12 Haziran 2014

Ne dediler, Ne demek istediler?


Giriş-gelişme-sonuç yok. İmla-anlatım bozukluğu arama-konu bütünlüğü yok. Ne dediler ama aslında ne demek istediler açılımı. Okuyun işte, beğendiyseniz başlangıcı.

Küfürler tek tek not alınmış. “Bizim için Fener’e de koy” dahi küfürden sayılmış. Hangi dünyada yaşadıklarını sanıyorlar bilmiyorum. Alice Harikalar Diyarı değil Türkiye burası. Küfür konusu baştan sona herhangi bir kurum kuruluş kulüp ayırmaksızın yaşanan bir durum. Işıl Alben’e maç boyu edilen küfürler çok uzak değil. Küfür sokağın, mahallenin, bakkalın, şoförün, ülkenin bir gerçeği. Olmasın elbette de, buradan yol yapıp spor böyle olamaz demek de en son FB yönetimine düşer. Aldıkları seyircisiz oynama cezalarına baksınlar önce.

Spor nasıl olmalı diyorlar. Herkes bundan sorumluymuş muş? Bunu diyenler şikeden hüküm giymiş. Fenerbahçe yönetimine geldiklerinden beri nefret 100 kat artmış insanlarda. Tesadüf değil ektikleri tohumlardan. 18 kez bip yaptırdık, şikeye anons yok dopinge var diyor. GS’nin sahası iki maç seyircisiz kapatılmış daha yeni, üç anonstan. Derdi şu, olay büyüsün ve şike tezahüratları tedavülden kalksın istiyor. Hafızamızı sileceğini, ağızlarımızı susturabileceğini zannediyor. Açıp Barcelona tarihini okusa, Katalanca nasıl yasaklandıkça Camp Nou’da haykırıldığını öğrenirdi. Tribünler insanların özgür biçimde –küfür hakaret içermeden elbette- içinden geçenleri söyleyebildikleri ender yerlerden biridir. Bir aradadırlar, kol kola, yan yana. Güç alırlar birbirlerinden. Gezi’de de bunu gördük. Yayıncı kuruluş sesi kısabileceğini sandı. Sadece sandı, o ses dilden dile kulaktan kulağa yayıldı. Devrimin televizyona ihtiyacı olmaz. Hatta bir spor kulübünün Ali İsmail Korkmaz ismini olayın ekseninden çıkarıp kendi kurtuluşu adına sofrasına meze yaptığına bile şahit olduk. Ali İsmail’in adının haykırılması ve gökyüzüne uzanması ne kadar güzelse Fenerbahçe’nin yıkılmaz olduğunun vurgusunun sona eklemlenmesi bir o kadar çirkindi. Ali İsmail, A. Yıldırım’ın yönettiği kulübün taraftarı değildi, Ali İsmail Fenerliydi. Uğruna öldüğü davanın şike ve teşvik ile uzaktan yakından ilgisi yoktu. Neyse bu bahsi geçelim. Dönelim basın toplantısına. Diyor ki 16.000 taraftar vardı Abdi İpekçi’de. 4000 bin bilet fazla satılmış. Şimdi sorun şu: Galatasaray Basketbolu sponsorlar yoluyla belirli bir yatırım yaptıktan ve söz sahibi olduktan sonra son dört senede üç kez finale çıktı ligde. Euroleague’de FB’nin üstüne çıktı başarı olarak. Çeyrek finale. Geçmişte Zeytinburnu’nda oynasa da iyi bir takımınız olmadan sizi arkadan itecek, hakemlere ve rakibe baskı hissettirecek bir tribünün varlığı yeterli gelmiyor. Abdi İpekçi atmosferinin şimdiki başarılarda payı var ve A. Yıldırım böyle bir avantajdan rahatsızlık duyuyor. Rekabet kurulu gibi müdahale etmek istiyor, kontrolünde olmayan bir mesele var çünkü ortada ve onların başarı/başarısızlık grafiğini etkiliyor. Nereden biliyorlar bunları peki? Yıllarca Abdi İpekçi’de hegemonya kurmalarından. Ön sıra düzeniyle en bilinçli grupları oraya oturtarak galiz hakaret küfürlerle serilere nasıl etki ettiklerini biliyorlar çünkü. Daha da ileri gidip sahaya girdiler oyuncu antrenör dövdüler. Aklın alamayacağı bir ortam yarattılar spor salonlarında. Herkesin gözündeki korku hala hafızalarda taze. Koridora yüzlerce kişiyle girmeye çalıştılar. Linç edeceklerdi, birilerini öldüreceklerdi neredeyse. Çünkü yıllar sonra şampiyonluğu kaybetmişlerdi ve ilk kez bir de. Hani üst üste olsa neler yaşanırdı hayal etmek zor. Elbette aklımıza Şükrü Saraçoğlu’nda kaybedilen ve stadın yakıldığı görüntüler geliyor hemen. En ağırları gene aynı yöneticilerin döneminde yapıldı. İnsanların bünyelerine zerk ettikleri öfke psikolojisiyle. İşte bu sistemi onlar kullandı. Onlar başarılı oldu. Buna benzer bir yapı görünce karşılarında aynı silahla vurulunca ya da anladılar aslında böyle kaybetmenin nasıl bir duygu olduğunu. Modern salonu vurgusu bu yüzden. Biz değiştik, tribünleri temizledik mesajı var alt metinde. Ultraslan başkanı Veysel Giley akreditasyonsuz nasıl dolaşır sahada diyor. 4-0 kazanıp daha şampiyon olmadan şampiyonluk kutlamaları yapıp hindi gezdirenleri unuttunuz mu? Bunlar yanlış elbette ama sen yapıyorsan, başkasına da neden yapıyorsun deme hakkın elinden alınır vicdanlarda. Devlet çözsün diye ekliyorlar. Savcılar göreve. Hani şu onları şikeden hapse gönderenler. Obradovic’e geçiyor bir anda. Hem FB hem Milli Takım çalıştıramaz şerhi koymuşlar. Tanjevic çalıştırmadı mı? İşimize gelmedi, vermek istemedik desene şuna. Neymiş Ergin Ataman MT antrenörüymüş, bütün oyuncuları kucaklaması gerekirmiş, onların yüzüne nasıl bakacakmış. Ataman ne yaptı Allah aşkına? Oyuncular birbirine girdi, araya dalıp ayırmak istedi. Maçtan sonra yumruk şov yaptı, hırsını ortaya koydu. Şampiyon olacağız dedi. Hakem masasına gitti, konuştu. En ufak hakaret küfür yönetmelik dışı iş yok. Antipatik gelebilir sevimsiz durabilir, bunlar bambaşka şeyler. Fenerin zamanında yaptığı gibi yumruklamak yok, kavga yok, dövme yok. Hatta ilk iki maç Ülker Sports Arena’da kışkırtmalara karşın hiç gerilime kaptırmadı da kendini. Diyor ki A. Yıldırım Milli Takıma oyuncu göndermeyiz. Gönderme! Bence Ataman da Fener’den oyuncu çağırmasın o zaman. Win-win. Atatürk’ün takımı olmakla övünen Fenerbahçe’nin Türk Ulusal Takımına sporcu göndermesi pazarlık konusu mu, şantaj malzemesi mi? Ülke sporuna katkıyı değil salt Fenerbahçe menfaati düşünen bir zihniyetin bakış açısı işte. Ataman oyuncuların yüzüne bakar, siz merak etmeyin, yeter ki sporcuları kontratlarla vs tehdit etmeyin. Spor yaşantınızı bitiririz demeyin. Caner’e yaptığınız gibi, bak Tuncay gibi olursun diye telkinlerde bulunmayın. (Bakınız Arda Turan) FB yöneticileri milli takımı sabote edebileceklerini ima etmedi mi bu açıklamalarıyla şimdi? Bu mu vatanseverlik, milliyetçilik? Bunun yaptırımı yok mu? Şikenin oldu mu ki dediğinizi duyar gibiyim, ülke yaptığı yanına kar kalanların ülkesi. Hakemler miadını doldurdu diyor. FB üç senedir şampiyon olamıyor ya hakemler miadını doldurdu tabii. Yenileri lazım. Genç olanlar. Yıllarca FB şampiyon olurken sahada olan hakemlerden bahsediyoruz. Sonra loca konusuna giriyor. Ben istemedim locada oturmalarını diye de ekliyor. En ufak küfür yokmuş Ataşehir’de. Maça gidenler bilir. Var. Sadece daha konforlu bir salon. Locaya da küfür var önünde oturanlardan. Oturup tek tek saymayacağız her yerde oluyor. Kimisinde iki anonsta kalır kimisinde üç anons ve soyunma odasına gidişte. Protokol krizinden dem vuruyor. Ortamı geren, kapıları tekmeleyen, cezalı olduğu alanlara girmeye çalışan, giren bir ekip bu. Biz de onlar gibi yapabiliriz ama locada ağırladık diyor. E geçmişte yaptın, onlara mı sayalım. TKBL finalinde rakip yöneticileri bench arkasında oturtan sen değil misin? TBF yetkililerini haşlayan, fırçalayan, hakaret eden, 1 metre mesafedeki taraftarına yem yapan sen değil misin? Tribünden birilerini çağırıp milli takım oyuncusu Işıl Alben’e küfrettiren değil misin sen? Sen değil misin oturduğu locadan anonsör Özben’e her türlü direktifi verecek kadar kontrol delisi? Biz de yapabiliriz, onların bize yaptıklarını ne demek ayrıca. Tamam böyle şampiyon oldun biliyoruz, bu bir itirafname, onu da anladık da ne demek bu yani. Ya yaparsın ya yapmazsın. Sonra nasibini alma sırası basına geliyor. İsmet Badem’i kastederek Lig TV’de yorum yapıyor diyor. Birilerinin oğlu GS’de çalışabilir, Burçin’i kast ediyor. İsmet abinin Fenerli olduğu söylenir durur. Çok da mühim değil. İnsanların ekmeğiyle oynadığını biliyoruz, Erman Toroğlu’ndan veya başka başka işinden olanlardan. Beğenmediğin bir söylem olduğunda yöntem bu mu yani? Şampiyonluğu önleyemezler, gereceğini yapacağım diyor sonra. Koç musun oyuncu mu? Kadroyu kurdun, izliyorsun. Bitti. Daha öte nasıl gereğini yapıyorsun? Gereği ne? Her şey kontrol altında diyen Recep Ankaralı’ya tekrar telefondan ulaşmak mı? Ataman maçtan önce basın mensuplarına telefon ediyormuş. Bu bir iddia. Oyuna müdahil olmayan medyadan biriyle konuşmayı maçı yöneten hakemle konuşmanın önüne alan nedir? Elma ile armutu karşılaştırmayı dahi beceremiyorlar. Diyor ki basın doğru yazmazsa aksi halde yarın tribünler karışır. Ataşehir’de olaylar olacak  ve bunun sorumluluğunu yıllarca kullandığım sizlerin üzerine atacağım demenin eş anlamlısı. Kurduğu baskının ulaştığı boyutların ifadesi bu biraz. Türkiye’ye şikeyi sokan Galatasaray’dır diyor sonra kontrolünü yitirmiş zat. Ben sonradan yaptım demenin bir başka şekli. 6-0’lar 8-0’lar diyerek de gönderme yapıyor aklınca. Beşiktaş’ın Ankaragücü’ne o sene kaç gol attığını, averajın nasıl önemsizleştiğini bilmez. Sorsan kulaktan dolma bilgiler. Kendisi bunu söylerken, şikeden mahkum olmuş, UEFA ve CAS da suçlu bulmuştur yaptığı incelemeler sonucu. Şike davasında aklanacağız demeyi de ihmal etmiyor. Zan altında kalınca paralel dışarı bırakınca adına adalet derler. Vicdan en büyük yargılayıcıdır ve A. Yıldırım burada yargılanmıştır çoktan. Ha bir de şikeyi öğretenler bize bağıramazlar ifadesi var. Bağıracaklar, bağıracaklar, bağıracaklar. Şikeyi öğretmediler ama. Bil. Bilmesen de olur.

Uslu’nun sırası geliyor ardından. TKBL finalindeki makas alma eylemini hatırlatıyor. Aynı salon, dolu taşmış tribünler vurgusu var. 6222’ye göre ihbar ettim hepsini diyor. Bir de Avrupalılar ya Galatasaray Lisesi’ni kastederek bizim el hareketlerini modernleştirmişler diye espri yapıyor. Ataşehir’de hak mahrumiyeti olduğu halde benchin arkasında oturup sportmenlik dışı faulü nasıl istediğini sorgulamıyor. Hak hukuk tanımadan, çiğneyerek, birtakım güçlerin –hükümet- etkisiyle infazı bile gerçekleşmeyen insanlar bunlar.

Taraftar görüntüleri dönerken, orta parmak yapıyorlar, hoş değil ve maça etki etme adına ayakta bağırıp çağırıyorlar. Dünyanın her yerinde olan, baskı amacı güden ve fiziki müdahale olmadığı sürece doğal görülen hatta güzellikler diye dilencilik yapılan bir ortam aslında. Ki bunlar Ataşehir’de, Kadıköy’de de oluyor. Daha ötesinin, koridorlardaki yumrukların, kaş açılmalarının, ses bombalarının, ısınmaya çıkamayan hakemlerin, tartaklanan sporcuların, 50 bin kişi sahaya iner yorumlarının konuşulması lazım. Bir sınır var tribünde. Bunun ötesi terör artık. Ve A. Yıldırım her seferinde bu sınırı geçti geçmişte. Yeri geldi Galatasaray’ı da kendine uydurdu. Sulu maç, 2007. Bir isyan hareketiydi, dışa vurumuydu onca senenin. Doğru muydu asla, ama oraya giden insanların içine atıp biriktirdiklerin fışkırmasıydı su şişelerinden. 10 numara Metin Oktay rahatsız olmuştur diyor. Merdivenler diye de ekliyor. R’leri söyleyemiyor biliyoruz, bununla dalga geçilmez. Özellikle Engin Ataman demesi de, Ergin sözcüğünü çok kullanmaktan kaçınma adına. Kendisine yakışır şekilde merdivenler kaybolmuş, bir yere girdiği belli diyerek bel altı vuruyor güya. Cinsel çağrışım hedefliyor terbiyesiz. Dünyanın her yerinde Fenerbahçe’nin adını şikeyle yan yana yazan adamın ağzından çıkıyor Metin Oktay. İroni bile olamaz. Gülünç. Kulüp efsanesi olarak kabul görmüş Alex’i bacak bacak üstüne attı elinde tivit diye kovan adamın sözleri bunlar. Anlayın samimiyetsizliği.

Devam edelim. Videolar dönmeye başlıyor. Sertlik varmış 3-4. maçlarda. 1-2. maçtaki sertlikler silinivermiş belleklerden. GS’de Arroyo, Bonsu, Ender ve Furkan sakatlanmıştı darbelerden birçoğu. Playoffta sertlik olur. Buna dair kimse veryansın etmedi Galatasaray’dan, hatta koç Ataman ürkek, korkak ve çekingendik diyerek öz eleştiri bile yapmıştı cesurca. Faul problemine giren uzunlarından ötürü hakemlere sallıyor sonra. Tek tek isimlerini söylüyor, seceresini döküyor. Bu hakemler en az iki maç daha yönetecek final serisinde, düşünün altına girdikleri taşın ağırlığını. Fatih Söylemezoğlu’na karşı husumet oluşmuş artık, açıkça beyan ediyor, hiç çekinmeden. En sert ifadelerle. Dört yabancıya çalınan teknik faul olayında hakemler neden atıştan önce uyarmadılar diyor, kural kitabını okuyor. Çünkü iki faul arasında itiraz oldu ve tespit edildi. Atış yapılmıştı. Hatayı yapan teknik heyete bir şey demiyor. Teknik faul tanımlarken bench ayağa kalkarsa çalınır falan diyerek hakemlik mesleğine de el atıyor. Aslında burada haklı Fener benchi pek oturmadı son maç yerine. Öyle bir tiyatro ki sergiledikleri karşılarında oturan medyadan birileri gelsin dediklerini teyit etsin istiyorlar. Çok garip, bizim pek anlayamayacağımız bir ruh hali. Doğru mu Samet vakası 2 işte. Orada Samet orta yolcu olamamış ve ekmek kapısını artık aile parçası olduğu Brezilyalı Alex’ten tarafa seçmişti. Ataman ile telefonda konuşmaktan basın toplantımıza gelememiş medya mensupları demeyi de unutmuyorlar. Üstüne bir de tehdit. Bundan sonra her şey değişecek. Bunu da bilin diye ekliyor yüzlerine karşı oradakilerin. Yani eski düzene dönüyoruz. Sizi her saniye dakika kontrol altında tuttuğumuz, Passat’lı günlere. Aklanacaklar ya yakında. Öldürmeyen darbe güçlendirir hikayesi işte. Obradovic’e üç teknik faul çalındı, biri benche çalındı, çalamazlar. Kağıtta düzeltme yapmışlar diyor. Bunlar bence en masum itirazlar. Gayet doğal ama söyleyenlerin zihniyetini düşününce değerini yitiriyor tamamen. Ender’in pozisyonu gösteriliyor. Normal bir faul, Sinan Güler hemen yanda duruyor. Sert müdahale yok, kolundan tutup çekme yok, potaya çok yakın. Israrla kasti faul istiyorlar. İsterler. İnsanoğlu ister. Cenk Akyol’un sözlü tacizleri diyor sonra. Ömer’in, Emir’in söyledikleri taciz değil itiraz, ufak bir kelime oyunuyla. Cenk ve hakemi takip ediyorlar. Oynat Uğurcum sahnesine döndü her şey. El ele parka gittiler diyor hakemle. Sporla uzak yakın ilgisi olmayan kişiliksiz ifadeler. 2009’a zıplıyorlar gene, o kadar içlerine oturmuş ki kaybedilen tek bi’ şampiyonluk oysa aradaki beş senede. Ama nasıl olur işte diye geçiyor kafalarından, düzenimizi kurmuşuz, en iyi kadro bizde, en çok parayı biz harcadık, TBF ile aramız iyi, nasıl olur diye geçiyor kafalarından. Sporun saha içi bir rekabet olduğunu çoktan bilinç altına yollamışlar ve oradan hiç çıkası gelmiyor bunun. Söylemezoğlu şunları şunları yaptı ve beşinci maçta şampiyonluğumuzu çaldı diyor. Fatih Arslanoğlu’nu kimse sevmez diyor sonra. Murat Biricik bizim maçlara gelmesin diye belirttik diyor. Diyor da diyor ama bitmiyor tehditler. Emin Moğulkoç ve Zafer Yılmaz’ı uyarıyorum şeklinde giriyor söze. (Recep Ankaralı geçmiyor hiç) Moğulkoç ısrarla Preldzic-Kleiza’yı diskalifiye etmek istiyormuş, inanırsan. Normal bir yönetimle Emir birkaç teknik faul alırdı, almadı. Turgay Demirel FIBA’ya gitsin, bıraksın burayı diyor. Yeni başkan gelsin, tarafsız olsun diye ekliyor. Kimse at koşturamayacakmış. Bizim düzenimizi bize satamazsınız, biz bu yollardan geçtik, bu duble yolları biz yaptık diyorlar esasında. Hani Galatasaray’ın niyeti yok da, biz gene de bunları diyelim, geride dursunlar duruşu. Voleybola da müdahale edeceğiz diyor sonra. Yani son iki-üç sezonda biz şikeyle uğraşırken elimizden kayar gibi oldu bazı branşların yönetimi demeye getiriyor. Müdahale etmek. Bir spor kulübü başkanı bir branşa nasıl müdahale ediyor? Biliyoruz, biliyoruz. Fenerbahçe’nin A. Yıldırım döneminde kazandığı hiçbir kupa meşru değil, dostlar kusura bakmasın. Kendisi beyan ediyor bunu. Neyse takılmayalım buraya. Nur Germen’e takılıyor aniden. Maç sonu yorumlarında olaylara değinmemiş. GS’liymiş de taraflıymış. Herkes Fenerli olacak ya da Fenerli değilse bu sektörde yaşamak için Fener lehine konuşacak. Mantıkları bu. Ve hakikaten sistem de böyle işliyor. Bunlarla iyi geçinmezsen bir yere gelmeni de engellemeye çalışıyorlar karşılarına çıktıklarında. Yahu yaşananları tasvip etmek mümkün değil, zaten iki maç seyircisiz cezası verilmiş ama olayları öyle bir algıyla gösterme çabası var ki izlemesek, orada olmasak oyuncuların can güvenliği tehlikedeydi, fiziki saldırı oldu, maç oynanamadı, tribün sahaya indi, bombalar atıldı, yaralananlar oldu, ortalık karıştı, düzen bozuldu zannedersin. Tipik bir derbi gerginliğinin ötesinde herhangi bir şey olmadı. Küfür vardı, baskı vardı, yoğunluk vardı, atmosfer vardı, sahaya sürekli yabancı madde atıldı ve her seferinde hakemler oyunu durdurdu zaten. Oyuncular arası gerginlik vardı, ki normal, final serisi, 4. Maç. Maçlardan sonra birlikte doping kontrolü odasında bekleyen insanları anlatıyoruz. Kadıköy’de yaşananları, geçmişte Fener’in Abdi İpekçi’de yaptıklarını hatırlayınca filin yanında karınca büyüklüğünde olaylar. Ama toplum dizaynı böyle bir şey. Skorbord ile başlayan, Rezalet başlıklarıyla süslenen bir manipülasyon bu. Bilmeyen yer yerinden oynadı sanır Zeytinburnu’nda. Oynamadı. Takım otobüsüne bira şişesi atılan Galatasaray’dı mesela, ilk maçtan önce.  İkinci maçtan sonra “Cimbom’a böyle…” tezahüratını yapan Fenerli idarecilerdi, yumruklarıyla söylemleri destekleyen bir tavırla. Koyduk mu hareketi ile Ergin Hoca’nın yumruklarını havaya kaldırmasının arasında en ufak bir sevinç benzerliği de yok. Ama yazmazlar, görmezler, duymazlar. Bilmezler de. Oysa orada otururlar, gözlerinin önünde, kulaklarının yanında. Oynamaz kalemleri. Haber servis etsin diye ararlar üç gün sonra GS, FB her yerden idarecileri. Öyle de yüzleri yoktur. Görünce o yüzden tanımazsınız hiçbiri. Belki de gerçekten her biri sadece spor için konuşmak ister ama bu düzen onlara izin vermez, onlar da bu düzenden rahatsız olsa bile seslerini yükseltmezler. Yani sorumlulukları vardır bu tabloda. Bakıyorsun TBF’ye tarihinin en ağır kararlarından birini alıyor 6. Maç için. Bildiğin sıkıyönetim ilan etmiş. Olağanüstü hal. 5000 bilet kotası nedir mesela? Daha önce uygulanmış mıdır? Fenerbahçe Ülker de seyircisiz cezası aldı, çocukların yanında kadın şartı istendi mi mesela? Bu sene Pınar Karşıyaka gene aynı şekilde. Oyun oynanırken kurallar nasıl değişiyor? Kurallar Galatasaray’a farklı mı? Üstelik bu bir final serisi. Emekler sadece maksimum üç maçlık bir periyota sıkışmışken. Tabii TFF’den-Demirören'den, büyük ağabeyden öğreniyorlar bunları. Bir gecede madde değiştirenlerden.

Lafa giriyor Uslu tekrar. 2-0’dan 4-2 olan seride, dopingli seride diye vurguluyor bir de. Sonra akreditasyon vurgusu yapıp bizim CEO da sahaya girsin diyor. Lutfi Arıboğan’a mesajı. Çocukça. Ne oluyor ismiyle hitap etmeyince. Küçülüp büyür mü insan mesleki statüleriyle? Yakışıksız değil bu, başka bir şey. Ve her seferinde onlardan geliyor bize. Onlardan diyorum aslında kast ettiğim yönetenler ve onların yalanlarına inananlar.

Lig TV tarafsız olmalı. Para verdim, maç yayınlıyorum diyemez. Federasyonla aralarındaki para ilişkisi. Herkes birbirine bir yerden bağlı. Yine bir ekonomik çıkarsama. Güç parada. Para da bende. Siz bana bağlısınız demek.
        
Bir kez daha Ergin Ataman’a dönüyorlar. 2. Maç Galatasaray lehineymiş hakemler. Öyle dediler. Üçüncü maç sonu MT antrenörüne yakışmayan tavırlar sergilenmiş. Tanjevic’i hiç böyle gördünüz mü diye de ekliyor. Hani daha önce aklına gelmeyen hem MT hem FB’yi aynı anda çalıştıran adam. Ama izin vermezler. İşlerine gelince verirler, gelmeyince vermezler, mesele milli takım duygular falan değil mesele kurdukları düzen. Gördük ayrıca Tanjevic’i. Teknik faul alırken de gördük, hakeme itiraz ederken de, pota altına kadar gidip oyuna müdahale ederken de. Evet, milli takım antrenörüydü o sıra. Ahlaklı olmayan milli takım antrenörlüğüne layık olamazmış. Hadi ya! Fenerbahçe’nin onay vermediği istemediği kişiler antrenörlükte bir yere kadar gelebilir, daha ötesini göremez diyor. Nasıl? Bir spor adamı kadrosunu kuracak, takımını iyi yönetecek ama onun zirveye çıkmasını Fenerbahçe bir şekilde engelleyecek öyle mi? Hangi yöntemlerle? Yaşatmayız onu diyor. Uzun sürmez, orada kalamaz. TBF Başkanı değil bunu söyleyen. Şikeden hüküm giymiş kulüp başkanı. En mafyadan daha mafya laflar. Beri bile gelmeyecek türden. Fenerbahçe camiası onun orada durmasına izin vermez diyor. Bundan önceki tüm federasyonlarda, hatta tüm branşlardaki nasıl bir örgüt kurduğunun ve yakaladığı her başarıda buna olan payını biçiyor esasında.  Ataman Galatasaraylı olabilir ama FB havlusunu tekmeleyemez üzerinden bir de demogoji. En fanatik taraftardan daha fanatik bir histeriyle konuşuyor, evet kulüp başkanı bu adam. Ülkenin başbakanı farksız mı ki dediğinizi duyar gibiyim. Turgay Demirel’i en zor seçiminde destekledim, biz olmasak buralara gelemezdi diye de ekliyor. Onun unutulmaya yüz tutmuş, yıllar öncesinde kalmış Galatasaraylılığından dem vuruyor hemen. Kulüpler değil tarafsızlık ve ahlak diyerek. Ataman ellerinden şampiyonluk aldı ya, onun hezeyanı. Hesabını sorarız, gerekeni yaparız. Gerekirse milli takıma oyuncu göndermeyiz. Bir de yalandan ses kaydı var hakemle Ataman arasında “Sen merak etme diskalifiye ettik Obradovic’i” argümanı ekle oraya, mis. Burada iki maçı kazanır şampiyon oluruz diyor sonra. Ev sahibi avantajına vurgu var. Artık neler yapacaksa orada! Güçleri yetmiyor skorborda yazıyorlar, biz İstanbul’un bütün sokaklarına yazarız diyor. Komik yahu. Slogan mı yarıştırıyoruz. Biz onların seviyesine inmeyiz denir böyle bir durumda, hayır daha da altına ineriz gerekirse diyor. Ayıplayan yok camiasından. Hep şak şak tam şak şak. Galatasaray batıya açılan pencere diye ayrıcalık görüyordu, onu kaybettiler, 16 senedir hep yeniyorlarmış, hazımsızlık bundan diyor. Yersen. Daha bir ay önce kadın baskette iki kupa kaybetmiş. Hep algıya oynuyor, Fenerium kisvesi altında taraftarına. Sportif olarak öndelermiş –GS basket ve futbolda çeyrek final yaptı son iki senede kadınlarda Euroleague’i aldı- tribünde kalitelilermiş –yani konforlu demek istiyor herhalde NBAvari bir salonda oynuyoruz izliyoruz siz de bir an evvel oradan çıkıp rekabet koşulları dengelensin minvali- Biz saygılı davranacağız derken ama skorborda bir şey yazarsak da geçmiş olsun yazacağız diyor. Yani bir sürpriz hazırlığı var, doğal olarak.

Sonlara doğru bir kere daha Uslu alıyor sözü. FB 200 milli sporcunun 120’sini veriyormuş. Yani diyor ki kurallar bize daha esnek olmalı, diğerlerinden bir farkımız olduğu hissettirilmeli falan filan. Tam karşılığı bu. Hani biz çok sporcu gönderip sizin koltuğunuzda oturmanızı sağlıyoruz, siz de bize aynısını yapacaksınız, gül gibi geçinip gideceğiz özetle. Ülke sporuymuş, genç çocukların gelişimiymiş, Anadolu’ya basketbolun yayılmasıymış, milli takımmış hikaye. Geç onu. Hep Fener kazanacak. Güm güm güm Hababam’ın Trabzon’a yenildiğinde başını öne eğip Mahmut Hocasına dönen Fenerbahçe’si değil bunlarınki. Hep kazanacak, kaybederse o kaybettiklerinin kökü kazınacak. Felsefeye evrilmiş zamanla. Spor bakanı dahil hatta başbakan bunlara müdahale etsin diyor. TBF sahayı verdim yönetmiyorum diyemez diye de ekliyor. Canı yandı, mutlaka. Biz örgüt yaratmıştık itirafı geliyor tekrar. 10 sene önce, idareciler, hakemler diyor, yetiştirdik. Demek ki yeniden yapmamız gerekecek diye belirtiyor. Şike belasından kurtulursak tutmayın küçük enişteyi hali. Bazı basketbol yazarları gelmemiş, teessüf ediyormuş onlara. Patronlarına selam olsun, Ataman göndermemiştir şeklinde bitiriyor. 3-5 kuruş kazanan insanların işverenine açıkça kapıyı göstermesi telkininde bulunuyor. El insaf, yeter.

Yıldırım skorborda yazı yazmışlar, yazanı kovmuşlar, böyle basit konulara girmem, GS’nin sorumluluğu ben bilmem diye sonlandırıyor toplantıyı. Alkışlar gırla. Kim alkışladı bilinmez, günahı boynuna.   

Yolu yok. Onurlu insanlar bu adamlarla mücadele edecek, bunları temizleyecek ülke sporundan. Başka yolu yok. Geçiştirerek, konuşmayarak, bana dokunmayan yılan bin yaşasın oynayıp bu örgütün oluşmasına birçok kişi katkı sundu. Artık çıkarın sesinizi, daha yüksek. Sporda kaybetmek-kazanmak hep olacak, bir gün bu topraklarda öğrenilmesi umuduyla…