibi.  Elbette iki oyuncunun ortak noktası Mourinho ile çalışmaları ve aralarının çok iyi olması üzerine. 'Özel biri' onlara Galatasaray'a gitmeleri konusunda tavsiyede de bulundu. Bunu bizzat Drogba ve Sneijder doğruladı. Mourinho şu an için en büyük hayali olan ŞL'ne uzanmasını engelleyebilecek bir iş yaptı belki de, kimbilir. Transferlerde rol oynamasından ötürü Galatasaray taraftarının -iktidar algısına hayranlık dışında- sempatisini kazandı, gayet doğal ve anlaşılır. Şu da unutulmamalı ama bu oyuncular Galatasaray'a yarardan çok zarar da getirebilir -Elano vb.- ekonomik veya başka yönlerden. Daha bize başarı getirmediler. (Mourinho'ya bunun için övgü beslemeyi daha sonraya bırakmalıyız değerlendirme açısından) Ancak gerçekten, tarafsız bir şekilde dışarıdan bakıldığında, bir Avrupalı gazeteci gözüyle emsalen muhteşem bir tablo var ortada. Maçın başlama vuruşu yapılacak. Bir tarafta Mourinho, diğer tarafta Terim. Sneijder ve Drogba bir tarafta, diğerinde Mesut Özil ve C. Ronaldo. Müthiş. Ama biz tarafız, bizde olan ile olmayanı ayrı değerlendiririz, bazen bu uğurda hata da yaparız, subjektivizmin bokunu çıkarır, yaftalanırız, Bülent Korkmaz'ı severiz, başkası nefret eder ama bizi biz yapan da olduğumuz taraftır. Bundan vazgeçmeyiz asla, o gözle bakarız meseleye, o gözden bakarız. Bir başka hikaye Cüneyt Çakır. Acaba Madrid maçını seyrederken Nani'yi atmasaydım diye geçer mi içinden, bir anlığına da dahi olsa? Apayrı bir hikaye daha; ŞL Çeyrek Finali'ne kalan takımlar arasında oynayıp üstünlük kurabildiğimiz tek takım R. Madrid, enteresan değil mi! 3 resmi maçta 2 galibiyet, bir Süper Kupa. (Almanya'da da 3-2 yenilmiştik)

Ve son 2-1 kaybettiğimiz hazırlık maçı, 2011 Ağustos. Mourinho'nun kadroya dair ne kadar istikrarlı olduğunun göstergesi tamamen. İlk 11; Adan, Sergio Ramos, Pepe, Varane, Marcelo, Xabi Alonso, Coentrao, Callejon, Kaka, Di Maria, Higuain şeklinde. Yediğimiz iki golden biri duran top, Ramos'un kafası ve diğeri savunma arkasına sarkan Benzema. Asistler Xabi Alonso'dan.

Son
Turun ağır favorisi R. Madrid, keza benim nazarımda turnuvanın da. Bunun için konsantrasyonları yoğun, 10 yıldan fazla süredir kazanamadılar. 4-3-1-2 veya 4-4-2 bir süre sonra anlamını yitirecek.  Topu onlara vermek, biraz 2010 Inter, az Kadıköy'deki 0-0 bitiren biz, az biraz Schalke 04 maçının ilk yarısından esintilerle gene de kafa tutabiliriz. İki maçta da gol atabiliriz. En azından şansımızı ikinci maça taşıyalım.

Göriim benim takımımı...

17 Mart 2013


A. Eren Loğoğlu

5 yorum:

Adsız dedi ki...

Oldukça doyurucu bir yazı olmuş, eline sağlık. Twitter cikti mertlik bozuldu, bu yazının daha fazla değer görmesi gerekirdi, ben bile yeni okuyabildim.

Teşekkürler

Umit

Ismail Ozdemir dedi ki...

Hikaye tadında olsa da realiteden uzaklaşmamış oldukça iyi tespitler.

Ιωσήφ dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
yesman dedi ki...

eline sağlık, duran toplar konusunda hemfikirim, bu kadar iyi duran top kullanan madrid'in, aynı zamanda savunurken kötü olması ilginç. ronaldo hangi kanada geçerse, hamit de o kanada geçmeli. khedira tarzı adamlar hep başımıza bela oldu bizim, bize ters gelebilir.

Adsız dedi ki...

valla bu yazı araya -güme gitti.9.dakkadaki ebue hatası..ayrıca her daim 4 ayak üstüne düşmüş bir td nin bahsettiğiniz kadar iyi olduğunu düşünmüyorum...riskli maçları hiç bir zaman iyi oynatamamıştır.ve onları hep kaybetmiştir.kazandıkları şanstır...rakibin hatalarıdır...galatasaray bile bu takımı yenebilirdi.morinyo mantığıyla yaklaşsaydı maça.yani garantici yani korkakça!!!