05 Aralık 2007

K Dergisi, Sayı 44, Bazı Notlar



K Dergisi, Sayı 44, Brautigan hakkında derleme

Kendi notlarımdan ;

Sıcaktan kavrulan, uyumaktan başka bir şey yapmaya gücü yokmuş gibi görünen yorgun topraklar, derin bir karanlıkla tükenmiş yaşamları sonsuza kadar hapsedecek mezarlar haline gelmek için bekliyorlar.

Dalları zayıflamış susuzluktan kurumuş yapraklarıyla toprağa bağlı ağaçlar sonun yakınlığını hissettikçe daha büyük bir nefretle salıyorlar köklerini bu ölümcül topraklara.

Kuşlar ötüşmekten yorulmuş, bir damla gölgeye aç, güçsüz kanatlarına son bir azimle rüzgar doldurmaya çalışıyorlar.

Herşey akıl almaz bir düzen içinde, algılanamayacak kadar karışık ve fark edilemeyecek kadar sade...
________________________________

Yalnızlığını şiirlerle kovmaya çalışan bir umutsuz...

Kaçmakla kurtunulur, en azından inanılan bu. Kimi başarır, kimi başaramaz. Yalnızlıktan kaçılmaz işte, kendini yanında götürdükçe yalnızlıktan kaçamazsın. Kaçtım diyorsan da büyük bir yalancısın.
________________________________

Ruhlarımız kör doğmadı ama dünya gözünü çıkartmak için elinden geleni yapıyor. Savrulmak yapraklara özel bir şey olmalı, insanın ruhu bu işin içine girmemeli.

Bir barmen, tezgahın benim oturmadığım diğer ucundaki, aslında orada hiçbir zaman olmamış hayali bir lekeyi nasıl bir şuursuzlukla siliyorsa, önümüze çıkan güzellikleri, yeni aşkların başlama fırsatını aynı şuursuzlukla es geçiyoruz. Ancak tüketilecek şeyler kadar yaratıcıyız hepimiz.
________________________________

Belki ben de herkes gibi ömrünün geri kalanını, geçmiş olan bölümünde yitirdiklerini arayarak geçirenlerdenim. Belki de tamamen onlardan biriyim. Kulağım artık var olmayan bir evin duvarına dayanmış gibi geçmişe dayalı. İçimde pişmanlıklar, sıkıntılı bir bitkinlik taşıyan yaz akşamüstlerinde daktiloya vurulan hüzünlü ünlem işaretleri gibi haykırıyorlar.

Bira şişemle oturduğumuz evimin verandasındayız şimdi, buradan hayat bir parça daha dingin gözüküyor gözüme, sevdiği adamla harika bir sevişme yaşamış, yorgun ve tatmin olmuş bedenini yatağa bırakmış, pencereden esen meltemi teninin her noktasında hisseden, ciğerlerine tütünün nefesini dolduran güzel ve aşık bir kadın gibi mutlu ve dingin gözüküyor şu an hayat. Boş şişelerin fazlalığından da böyle geliyor olabilir elbet. Düz bir çizgide ağzıma götürdüğüm biramdan bir fırt daha alıp, Rembrandt'ın bile böylesine düzgün ve güzel bir çizgi çizemeyeceğini düşünürken, karşımdaki sevişmeden yorgun düşen harikulade kadını izliyorum ve kanımda yeterince alkol var.

Her zaman gitmekle kalmak arasında bir yerlerdeydim.

Aradıklarım ya hiç yoktular ya da olamayacak şeyleri aradım. Bu belki hayatın suçuydu belki de ben onu yanlış anladım. Mükemmellik, normalliğin kristalleşmiş halinden öte bir şey değil.

Grenli, siyah beyaz eski bir fotoğrafın içine sıkışmış, renksizlikten şikayetçi, içi geçmiş, umutsuz bezginlerin hüzünleriyle dolu kalbim. Ruhları kemiren aşağılık bir umutsuzluk ve kırılganlıkla çürüyor her şey. Biraz içki ve biraz daha içkiyle dolduruyorum bedenimi. Benim gibi biraz fazla içiyorsanız sakallarınız birbirinden ayırt edilemeyen milyonlarca küçük nergisten oluşan zarif bir bahçe gibi lekeleniyor, gözlerinizde yorgun bir ihtiyar bakışı beliriyor ve içinizde yanan ateşler mum alevleri kadar korkaklaşıyor. Bekliyor, bekliyor, bekliyorsunuz, yazıyor ve yazıyor ve yazıyorsunuz...
________________________________________

Doğayla bütünleşmenin ancak içinde olunduğunda fark edilebilen serin okşayışlarıyla uyudum geceleri. Seslerin harmonisi kanserli hücreleri söküp attı ruhumdan.
________________________________________

Bunlar iyi zamanlarımızdı ve yine bir şey oldu. Sihir bozuldu. Bulduğum harika cennetten bile memnun kalmayacak hisler ve düşünceler üretmeyi becerdim yine. Sanırım oraya kalem ve kağıt götürmemeliydim. Yazmayı yanımda götürmemeliydim.

Ama olan bu, sonuç olarak buradayım. İçkiye ve yazmaya muhtacım, bana bahşedilen cennet bile olsa cehennemde yanmak zorundayım. Ben bir yazarım ve buna hazırım.

Ölene kadar acı çekip yazacağım, başka bir yolda yürüyecek değilim.

Satın alınacakların listesi yapılırken ya da tahsil planlaması, kitapların taslakları oluşturulurken ya da bir yönetmen ışık kararları verirken sanatlı ya da sanatsız içinde başrolünü oynamak istediğiniz bir hikaye yaratırken var ettiğiniz küçük kümelerin içinde daha da yalnızlaşırken, bir devletin herhangi bir kararının bir çoğunluk için iyiyken bir biçimde herhangi bir azınlık için kötü olmak zorunda olduğu gerçeğini görürken, sevgilinizin bir var bir yok olacağını, o hep kalsa da aşkın başıboş bir gezginden ibaret olduğunu hissederken, dünyayı kalemlerin ve kılıçların değiştirdiğini bilirken, ucuz bir merhemden öteye gidemeyen sevgiyi yalnızlığınızın üstüne umutsuzca sürerken, ölümden bir zerre bile korkmayıp, ölümünüze üzülecek kimsenin olmadığını anlarken hayat pek de uğrunda savaşılası bir yer gibi gelmiyor artık.

Birden kendinizi batmakta olan bir gemi gibi hissediyorsunuz.

15 Ağustos 2007

A. Eren Loğoğlu

Hiç yorum yok: